Defalarca sordum, "Ne yazıyorsun ya?" diye ama o cevap vermedi.
Ben yerimde oturduğum da o yazıyor, ben onun yanına gittiğim de defteri kapatıp duruyordu.
Bu canımı çok sıkıyordu.
En sonunda yerimde oturdum daha da hiç kalkmadım. Hazar ise toplam on beş dakika boyunca beş sayfa çevirip yazı yazdı. Merakım daha da artıyordu.
En sonunda defteri kilitleyip çekmeceye koydu ve yanıma geldi. Saçımı okşadı ve "seni herkesten çok seviyorum güzelim." dedi ve saçıma küçük buse kondurdu. "ben de seni çok seviyorum da ne oldu?" dedim ama o cevaplamadı.
"Mustafa bana yazdı ve diyor ki, 'Uludağ'a yakın bir yer var kafe, yarın oraya gidelim mi? Biz şuan önünden geçiyoruz.' gidelim mi?" Beş saniye donuk kaldım. Çünkü konuyu değiştirip duruyordu. "Güzelim orada mısın?" dedi. "Evet, gidelim." dediğim de hızlıca yerimden kalkıp odaya gittim ve direkt dolabı açtım. Kafe için uygun kombin yapmak istiyorum bunun için her kısımları arayacaktım.
Gözüme harika bir şişme mont çarptı, mor renginde. Kısaydı ama çok hoştu. O montu elime aldım ve odadaki sandalyenin baş kısmına koydum. Altıma bir şey arıyordum ama bulamıyordum.
En son çekmeceleri karıştırdım ve buldum. Mavi pantolon buldum, aşırı iyiydi. Şimdi sıra geldi içime bir şey bulmada...
Her yeri darmadağın ettim.
Bu dolapta birşey bulamadım bu yüzden diğer dolaba geçtim.
Dolabın kapağını açar açmaz gözüme harika bir crop tarzın da sweat çarptı, kalın. Aşırı derece de güzeldi. Rengarenkti.
Elimde aldım, inceledim. Boğazlıktı.
Acaba giyinsem mi? Diye şüphe ettim. Ve giyinmeye başladım.
Giyindim, aşırı güzel oldum.
Aldım elime telefonumu koydum çalışma masasına, büyük aynayı yatayken dik yaptım ve üzerine tabloyu astım. Oraya ise beş gözlük koydum ama benim değil Rüya'nın. Gözlüklerin arasına yani üst kısımlarına üç tane kağıttan olan süslemeleri koydum. Tablonun yan kısmına ve de yatağın üst tarafına süs yaprakları vardı onları karışık dizdim ve aralarına led ışık koydum. Daha sonra telefonu beş saniye ayarladım ve kameraya güldüm. Kamera ise fotoğrafımı çekti. Ve şöyle bir poz oldu :

Aşırı yakışmıştı bana.
Şimdi onları çıkarıp, pijama takımımı geri giyinecektim ve banyoya geçip yüzüme bakım kremi sürecektim.
Pijama takımım pembe, çok güzellerdi. "Dilan zil çalıyor!" diye bağırdı Hazar. "Sen aç ben kıyafet deniyorum." dediğim de "Tamam sevgilim" diye bağırdı.
"Ooo hoşgeldiniz" dedi Hazar. Kim geldi ki? "Hoşbulduk," ses Mustafa'ya aitti. Hızlıca pijama takımımı giydim ve lavaboya doğru yürüdüm. Aynanın karşısına geçtim, aldım elime kremi ve gözümün alt kısımlarına sürdüm ilk kremi. Şimdi ikinci kremi yani, bakım kremini şimdi sürecektim. Açtığım ilk kremi kapağını kapattım ve bakım kreminin kapağını açtım. Yüzüme dikkatlice sürdüm ve hazırdım.
Açtığım kremi kapattım ve aşağıya doğru yürüdüm, süslemeleri yerlerine yerleştirmeden.
"Dilan" dedi boynuma sarıldı Rüya. "Rüya'm"dedim iyice sarıldım. "Ne oldu ya sana" dedim ve Rüya ile el ele tutuşup mutfağa doğdu ilerledik. "Ya hiç sorma. Doktora gittik ilk doktor dedi ki 'Tansiyon hastasısın.' ya ama ben biliyorum zaten tansiyon hastalığımın olduğunu. Sonra kan ve idrar falan verdim. Artık idrar ne alakaysa. Doktor dedi ki 'kan değerlerin baya düşük.' ama biz biliyoruz zaten. Her neyse, tam çıkışa geldik otoparka yürümek için. Allah'ım, şimdi Mustafa'nın elinden eksik olmayan turuncu tesbihi sallayıp duruyordu. Güvenliğin önünden geçerken güvenlik görevlisi adam dedi ki 'siz ne olupta buraya geliyorsunuz.' ya bu onu ne ilgilendirir? Daha sonra Mustafa'nın elindeki tesbihe takıldı. Neymiş efendim tesbih ile hastaneye giremezmişiz. Ya hayır bu onu ne ilgilendirir! Neyse işte sonra Mustafa'yı bilirsin sen de her kavgaya giriyor onu ilgilendirmeyenlere bile. Heh işte güvenlikle on beş dakika boyunca kavga ettiler. Öyle işte. Ay çenem ağrıdı." o anlatırken ben yoruldum. "of ya baya şey yaşadınız. Ya neyse ben bir şey soracağım." dedim. "Sor canım" dedi.
"Hazar dedi ki 'Mustafa bana yazdı ve diyor ki, 'Uludağ'a yakın bir yer var kafe, yarın oraya gidelim mi? Biz şuan önünden geçiyoruz.' gidelim mi?' diye sordu bunu gerçekten Mustafa dedi mi?" diye fısıldadım. İlk bir kaç saniye Mustafa ile bakıştılar ve "E..evet doğru Mustafa dedi onu." demedi bence. "Mustafa!" diye bağırdı Rüya. "Yavrum söyle" dedi Mustafa, Rüya'ya öpücük gönderirken . "O kafenin adı neydi şu ahşap evler tarzı olan kafe." Mustafa ilk derin derin düşündü ve cevap verdi.
"Şeydi ya dur" daha da düşündü. "Anadolu Sarayı mıydı?" diye sordu Mustafa. "Aaa evet orası hatta ışıl ışıl olan yer." dedi Rüya.
"Heh işte oraya gidelim yarın" dedi Rüya bana.
"olur." dedim.
...
Çok uykum geldiği için yatağıma koştum ve sımsıcak yorganın içine girdim.
"Dilan sen neredesin? Kiminlesin ?" WhatsApp'a girer girmez abimin mesajlarını gördüm. Hemen ayarlara girip görüldüyü kapattım ve sohbeti ekran görüntüsü alıp Hazar'a attım. Hazar "👍🏻" bir dakika sonra "bir şey yazma" diye yazdı bana. "Tamam sevgilim. Ben yatıyorum iyi geceler." dedim. " birazdan yanına gelirim." dedi ve çevrimdışı oldu. Ben de çevrimdışı oldum.
...
Sabah vaktine kavhaltı ile uyandım daha doğrusu kahvaltı kokusu ile.
Elimi yüzümü yıkadım kalkar kalkmaz ve Hazar daha uyuduğu için yatağı toplamadım bile.
Merdivenlerden aşağı indim ve mutfağa gittim.
"Rüya yine döktürüyor!" diye bağırdım. "Şş uyanmasınlar" dedi Rüya gülerek. "Aman boşver Rüya, çok uyudular."
"Bu kahvaltıları gideceğimiz yere mi götüreceğiz?" diye sordum.
Başını onaylar anlamın da salladı ve "evet!" dedi bağırarak.
"Günaydın hanımlar" dedi Mustafa salona girerek. "Sana da günaydın" dedi Hazar mutfağa girip yanağımı öperken. Hazar'a baktığım da, "bu sefer gerçekten yatağı topladım sevgilim." dedi.
"Tamam ya" dedim gülerek.
Hazar ile bugünlere kadar geldiğime şaşırıyorum.
Hazar ile tekrardan kavuştuğuma hala inanamıyorum.
"Her şey hazır, siz de hazırlanın çıkalım." dedi Rüya. "Ben ve Mustafa zaten hazırız" diye ekledi.
"Tamam hazırlanıp geliyoruz." dedim elimi Hazar'a uzatarak. Elimi sımsıkı tuttu ve merdivenlerden çıkarak yukarıya ulaştık. "Ben lavaboya girip kıyafetimi giyeceğim ve daha sonra makyaj yapıp çıkacağım bu yüzden sen oda da giyin." dedim ve saçını kaşıyıp "Tamam güzelim" dedi.
Lavaboya girdim ve elimdeki kıyafetleri çamaşır makinesinin üzerine koydum.
Üstümü ne var ne yok hepsini bir hızla çıkardım, çıplak oldum ve bu bir dakika mı aldı.
Şimdi de kıyafetlerimi giyecektim. Kıyafetlerimi hızla giyindim. Montumu da en son giydim.
Makyaj için hafif allık azıcık da ruj sürdüm.
Olmazsa olmazımız rimeli ve eyelinerı unutmadım. Eyelinerı az çektim. Rimelin boldu.
Ten rengin de rujumu sürdüm.
Aşırı hoş gözüküyordum.
Lila rengin de tokamı elime alıp saçımı sıkı bir at kuyruğu yaptım ve hazırdım.
Parfüm sıkmayı da unutmadım.
Lavabodan odaya geçtim ve oda da Hazar yoktu sanırım giyinip aşağı inmişti bensiz.
Telefonumu elime alıp dışarı çıktım ve yanlarına ulaştım.
"Ooo bebeğime bak be!" diye bağırdı Rüya, "güzel kankam ya" dedi Mustafa ve "Gelecekte ki saygıdeğer eşim." dedi Hazar. Eşim... Saygıdeğer... Saygıdeğer eşim...
"Tamam fazla utanmayın beni ve çıkalım" dedim ve kapıdan dışarı çıktık. Kar kokusu kadar güzel bir şey yok bu hayatta... Kokuyu ciğerlerim sökülürcesine içime çektim burnumdan ve ağzımdan verdim.
"Bugün benim arabam ile gidiyoruz." dedi Mustafa. "İyi öyle olsun." dedi Hazar. Ve Mustafa güldü ve siyah arabaya binip çalıştırdı. "E hadi binin ama." dedi Mustafa. Biz de bindik. Hazar öne , ben ve Rüya arkaya. Hazar'ın arkasın da Rüya, Mustafa'nın arkasın da ben oturuyordum. Kahvaltı için yemekleri ise, Rüya ile bagaja yerleştirdik.
Tünelden geçtik dağın altındaki tünel. Öyle uzundu ki, gören diyecek İzmir'e mi geldiniz.
Tünel çıkışı karlar öyle bir yağmış ki... Gözümü bile açamadım.
Köprüye giriş yaptık, tüm Uludağ'ı görüyorduk.
"Camları açsanıza sıcak hava değil de soğuk hava gelsin." dedi Mustafa ve Rüya yanındaki camı açtı. Ben de açtım. Rüya'dan sonra açtım.
Açar açmaz güzel havayı içime çektim ve yavaş yavaş verdim nefesimi.
Ah, ahşap evler... Köy havası verdi... Duygulanmamak elde değil, duygulandım. Hazar ile küçüklüğümüz ahşap evlerde geçmişti...
"Bebeğim hatırladın mı burayı!" diye bağırdı Hazar. "Hatırlamaz olur muyum?" diye cevap verdim gülerek.
Gelmiş olmalıyız ki Mustafa arabayı park etmeye başladı.
"Tam da şurası" dedi boş olan bankı gösterirken. "Eee burası kafe değil ki?" diye sordu Hazar. "Hazarcığım, burası değil, ahşap evlerin ilerisi kafe ama biz yanımız da kahvaltılık getirdiğimiz için buradan bir şey yiyip içemeyiz. Bu yüzden Rüya'm ile akıl ettik ikimiz, içerideki adamla konuştuk dün ve bir boş masa da biz dördümüz oturacağız." dedi Mustafa. "Ha anladım, tamam." dedi Hazar. "Eee hadi gidelim." dedim herkes bana bakarken. "Hadi" dedi Mustafa öne geçerek.
"Hey durun!" diye bağırdı yanımdaki Rüya ve yürümeye başlayan Hazar ile Mustafa durup Rüya'ya baktı. "Ne oldu güzelim?" Mustafa Rüya'nın yanına geldi. Hazar ise benim yanıma. "Bagajı açmayacak mısın? İçeride yemekler kaldı." Rüya'ya hak verircesine başımı salladım.
Mustafa bagajı açtı ve Rüya ile Mustafa bagajdaki poşetleri aldılar ve Mustafa bagajı kilitleyip arabayı tekrardan kilitledi. "Mustafa, istersen bana ver poşetleri sen ve Hazar önden yürü." dedim ama Mustafa kabul etmedi. Bu sefer Hazar'ın, Rüya'dan poşetleri alması için kolunu cimcikledim. "Aah!" diye bağırdı Hazar. Dişlerimin arasından konuşarak sessizce "Rüya'dan poşetleri almayacak mısın sevgilim?" dedim ve Hazar poşetleri Rüya'dan isteyip, Rüya poşetleri Hazar'a verdi. Hazar'a bakıp güldüm, o ise cimciklediğim kolunu sıvazladı.
İşte şimdi hepimiz aynı anda yürümeye başladık.
Ahşap evlerin arka kapısının arkasındaki kapıdaydık. Ön kapısındaki masa yoktu.
Masayı bir güzel kurduk.
Kendimi çok kötü hissediyorum ve bu hissedişimi Hazar anlamış olmalı ki "Dilan arkaya geçelim mi? Bir şeyler konuşmak istiyorum seninle." dedi Mustafa ise "Gidin Gidin ama dikkat edin üç çocuklu falan gelmeyin de." ikimiz güldük. "Ya Mustafa!" dedi Rüya.
"Tamam olur, gidelim."
Arka tarafa geçtik.
"Güzelim neyin var?"
"Bilmiyorum kendimi kötü hissediyorum." dediğim de ona sımsıkı sarıldım ve başını tam kalbinin attığı yere koydum.
Onun kalp atışı, benim nefesimdi.
Başımı kaldırdım ve ona baktım , o ise saçımı okşayıp etrafa bakındı ve "Geçecek güzelim." dedi sertçe, kalın sesi ile.
Dudağımı öptü ve burun burunayken güldük birbirimize. "Dilan bir şey söyleyeyim mi?" dedi gülmesi solarken. "Dilan sen benim, ölümsüz'ümsün." dediğinde kendimi daha iyi hissettim. "O da ne demek oluyor?" diye sordum gülerek. "Yakın da anlarsın." dedi tebessüm ederek. Ve bir kez daha öpüştük.
Gözüm ile sol tarafa baktım ve abim. Abim oradaydı!
"Aşkım!" dedim bağırırken ve onu iteklerken.
"Aşkım mı? Sen bana aşkım mı dedin?" dedi ama duymazdan geldim onu.
"Abim ! Ablan!"
"Ee ne olmuş onlara?"
"Ya Hazar iyi misin sol taraftalar!" dediğim de Hazar'ın sağına geldiği için sağ tarafa baktı ve "Hassiktir." dedi ve ekledi. "Dilan yerimizi öğrenmemeleri lazım." dedi Hazar. Elini, elime uzattı ve elini sıkıca tuttum . Az ilerledik Mustafa'ların yanına ve "Biraz koşu yapıp geliyoruz." dedi Hazar. "Koşu mu? Bu hava da mı?" Hazar sinirlendi. "Ya! Neyse gelince anlatırım." dedi Hazar. "Dilan üç dediğim de."
"Tamam"
"Bir"
"İki"
"Ve üç."
Öyle koşuyorduk ki kimsenin bilmediği yerlere gider gibi.
Arkamızdan birisi daha koştuğunu biliyorduk ve bu net abimdi. "Burada da yer yok anasını satayım." dedi Hazar nefes nefese kalmış bir sesle.
"Tamam sakin ol." dedim koşarken ama sakin olamazdı.
Arkamızdan bir ses geldi ve bu ses irkilmemize neden oldu.
"Dilan ve Hazar!"
Abimin sesi değildi. Bu ses bizimkilerin değildi.
"Dilan!"
Bu ses Ali Yılmaz'a aitti.
Onun ne işi vardı burada?
"Dilan!"
🖤
Oy vermeyi unutmayın olur mu?
Dilan Mizgin Kozan'dan bir söz.
'Senden sonra kalbimi sevgilere kapadım' sözü ne kadar güzel ama o kalpte ki yaralı olan yer var ya işte o yer... Milyonlarca insan gelsin, hiç biri bir sen etmez, Hazar'ım.
Bir sonra ki bölüm de görüşmek dileği ile görüşürüz ölümsüzlerim.
İg: @kelebegimsi1yazar