Güneşin bazen kendini gösterdiği, bazen kısa süreliğine beyaz bulutların arkasına saklandığı, güzel bir gündü. Sokaklar her zamanki rutin hareketliliğine devam ediyordu. Şehirdeki insanlar, an itibariyle kendi dünyalarında yaşamlarını sürdürüyorlardı. Biri hariç.
Ölen adam ilkokul öğretmeniydi. Adamın cesedini, eve sonradan gelen karısı bulmuştu. Dedektif ve memur hemen olay yerine vardılar. Ölen adamın karısı, otuz beş yaşlarında, şişman, iri yapılı, beyaz tenli biriydi. Kısa ve küt saçlıydı. Tipi, hareketleri ve tavırları, Kathy Bates'e epeyce benziyordu.
Kocasının ölmesine çok fazla üzülmüşe benzemiyordu. Dedektif, ölen öğretmenin karısını koltuğa oturttuktan sonra, karşısına geçip sandalyeye oturdu. Memur ayakta dikilerek onları dinliyordu. Dedektif sordu:
- Başınız sağ olsun bayan. Kocanızın ölümüne çok üzüldüm. Vaziyetin nasıl geliştiğine dair yeterince bilgi sahibi değiliz. Olayı baştan itibaren bize ayrıntısıyla anlatır mısınız lütfen?
- Olanlara halen inanamıyorum. Bu nasıl iştir, aklım almıyor. Eşimle son dönemlerde aramızda biraz sorun yaşıyorduk. İki gündür evde yoktum. Birkaç sokak ilerdeki annemin evinde kalıyordum.
- Kocanızla neden aranızın iyi olmadığını ve annenizin evinde kalma nedeninizi sorabilir miyim?
-Bilirsiniz işte. Karı koca arasında her zaman olan şeyler. Ev işlerini yeterince iyi yapmadığımı iddia ediyordu. Eşim biraz fazla titizdi. Daha doğrusu biraz değil, hastalık düzeyinde aşırı derecede titiz biriydi. Evin bir yerinde azcık toz görse, sesini yükselterek beni kabaca uyarırdı. Hatta bazen hakaret bile ederdi. Ben de her zaman sabırlı davranamıyorum. Aynı tonda cevap verdiğimde, geçen günkü tartışmamız biraz büyüdü. Ve ben de sakinleşmek için annemin evine gittim. Hepsi bu.
Öğretmenin karısı, zorlama bir şekilde ağlıyormuş gibi yapmaya çalışarak, elindeki peçeteyle gözlerini sildi. Kadının yapmacık tavırları dedektifin gözünden kaçmamıştı.
-Ya sonra ne oldu?
- Daha önce de tartıştıktan sonra annemin evine gittiğim olmuştu. Kocam genelde ertesi gün özür dileyip, beni annemden almaya gelirdi. Ama bu sefer iki gündür gelmeyince meraklandım. Eve ben geldim ve onun cesediyle karşılaştım.
- Saat kaç gibi eve geldiniz?
- Sabah erkenden kapıyı çaldım. Saati tam olarak hatırlamıyorum. Saat dokuz gibi olmalı. Kapı açılmayınca anahtarımla kapıyı kendim açtım. İçeri girdiğimde, eşimin her zaman oturduğu tekli koltukta, bana arkası dönük olarak oturduğunu gördüm. Evde her şey normal gözüküyordu. Televizyon açıktı. Televizyonu izlerken uyuyakaldığını düşünerek yanına vardım. Ama yanına varır varmaz, gözlerinin açık olduğunu ve boşluğa doğru kıpırtısız baktığını görünce şok geçirdim. Ne yapacağımı bilemeden bağırarak ağlamaya başlamışım. Bu esnada bir süreliğine bilincimi yitirmişim galiba. Çünkü net hatırlamıyorum. Komşular çığlıklarımı duyup gelmişler. Beni teselli etmeye çalışıp polisi aramışlar.
Dedektif, memura doğru yönelerek sordu:
- Olay yerine bakan arkadaşlar ne bulmuşlar?
- İlk bakışta ilginç ve sıradışı hiçbir bulgu yok. Evde herhangi bir düzensizlik ve hırsızlık emaresine rastlayamadık. Adamın ölümü doğal nedenlere bağlı gibi gözüküyor. Kalp krizi sonucu vefat etme olasılığı yüksek. Göze çarpan bir cinayet belirtisi bulamadık.
Öğretmenin karısı hemen lafa girdi:
- Evet ben de öyle tahmin ediyorum. Eşimin kalbinde sorun vardı. Kalbe giden damarlarında daralma tespit edilmişti.
Kadın ağlamadığı ve hiç gözyaşı akmadığı halde, ikide bir gözlerini mendille bastırarak silmesinden dolayı, göz çevresi epeyce kızarmıştı. Dedektif, kadına sordu:
- Eşiniz kalp ilacı kullanıyor muydu?
Hayır. Gittiğimiz doktor, kocamın rahatsızlığının başlangıç aşamasında olduğunu, ilaca başlanmasına gerek olmadığını söylemişti. Bu sefer memur, kadına bir soru sordu:
- Peki, eşinizin bir düşmanı var mıydı?
- Düşman mı? Hayır, elbette yoktu. Hımm, ama durun. Şimdi aklıma geldi, karşı komşumuz olan adamla, köpek yüzünden birkaç hafta önce ciddi bir kavgaya tutuştular. Adamın o kocaman kara köpeği, bizim bahçeye girip çiçeklerimizi ezince, eşimle, komşumuz olan adam önce tartıştılar. Sonrasında da küfürleşip yumruk yumruğa birbirlerine girdiler. Neyse ki olay polise intikal etmeden çevredeki kişiler onları ayırdı. Ama bu bahsettiğim olayın, bir cinayet sebebi olabilecek ölçüde abartılabileceğini sanmıyorum.
Dedektif, memura işaret ederek, gidip bahsi geçen karşı komşuyla konuşmasını ima etti. Memur anladığını işaret eden bir baş işaretiyle, komşuyla konuşmak için çıktı. Dedektif, öğretmenin karısına yönelerek teselli edici bir edayla konuştu:
- Hanımefendi, sizin anlattıklarınız ışığında, eşinizin ölümünde şüpheli bir vaziyet gözükmüyor. Ancak olay yerindeki arkadaşlar incelemelerine devam edecekler. Otopsinin ardından vefat nedenini daha net olarak anlayabileceğiz. Bilgilerimiz netleştiğinde sizinle de paylaşacağız.
- Onsuz ben ne yaparım şimdi? Neden böyle oldu, neden?
Kadının zoraki ağlama çabalarına pek önem vermeyen dedektif, evin içini dikkatli bakışlarla süzmeye başladı. Çalışmayı sürdüren olay yeri inceleme görevlisinin başında birkaç dakika durarak, halen açık olan televizyona baktı. Ölen adamın, yirmi dört saat boyunca sürekli ürün pazarlayan bir reklam kanalını seyrederek ruhunu teslim etmesini, tuhaf karşıladı.
- İlkokul öğretmeni yalnız başına ölmüş gibi görünüyor.
Dedektifin söylediği cümleyi, olay yeri inceleme görevlisi dalgınlığından dolayı duymamıştı. Dedektif, bu kez sesini yükselterek sordu:
-Çalışmalar nasıl gidiyor?
Olay yeri inceleme görevlisi cevapladı:
- Çarpıcı bir bulguya rastlamadık dedektif. Rutin işlemleri tamamlıyoruz. Şu an parmak izi alma çalışmalarını bitirmek üzereyim. Kolay gelsin. Bir gelişme olursa hemen bana bildirin.
Dedektif, çıkmak için kapıya doğru yönelirken, kendi
ölümünün de böyle yalnız başına, evinde saçma sapan bir televizyon programı izlerken olabileceğini düşünerek, bir an hafifçe ürperdi.
----------------------------------------------
Şiir
↓↓↓↓
YUVA
solucanlar için
sıcak bir yuva,
neşeyle oturdukları
güzel bir sofra,
gezilen ve eğlenilen
geniş mekanlar,
karanlığın dibinde
kıvrımlı tüneller
nemli sessizlik.
solucanlar için
sıcak bir yuva.
benim soğuk mezarım.
