Masanın başında lider Ceyhun duruyordu, herkese emirler yağdırıyor kimin nereye gideceğini söylüyordu ve kimse de bundan şikayetçi değildi, yeni liderlerinden memnunlardı...
-Sabri, sen ikinci takımla beraber kuzey sokağına bakıcaksın ve silah sende kalıcak güveniyorum sana.
+Tamamdır.
-Birinci takım, beni dinleyin! Size iki silah veriyorum, her alana dikkatlice dağılın. Batı sokağını tutucaksınız.
-Üçüncü takım, bulunduğunuz bölge güney tarafı olduğu için size tek silah veriyorum. Tek yön kuralı var ve gelemeyeceklerini düşünüyorum.
-Ve son takım, bende sizinleyim! Doğu tarafı, yani giriş bizimdir. Bizden sadece ben silah kullanıyorum... Hadi bakalım gençler size güveniyorum, bu savaşı biz kazanıcaz!
+Cey-hun baş-kan!! Cey-hun baş-kan!!
Masadan tam motiveyle dağıldılar ve görev yerlerine konuşlandılar. Ceyhun hala ilk girdiği savaşın tedirginliği ve heyecanındaydı, aklında her zaman ki gibi bir sürü soru vardı.
Çete üyeleri kendi aralarında konuşuyorlardı, hepsi korkusuz ve güçlü savaşçılar haline geldiler. Akıllarındaki tek soru paraları ne zaman alacaklarıydı. Ceyhundan çok emin ve memnunlardı, savaşı kazanacaklarından çok eminlerdi ve gündem muhabbetler ediyorlardı.
(bir saat sonra)
Salonun kapıları aralandı ve Ketenlilerin casusu içeri girdi. Önünde duran mor takım elbiseli, hafif göbekli, baştan aşağı kibirden yaratılmış adama baktı ve selam verdi.
-Beyefendi, Tozcular çetesi ayaklandı ve etrafa kendi renkleri dışında bi renkle yazılar yazmaya başladılar.
+Kıçlarını fazla kaldırdım şerefsizlerin, ne yazmışlar?
-"Karadağ yükselecek!" Yazmışlar beyefendi.
Kibirli adam çok kızdı.
+Kim lan bu Karadağ!? Başlarında kim var?
-Bilmiyorum, çok gizli iş çeviriyorlar beyefendi.
+Bir boka yarasan öldürücem kendimi gerizekalı! Yeşil Ketenlileri gönderin mahalleye, istedikleri kadarını öldürebilirler. Patronlarını bulun bana!
-Emriniz olur beyefendi...
Geri geri gidip salonun kapısından dışarı çıktı ve kapılar yüzüne kapandı.
Mor takımlı adam, yanındaki kadını çalışanını çağırdı;
+Baronumuzun elçisiyle iletişim kur, konuşacaklarım var.
Diğer yanındaki kadına döndü;
+Sende bişeyler getir be! Hizmetten anlamıyorsunuz ben mi öğreteyim!?
Öfkeli bir şekilde yumruğunu yanındaki meyve tabaklarıyla dolu masaya vurdu ve tabaklar bir bir yere düşüp kırıldı. Öfkesi bütün köşkü inletiyordu.
(İlerleyen saatlerde)
Gri boyalı sokağın etrafında mavi bandanalı gençler gören Ketenliler, hiçbir şey olmamış gibi yavaşça araçlarını kuzey tarafından içeri sürdüler. Hemen Ceyhuna haberi ulaştı.
-Ceyhun başkan, adamlar içeri girdi öldürelim mi? Dövelim mi?
+Tek bi kişiyi sağ bırakın diğerlerine haber götürsün, geri kalanını gebertin gitsin.
-Emrin olur başkan.
Hızlıca yerlerini aldılar ve emre uydular. Araçlar mahalleye girer girmez kafasına ilk mermiyi yiyen şoför oldu, ilk mermiyi yedikten sonra telaşla arabadan inip etraflarına baktılar ama hiçbir şey görmediler. Sonrasında dört bir yandan mavi bandanalı adamlar geldi ve ilk önce bacaklarına mermi yediler sonra bıçakla gözleri oyuldu, elleri, kolları kırıldı, bazılarına hiç uğraşmadan kafalarına sıktılar ve leşleri Ceyhunun önüne götürdüler.
-Bu iş tamamdır başkan. Şimdi ne yapıyoruz?
Cesetleri bir süre inceledi ve düşündü.
+Cesetleri Ketenlilerin mahalle çöplerine atın ve çöpleri devirin. Bunu yaparken mavi bandanalarınızı takmayı unutmayın.
-Tamamdır başkan. Hadi çocuklar alın şu piçleri!
(Bir saat sonra)
-Ertuğ, oğlum hallet şu işi artık. Cinayetler çoğalıyor, görevden alınacaz.
+Merak etmeyin müdürüm çözücem bu işi, birkaç hafta verin yeter.
-Güveniyorum sana koçum. Bu soruşturma çok önemli, mutlaka çözmelisin.
+Tamamdır halledicem, izninizle şimdi çıkabilir miyim?
-Çık bakalım.
Odasına geçti ve koltuğuna yaslandı, yorgun görünüyordu ve her halinden belliydi. Masasındaki soruşturma dosyalarını bir bir aradı taradı ve Tozcular mahallesi soruşturmasını buldu. Hemen sayfaları çevirdi ve dikkatlice okumaya başladı, bir sürü isim vardı soruşturmada ve ilk önce hangi evden başlayacağını, ne zaman başlayacağını seçmeliydi.
-Okan!
Bir süre ses çıkmadı.
-Lan Okan!
Odanın kapısı hızlıca açıldı;
+Buyur amirim.
-Oğlum sesleniyorum duymuyor musun?!
+Gökçeye bir şey soruyordum.
-Sonra konuşacaz bu mevzuları, şimdi beni dinle. Gökçeye söyle Tozcular mahallesinin haritasını çıkarsın bana getirsin, sende Tarığı al. Bizim bara gitmiştir o şimdi.
+Sen gelmiyor musun abi?
-Ben başka bi yeri araştırıcam siz gidin.
+Tamamdır.
Okan hızlıca odadan çıktı ve Gökçeye yaklaştı;
-Eeh, Gökçe..
+Efendim Okan?
-Şey, Tozcular mahallesi varya?
+Ee?
-İşte oranın haritasını çıkarıp Ertuğ amirime götürücekmişsin.
+Tamamdır hallederim.
-İyi güzel.
Okan hızlıca koşarak oradan ayrıldı. Merdivenlerden koşarak inip hemen karakol otoparkından bir polis aracına atladı ve gazladı.
-Alo?
+He.
-He ne demek davar! Çık şu bardan sıçıcam efkarına be kardeşim soruşturma var.
+Tamam gel al beni.
-Tamam hadi hazırlan.
Aracı sağa kırdı ve en kestirme yoldan bara doğru sürdü, barın önüne geldiğinde sağ eliyle siyah ceketini tutmuş, sol eliyle sarı, uzun saçlarının topuzunu tutan Tarıkı gördü ve hayretler içinde elini ensesine götürdü.
-Hadi ulan atla rezil herif!
+Kes sesini be geliyoz işte!
Sallana sallana yürüdü ve aracın önüne geçti, tutuna tutuna yan koltuğa bindi.
-Ayyaş herif, bu halinle seni neden alıyorsam artık.
+Her halimle cinayet çözerim ben rahat ol, sür hadi nereye gidiyoruz.
-Tozcular mahallesine...
+Onlar cinayet işlemeyi biliyorlar mı ki?
İkisi alaycı bir şekilde gülmeye başladılar. Okan durumu açıkladı;
-O iş biraz karışık maalesef, okusana şu dosyayı.
Tarık dosyayı açtı ve her şeyi dikkatlice okudu. Kafası karıştı;
+Liderlerinin adını bilmiyor muyuz zaten?
-Sabri liderleriydi en son gidip soruşturmamız lazım.
+İlk önce mahallenin haritasını çıkartalım sonra soruşturmaya geçelim.
-O işi Gökçe halletti amirime bıraktı, amirim gelip halledicek biz o zamana kadar etrafı soruşturucaz.
+Senin şu Gökçeyle aranda ne var kardeşim?
-Karıştırma oraları kardeş önüne bak.
Tozcular mahallesine vardılar ve etrafta bir sürü insanın toplandığını gördüler. Kalabalığın arasından sıyrılıp olay mahalline girdiler;
-Burada hiçbir şey yok, biz niye geldik ki?
+Burası ihbar edildiyse ipucu vardır.
-İyi ara sen, ben kahve içmeye gidiyorum.
+Amirimi aramamı ister misin?
-İspiklemeden duramazsın zaten.
+Depodaki adamları karakola almışlar, git sorgula sen, ben burdayım.
-Tamamdır.
Tarıkı orada bırakıp aracına atladı ama içine bir kurt düştü. Etrafına dikkatlice baktı, halkın arasına, sokak arasına, etraftaki gri yazılara.
-"Karadağ Yükselecek!" ne alaka şimdi bu "Karadağ"?
Aracı çalıştırdı ve karakola sürdü. Karakola vardığında hızlı adımlarla içeriye girdi ve cinayet büronun soruşturma odasına vardı, sırada sorgulanmayı bekleyen bir sürü adam vardı ve içeriden kötü sesler geliyordu.
Okan telaşla kapıyı açtı ve Ertuğ amirinin Tozcular çete üyesini pataklarken gördü. Çete üyesi yerde yatıyor ağzından kanlar geliyordu.
-Amirim ne yapıyosun!?
+Çık lan dışarı!!
-Amirim dur sakin ol!
Diyerek Ertuğa sarıldı ve odadan dışarı çıkardı.
-Ceza mı yemek istiyorsun abi yapma şöyle şeyler be!
+Sana mı sorucam ulan ne yapacağımı çekil önümden!
-Abi, bırak bana ben sorgulayayım, git içeri dinlen sen belli ki yengeyle yine kavga etmişsin.
+O pezevenkler konuşmadan buradan gidemezler.
Sıradaki şüphelilere döndü;
-Anladınız mı lan!!
Kimse bir şey diyemedi, sustular. Okan odadan içeri girdi ve önündeki gence sertçe baktı.
-Çık lan odadan serbestsin!
Kapıdan dışarı başını uzattı ve söyledi;
-Sabri buraya gelsin!
Sabri ürkek bir şekilde içeri girdi ve masaya oturdu, Okan da hemen arkasından masaya doğru yürüdü ve sandalyeye ters oturdu.
-Görüşmeyeli nasılsın Sabri?
+İyiyim komiserim, siz nasılsınız görüşmeyeli?
-İyi şükür, sizin mahalleye ne yapmışlar be. Yeşil bandanalar bulduk?
+Ketenlilerin bandanaları komiserim. Sormak istediğinizi sorun arkadaşlarıma da dokunmayın gidelim.
-Sana mı sorucam ulan soru soracağım zamanı!? Neyse, kes sesini ve beni dinle şimdi. Mahallenizin girişinde yeşil bandanalar ve bi tane çakı bulduk. Cinayeti veya cinayetleri siz mi işlediniz ki sizin işlediğiniz çok bariz bence?
+Komiserim biz cinayet falan işlemeyiz, kendi halimizde adamlarız depomuzu işletiyoruz biliyorsunuz zaten.
-Cesetlerin üstündeki parmak izleri senin şu obez arkadaşın Süleymandan çıktı ama? Bütün cesetleri tek bi adama mı taşıttırdınız ulan!?
+Komiserim-
-Komiserim diyip diyip durma! Dakika başı diyon ayar olmaya başladım, sadece olayı anlat!
+Tamam, cesetleri gördük evet, çünkü benim mahallemin önündeydi ve bizden şüphelenilmesin diye taşıdık cesetleri.
-Nereye?
+Ketenlilerin mahallesindeki çöp kutularına.
-Neden orayı seçtiniz?
+Ketenlilerin leşi çünkü, kim öldürdüyse bilmiyoruz, bu yüzden leşlerini sahiplerine bıraktık.
-Bu çetenin başında sen yok musun? Neden olay başlarında kimseyi göremiyoruz?
+Çete yok ortada, biz kendi halinde depoda çalışan adamlarız.
-Peki öyle olsun. Çık dışarı adamlarından birini çağır.
+Tamam.
Diğerlerini sorgulamaya başladı...
Ertuğ çok yorgundu, odasına geçip cam kenarındaki koltuğuna uzandı ve tavanı izlemeye başladı. Çok asabiydi ve çevresindekileri de etkiliyordu;
-Ah Arzu ah, yaktın beni bitirdin br kızım!
Evlenmesine yakın bir tarih olan nişanlısıyla sorunlar yaşıyordu ve işinin yoğunluğuyla karışınca daha da asabi olmaya başladı.
Tozcular soruşturmasını bir an evvel çözmesi gerekiyordu...