İçeriğe geç

Ölümlü Vampir

Bölüm 5 · 13 dk okuma

Ölümlü Vampir

Bölüm 5

4.Bölüm_ SON

18 Yıl Önce (3.kısımdan devam)

Kadın dört yaşındaki bir erkek çocuğuna bağırdı.

"Nicolas oğlum buraya gel yanımızdan ayrılma."

"Charlie ne yapacağız? Kate denen çocuk çok küçük."

"Tek çare dünyaya götürmek gibi görünüyor."

"Bizim olduğumuzu onlar anlamadan rokete binmeliyiz o zaman"

Çabuk ol. Tam rokete biniyorlardı ki su elementlileri onları yakaladı.

"Siz ha! Çocuğunuz ve siz bizimle geliyorsunuz."

"Bırakın beni. Bırakın bizi çocuğumu bırakın en azından!"

"Hepiniz bizimle geliyorsunuz!"

Ama adam hızlıca roketi çalıştırdı. Kate dünyaya giderken Nicolas ve ailesi kaldılar.

Beyaz bir odaya kilitlenmişlerdi. Biraz sonra içeriye daldı muhafızar. Annesi Nicolas'ı bir kenara çekti. Su elementliler anne ve babayı dizlerinin üzerine çöktürttü. O sırada yan odadan iki çığlık yükseldi. Kate'in anne ve babası çoktan öldürülmüştü.

Anne gözlerini yumdu ve son kez kocasına sarıldı. Nicolas sadece izledi. Ağlamadan bir köşeye sinmiş bir şekilde anne ve babasına doğru giden iki mermiyi ve onların nasıl vuruldukları gibi yandıklarını.

"Şu çocuğu alalım element okuluna gitsin. " Diğer muhafızda başını onaylar şekilde salladı.

Bunlar burada olurken Kate dünyaya düşmüştü ve ağlamaya başladı. Onu bulan Edward Mosses ona acıdı ve onu alıp evine götürdü. Onu herkesten ise sakladı.

Şimdi;

Olanları şimdi hatırlamıştım. Nicolas'ın ailesi burada olmamı ve yaşamamı sağlamıştı. Başım hâlâ ağırıyodu. Çikolatayı açtım ve yemeye başladım. Yıllar boyu ailem sandığım insanlar...

Peki Cholie Nicolas'ın kardeşi nasıl olabiliyordu? Bunu ona mı sormalıydım yoksa Nicolas'a mı? Paketi yemeye başladığımda şaşkınlıkla paketi çöpe attım ve yatağıma uzandım.

Telefona koştum.

"Nicolas?"

"Evet prenses?"

"Cholie... o senin nasıl kardeşin oluyor?"

"Cholie ile yetimhanede tanıştım onun abisi öldürülmüştü. Ben de onun abisi oldum. Bana hep abi gözüyle baktı. Bende ona kardeş gözüyle baktım. Onu korudum, kolladım"

"Vay canına"

"Ve bana dediği şeyi duysan sanırım ondan soğursun."

"Ne demiş?"

"Boş ver"

"Ne demiş söyle!"

"Kate ile evlenip iki çocuk yapmalısınız, dedi"

Kahkaha atarak gülmeye başladığımda onunda güldüğüne adım gibi emindim.

"Hadi yarın görüşürüz prensesim." Bir dakika ne, ne demişti? Prensesim mi? Bu adam beni kızartmak için doğmuştu çünkü kızarmaktan yanaklarım yanıyordu.

"Yarın görüşürüz Nicolascığım." Dedim ve daha o bir şey diyemeden yüzüne kapattım telefonu. Aşk benim dünyama adımını atmıştı ve ben bunun farkındaydım.

...

4 YIL SONRA

İnsanlar bazen ne kadar da harika olabiliyordu. Ben Nicolas'ı tanıdığımdan beri bunu öğrenmiştim. Harika geçen ve aynı zamanda sıkıcı eğitimlerin sonucunda şimdi mezun olmuştuk ve yarın mezuniyet törenimiz vardı. Bu da demek oluyordu ki artık ben bulut kontrol havacıları'ndan olmuştum. Nicolas ise sıcaklık durumu bürosu başkanı olarak işine başlayacaktı.

İnsanlar artık Nicolas gibi bize de yaklaşmıyorlardı. Bu gülünçtü. Uyku yoktu. Sabahları ise herkes uyurken biz Nicolas ile sohbet ediyorduk. Benim herkes ne olduğumu biliyordu fakat idam edilmeyecektim. Çünkü bu gücü kontrol edebiliyordum.

"Nicolas."

Yine odamızın kapısındaki telefondan onu aramıştım.

"Efendim prenses." Prenses... işte değişmeyen bazı şeyler.

"Ne yapıyorsun?"

Sesi nedense kuşkulu hatta kötü geliyordu ağlamış mıydı?

"Sen ağlamadın değil mi?! Ne oldu neden sesin böyle kötü geliyor?" Burnunu çekti. Evet kesin ağlamıştı, ama neden?

"Prenses... ben hiç ağlar mıyım? Ağlamadım ve iyiyim sen beni merak etme."

"Nicolas! Bana doğru dürüst cevap ver, ağlamışsın işte"

"Ben... şey sadece işimiz bizi ayırır mı diye düşündüm."

Gülmeye başladım, oh içim rahat bir şey olmamıştı.

"Hey Nicolas, bizi kimse ayıramaz ve bana sözün var unuttun mu? Birlikte gökyüzünü izleyeceğiz daha!"

Burnundan güldü.

"Tamam prenses."

"Biraz neşelen! Yarın beşinci yıla giriyoruz. Yeni öğrenciler gelecek ve partide ayaklarımız kanayana kadar dans edeceğiz!"

"Çok heyecanlıyım,"

"Bende bende!"

"Yarın görüşürüz prensesim, Katesciğim ve beni ölümden korkmak zorunda bırakan kız."

"Ne demek istedin?"

"Hiç. Hadi iyi geceler prenses."

"İyi geceler o zaman, prensim, Nicolascığım ve beni kendine sadık bırakan adam."

"İyi geceler hadi bakalım. Kapatmam gerekiyor." Güldü.

Telefonun kapanma sesi kulağıma ulaştığında söylediği şeyi anlamaya çalıştım, beni ölümden korkmak zorunda bırakan... bu ne demekti ki? Omuzlarımı silktim ve yatağıma yattım. Gece olmaya başladığında ziller çaldı ve Lila uyandı.

Bir heyecanla

"Bu gün festival günü!" Sonra beni de mutlu görünce kaşlarını çattı ve hüzünlü bir şekilde,

"Sen iyisin değil mi? Çok çok özür dilerim söylememeliydim."

Şaşkınlıkla ona baktım,

"Neyi?" Derin bir nefes aldı gözleri doldu. Yine ne oluyordu?

"Kate bu gün vampirleri top-topluyorlar. (Yutkundu) yani şey, şey yapmak için..."

İdam. İdam etmek için elimle ağzımı kapadım, Nicolas...

Odadan çıktım ve ateşlilerin bölgesine gittim. Lila pijamalarıyla peşimden koşuyordu. Ağlamaya başladım,

"Nicolas!" Merak etmeyin herkes gerçek ismini biliyor.

"NİCOLAS!"

Ateş elementlileri benim geçmemem için beni tutuyorlardı.

"NİCOLAS! HAYIR LÜTFEN BIRAKIN ONU GÖRMELİYİM! LÜTFEN"

Nicolas'ı odasından dışarı çıkardılar. Beş muhafız onu tutuyordu.

"Nicolas..." sesim kısılmıştı. Fısıldayarak söylemiştim bunu. Çırpınmayı bırakmıştım. Tam o an beni tutanların arasında Lila Tobias Mark ve Cholie'yi gördüm. Cholie öyle çok ağlamıştı ki göz damarları patlamıştı ve gözünden yaş değil kan akıyordu.

Nicolas'ı arka kapıdan çıkardıklarında oraya koştum ve bir kaç el beni yakaladı. Muhafızlar. Aynı muhafızlar bizimkileri de tutmuştu. Koluma giren bir acı ile kıvrındım iğne sokmuşlardı koluma. İğne öfkelenmeme neden oldu. Sonra onu hissettim, uzun zaman sonra. Kulaklarımın yerine saçımın içinden iki kurt kulağı çıktı. Tırnaaklarımın yerine pençeler yerleşirken tenim bumbuz oldu, yandan iki tane diş uzadığında, beş muhafızıda yere fırlattım.

Nicolas'a doğru, yani arka kapıya doğru koşmaya başladım, iki muhafızı daha fırlattığımda Nicolas'ı ve önündeki insanları gördüm. Nicolas'a bir kapşonlu Hırka giydirmişlerdi yüzü görünmüyordu. Sonra onu gördüm. Bir tahtaya bağlanmış urgan ipini. Yani ölüm ipini. Oraya doğru koşmaya başladım. Yanındaki muhafızları yakalarından tutup kalabalığa fırlattığımda Nicolas'ın elini tuttum.

"Sen benimle geliyorsun!" Dedim aceleyle Nicolas'a. Ve koşmaya başladık urgan ipi arkamızda kalmıştı çoktan. İyice uzaklaştıktan sonra onu bir duvarın arkasında yasladım ve hiç bir şey demeden ona sarıldım. Tekrar tenim sıcakladı, tırnaklarım geri geldi ve pençeler yok oldu, kulaklarım eski haline geri geldi.

"Neden?" Dedim gözlerimden yaşlar bir bir akarken.

"Neden bana söylemedin Nicolas neden benden sakladın!"

"Seni görmek öyle güzel ki..."

"Konuyu değiştiriyorsun."

"Sana söylemedim çünkü seni korumak istedim, sana söylemedim çünkü korktum, sana söylemedim çünkü çok safım. Özür dilerim söylemeliydim prensesim söylemeliydim. Prensler prenseslerine ne olduğunu hep söylemeli"

Ondan ayrıldım ve güldüm.

"Bizimkileri bulma-"

On tane muhafız daldı içeriye Nicolas için geldiklerini sandım ve korktum. Ama Nicolas'ı almak için gelmemişlerdi almak istedikleri şey aslında,

"KATE MOSSES BİZİMLE GELİYORSUN" dedi aralarından bir tanesi sonra diğerleri de bizimkileri ayağıma doğru fırlattılar hepsi ayağı kalktı. Mark'ın dudağı kanıyordu, Tobias kolunu tutuyordu, Lila'nın ise burnu kanıyordu.

Muhafızlar beni tutmakla uğraşmadılar ve bana doğru bir şey attılar. Etraf dönmeye başladı ve ben Nicolas'ın kollarına düştüm. Beni Nicolas'ın kollarından aldıklarını hissettim. Her yerim acımaya başladığında beni tutup sürüklemeye başladılar. Son olarak tek gördüğüm şey ise Nicolas'ın bana ulaşmaya çalıştığı en az on muhafızın ise onu durdurmaya çalıştığını gördüm, sonrası kapkaranlık.

Nicolas'tan,

Kate'i götürüyorlardı. Neden onu götüruüyorlardı? Bunu ona kim yaptıysa eminim onun mezarı bile olmamalıydı. Gözlerim tupturuncuydu ve ben kendimi kontrol edemiyordum. Tek yapmak istediğim Kate'e ulaşmaktı.

Sonra beni sakinleştirecek bir ses duydum Cholie'nin sesi.

"Abi kaçmalıyız lütfen nolur gidelim buradan!"

Bu ses benim fikrimin değişmesine yardımcı olabilirdi. Ölmemeliydim. Onu kurtarmadan asla ölmemeliydim. O yüzden muhafızlarla boğuşan diğerlerine bağırdım.

"Kaçmalıyız! Şuradaki rokete binin dünyaya gitmeliyiz!"

Hepsi dediğimi yaptı ve koşmaya başladılar. Muhafızlar durakladı ama onlar ne olduğunun anlayamadan biz rokete ulaştığımızda hepsini bindirdim. Ateş simgemin üzerine iki kere tıkaldım ve uzay kostümüm beni sardı. Planım burayı terk etmek değildi. En azından Kate'yi kurtarana kadar. Şimdilik terk edilmiş bir ev bulmalıydık.

Roketi çalıştırdım. Babam küçükken bana bir kaç taktik öğretmişti. Hızla yükseldim ve direkt atmosferden çıktım sonra atmosferin üzerinde biraz dolandıktan sonra aşağıya doğru gitmeye başladım.

"Kardeşim sen bizi öldürmek mi istiyorsun? Hani dünyaya gidecektik?" Diye bağırdı Tobias arkadan.

"Kate olmadan asla." Dedim ve en sonunda karayı gördüğümde yön kolunu yukarıya doğru büktüm ve Vampriss köyüne indim burası hâlâ eskisi gibiydi. Evet burada hâlâ binlerce vampir yaşıyordu ve elementliler burayı bilmiyorlardı. İki tane çocuk bana doğru koştu.

"Nicolas amca! Neden kaç yıldır gelmiyorsun. Bak annem bana oyuncak aldı çok güzel."

Yere çömeldim. Keşke buraya onunla gelebilseydim diğerleri araçtan inerken ben iki çocuğa,

"Oyuncaklarınız çok güzelmiş. Kıskandım bak şimdi!"

Sonra Cholie indi.

"Sizi gidi afacanlar, özlemişim sizi gelin buraya!"

"Nicolas burasıda neresi?" Mark şaşkınlıkla teknoloji ile gelişmiş evlere vampir insanlara ve çocuklarına bakıyordu.

"Burası, kimsenin bilmediği bir vampir diyarıdır. Korkmayın. Sizi tanıyorlar."

"İyi de nasıl?"

"Bu şehrin başkanına sık sık mektup gönderirim ve sizden de bahsettim baya."

"Nicolas amca," dedi minik kız

"Ama bunlar üç kişi senin söylediğin güzel kız nerede?"

Gülümsedim

"Gelecek o merak etmeyin hadi bakalım annenizin yanına koşun"

İkisi de gülerek koştular.

"Onu kaçırmak için bir plan yapmalıyız."

"Keşke onu da getirebilseydik."

"Getireceğiz zaten. Sadece bir plan gerekiyor."

"Nerede kalacağız? Burada ayak üstü plan konuşulmaz değil mi?" Dedi Mark. Elimle beni takip etmelerini işaret ettim. Onları babam ve annemin eski malikanesine götürecektim.

Kate'den

Gözlerimi açtığımda bembeyaz bir oda ile karşılaştım nerede olduğumu hatırlamaya çalıştığımda acı gerçekler kafama dank etti. Sonra kalkmaya çalıştığımda boynumun dahi kelepçe ile sabitli olduğunu fark ettim. Yanımda olduğunu varsaydığım bir kadın,

"Uyandı o uyandı profesör"

Bana ne yapmışlardı ya da şöyle mi demeliydim ne yapacaklardı?

Profesör denen adamın adım seslerinden buraya yaklaştığını anladım. Sesinden kim olduğunu anlamıştım.

"Sonunda uyandı!" Dedi Profesör Lucas.

Dişlerimi sıktım.

Yavaşça beni kendilerine çavirdiler ve yatakta oturmamı sağladılar.

"Kate, Kate, Kate. Ne yazık değil mi? Arkadaşların kaçtı. Seni yarı yolda bıraktılar. Ve şimdi ben, sevgili profesörün Lucas, sana yakışmayan o koruma gücünü tamamen alacağım."

Bu vampkurt olamayacaksın demekti. Yani ya vampir yapacaklardı beni yada kurtadam. Ve ben hangisini yapacaklarını iyi biliyordum.

"Artık vampkurt olamayacaksın ama vampir olarak kalabilirsin." Dedi ve kahkaha attı diğerleri de güldü. Beni vampir bırakmasının sebebi ise vampirleri zaten öldürdüklerindendi. Nicolas'ın beni bırakma ihtimali olmadığını bildiğim için o konuda yalan söylediklerinden emindim. Doğru söylüyor olabilirler miydi? Yok canım! Hayır inanma böyle şeylere Kate.

Sonra tabanca gibi bir şey çıkardı büyük bir çantadan. Tabancada bir sürü boş tüp ve ucundada sivri bir iğne vardı. İstemeden titredim.

"Korkuyor musun yoksa?"

"Hayır, sizden korkmuyorum!"

"Güzel," yanındaki kadına baktı. "Nancy gitde bana gerekenleri getir."

Ne demişti o? N-nancy mi? Hayır, Nancy bana böyle bir şey yapamazdı. Yapamazdı değil mi? Gözlerim dolu dolu ona baktım, gözlerim yalan söylemiyorduysa eğer bu oydu. Ama sanki o da ağlamıştı, sanki o da üzülmüştü, sanki istemiyor gibiydi.

O odadan çıkarken yutkundum. Ama boğazımda ki kelepçe buna pekte izin vermedi.

"Hadi şunu yapalım ama değil mi? Sen ve arkadaşların yettiniz artık" silaha hayranlıkla baktı.

Sonra ışıklar yeşile döndü ve Lucas bir gözlük taktı. Sonra bana yaklaştı. İçimden konuşmaya başladım.

"Nicolas, Lila, Tobias, Mark ve Cholie. Beni hep hatırlayın olur mu çünkü buradan çıtığımda direkt idama mahkum edileceğim ve size bir kez bile bakamayacağım, veda edemeyeceğim, özür diliyorum hepinizden. Beni affedin."

İğne bir anda boynuma girdi ve ben büyük bir acıyla sarsıldım. Kemiklerimi bir bir kırıyorlar, beni defalarca bıçaklıyorlarmış gibi bir acı. Ellerimi kelepçelerinden çıkarmak için çırpındım, tabancadaki tüpler doluyordu, masmavi bir sıvı...

Sonra pençelerim çıktı ve kayboldu, kurt kulaklarım çıktı dişlerim uzadı tenim bembeyaz oldu sonra hepsi kayboldu. Lucas iğneyi boynumdan çektiğinde acıyla çığlık attım. Lucas kahkahalarla güldü ve ışıklar yeniden beyaz olduğunda gözlüklerini çıkarttı. Benim ise boynum sola doğru düştü.

Sonra koltuğu sanki ayaktaymışım gibi dimdik yaptılar ayaklarımın yere değmesine santimler vardı. Sonra bir kaç muhafız içeri daldı. Ne dediklerini yarım yamalak duydum.

"Efendim içeriye dört kişi izinsiz daldı bir kaç muhafızımız onlar tarafından öldürüldü!"

"Ne duruyorsunuz hadi daha çok muhafız gönderin ve onları bulun, DERHÂL!"

Acıdan dolayı düşünemiyordum bile. Kim gelmişti?

"Çabuk olun bende geliyorum!" Dedi Lucas

Sonra Nancy'nin sesini duydum bu ses beni sevindirdi.

"Hiç bir yere gitmiyorsunuz bay Lucas!"

"Nancy çekil şuradan"

Zar zor görmeye çalıştım Nancy kapıyı tutuyordu.

"Demek çekilmiyorsun?" Muhafızlara işaret verdi Lucas kafasıyla.

Sonra muhafızlar Nancy'ye saldırmaya başladığında Nancy çok şaşırdığım hareketler sergiliyordu. Ama onun durmasına neden olan bir şey oldu, kanlar etrafa fışkırdı, başımı zorlukla sağa çevirdiğimde gözlerim kocaman açıldı; Lucas Nancy'yi vurmuştu. Nancy bir kukla gibi yere düştüğünde gözümden minik bir damla düştü. Nancy oracıkta benim için hayata veda etmişti.

Sonra içeriye kuşunlar yağmaya başladı. Ve bu kurşunlar benle Lucas hariç herkese isabet etti, birde Nancy'nin donmuş bedenine denk gelmedi.

İçeriye dalan dört siyah giyinen kişiler silahlarını ellerini havaya kaldırmış ve silahını bırakmış olan Lucas'a döndü. Ama dördüncü kişi Nancy'nin bedeninin önünde diz çöktü maskesini açtı. Mark?

"Nancy se-senin burada ne işin vardı?" Dedi Mark ağlamaklı bir sesle. O nereden tanıyordu Nancy'yi? Sonra Mark kalktı ve Lucas'a döndü ona yaklaştı sonra büyük bir öfkeyle,

"Arkadaşımızı kaçırdın, güçlerini elinden aldın, bu da yetmedi Nancy'yi öldürdün öylemi?!"

"O öldürdüğün," dedi Lucas a tokat atarak

"Benim," dedi, bu sefer silahıyla vurdu yüzüne ve diz çökmesine neden oldu.

"En sevdiğim" bir kere daha vurdu, Lucas'ın dudağı patladı ve kanamaya başladı.

"HIZMETÇİM, HATTA ARKADAŞIMDI!" Bu sefer öyle bir vurdu ki siyahlılardan bir tanesi maskesini açtı, Nicolas! , ve onu omzundan tuttu.

"Yeter gel hadi Mark gel dostum."

Mark geriye çekildi ve diğer ikisi de maskelerini açtı, Tobias ve Lila. Keşke gülümseyebilseydim ama acıdan gülemiyordum bile.

Nicolas konuştu,

"Anne ve babamı ödürdürdüğünüz gibi şimdi bende seni burada öldüreceğim ama bu sefer her yer kırmızı olacak. Yazık"

Lucas titriyordu.

Sonra daha Lucas bir şey bile diyemeden odada dört kurşun sesi yankılandı. Dört kurşununda isabet ettiği tek kişi ise Lucas'tı.

Sonra Nicolas bana döndü ve aceleyle bir tuşa basarak kelepçelerimi açtığında az daha yere düşecektim ama Nicolas beni tutmuştu. Beni kucağına aldı.

"Sana bir şey yapmadılar değilmi prenses?" Zorlukla konuştum.

"Nancy-"

Hızlıca beni Nancy'nin yanına götürüp diz çöktü.

"Kate, sen nereden biliyorsun?"

"O da benim hı-öhü-hızmetçimdi."

Nicolas beni tam yanında tuttu Nancy'nin. Yavaşça elimi uzattım ve ruhsuz bedenine dokundum. Ağlamaya başladım.

"Nancy neden?!"

"Tamam sakin ol sakin ol" dedi Nicolas ve bana sarıldı. Sonra Lila geldi yanıma,

"Kate, yapma lütfen hadi gel evimize gidelim."

"Evimiz yok artık! Hepimiz idam edileceğiz!"

Nicolas bana gülümsedi sonra beni kucağına aldı.

"Onu mezara alacaklar merak etme ama şimdi gitmemiz gerekiyor."

Sonra camı kırdı. Ve camdan geçti. Burası zemin kattamıydı yani? Nicolas maskesini taktı ve koşmaya başladı. O koştukça bedenim daha çok sızladı ve yüzümü buruşturduğumda beni göğsüne daha çok bastırdı. Sonunda beni bir yere soktu ve Lila yanıma oturdu. Uzun bir süre sonra durduk. Nereye gidiyorduk ki?

Sonra bindiğim şey bir yere indi. Yine Nicolas'ın sıcacık kolları ve iki hatta bir sürü çocuk sesi. Sonra bir adam,

"Nicolas geri döndü!" Diye bağırdı. Herkes bir alkış kopardı. Nereye gelmiştik? Sonra kapı açılma sesleri ve yumuşacık bir yere bırakılmam. Gözlerimi açtım.

"Nicolas neredeyiz biz?"

"Gel bakalım." Yanıma oturdu. Ve her şeyi anlatmaya başladı. Sonra doktorun geleceğini söyledi ve çıktı.

Odaya bir göz attığımda oda kırmızı ve siyahtan oluşuyordu. Çok lüks bir tasarımı vardı odanın. Hayran kalmadan edemedim. Odada başka çok şaşırdığım bir şey vardı; keman ve piyano. Bu oda bizim için yapılmıştı. Sonra doktor geldi. Bana bir kaç ilaç yazdı. Sonra Cholie girdi odaya ve bana sımsıkı sarıldı. Kemiklerimi kırarcasına.

...

"Hadi ama Kate bunları içmelisin!" Herkes başıma toplanmış ilaç içmemi istiyordu ama ilacın tadı kötüydü, içmiyordum işte!

...

2 Yıl sonra

Artık yataklarda yatmıyor kalkıp yürüyebiyordum. Acım bitmişti ve buradaki hayatım mükemmel. Unutmadan annem bana bir mektup gönderdi geçen gün içinde ne kadar pişman olduğu yazıyordu ve özür diliyordu. Bunun yanında ise gelmememi söylüyordu -tehlkeli olabilirmiş- tabi mektubun başı sonu yalandı. Bu yüzden çöpü boyladı. Eskiden keman çalar ve mutlu olduğumu sanırdım. Şimdi ise asıl mutluluğu tadıyorum. Mutluluk çok güzel ve çok saf. Mutluluk benim bulamadığım şeydi ama ben bile bulmuşken siz nasıl bulamazsınız? Hadi şimdi hepimiz gülüyoruz. Ve o gülüşleri ise asla soldurmuyoruz. Söz mü?

Nicolas ile gök yüzünü defalarca izlemiş birlikte müzik yapmayı bir uğraş haline çevirmiştik. Lila, Tobias, Mark ve Cholie ile bütün şehri gezmiştik çok mutluydum ve mutluluğum asla bozulamıyor mutluluğu ben burada tattım. Sizde tatmayı bekleyin.

"Prenses hadi dondurma yemeye gidiyoruz"

"Tamam Nicolascığım hemen geliyorum"

Kate defterini kapattı ve çekmecesine koydu. Sonra Nicolascığının elini tuttu. Ayrılmaz grup - Nicolas, Kate, Lila, Tobias Mark ve Cholie- birlikte dondurmaya yemeye gittiler. Bu macerada burada mutlu bir şekilde sona erdi.

SON

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.