İnsanlar bazen çok aptal olabiyorlar. Her tarafımda zengin ve varlıklı insanlar ve onların küçük, ellerinde herşey olduğu için afallayan çocukları.
Buraya gelmek için ne kadar çok çabalamıştım. Şimdi ise ise buradan kaçış arıyordum. Yeni yıla dakikalar kalmıştı. Normal insanlar bunu evlerinde aileleri ile kutlarken buradaki zenginler eşlerini ve ikinci çocuklarını evde bırakmış burada başkalarıyla eğleniyorlardı,bazıları çocuk bile getirmemişti.
Ben ne mi yapıyordum burada ne mi işim vardı. Ah! Hayır ben onlar gibi aptal bir insan değildim. Buraya özel kemancı olarak gelmiştim.
Hepsi bana pis bakışlarıyla bakarken aslında onlardan daha zengin olduğumu bilmiyorlardı. Anneme göre ben bu ailemin yüz karasıydım. Babam ise beni çocuğu olarak bile görmezdi zaten.
Kendimi tanıtmak gerekirse, ben Kate Mosses annem hakim olmamı istesede ben keman derslerime hep hayrandım bu yüzden keman dersleri aldım. Diğer derslerim ise berbattı. Büyük dedemin kurduğu bir şirketi yönetir babam çok büyük bir şirkettir, ülkenin ikinci en büyük şirketi olarak bilinir.
Şimdi diyeceksiniz ki madem öyle kimse seni tanımıyor mu? Hayır. Çünkü annem ve babam beni kimseye göstermediler hayata gelmem bile yanlıştı zaten. Kardeşim benim tam tersimdir. Annem ve babamın adeta kuklasıdır, Rose Mosses.
Benden ölesiye nefret eder, neymiş canım annem ne derse oymuş, neymiş canım babam bizim için çok çalışıyormuş. Hah ne çalışması, babamın bütün işlerini sekreteri yapar babam sadece oturur izler.
Gittiğim üniversitede keman dersim çok iyi olduğu için baya bir yerlere gittim böyle. Hepsin de farklı farklı melodiler çaldım. Hepsinde zavallı zenginlerin bana hayran olmasını izledim. Biliyor musunuz? Bazen geceleri evden gizlice kaçıp metronun olduğu yere giderek orada yorgun insanlara keman çalar onları eğlendirirdim. Öyle çok gülerdim ki!
Beni bilen ve her zaman da bana anne baba gibi davranan harika bir hizmetçimiz var. İsmi Nancy, ona çok minnettarım çünkü dışarı gizlice çıkarken beni hep görür dikkatli olmamı söylerdi. Bir daha böyle bir şey yaparsam anneme söyleyeceğini söyler ama bana kıyamadığı için hiç bir zaman söylemezdi. Annemler birlikte dışarı çıktığında bana bakar, üzgün olduğumda bana sarılır ve beni teselli ederdi.
Babam bunları bilmezdi öğrenirse çok kötü şeyler olurdu. Geçen sene buraya gelen bir kemencı öğretmenim vardı beni çok güldürürdü onu çok severdim bir gün bana keman çalmıştı bende dans etmiştim babam odaya girince müzik sesi kesilmişti babam kızgın görünüyordu arkasında ise kardeşim vardı.
Beni o şikayet etmiş gibi duruyordu. Ben daha ne olduğunu anlamadan keman öğretmenim kovulmuş, ben ise bir ay boyunca bodrumdaki küçük bir odaya kilitlenmiştim. Keman hocamın yerine çok katı bir hoca gelmişti.
Bence keman katı ve sinirli insanlara yakışmıyordu, naif kibar ve masum insanlara keman daha çok yakışıyordu.
Şimdi buradayım, yıl başına dakikalar kalmış, annem, babam, kardeşim parti düzenlemiş evimiz kapkalabalık, bardakların çarpışma sesi geliyor, soylu insanlar pis kahkahalar atıyor, çocuklar hallerinden sıkılmış ve kokudan bıkmış bir şekilde oturuyorlardı.
Onlar beni evde tek başına oturuyor sanıyorken ben burada keman çalıyordum. Keman çalmak hep huzur veriyordu bana. Saat tam on ikiye vurunca eve gidecek gizlice odama sızacaktım. Planımı bozacak bir şey yoktu, ihtimalleri düşünmüştüm.
Dakikalar yavaş yavaş eriyor, hapishaneme geri dönüşüm hızlanıyordu.
23.58
23.59
Son bir dakika dayan az kaldı.
00.00
Ah! Sonunda. Kemanımın sesini dışarıdaki havai fişekler susturmuştu. Kemanı çantasına koyarken eğildiğimde tam yanımda iki siyah ayakkabı gördüm. Kimdi, neydi,ve neden yanıma gelmişti?
-naber?
Hafifçe başımı kaldırdım. Zengin çocukları işte yüzlerinde iğrenç gülümsemeleri ve üstün tavırları.. ama bu hiçte öyle birine benzemiyordu, kahverengi saçları, yemyeşil gözleri ve harika kaslarıyla her kızı kendine çekebilirdi ama benim dünyamda aşk meşk yoktu, olamazdı, olmamalıydı.
-ne var?
Çok mu tepki göstermiştim? Bana dava açar mıydı?
Boğazını temizledi, "merhaba" Kıravatını düzeltti, utanıyor muydu? Yok canım!
"Çok güzel keman çalıyorsun" ne oluyordu ya? Kimdi bu?
"Seni babam mı gönderdi?" Kim bilir ne düşündü hakkımda. Ama olabilir değil mi? Onu babam göndermiş olabilir.
"Üzgünüm ama kim olduğunu biliyorum. Şimdi kes sesini ve beni dinle. Şurada ki adamı görüyor musun? İşte o benim babam ve senin nereden geldiğini ve bütün hayatını biliyor. Cumartesi günü atacağı adrese gelmeni istiyor. O ne isterse yapmalısın duydun mu beni?"
Evet bu da onlardandı. Kim bilir kaç sevgilisi vardı. Of işte sorun. Hem bu adam niye istiyor böyle bir şey? Daha da önemlisi beni nereden tanıyor evimizde ajan mı var?
"Aynen aynen bende inandım yahu ne diyorsun sen be?!"
"Seni salak o adrese geleceksin tamam mı yoksa ben ölürüm sen değil"
"Nesin sen baş belası mı?"
Kaşlarını çattı. Belliki kimse onunla böyle konuşmamıştı. Eğildi ve yüzlerimizi aynı hizaya getirdi.
"Benimle düzgün konuş"
"Konuşmassam ne olurmuş zengin çocuk? Paranla beni mi boğarsın yoksa dava mı açarsın?"
"Ne olacağını o zaman sana gösteririm tatlı ama bir yandanda çirkef kız" önüme gelen perçemimi kulağımın arkasına sıkıştırdı.
"Benim adım tatlı ama bir yandanda çirkef kız değil benim adım..."
"Kate. Biliyorum adını sus. Ve eve gittiğinde partide oynamak yerine düşün."
"Neyi?" Doğruldu. Bende başımı kaldırdım, ona bakmak için.
"Hah! Bunu neyi olacak?" Parmağıyla babam dediği adamı gösterdi. Oraya doğru yürümeye başlayınca arkasından seslendim,
"Hey adını söylemedin zengin çocuk!"
Ama duymamazlıktan geldi. Kemanıma tekrar yönelince üstünde bir not gördüm,
İsmimi ezberlemek zorunda kalacaksın
Tatlı ama bir yandanda çirkef kız
* Cumartesi günü Celno ormanı saat 00.00 on iki Eylül *
Direkt gözlerim ona kaydı beni izliyordu. Gülerek. Bu adamla işim var benim arkadaş!
Kemanımı toparladım notu elime aldım. Salondan çıktım ve metroya doğru yürümeye başladım. Aklım dopdoluydu. Buraya gelmem bile planlı mıydı yani? Metroya geldim bindim. Metro durdu indim eve doğru yürüdüm evden dolu dolu sesler geliyordu. Arka kapıdan içeri girdim kapıyı yavaşça kapattım.
Arkamı döndüm ki,
"Ahh Nancy sen miydin? Ödüm koptu ne oldu ya!?" Sinirli gözüküyordu, ne olmuştu korkmaya başladım biri mi öğrenmişti?
"Kate! Neredesin? İki saattir senin için uğraşıyorum! Annen az daha anlayacaktı!" Koştum ve ona sarıldım, kemiklerini kırarcasına.
"Sen varya gerçekten bir tanesin!" İki yanağından da öptüm.
"Kate..." sakinleşmiş görünüyordu.
"Lütfen bak tekrar yapma eğer eğer öğrenirlerse çok kötü olur yine o iğrenç bodrum katına mı kilitlenmek istiyorsun?" İç çektim. Bir daha yapmamam gerekiyordu ama cumartesi günü tekrar yapmak zorundaydım.
"Sadece cumartesi günü! Lütfen nolur yalvarıyorum sana." Kaşlarını çattı ve tekrar gözleri alev aldı.
"HAYIR! Olmaz, hayatta izin vermiyorum!" Kollarını bağladı. Onu bir şekilde ikna etmeliydim.
"Bak nolur son yemin ederim son bir daha asla!"
"Kate! Beni zorladığın şeye bak! Olmaz diyorum."
"İyi! Öyle olsun bakalım." Ona yandan bir bakış attım ve odama doğru ilerledim. Arkamdan hâlâ söylenmeye devam ediyordu.
Cumartesi saat 20.30
Yazardan
Lila'yada aynı haber aynı not ve aynı kişi haber vermişti. Her şeyini hazırladı bir şey olma ihtimaline karşı bacağına hançerini yerleştirdi rahat şeyler giydi. Ve verilen adrese doğru gitmeye başladı. Oraya vardığında kimse yoktu o da beklemeye başladı.
Tobias'a da aynı kişi haber vermişti üstünü giyindi ve saçlarını düzeltti. Yeni aldığı mükemmel ayakkabılarını giyindi ve metroya doğru yol aldı. Verilen adrese geldi ne bir kız mı? Onun ne işi vardı ki burada? Bu mesaj sadece Tobias'a gelmemiş miydi?
"Naber"
"Burası yürüyüş yapmak için uygun bir yer değil çocuk git buradan"
Tobias boğazını temizledi ve konuştu,
"Asıl senin burada işin yok. Kahverengi saçlı yeşil gözlü çocuk gelip senden buraya gelmeni istemedi ya?!"
Lila şaşırdı bunun sadece kendisine söylendiğini sanıyordu.
"Sanada mı aynı şey geldi?"
"Evet. Ne olacak sence?"
Lila hayatın ona verdiği dersle kimseye güvenemeyeceğini biliyordu. O yüzden sustu.
"Pekâlâ." Dedi Tobias kızın sustuğunu görünce.
"İsmin ne peki? Ben Tobias."
Lila yine sustu.
"Hadi ama ismini söyle bari."
"Lila Lola"
"İsmin güzelmiş arkadaş." Lila kaşlarını çattı.
"Nereden senin arkadaşın oluyorum ben?"
" Şey ismini söyledin bende kendi ismimi söyledim doğal olarak arkadaş oluyoruz Lila"
Lila burnundan soludu sonra,
"İyi sen arkadaş de ben hiç kimse." Tobias şöyle bir baktı sonra güldü, Lila bu gülüşe gözlerini devirdi.
" tamam " ikisi de sustu ve beklemeye başladı. O sırada adım sesleri duyuldu.
Kate'den
Ne! Başkalarıda mı vardı? Ne oluyordu neden oluyordu.
"Neden ben?" Diye fısıldadım gökyüzüne.
*Vay yeni kız sonunda yeni biri naber? Nasılsın, adın ne ve nereden geliyorsun?" Tobias sorularını sıraladı.
"İyiyim, ismim Kate Mosses ve buralıyım."
Lila hızlıca araya atıldı,
"Pardon ne? Sen Mosses'lardan mısın? Ben seni neden tanımıyorum o zaman?"
"Ben, beni pek sevmezler. Aslında ilk kızları benim ama ben biraz zıt düşüyorum onlara. Nefretlerini nasıl kazandım hiç bilmiyorum doğrusu. Biliyorum kardeşim benden daha güzel. Beni hep saklamaları aslında güzel. İstediğimi yapabiliyorum. Sevgisiz büyüsemde..."
Lila yanıma geldi.
"Ben Lila Lola. Bende buralıyım ve şey bende küçükken minik bir çöp kutusuna bırakılmışım. Annemi hiç tanımadım açıkçası." Elini uzattı. Uzattığı elini sıktım elleri sımsıcaktı.
"Ben Tobias kardeşimle yurtta kalıyoruz annem yok babam ise çok zengindir fakat bizimle pek ilgilenmez. Kaldığımız yurt ise babamın yurdudur."
"Bende zengin çocuk canlarım! Yakışıklılığımla bilinirim."
Arkadan yine o çocuk çıktı benim ona zengin çocuk dediğim şahıs.
"Gerçek ismini ne zaman söyleyeceksin?"
"Mark ben ve sende tatlı ama bir yandan da çirkef kızsın!"
Gözlerimi devirdim o sırada arkadan bir ses geldi.
"Öhm. Hepiniz tamamlandığınıza ve doğru yaşa geldiğinize göre benimle geliyorsunuz. Unutmadan ben Thomas."
Mark sızlanmaya başladı.
"Baba ben senin oğlunum nolur söyle ne oluyor?"
"Sabırlı ol Mark. Öğreneceksin, öğreneceksiniz."
Thomas'ı takip etmeye başladık. En sonunda bir yerde durdu burası gayet normal gözüküyordu. Thomas cebinden bir şey çıkardı ve ona bastı. Ardından orman kayboldu ve etraf bembeyaz oldu. Ve üç kapı belirdi.
"Sen" dedi Thomas Lila'yı göstererek "benimle geliyorsun."
Lila korkmuş görünüyordu hızlıca onu takip etti ve birinci odaya girdiler.
"Ee ne olacak şimdi bekleyecek miyiz?" Tobias yorulmuş görünecek ki yere çöktü.
"Beklememiz gerekiyor sanırım."
Odayı Lila'nın çığlıkları doldurdu. Ne yapıyorlardı ona! Hızla girdikleri kapıya koştum ve açmaya çalıştım.
"Lila! Ne oluyor? Hey LİLA!?"
Tobias beni çekiştirdi.
"Sakin ol Kate. Bir şey yok!"
"Nasıl yok duymuyor musunuz nasıl bağırıyor!" Mark iç çekti bana yaklaştı kolumu tuttu ve beni kendine çevirdi.
"Sus artık merak etme, sadece iğne!"
Rahatlamış gibi oldum. Nasıl göründüğümü bilmiyordum ama bir yandan kızgın bir yandan da endişeliydim.
"Ona ne yapıyorlar!?" Diye sordum sinirle. Mark bıkmış görünüyordu.
"İğne gibi bir şey anlıyor musun? Deney yani!"
"İyide neyi deniyorlar?"
"Bilmiyorum. Sus biraz."
Tam o sırada Lila dışarı çıktı. Yanına gidiyordum ki yanındaki iki kişi buna izin vermedi onu diğer odaya soktular. Ve beni içeri çağırdılar. Titriyor muydum?
İçeri girdim odada aynı diş doktorunda olduğu gibi bir koltuk yanındada bir düzine makine ve bir kaç beyaz önlüklü kişiler vardı. Oturmamı işaret etti bir tanesi. Oturdum kollarım bir anda iki yandan kelepçelendi. Ayaklarımda aynı şekilde.
Korkmaya başlamıştım ilk önce kırmızı bir sıvıyı iğneyle koluma soktular.
Ne olmuştu nerdeydim? Simsiyah bir odadaydım sonra arkamı döndüm. Ay. Dolunay vardı iyi de neden? Dolunaya baktım sonra vücudumda bir sızı hissettim çığlık attım ve yere çöktüm. Çok acıyordu! Sonra etrafımı bir şey sardı. Bembeyaz ve şeffaf bir şey sızı gitti acı yok oldu. Sonra gözlerimi açtım etrafa baktım. Beyaz önlüklü adamlar bana öyle şaşkınlıkla bakıyorlardı ki ürperdim.
Kelepçeleri açtılar. Aralarında fısıldaşıyorlardı. Bende dışarı çıktım. Lila da olduğu gibi benim de yanımda iki adam belirdi.
Direkt diğer odaya girdim. Burasıda aynıydı yine yattım ve kelepçeler yine kollarıma ve ayak bileklerime dolandı.
Bu sefer şeffaf bir sıvıyı boynumun sağ tarafına vurdular. Masmavi ve güneşli bir yerdeydim şimdi de. Güneş beni yakmaya başladı çıklık attım ama yere çökmedim. Her tarafım kırmızı olmaya başlamıştı. Yere çöktüm ve gözümden inen bir yaş anında buhar oldu ve beni yaktı dayanılmaz bir acı bedenimi sararken yine o şeffaf şey etrafımı sardı acı bir anda kesildi vücudum tekrar eski halini aldı.
Ve gözlerimi açtım. Buradada aynı şaşkınlıkla bana bakıyorlardı. Ne olmuştu ki? Kalktım, çıkardılar beni odadan. Ben çıkınca nefes nefese kalmış olan Tobias'ı çıkarıyorlardı. Son olarak üçüncü odaya girdim.
Yine bembeyaz bir oda ve koltuk. Oturdum ama bu sefer beni bağlamadılar. Acı vermeyecek gibi görünüyordu bu sefer yeşil bir şırınga gidi koluma. Yemyeşil bir odadaydım şimdi. Önümde bir toprak belirdi, yanında su ve onun yanında da tohum vardı.
Ne yapabilirdim ki bunlarla? Sonra bir anda her yer değişti ve oda kıpkırmızı oldu. Önümde bir odun bir de çakmak belirdi çakmağa uzandım ama yok oldu. Yine heryer yok oldu ve bu sefer oda da değildim şeffaf bir küredeydim kürenin dışında su vardı. Bir anda bir kapı belirdi kapıdan çıktım ve suyu aldım. Tam o anda her yer yine değişti ve etraf masmavi oldu. Kafamın üzerinde bir bulut belirdi. Ama bir sorun vardı çünkü toprak kupkuruydu. Hızlıca buluta dokunmaya ve yağmur yağdırmaya çalıştım. Bu sefer bulut kaybolmadı ve yağmur yağdı sonra uyandım. Şimdi bana şaşkınlıkla değil gülerek bakıyorlardı.
Bir tanesi konuştu,
"Arkadaşlarınla birlikte hava elementlisisin hadi bakalım üniformanı giy ve arkadaşlarının yanına git."
Gösterdiği yere gittim. Dün keman çalarken bu gün hava elementlisi oluyordum oda neydi öyle? Üniforma masmaviydi ve üzerinde bulut vardı. Hızlıca giyindim ve kendimi dışadı attım. Sadece Lila vardı. Gözleri açılmıştı kocaman.
"Lila i-iyi mi-mis-misin?" Konuşunca kekeleyerek konuştuğumu fark ettim. Hâlâ titriyordum.
Tam o sırada Tobias dışarı çıktı. Berbat görünüyordu, o da benim giydiğim şeyden giymişti, Lila da aynı şekilde. Tobias her an kusacakmış gibi görünüyordu.
Gelip yanımıza oturdu.
"Çocuklar kurtadam da nedir? Ba-bana öyle dediler.
....
"Babam benden nefret edecek!"
"Tamam Tobias ağlama artık!"
"Nasıl olur böyle bir şey?!"
"Bak, sakin ol tamam mı? Bitti artık!" Tobias kurt adam olduğunu öğrendiğinden beri ağlıyordu. Lila onu sakinleştirmeye çalışor bir yandan yaşlarını siliyordu. Mark ise tobias'ın tam önünde dikilmiş onu teselli etmeye çalışıyordu.
Yine aynı yerdeydik ve -kaç saat oldu bilmiyorum- hâlâ bekliyorduk.
"Babama söyleme sakın! Öldürürüm sizi bak, babama söylemeyin nolur! Lütfen söylemeyin!"
"Tamam Tobias babana asla söylemeyeceğiz! Söz"
Tobias biraz daha düzelmişti ama hâlâ sayıklıyordu. Böyle mutlu birinin hiç böyle ağlayacağını düşünmezdim ama hâli çok kötüydü. Biraz daha bekledim en sonunda başımı Lila'nın omzuna koydum ve tam o an bir anda kendimi uykuda buldum.
***
"Evet herkes uyansın! Sonuçlar çıkartıldı."
Thomas'ın sesi ile başımı Lila'nın omzundan aldım. Ne sonucundan bahsediyorlardı? Hayır bu sefer asla ve asla o saçma testlere girmeyecektim.
"Ne sonucu baba ya?" Mark tam aklımdaki soruyu sorunca onlara odaklandım. Ama Thomas Mark'ın sorusunu cevaplamadı.
"Senden başlayalım. Evet Lila Lola,doğru mu?" Lila başını salladı.
"Sonucun negatif ne kurtadam ne de vampirsin. Seni güvenerek element şehrimize alabiliriz."
"Element şehri mi?" Dedim şaşkınlıkla.
"Zamanı gelince. Seninle devam edeyim oğlum. Sonucun negatif. İşte buna çok sevindim. Ne kurtadam ne de vampirsin."
"İyi bari."
"Senide element şehrimize alabiliyoruz. Seninle devam ediyorum, Tobias Marlon, sonucun bir pozitif."
"Ne!"
"Yani kurtadamsın. Seni dünyada başı boş bırakamayız ama merak etme dolunay zamanı gelince şehrimizde ki minik hücrelere kapatılacaksın ve kimse de zarar görmeyecek."
"Of ama nolur yalvarıyorum babama söylemeyin nolur!"
"Babanın bilmesine pek gerek yok zaten. Ama söylemeliyiz çünkü bilmesi gerekir."
"Aması, benden nefret eder!"
"Kardeşine söyleriz o zaman. Bakarım ben bu işe. Ve son olarak sen, Kate Mosses. Durumun öyle harika ki! Ben ne yapacağımı bilemiyorum. Durumun iki pozitif."
"Ne!? Bunun neresi mükemmel?" Şaşkınlıktan ölecektim. Hem kurtadam hemde vampir miydim? Ah biri beni cimciklesin!
"Mükemmel olan asıl şey sen bunları ne zaman istersen yapabiliyorsun. Yani bir koruman var ve bu koruma sayesinde sen kendini koruya biliyorsun! Ve eğer bunu geliştirebilirsek etrafındaki insanları bile koruyabileceğini düşünüyoruz."
"Ah. Ben şey peki nolucak şimdi?"
"Hepinizi element şehrimize almaktan gurur duyarım! Ne duruyorsunuz hadi peşimden gelin."
Of yine mi bu sefer ne oldu acaba? Thoması takip ettik beyaz bir yerden geçtik, yürüdükte yürüdük. Sonra metal bir kapıya geldik metal kapı konuştu.
"Lütfen kartınızı gösterin" Thomas cebinden çıkardığı simsiyah bir kartı kare bir yere gösterdi. Sonra,
"Lütfen şimdi parmak izinizi gösterilen yere koyun." Thomas denileni yaptı ve parmağını denilen yere koydu.
"Lütfen sol gözünüzü yakınlaştırın bayım." Thomas sol gözünü yaklaştırdı. Güzünün üzerinden yeşil bir ışık geçti.
"İşleminiz tamamlanmıştır! Merhaba bay Thomas."
Metal kapı açıldı ve bizde içeri girdik.
"Vay canına bu bir roket mi?" İçeride harika bir boyutta roket vardı mükemmel görünüyordu.
"Evet element şehrine buradan gideceğiz. Kostümlerinizde ki bulut simgesinin üzerine iki kez tıklayın"
Dediğini yaptım. Elim bulut simgesine uzandı, iki kere bastım. Ve astronot kostümüne dönüştü formam. Harika bir şey bu gerçekten NASA uzaya çıkmaya çalışsın biz o sırada ise uzaya sanki şehirden şehre geçiş yapar gibi gidelim. Bazen ne gülünçüz.
"Bu, bu inanılmaz ben hayatımda böyle bir şey görmedim. Bunu NASA'ya satmalısınız!" Tobias heyecanlanmış kurtadam olduğunu çoktan unutmuştu.
"Olmaz! Çünkü bizim yerimizi bulabilirler. Gezegenimiz çok küçük ve görünmez olsa bile bunu anlayabilir ve bulabilirler. Şimdiye kadar onların neden hiç roketleri uçmuyor sanıyorsunuz?" Güldü evet! Bunu engellemişlerdi. NASA'nın uzaya çıkmasına izin vermemişlerdi.
Karanlıktan bir adam fırladı.
"Oo Thomas! Nerelerdeydin?"
"Lucky seni tanıştırayım bunlar yeni elementlilerimiz!"
"Vay canına harika ama çok azlar.
"Öyle deme! Geçen festival sadece bir tane bulmuştuk."
"Hadi o zaman ben ekibi çağırayımda fazla zaman kaybetmeyin, festival başlamak üzere!"
Festival mi? Bizim gelişimimizi mi kutlayacaklardı yani o da neydi öyle?
"Festival mi?" Lila soruyu benim yerime sordu. Büyük ihtimalle herkesin aklındaki soruda buydu zaten.
Lucky konuştu "evet her beş sene bitimi bir festival olur bütün elementliler toplanır ve harika bir gün geçirirler. Aynı zamanda dünyaya ait olmayan kişiler, sizin gibi, bulunup buraya getiriliyor."
"Ne demek dünyaya ait olmayanlar?" Dedim. Yine Lucky konuştu.
"Yani bizden olanlar. Mesela siz, gördüğüm kadarıyla hava gurubundansınız, bulutları siz yöneteceksiniz. Hava durumunu da aynı şekilde."
"Vay canına bunu sevdim" Mark şaşkınlıkla cevap verdi.
"Ama ilk önce sıkı bir eğitim göreceksiniz. Buna hazır olun. Ben sizi çok tuttum, hadi hadi çabuk yerlerinize geçin bakalım."
Bizi rokete bindirdiler. Roketin içide dışı kadar harikaydı. bizim için ayarlanmış koltuklara oturduk ve beklemeye
başladık. Thomas roketi sürmek için koltuğuna yerleşti. Roketin çıkması için yukarıda bir kapı açılırken bizde kemerlerimizi bağlayıp kasklarımızı yüzümüze geçirdik.
Kalkıyorduk geri sayım başladı.
"Kalkış için izin veriliyor... Kalkış izni verildi geri sayım başlatıldı."
Adrenalin hormonum tamamen bitecek derecede hızlandı.
"10"
"9"
"8"
Devam edecek....