İçeriğe geç

ÖLÜMLE YAŞAM ARASINDA

Bölüm 1 · 14 dk okuma

ÖLÜMLE YAŞAM ARASINDA

Bölüm 1

Bölüm 1: GECE

Bölüm şarkısı: Mozart-Requiem

Oy butonuna basmayı ve takip etmeyi unutmayın lütfen. Öpüyorum şimdiden hepinizi. >



Yeni bir kurgu ile karşınızdayım. Severek yazdığım kitabımın severek okunması dileği ile...




Rica etsem başladığınız tarihi ve saati yazabilir misiniz. Hatıra olarak kalmasını istiyorum. 🙃







Gündüzleri sevmezdim. Geceler bana kendimi bir yere ait hissedeceğim o huzuru sunarken günün ilk ışıkları benim huzurumu elimden almaya çalışan bir gardiyandan farksızdı. Gelişi beni mahkûm yapıyordu.




Bu küçüklüğümden bu yana süregelen bir alışkanlığımdı. Genellikle az uyur, uyuduğum zamanları da gündüz vakitlerine göre ayarlardım. Çünkü gecenin güzelliğinden kendimi mahrum bırakmaya gönlüm el vermiyordu.




Ve yine her zaman olduğu gibi bir gece vakti elimde sigaram ayı izliyordum. Ne de güzel diye düşünmeden edemedim. Geceye aşık bir insandım. Aynı zamanda aya ve yıldızlara da. Ama bu sevdam her şeye sevgi pıtırcığı muamelesi yapan insanlar gibi değildi. Bizim aramızdaki sözsüz sevgi yanında saygıyı da getiriyordu. Evet, ben geceye saygı duyuyordum.




Elimdeki sigara bitince balkondan ayrılarak odama geçtim. Duşa girmek için üstümü çıkarmaya başladığım esnada arkada oynayan haber tekrarı dikkatimi çekti.




Yine bir cinayet işlendiğinden söz ediliyordu.




"Evet, sayın seyirciler. Haberimizi acı bir haber ile devam ettiriyoruz. Ünlü iş adamı Mehmet Keskiner dün gece evinde ölü bulundu. Keskiner Holding'in hissedarları bu duruma büyük tepki gösterdiler. Ölüm nedeninin uzuvlarının kesilmesi nedeni kan kaybı olduğu açıklandı. Olay yerinde bulunan cesedin sırtına bıçakla kazınarak işlenen yarım ay akıllara Gece lakaplı katili getiriyor. Bu cinayetin de onun başının altından çıktığı düşünülüyor. Gelişmeleri sizinle paylaşacağız."




Yine gündemdeydim.




Evet, bahsedilen katil bendim. Gece için öldürürdüm. Gece öldürürdüm. Ben Gece'ydim. Ben Armin Erez'dim.




Haber bittiğinde ve spiker başka bir habere geçtiğinde üstümü çıkardım ve soğuk suyun altına kendimi attım. Soğuk su tüm hücrelerimi uyarırken hızlı bir duş alıp banyodan çıktım. Yarın gece yaklaşık 1 aydır üzerinde çalıştığım avımın ölüm gecesiydi.




Üzerime siyah kısa bir şort ve aynı renk askılı bir üstten oluşan pijama takımımı giydikten sonra çalışma odamın bulunduğu yere doğru adımlamaya başladım. Kitaplığın önüne geldiğimde gizli bölmeyi çekerek kitaplığın iki yana açılmasını bekledim.




Arkasında bulunan kapının sağ kısmında kalan bölmeye elimi yerleştirdim ve el taramasını gerçekleştirdim. Onaylandığını gösteren yeşil ışık yandığında gözlerimi el bölmesinin üzerinde yer alan göz tarama bölgesine yaklaştırdım. Sırada göz taraması vardı ve bunu da hallettikten sonra benden istenen güvenlik şifresini tuşladım.




Odam üst düzey bir güvenlikle korunuyordu. İzinsiz bir giriş yapılmaya çalışıldığı zaman oda kendini imha ediyordu.




Tüm bu güvenlik önlemlerinin nedeni içeride sakladığım pelüş bebek koleksiyonu falan değildi tabi ki. İçeride tüm avlarımın -evet onları av olarak görüyordum- dosyaları ve yaptığım tüm planların yer aldığı beyaz tahtam vardı. Bu odaya benden başka birisinin girmesi kimliğimin ifşa olması demekti.




Eh, bu da istediğim şeyler sırasında ilk sıralarda yer almadığı için bu odayı üst düzey güvenlik önlemleri ile sarmalamıştım.




Sıradaki avımın adı Deniz Akman'dı. 1 aydır bu iş üzerinde uğraşıyordum çünkü Deniz Akman çok iyi korunan bir evde yaşıyordu ve dışarıya neredeyse hiç çıkmıyordu. Nedeni araştırmalarıma göre çok tehlikeli bir mafya ile olan sorunlarıydı ve dışarıya çıktığı an can güvenliği tehlikeye giriyordu. Bu nedenle son bir ayda evden çıktığı gün sayısı 2 kezdi. Bu zamanlarda da arabadan hiç çıkmamıştı. Bu nedenle ve onu daha henüz tam tanımadığım için öldürememiştim.




Fakat şimdi önümde mükemmel bir fırsat vardı. Hem artık kendisini tanıyor, yaptığı pis işleri biliyordum. Aynı zamanda da kendisi bir iş yemeğine katılıyordu ve bu iş yemeği kendi evi dışında bir yerde gerçekleşeceği için evinden dışarıya çıkmak zorunda kalmıştı. Bu fırsatı iyi değerlendirmem gerektiğinin farkındaydım.




Planlarımı son bir kez daha kontrol ettim. Bir işe başlamadan önce birçok plan yapar içerisinden en iyisini seçer ve en az 10 kere kontrol ederdim.




Yarın saat 11.30 da yemek başlayacaktı. Evi ile iş yemeğinin yapılacağı yer arası araba ile 17 dakikalık bir yoldu. Tahminlerime göre trafiği de hesaba katarsak 10.48 de evden çıkarsa 15 dakika erken varıyordu.




Bu tarz yemeklere son dakika gitmekten hoşlanmayan bir kişiliği vardı. Gittiği Tüm yemeklerin kamera kayıtlarına bakmıştım. Toplantının başlamasından 15 dakika önce orada oluyordu. Bu da 10.45 gibi evden çıkacağını gösteriyordu.




Onu tam yemek yenilecek gökdelende vurmam gerekiyordu.




İş yemeğinin yenileceği zaman onu vurmamın nedeni ise masadaki diğer kişilere gözdağı vermekti.




Çünkü o sözde iş yemeğinin yapılacağı ev iş adı altında yapılacak bir çocuk ticaretinin konularına ev sahipliği yapıyordu.




Katil de olsam benimde bazı prensiplerin vardı. Çocuklara ve engellilere el sürmezdim ve söz konusu onlarsa şehri yakacak iradem vardı.




Yemeğin yenileceği evin karşısındaki bir gökdelenden atış yapacaktım. Ev, şehrin merkezinde lüks başka bir gökdelenin en üst katıydı. Karşısında ve çevresinde birçok bina ve gökdelen bulunmaktaydı. Tam karşısında bir gökdelen olması çok iyi olmuştu.




Çok iyi bir nişancıydım.




Uzun süre birçok eğitim almıştım fakat bunların hiçbiri geçmişimde yer almıyordu. Bunları dikkat çekmemek için ben geçmişime eklettirmemiş ve yasadışı yollarla kendi başıma öğrenmiştim. Bana öncülük yapan tüm herkesi de öldürmem gerekmişti.




Herkes beni seyahat etmeyi seven biri olarak biliyordu. İşim gereği yaptığım ülkeler arası seyahatler bu şekilde dikkat çekmiyordu.




Gökdelenin ve kullanacağım yolların belli olmaması için hedef şaşırtmak amacıyla 3-4 yoldaki daha kameraları etkisiz hale getirmem tek bir hareketime bakıyordu.




Planım kafamda yer edinince odamın içerisindeki gizli kapıdan geçerek silahlarımın bulunduğu yere geldim. Burada birçok türde birçok silah vardı.




Keskin nişancı silahlarının bulunduğu bölmeye gelip hesapladığım tahmini uzaklığa en uygun silahı seçtim ve yanına 2 tabanca, yedek şarjörler, cama tırmanmak için vantuzlar, biber gazı, elektroşok cihazı, halat, kancalı ip, güvenlik kayışı, ve 3 çakıyı da ekleyerek odanın ortasındaki masanın üzerinde yerlerini almalarını sağladım.




İşlerimi halledince odamdan dışarı çıktım ve kitaplığın eski haline gelmesini sağladım.




Odanın içerisindeki mini bara doğru yürürken içimde yarın akıtacağım kanın mutluluğu vardı. Her zaman birini öldürmeden önce ve öldürdükten sonra büyük bir haz duyardım.




Mini bardan elimde bir viski şişesi ve bir kadehle ayrıldım. Kendimi hala haber tekrarlarının sunulduğu televizyonun karşısındaki koltuğa atıp cam kapıdan dolayı dışarısının görünmesine olanak sağlayan balkona doğru bakışlarımı çevirdim.




Viskimden kadehime doldurduktan sonra televizyondan ölüm senfonisini açıp ayı izlemeye başladım.




&




Saatler geçmiş güneş lanet ışıklarını evimin içine doldurmaya başlamıştı. Ay kaybolana kadar ayı izlemiş ve koca viski şişesinde son 1 kadehlik viski bırakmıştım.




Kalan son içkiyi de kadehime doldurup uzandığım yerden kalktım.




İçkiyi tek dikişte içtikten sonra banyoya yürüdüm. Soğuk suların vücuduma yaptığı şok etkisini umursamadan dün aldığım duştan daha uzun süren bir duş aldım.




Duştan çıktıktan sonra dışarıya çıkmak için hazırlanmaya başladım. Üzerime siyah bir tişört altıma kargo cep siyah bol bir kot giydikten sonra deri ceketimi giyindim. Eldivenlerimi taktım ve kaskımı da alarak dışarı çıktım. Evim şehrin uzağında normal büyüklükte sayılabilecek 2 katlı bir evdi.




Kayıtlarda paramın kaynağı dedemden bana kalan büyük sayılabilecek bir miras olarak göründüğü için bu evden daha büyük bir eve geçmiyordum. Dikkat çekebilecek her olaydan uzak duruyordum. Kayıtlarda bu ev benim üzerime kayıtlı bile değildi ama yine de tedbirli davranıyordum. Onlar benim şehrin merkezine yakın bir binanın 6. Katında oturduğumu düşünüyorlardı.




Motoruma atlayarak şehrin merkezine sürmeye başladım. Henüz 21 yaşındaydım ve okulumu bitirmiş sayılmazdım. Bu nedenle nadir de olsa okula giderdim.




Bu geceki planımla alakalı tüm her şeyi hallettiğim için bu gece yarısına kadar boştum ve bende bu boşlukta okula gitmeyi akıl etmiştim.




Bulunduğu ortamları fazla boşlamasam iyi olacaktı.




Okuldan içeriye girdiğimde her zaman olduğu gibi yine tüm bakışlar bana dönmüştü. Kimseyi umursamadan kimsenin hep ben koyduğum için koymaya cesaret bile edemediği park yerine sürdüm motorumu. Motorumu park ettikten sonra kaskımı da motorun üzerine koydum. Kimse çalmaya cüret edemezdi.




Tüm herkesin benden ürkmesinin nedeni sanırım ilk olarak hep siyah giymem ve bence gayet basit bir olayın geçen yıllarda yaşanmasıydı.




Yine okula gelmiştim ve her zamanki yerime park etmiştim. Okul binasının içerisine gireceğim sıra biri beni kolumdan tutmuş ve okula girmemi -aklı sıra- engellemişti.




Kolumu tutan kişi okulun dışında sarhoşken bana yavşamaya çalışan ve fena dövdüğüm için 1 hafta okula gelmediğini duyduğum Cüneyt'ten başkası değildi.




Onu dövdüğümü hatırlamış ve okulda benden bunun intikamını almak istemişti.




Kolumu sıkıp bana tokat atmak için boşta kalan elini kaldırdığında çevik bir hareketle kolunu tutmuş ve çevirip sırtına yaslamıştım. Daha sonrası onu bayıltana kadar dövmemi konu alıyordu.




O olaydan sonra okuldaki herkes benden uzak durmaya başlamıştı. Böyle olmasını sevmedim diyemezdim.




Şuan da yine her zamanki gibi tüm bakışlar bana dönmüş ve fısıldaşmalar başlamıştı. Bu bir sahneydi ve ne yalan söyleyeyim hoşuma gitmiyor değildi.




Okula girmiş ve dersimin olduğu amfiye doğru yönelmiştim ki bir sesin bana seslenmesi ile durdum.




"Hey sen! Bekle."




"Ne var?"




Arkamı döndüğümde gördüğüm yüz en son okula gelişimde keyif için takıldığım çocuğun götünden ayrılmayan kızdan başkası değildi. Neydi bu salağın adı? Hah, Linda!




"Bana bak ucube. Seni bir daha sevgilimin yanında görürsem o saçını başını yolarım. Anladın mı beni? Bir daha sevgilime yak-laş-ma-ya-cak-sın."




"Komik şey. Senin suratına bile bakmayan çocuğa sevgilim dediğin yetmiyor bir de gelmiş benden hesap mı soruyorsun?" İşaret parmağımla kendimi gösterdim. "Benden?"




"Soruyorum lan. Ucube!"




"Bana hakaret ederken iki kere düşün ufaklık. Dilini söküp eline vermesini iyi bilirim."




"İşin gücün tehdit zaten. Seni dövmemden bu kadar mı korkuyorsun?" Kahkaha attığında ben aklımdan ne derece geri zekâlı olduğunu düşünüyordum.




"Dövsene ufaklık."




"Bana ufaklık deyip durma ucube." Ona ufaklık dememe kızarken bir yandan da ayağı ile yeri dövüyordu. Yere vurduğu ayaklarını gösterip yüzüne baktım.




"Ne o? Beni dövemeyince yeri mi dövmeye başladın ufaklık?"




"Bittin kızım sen! Bittin."




Ben keyifle onu izlerken birden üzerime gelmeye başladı ve ellerini saçıma doğru kaldırdı. Ellerini havada yakalayıp aşağı savurduğumda başına dizimi geçirdim ve toparlanmasına izin vermeden dizlerine vurup önümde diz çökmesin sağladım.




Saçlarından kavradığımda acıdan ve öfkeden çığlık atıyordu.




Saçlarından çekerek kendime yaklaştırdığımda sakince kulağına doğru eğildim.




"Bir daha bana dokunmaya kalkarsan ölürsün. Ufaklık."




"Pislik ucube. Bırak beni. Yardım edin!"




Yardıma gelen hocalara attığım o öldürücü bakış hepsinin hareketlerinin bıçak gibi kesmiş ve oldukları yere adeta mıhlanmışlardı.




"Özür. Dile."




Dişlerimi sıkarak sarf ettiğim sözcükleri duyunca daha çok tepinmeye başladı.




"Özür dile dedim ufaklık bu son şansın."




"Ö-özür dilerim."




Ağlamaklı sesi ile söyledikleri yüzümün gülümsemesini sağlamıştı. Saçlarından tuttuğum Linda'yı yere adeta fırlatarak oradan uzaklaştığımda arkamdan ağlaması gülümsememi daha da arttırmıştı.




Dersimin olacağı amfiye girdim ve hocayı beklemeye başladım. Bugün de eğlenceli geçmişti.




&




Saat 9.34'dü. Okuldan sonra eve gelmiş ve son hazırlıkları yapıyordum. Her zaman erkenden atış yapacağım yere gider ve tüm pürüzleri ortadan kaldırırdım. Dün hazırladığım ölüm kitimi (silah ve ihtiyacım olacak eşyaları koyduğum el çantası) yanıma alarak kapının önüne geldim. Kapının yanındaki aynadan kendime son kez bakarak eldivenlerimi taktım. Başıma kar maskemi geçirdim, kurşun geçirmez yeleğimi giydim ve kaskımı da yanıma alarak evden çıktım.




Motoruma binmeden önce daha önce ayarladığım gibi kameraları devre dışı bırakmayı unutmadım.




Motorumu hareket ettirerek atışı yapacağım gökdelenin arkasındaki ıssız bölgeye kadar son sürat sürdüm.




Motorumu çalıların arasına gizledikten sonra sımsıkı topladığım saçlarımın üzerinden giydiğim kar maskemi düzelttim. Elimdeki tüy toplayıcı ile üzerimdeki saç ve benzeri tüyleri de topladıktan sonra neredeyse hazırdım.




Ayağımda normal ayak numaramdan 3 numara büyük ayakkabılar vardı. Bu ayakkabıları özel olarak tasarlattığım için yürürken veya koşarken bana zorluk çıkartmıyorlardı.




Göğüslerimin belli olmasını engelleyen korseye lanetler okuyarak elime aldığım ölüm kitim ile yaklaşık 100-150 metre ilerideki gökdelene doğru yürümeye başladım.




Araştırmalarıma göre bu gökdelen iyi bir güvenlik sistemi ile korunuyordu.




Gökdelenin 2 girişi vardı. Çöplerin çıkarılması için kullanılan girişe doğru yöneldim.




Arka kapıda 2 adet güvenlik vardı.




Ölüm kitimi kenara koyarak içerisinden sakinleştirici silahımı çıkardım.

Bunu son dakika koymayı akıl edebilmiştim.




İki temiz atıştan sonra güvenlik problemini ortadan kaldırmış oluyordum. Merdiven altına sürüklediğim iki adam ile işim bitince yanımdaki tabletten kameraları kontrol ettim.




Daha önceki saatlerin görüntülerini sarıyordu.




Kontrolüm bittikten sonra dışarı çıkıp ölüm kitimi aldım ve içeri girdim. Yalnızca yöneticiler en üst kata çıkabiliyordu. Bunun nedeni en üst katta arşiv ve benzeri önemli belgelerin saklandığı odaların olmasıydı.




Herhangi bir yöneticiyi tehdit edemezdim çünkü bu beni açığa verirdi.




Üst kat özel bir güvenlik ile korunduğu için şu an kırmam imkânsızdı. Bu nedenle bende en üst katın bir altındaki kata çıkmak üzere asansöre geçtim.




Asansör kamerasını iptal etmem iyi olmuştu. O da diğer kameralar gibi önceki görüntüleri sarıyordu.




Asansörün göstergesinde yazan sayıların birbirini kovalamasını izlerken istediğim kata geldiğimi haber veren ses ile asansörden çıktım.




Şimdi yapmam gereken şey deliceydi ama yapacak bir şey yoktu.




Hemen pencerelerden birini açtım ve yanımda getirmiş olduğum cama tırmanmak için kullanılan vantuzları çantadan çıkardım.




Bu kata gelen tüm asansörleri ben indikten sonra iptal etmiştim. Bu nedenle daha rahattım.




Gökdelenin üstünde bulunan demirlere attığım ipe bağlı kancaya bağladığım güvenlik kemerini son bir kez kontrol ettim.




Ölüm kitimi de yandaki kancaya taktım.

Biraz ağır olduğu için beni zorlayacağa benziyordu ama neyse ki ben zoru seviyordum.




"Hadi kızım. Yapabilirsin."




Pencereden dışarıya kendimi çıkarır çıkarmaz elimdeki vantuzları cama bastırdım ve kilitledim. Diğer vantuzu da koyup kilitleyince sıra diğer elime gelmişti.




Bu olayı yaklaşık 30 kez tekrarlamak zorunda kalmıştım ama sonunda gökdelenin tepesine varabilmiştim.




Kendimi tepeye attığımda kollarım uyuşmaya başlamıştı.




Geldiğim pencerenin tam önüne denk gelicek şekilde halatı uzattıkdan sonra halatı gökdelenin tepesindeki demir bloğa gemici düğümü ile bağladım.




Çengel ile belimdeki güvenlik kayışına bağlı ölüm kitimi çıkardım ve gökdelenin karşı tarafına yürümeye başladım. Şuan saat 11.09'du yani tahminlerine göre Deniz Akman 6 dakikaya burada olurdu.




Yemeğin yenileceği odanın camları normal camdan oluşuyordu. Bunu kat planı ve yapılan tadilat geçmişinde öğrenmiştim.




Camın kalınlığı yaklaşık 2,36 cm idi. Gelmeden önce merminin yön değiştirme oranını hesaplamayı unutmamıştım.




Silahımı çıkarıp kurmaya başladım.

Saat tam 11.14 de hazırlığım bitmişti. Yüz üstü uzanıp silahın dürbününden odayı incelemeye başladım.




Tahmin ettiğim gibi benim bakmam ile beraber Deniz Akman içeriye girmişti.




Hareket halinde iken onu vurmam ölümcül darbemin etkisini azaltabileceği için sabit bir konuma geçmesini bekledim.




Yemeğe ev sahipliği yapan Alptekin Eraslan adında çocuk ticareti ile nam salan bir pezevengin solundaki sandalyeye oturmasını öfke içinde izledim.




Bu işi 1 ay önce ismini Caner Bozoğlu olarak tanıtan bir adamdan almıştım.

Hesabıma yüklü miktarda parayı yatırmıştı. Ben önce parayı alır sonra işimi hallederdim.




Bu işlerde çoğu işveren ismini doğrudan söylemezdi ama bende işlerin işleyişini bildikleri için herkes ismini söylerdi. Bu kişinin ismi dikkatimi çekmişti ve içimden bir ses bir şeylerin yolunda olmadığını söylüyordu.




Caner Bozoğlu'nu araştırmış fakat herhangi bir sonuca ulaşamamıştım. Bu içimdeki şüphe tohumunu sularken olanları anlamıştım.




Beni tutan aslında Alptekin Eraslan'dı.




Onu özellikle bu gün öldürmemi isteyen de oydu.




Anlamamı sağlayan ise Alptekin kansızının ticaret sırasında sürekli isim değişikliği yapmasıydı. Kendisini açık etmişti. Ayrıca 34 gün önce haberlerin manşetlerinde yer alan ve hala konuşulan Alptekin'in kızının Deniz Akman ile görüntülerinin medyaya sızması olayı ölümünü isteme nedenini de açıkça ortaya seriyordu.




Fakat madem bir işe kalkışıyordum işimi tam yapmadan olmazdı.




Değil mi?




Kendi kendime güldükten sonra silahımı doğru konuma getirdim ve önce hedefimi öldürmek için silahımı hafif sağa kaydırdım.




Rüzgarın geçmesini bekledikten sonra sapma oranını da göz önüne alarak silahımın konumunda son düzenlemeleri yaptım.




İşte o an gelmişti. 1 aydır beklediğim an sonunda gelmişti. Birazdan benim ellerimden kayıp gidecek ruhun verdiği hazzı kelimelere dökecek kadar yetenekli olduğumu düşünmüyordum.

O hazzı kimse anlatamazdı.




Ve...




Tek el ateş ederek Deniz Akman'ı tam kafasından vurmuştum.




Benim hamlem ile masa ayağa kalkmıştı fakat işverenim hala aynı sakinlikle yerinde oturuyordu.




Gülümsemem daha da artarken onun da kafasına sıktım.




Hamlelerim ile korumalar direk olarak çevreyi kontrol etmeye başladığı için hızlıca toparlanıp halat yardımı ile pencereden içeriye girdim ve binadan dışarı çıktım.




Motorumun yanına vardığımda saat 11.30'du. Normalde şuan yemeğin başlaması gerekiyordu fakat ben ortalığı kana buladığım için yemek yiyeceklerini pek sanmıyordum.




Kendileri bilirdi...




Normalde işverenlerimi vurmazdım.

Şerefsizce çocuk ticaretiyle uğraşmıyorlarsa tabi.




Motoruma bindim ve son sürat geldiğim yerin içerisinde rastgele turlar atarak izimi kaybettirdim.




Eve geldiğimde garaja girdim ve motorun lastiklerini değiştirip eski lastikleri asit dolu kazanda erittim. Garajımda soyunma odası ve banyo vardı ve aynı üst kattaki odam gibi üst düzey güvenlik sistemi ile korunuyordu.




Üstümdeki çıkarıp asit dolu kazana attığımda botlarımdan da kurtulmuştum. Kendimi banyoya atarak rahatlamak amaçlı uzun bir duş aldım.




Asit dışında bir aralar kanıtlardan kurtulmak için ateş kullanıyordum fakat küller sıkıntı çıkarabileceği için asit kullanmayı daha uygun bulmuştum.




Duştan çıkıp üst kata yöneldim.




Tam o sırada iç güdülerim bir şeyin ters gittiğini söylüyordu. Bir tuhaflık vardı. Ortamda çikolata kokusu vardı. Çocukluğumdan beri koku duyum çok gelişmişti. Normalde insanların alamadığı kokuları bile rahatlıkla alabiliyordum.




Evimde çikolata kokan bir şey olduğunu sanmıyordum.




Yukarı kattaki gizli odama çıkarmak için yanıma aldığım ölüm kitimin içinden silahımı alıp evi turlamaya başladım.




Tam son odadan çıkıp üst kata yöneleceğim sırada ensemde hissettiğim soğuk metal hareketlerini bıçak gibi kesmişti.




Ölümden korkan biri değildim. O yüzden rahattım.




Gayet normal bir şey olmuş gibi arkamı döndüğümde kesinlikle aşırı yakışıklı her yerinden karizma akan birini görmeyi beklemiyordum.




"Selam. Gece!"




"Buyrun benim?"







Evvett! Umarım bölümü beğenmişsinizdir.

Biraz kısa oldu farkındayım. Diğer bölümlerin daha uzun olacağını umuyorum.




Sorular:




Sizce Armin'e silah çeken kim olabilir?




Armin neden katil olmuş olabilir?




Sizce Armin ifşa olacak mı?




Alptekin'in ölümü ne gibi olaylara yol açabilir?




Deniz'in ölümü, Deniz ile düşman mafyanın Armin'i etkiler mi?




Armin neden geceyi gündüzden daha çok seviyor?




Bölüm ile ilgili düşünceleriniz nedir?




Bana ulaşabileceğiniz yerler:




Instagram: @gc.olumleyasamarasinda

@gc.parodi

@gc.gecenincocuklari




Gmail: olumunsesi666@gmail.com




Armin EREZ: @rare.chive (Instagram)

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.