Loş koridorlardan geçip odasına girdi. İçerisi özensiz denecek kadar sadeydi. Herhangi birinin kaldığına dair hiçbir emare görünmüyordu. Hızla tozlu dolaba yaklaştı. Ağır kapakları açıp içinden rahat bir gece elbisesi çıkarıp banyoya geçti. Üzerindeki elbiseyi çıkardı, küvete yaklaştı. Musluğu açtı. Ancak tek damla su düşmedi. İç çekerek küvetin yanına oturdu. Belli ki Kontes Vega'nın yemekte olanlardan sonra intikamı gecikmemişti. Burada yaşadığı süre boyunca pek çok kez bu şekilde suyla cezalandırılmıştı. Öyle ki artık etkilenmiyordu. Hazırladığı gece elbisesini üzerine geçirdi ve bahçeye çıktı. Bahçe, büyük bir havuzun çevresinde dönen çeşitli yürüyüş yollarından oluşuyordu. Tatlı suyun şelale gibi aktığı havuza yaklaştı. Etrafına öylesine bakıp üzerini çıkardı ve içine girdi. O halde biri görse bile önemli değildi zaten insanların ona düşes gibi davranmadığı barizdi. O halde o da göründüğü gibi davranacaktı nasılsa koruması gereken bir onuru yoktu. Kuru cildine nazikçe dokunan su, gevşemesini sağladı. Sırtını süs havuzunun kenarına dayadı, başını geriye doğru yaslayıp gökyüzüne baktı. Hava, hiçbir buluta yer vermeden tüm asaletini ortaya çıkarmıştı. Derisindeki çatlakların hafif sızısı bedenini sarmalarken gözlerini kapadı. Çölde geçen aç ve susuz yolculuğunda hissettiği dayanılmaz umutsuzluk ve ölürken hissettiği acıdan sonra bu an oldukça huzur doluydu. Ta ki tıslamayı andıran bir ses,
"Sen... Burada ne yapıyorsun?" Diyene kadar. Gözlerini sıkkın bir şekilde açtı. Kafasını kaldırma gereksinimi duymadan umarsızca,
"Gördüğün üzere yıkanıyorum Dük Valen." Dedi. Bu sırada epeyce yaklaşmış olan dük, onu kolundan tutup hışımla dışarı çekti,
"Beni etkilemek için bu kadar ileri gideceğini düşünmek... Beşinci sınırdaki dilenciler bile senden daha onurludur." Bu sözler karşısında Nova dudağını sertçe ısırdı. Ardından dükün gözlerine derin bir nefretle bakarak,
"Kanın tadını biliyor musun Ekselansları Dük Valen? Çölün amansız sıcağında, yutkunacak kadar bile vücudunda sıvı kalmadığında ılık bir bardak kan içmenin ne demek olduğunu biliyor musun? Ben sana söyleyeyim. Berbat bir his. Kanın yoğun dokusu, kuru diline deydiğinde yalnızca tadını almamak için saatlerce dua edebileceğin kadar kötü. Şanslıysan kusmadan içebildiğindeyse ne oluyor, peki onu biliyor musun? Daha çok susuyorsun. O iğrenç tattan kurtulabilmek için suyu inanamayacağın kadar çok arzuluyorsun. Öyle ki o an birini dahi öldürebilecek hale geliyorsun. Sonra ise dönüştüğün canavarı fark ettiğinde sadece ağlamak istiyorsun. Ama onu bile yapamıyorsun, çünkü vücudunda fazladan bir damla bile su bulunmuyor. Kısacası Dük Valen, evet eğer suya ulaşmamı sağlayacaksa bir dilenciden bile düşük olmaya razıyım. Zira düşes olmanın da beşinci sınırda yaşamaktan pek bir farkı var gibi görünmüyor. Ve benim tekrar o şeyleri yaşamamak için neler yapabileceğimi bilmek istemezsin." Deyince kolundaki elin gevşediğini hissetti. Hemen havuzun kenarına bıraktığı elbiseyi alıp üzerine geçirdi ve oradan ayrıldı. 'Sadece beni görmezden gelmeye devam etmesini dilerdim.'
Odasına döndüğünde kendini çok bitkin hissetti. Yatağına uzanıp gözlerini kapadı.
Kapkaranlık, sınırları görünmeyen bir ormanda koşuyordu. Nefes nefese bir ağacın arkasına geçti. Arkasından gelenin onu bulmaması için bildiği tüm duaları etti. Ama karanlıktan uzanan el, Nova'nın boynunu sıkıca tuttu. Kulağına fısıldayan kelimeler tüylerini diken diken etti,
"Sen öldürdün... Ona bir çeşit büyü yaptın. En başından dinlemeliydim... Diğerleri, herkes senin cadı olduğunu söylediğinde... Andromeda seni göndermem için bana yalvardığında... Benim canımı yakmak için yaptın... Başardın da... Ama biliyor musun, ben de senin canını yakabilirim. Seni hiç sevmedim Nova... Ne şimdi ne gelecekte ne de diğer evrenlerde de sevmeyeceğim..."
"Hayır, ben yapmadım. Andromeda'yı ben öldürmedim... Kimse inanmasa da sen bana inanmak zorundasın, tüm gece annemin yanındaydım. Bunu biliyorsun çünkü sen izin verdin... Lütfen, lütfen inan bana..."
"Oraya gittiğine dair bir kanıt göster o halde Nova... Sana inanabilmem için bir şey ver bana... Aah ama doğru ya... Ölüler konuşamaz..." Dediği anda Nova'nın boynuna dolanan parmaklar öldürme niyetiyle sıkıldı ve nefesi kesilen genç kız kendini çölde buldu. Elinin altındaki sarı kumları etrafa saçarak,
"Hayır, hayır ben yapmadım. Ben cadı değilim. Lütfen Altar, lütfen yapma... Tekrar bunu yaşayamam..." Diyerek hıçkırıklara boğuldu. O anda şok edici soğuk bir his tüm bedenini sarstı.





