Ben seda yaşar. Soyadıma göre hiç de yaşamıyorum da neyse. Öleceğimin haberini aldığım sabah içimde kötü bir hisle uyanmıştım. Yataktan yavaşça kalkıp elimi yüzümü yıkamaya gitmiştim. Ayna beni ruh gibi beyaz bir ten, kabarık mezar toprağı saçlar ve baygın bakan gökyüzü mavisi gözler ile karşıladı. Okula gitmek için hazırlanmam gerekiyordu. Lise 3 olmama rağmen hâlâ kimseyle uyum sağlayamamıştım. En siyah kıyafetlerim giyerek okula hazırlandım. O gün hava en karamsar haliyle yağmurluydu. Yürüyerek kula gitmeye karar verdim zaten iki sokak uzaktaydı. Kulağıma taktım kulaklığımı rastgele bir şarkı açtım. Şansıma daha doğrusu benim hayatıma göre şanssızlığıma rei-sokak lambaları çıktı. Yavaş yavaş okula yürüdüm. Yol boştu, ses yoktu. 5 dakikalık bir yürüyüşün ardından okul bahçesine giriş yaptım. Saat sabahın 07.00 si olduğu için bahçe tamamen boştu. Yeterince ıslanmıştım o yüzden sınıfa çıkmaya karar verdim. Sınıfta kimse yoktu. Gidip camı açtım. Kulağımda Lost on you çalıyordu, son ses açtım. Tam şarkının yükseldiği kısımda dengemi koruyamadım ve yere düştüm, sonrasını hatırlamıyorum. Gözümü açtığımda hastanedeydim. Kolumda serum, üstümde ise hasta elbisesi vardı. Odada yalnızdım neyse zaten annemi beklemiyordum. Onu gün içinde bile görmediğimden gelmezdi. Öyle sanmıştım. Ta ki uyumak için gözlerimi kapattığımda kapının aniden açılmasıyla annemin zar zor hatırladığım sesini duyana dek. Gördüklerime inanamdım. Tipi değişmişti. Saçını kızıla boyamıştı, hatırladığım hali zayıftı ama şimdi biraz kilo almıştı. Benimki gibi mavi gözlerini ise yeşil lens ile kapatmıştı. Ağlıyordu. Neden ağladığını anlayamadım. Sevgilisi onu terk mi etmişti, yoksa parası mı bitmişti. Çoğunlukla yanımda bunlara ağlardı. Kafamdaki düşünceler onun bana sarılmasıyla uçup gitti. İyi falan hissetmem gerekiyordu herhalde ama sarılmasından rahatsız oldum. Sırtına yavaşça vurup onu ittirdim. Zorla bana sarılacak hali yoktu ya. Derin bir nefes alıp konuşmaya başladı;
- "güzel kızım senin için çok endişelendim, iyi misin? bir yerin ağrıyor mu?" Diye bir ton soru sıraladı. Şimdi mi aklına geldi bunlar diyemedim tabii, neyse.
- "bir şey yok" Demekle yetindim.
Sonra aklıma takıldı. Aslında en başta sormam gereken soruyu sormak şimdi aklıma geldi. Sakince anneme döndüm ve
- "ben buraya nasıl geldim? Niye geldim?" Sorularını yönelttim.
- "arkadaşın seni sınıfta baygın halde bulmuş diyerek anlatmaya başladı sonra hocalara haber vermiş. okuldan ambulansla hastaneye götürülürken beni aradılar" dedi.
- "peki kimmiş bu arkadaş?" dedim.
Çünkü benim hiç arkadaşım yok, sınıftakilerin adımı bildiğinden dahi şüpheliyim.
- "yanlış hatırlamıyorsam adı denizdi" dedi.
Deniz... Kim olduğundan pek emin değildim yani ismi tanıdıkta büyük ihtimal yoklamada falan duymuştum ama hatırlayamadım neyse. Çok da bir önemi yok.
- "ne zaman çıkacağım?" diye sordum.
- "birkaç test var onları yaptırdıktan sonra çıkabiliriz" yanıtını aldım.
Aldığım cevaptan hiç tatmin olmadım. Annem olan bu şahısla uzun süre aynı ortamda durmak istemiyordum neyse. Odaya hemşire girdi. Sıranız geldi dedi. Direkt anneme baktım. İçimde kötü bir his vardı. Annem sanki kaçacakmışım gibi hemen panik yaptı ve konuşmaya başladı;
- "sakin ol sadece emara gireceksin" dedi.
Neden çekileceğimi bilmediğim için azda olsa korkuyordum neyse.
- "yapılsın da gidelim" dedim.
Tam ayaklanmıştım ki hemşire araya girdi;
- "bekleyin kalkmayın lütfen hemen geliyorum" diyerek koşar adım odadan çıktı. Birkaç saniye sonra tekerlekli sandalyeyle geri geldi.
Aslında yürümek için inat ederdim ama kendimi yorgun hissettiğimden inat etmeden elime serumumu alıp yavaşça oturdum. Hemşire beni itmeye başladı. Annem arkadan geliyordu. Koridora çıkınca benim yaşlarımda biraz endişeli gibi gözüken bir erkek çocuğu gördüm. Asansöre binene kadar birbirimize baktık. Uzunca bir boyu vardı. Gözlerime bakan açık kahve gözleri vardı. Saçları ise sanki kahvenin özel bir tonu gibiydi, eşsizdi. Asansöre bindiğimizde çok sessizdi hatta insanı gerecek kadar sessizdi ve bundan aşırı rahatsız oldum. Dönüp anneme baktım. Çok endişeliydi, ona baktığımı fark edince hafifçe gülümsedi. Onu böyle endişeli görünce ister istemez biraz daha gerildim. Uzun ve gergin bir asansör yolculuğundan sonra sonunda bizim ineceğimiz kata gelebilmiştik. Emar odasına giden yol çok ürkütücüydü. Zaten üst katlarda olması yetmiyormuş gibi bir de ışıkları loş yapmışlardı ve bazıları cızırdıyordu. Etrafta insan olmaması da gerilmem için artı etkenlerden biriydi tabii. Parmaklarımı kıtlatmaya başlamıştım. Emar odasına girerken orda ki görevli abla üstümde metal olup olmadığını sordu. Sadece küpelerim vardı, sol anahtarlı küpelerim onları da çıkarıp ablanın eline bıraktım. Annemi içeri almamışlardı. Emar cihazı İnternet'te gördüğümden çok daha büyüktü. Uzanmam gereken yeri gösterdiler. Biraz tedirgindim, aslında çok tedirgindim. Ben kafamda ölebileceğime dair senaryolar kurarken emar cihazı çalışmaya başladı. Önce cihazın içine girdim sonra garip sesler çıkmaya başladı. Kendimi savaşın ortasında çaresizce bekleyen biri gibi hissediyordum. Kafam dağılsın diye hayallere daldım. Kendimi yağmurlu bir havada gece sahil kenarında düşündüm. Dışarıdan gelen sesler boğuklaşmaya başlamıştı. Böyle zaman çabucak geçti. Sesler sustu makine durdu. Görevli abla gelip beni çıkardı.
Anneme seslendi;
- "ayla hanım prensesi alabilirsiniz"
Ayla... Annemin adını uzun zaman sonra ilk defa duyuyordum. Annemin tekerlekli sandalye kullanmayı bilmediği belliydi. Beni odaya götürene kadar yalpalamaktan beyin sarsıntısı geçirdim resmen. Odaya girdiğimizde direkt anneme;
- "ne zaman gideceğim?" diye sordum.
Onunla daha fazla zaman geçirmek istemiyordum ki bence bu ona bakışlarımdan gayet belliydi. Sandalyeden kalkıp üstümü değiştirmeye başladım. Okul için giydiğim kıyafetler vardı yani favori kıyafetlerim de denilebilir. Siyah ve bol Sweatshirtim, bol ve yine siyah eşofmanım. Hızlıca giyindim. Saçıma dokunmadım bile zaten yeterince kötüydü, açıp tekrar toplasam daha kötü olurdu. Annem hazırlandığımı daha yeni fark etmiş olacak ki
- "dur daha çıkamazsın" zırvalıklarına başladı. Hayatımda büyük bir önem taşımayan birini dinleyecek değildim. Kapıya doğru ilerlerken önüme geçti ama beni durduramazdı tabii. Anneme omuz atarak geçtim.
- "istediğini yaptırdım, neden bilmiyorum ama yaptırdım işte. Madem bilmiyorum kalmam için bir sebepte yok" diye bağırdım asansöre doğru ilerlerken. Arkamdan annemin sesi geldi;
- "sana söz açıklayacağım lütfen geri dön" O an durdum.
Ona güvenmiyordum ama yalanda olsa merak ediyordum. Hâlâ ona sırtım dönükken bağırdım;
- "doğru söylediğini nereden bilebilirim ki" Hızlıca cevap geldi.
- "doktorla beraber sana her şeyi açıklayacağım" dedi.
Ona döndüm.
- "hemen açıkla" dedim. Sesim normale göre daha sert çıkmıştı.
- "tamam dedi doktorun odasına gidelim her şeyi açıklayacağım"
Doktorun odasına doğru yürümeye başladım. Annemde hızlıca yanıma geldi. Doktorun odası zaten koridorun sonundaydı. Kapının önüne varmam uzun sürmedi ama çalmaya korkuyordum. İçimde bir tedirginlik vardı. Bu oda ya benim felaketim olacaktı ya da felaketimi doğuracaktı.