İçeriğe geç

Ölümden Bir Günlük

Bölüm 1 · 12 dk okuma

Ölümden Bir Günlük

Bölüm 1

1. Bölüm

Sanırım hayat nefret ediyordu bizden. İnsan yorulur mu diye düşünmez miydi hiç kader? Bizi düşünen sadece kendimizdik.

Biz kim miydik, sokak çocukları. Kimliğimiz adımız değildi bizim. Tek bir sıfattı bize yakıştırılan. Sokak çocuğu. Her sokak çocuğunun hikayesi başkaydı. Bizi şekillendiren karakterimizi belirleyen geçmişimizdi.

Hiç bir şey biz değildik aslında. Biz birer hiçlerdik. Hiç olduğumuz için yaşamak çok zordu. Kenar mahallede öldürülsek kimsenin ruhu duymazdı. Bu yüzdendi bencilliğimiz. Bu yüzdendi hayata olan küslüğümüz. Hayallerimiz yoktu olamazdı. Diğer çocuklara verilen şanslar bize verilmemişti. Oysa hepimiz çocuktuk bir zamanlar. Her çocuk özeldi, bizler hariç.

Bazı çocuklar hak etmediğini yaşardı.

İşte bunun en büyük sebebi her zaman aileydi. Bizim seçmediğimiz iki insan hayatımızı altüst edebiliyordu.

Ellerim kısa saçlarıma gittiğinde elime bulaşan kanla kafamdaki ağrıyı hissettim. Güzel dayak yemiştim. Sokak ortasında attığım kahkaha boş duvarlarda yankılanmıştı. Tişörtüme baktığım da filmlerde olan havalı sahneleri hatırladım. Tişörtü yırtıp kafama saramazdım fakirdim oğlum ben.

Kafam önde yürürken kan tişörtüme damlamasın diye özel bir çaba gösteriyordum. Hava yavaştan kararıyordu. Sokakataki tek tük insanlar deli görmüş gibi bakması dışında sıkıntı yoktu. Pek akıllı olduğum söylenemezdi zaten.

Sonunda eve geldiğimde kapıyı hızlı hızlı çalmaya başladım. Kapıyı açan Emre'nin sadece ayaklarını görüyordum.

"İçerden toz bezi falan bulup getirsene."

Oflayıp konuşmaya başladı.

"Hizmetçi miyim kızım ben senin gir al."

"Gerizekalı ortaklığımı batırayım getir işte. Kan azaldı zaten."

İçeri gidip bezi getirdiğinde hızla elinden alıp kafama bastım. Kan akışı durgunlaşmıştı ama hala acıyordu. Emre'de beni çok severdi maşallah.

Hemen kendimi banyoya atıp kafamı lavaboda yıkadım ve dolaptan aldığım yara bantlarını birleştirip altına pamuk koyup kafama yapıştırdım. Banyoyu temizleyip çıktım ve oturma odasına gidip kendimi koltuğa attım. Hayvan gibi atmıştım çünkü Mirza yere düşmüştü. Odaklandığı ilk şey kafam olduğu için yerden doğrulup zebani gibi karşımda dikilmeye başladı. Alışmıştı bir yerlerimi kırıp eve gelmeme. Her seferinde kızıyordu arkadaş.

"Naptın gene sen. Kızım bir rahat dur 20 yaşındasın sen ya."

Elimi yarabandının üstüne koyup hararetle anlatmaya başladım. Oda saçmalayacağımı anlamıştı ki ofladı.

"Ben bir yerde adamlara dövüş dersi veriyordum ya işte kalkıp artislendim bunlardan birine. Ee dövüşü kazandım tabi artislenecektim. Bu beni köşede beş kişiyle sıkıştırdı. Az dövdüm baktım çok hırpalamışım en iyisi kaçayım dedim kaçarken kıçıma tekme yedim yere yapıştım. Ama sonra kaçmayı başardım."

Mirza sinirle bana bakmaya başladığında ayağı kalkıp koltuğu gösterdim.

"Gel otur sen yorulma akşam yemeği ben ve Emre'den."

Sırıtarak yüzüne baktığım da koltuğa oturup cevap verdi.

"Bir daha dayak yersen gebertirim seni. Başımıza bela alma."

Eli ağırdı Allah var bi çarptımı diğer dünyaya gidip geliyordum. Emre koltukta sessizce telefonla oynarken adının geçtiğini duyunca hemen bana bakmaya başladı. Hiç sevmediğim sesiyle cırlamayıda ihmal etmedi.

"Kızım beni niye karıştırıyorsun git başımdan. Hep yapıyorum zaten kız olan sensin lan senden çok yemeği ben yapıyorum."

Her zamanki tartışmamıza her zamanki cevabımı verdim.

"Yemek yapmayı bilmiyorum. Zehirlenmek istiyorsanız özenle hazırlarım."

Aklına mükemmel makarnalarım gelmiş olacak ki hemen ayağı fırladı. Aslında güzeldiler ama afilli sosum yüzünden üçümüzde iki gün karnımızda kramp yataklara düşmüştük. Ne denersem deneyeyim şu yemek işini bir türlü beceremiyordum. Bir insanın kırdığı yumurta köpürür müydü ya. Onu bile başarmıştım.

Emre'yle birbirimizi hiç sevmiyorduk ama katlanıyorduk işte. Mirza'da abimiz gibiydi. Çocukken bulmuştuk birbirimizi üçümüz. Ne olursa olsun sokakta ölmemek için birbirimize hep yardım etmiştik. Sonra adam akıllı çalışıp bu gecekonduya yerleşip birlikte yaşamaya başlamıştık. Üçümüzde ilk okuldan sonrasını okuyamadığımız için şuan cafe fabrika gibi işlerde anca çalışabiliyorduk. Tabi birde benim çalıştığım ve parası iyi olan işler vardı. Emre ve Mirza asla o işlere girmesede benim için para her şeydi.

Emre'yle ise yıldızımız hiç barışmamıştı hep benim bencil olduğumu ve bu yüzden beni sevmediğini söylerdi. Aramızda ki en duygusaldı. Gerçi çocuğa az çektirmemiştim. Aptal olan oydu.

Mutfağa girdiğimizde dolaptaki hazır noodleleri çıkarıp tezgahın üzerine koydum bu gün hiç uğraşmazdım yemek yapmakla. Emre ocağa tencereyle şu koyduğunda bende masaya tabak çatal ve bardakları dizip dolaptan kolayı çıkardım. Emre kaynayan suya noodleleri atıp hazırlamaya başladığında kavanozda kalan son turşuyu tabağa dilimleyip masaya koydum.

Yemeği yediğimizde Mirza bulaşıkları hallederken Emre'yle bizde oturma odasına geçmiştik. İkinci elden aldığımız eşyalarla ev kötü durmuyordu. Gayet güzel dekore etmiştik ve taksitlerle çok şükür yeni bitmişti. Üçümüzde çalıştığımız için çokta sıkıntı çekmiyorduk. Eskiden yiyecek ekmek bulmak için çöp karıştırırdık şimdi bu rahatlık mükemmeldi. Büyümüştük. Birde adam olabilsem tam olcaktı.

Tekli koltuktan kalkıp Emre'nin oturduğu koltuğa geçtim Emre anlamış olacak ki benden uzaklaşıp konuşmaya başladı.

"Sakın yanaşma git başımdan manyak."

Oflayıp cevap verdim.

"Oğlum altı üstü bı Instagram açıp ünlü olmaya çalışıcan. Yakışıklısında parayı buluruz. Ben ne görsem hepsi zengin hadi ya deneyelim."

Saçma sapan teklifim onu kızdırmak için değildi asla. Bu çocuğu delletmek çok güzeldi.

"Sana bir şey soracağım ama ciddi cevap ver."

Bir anda ciddileşince afallamıştım. Ama yüzüne sor dercesine bakmaya başladım.

"Duru'yu ölüme terk etmeyi gerçekten istedin mi?"

Sorduğu soru duraksamamı sağlarken yıllar öncesi gelmişti aklıma.

"Nerden çıktı şimdi Emre bu."

Emre sakince konuştu.

"Sadece cevap ver."

Omuz silkip cevap verdim.

"Onu ailesine verdim öldürmedim. Abartma bu kadar. İyi para vermişlerdi hem."

İlk defa bu konu açılıyordu ve ilk defa bu kadar sakindi.

"Sen ne biçim insansın. O yaşta nasıl bu kadar zalim olabildin. Ailesinin ne biçim insanlar olduğunu bilmiyor muydun sanki."

Yüzüne sakince baktığımda bu sefer delirmiş gibiydi ama yine sakince konuşmaya başladı.

"Sahi bu evde herkesin geçmişini biliyoruz peki ya senin ki, bir katilin kızımıydın. O yüzden mi önüne geleni öldürmeye çalışıyorsun. Yada ne yaşadın söyle birazda biz dalga geçelim. O kadar bencilsinki ne söylesem umrunda olmayacak. Ama bu halde olmayı en çok hakedenlerdensin. Ne yaşadın bilmiyorum ama iyiki yaşadın."

Arkadan gelen Mirza'nın bağırışını duydum.

"Kes sesini Emre!"

Sakince ayağı kalkıp kapıda duran Mirza'ya bakıp tekrar Emre'ye baktım.

"Mirza o adamın elindeydi. Bunca yıl söyleseydin derdinin bu olduğunu cevaplardım. Duru'yu eninde sonunda bulacaktı. Ve ben söylemeseydim yerini ikisinide öldürecekti. Adam delinin tekiydi."

Kapıya doğru yürürken içimin rahat etmeyeceğini anlayıp arkamı döndüm ve Emire doğru hızla yürüyüp yüzüne yumruğu geçirdim. Burnumdan soluyordum ama çok sakindim.

"Hiç bir çocuk yaşadığını haketmez."

Arkamı dönüp gidecekken kolumdan tutan Mirza'nın elini hızla itip kapıya yürüdüm ve anahtarıda yanıma alarak evden çıktım. Hava çok soğuk değildi. İzmir'in sonbaharı anca bu kadar oluyordu. Emre'yle hep birbirimizi yerdik ama bu sefer abartmıştı. Tamam bencildim. Hep kendimi düşünürdüm evet çünkü beni benden başkası hiç bir zaman düşünmemişti.

Bencil olacaktım lan ben, kimsede karışamazdı. Koruyacaktım kendimi. Ben Arya'ydım. Kendini korumaya yemin etmiş küçük kız. Ben çok cabalamıştım yaşamak için. 10 yaşımda dövüş öğrendim ben. Ben dövüşmeyi sokakta işkencelerle öğrenmiştim. Acımasına rağmen acımadı ki diyerek öğrenmiştim.

Geçmişimden kaçmıyordum ama nefret ediyordum. Kaçamazdım. O günleri hatırlamak bile işkenceydi. Her şeyden nefret ediyordum. Yemekler hariç. Yoldan geçen kediye köpeğe yolun yanındaki çiçeğe hepsine olan nefretimi söyledim. Boş sokaklardan en çokta insanlardan nefret ediyordum.

Ben kendim hariç her şeyden nefret ediyordum. Emre açlıktan ölecekken bile onunla yiyeceğimi paylaşmamıştım. Evet bencildim. Umrumda da değildi. Neye sinirliydim ben. Kendime mi, geçmişimemi, Emre'ye mi? Karanlık sokaklarda çıkan tek ses ayaklarımın yere değen sesiydi. Gitmek istiyordum annem ve babama gidip ikisinide öldürmek istiyordum. Ama yapamazdım işte. Hiç sormadığım o hesabı sormak istiyordum.

Kafamı sallayıp düşünmeyi bırakmaya çalıştım. Ellerim saçlarıma gitti hiç uzamamıştı onlar. Sarı dalgalı saçlarım en fazla alnıma kadar uzamıştı. Şuan ise kaşlarımın biraz daha üstündeydiler. Biraz daha nefret ettim yabancıdan. O hayatımda yoktu artık ama izleri yok olmuyordu. Onu hatırlamak delirmeme sebep oluyordu. Koşmaya başladım düşünmemeliydim düşünürsem beynimdeki sesler susmazdı. Düşünürsem ben yine katil olurdum. Ellerim ve ayaklarım titriyordu. Titremelerim durmalıydı yoksa ben yine katil olurdum.

En az 15 dakika koşmuştum. Durup kendimi ara sokaklardan birine attım ve duvara yaslanıp kafamı geriye yasladım. Soğuk zemin içimde bir ürpertiye sebep olsada yabancılık çekmedim. Soğuğu bilirdim. Unutamazdım. Gözlerimi kapatıp uyumaya çalıştım ama olmadı işte. Vücudum titriyordu. Ellerimi sıkıp titremeleri durdurmaya çalıştım. Düşünmek istemedim ama aklımdan çıkmıyordu. Atak geçirmek istemiyordum. Ben yine kontrolü kaybetmek istemiyordum. Bedenimin yabancısı olmak istemiyordum.

Gözlerim kapalı öylece beklerken artan seslerle gözümü açtım. İnsanların apartmanlardan birine girdiğini görünce oranın tenha bir bar olduğunu anladım.

Şansıma tüküreyim. Bula bula başka sokakmı bulamamıştım. Hiç kalkasım yoktu. Umarım görmezden gelirlerdi. Ayağımı dürtükleyen biriyle gözlerimi açıp kafamı kaldırdım. Hayvan gibi olduğu için kafamı geriye atmak zorunda kalmıştım. Karşımda duran kişi bana anlamaz gözlerle bakarken aynı şekilde ona bakıyordum. Boyu en az 185 vardı. Mavi gözleri ve simsiyah saçlarıyla tehlikeli bakışları birleşince hiç tekin bir tipe benzemiyordu. Yüzünün beyaz olması vampir havası veriyordu. Çok benziyordu ona o kadar benziyordu ki. Allah beni bu kadar seviyormuydu ki? Onu bana verecek kadar hemde. Gözlerim ellerime kaydığın da titremelerim durmuştu. Tekrar yüzüne baktım.

"Kalk evine git buralar tekin değil."

Sanane deyip küfredesim vardı ama işte edepliydik abi. Ayağı kalkıp dik dik bakarak konuşmaya başladım.

"Bak git başımdan evi de sizide topunuzuda neyse ağzımı bozmayayım. Kısacası git."

Kafasını yana yatırıp kısa bir kahakaha attı ve cevap verdi.

"Bak küçük hanım birazdan şurdan biri çıkıp sana zarar verirse şaşırmam uyardım ben."

Ellerimi göğsümde birleştirip sırıtmaya başladım.

"Bak dev bey bu küçük hanım senin ağzını yüzünü dağıtmadan git şurdan."

Dudakları düz bir çizgi haline gelmiş gözlerindeki parıltılar artmıştı. Bu çocuk beni şeyapmazsa iyidi kaşınıyordum.

"Bu cesaret o boya çok fazla bence."

"Cidden çok fazla bir gün belamı bulurum ama hangi gün."

Söylediğim şey ortamın tüm ciddiyetini bozmuştu. Ne gerek var ki ciddi olmaya zaten hiç sevmezdim. Elleri omzumu kavradığın da bir ellerine bir yüzüne bakmaya başladım. O ise dik bakışları arasında konuşmaya başladı.

"Belan benden olmasın. Düzgünce söyledim git. Birazdan olacaklardan ben sorumlu değilim. Buralar karışacak."

Allah'ım bu insanlar özelliklemi gerizekalı yaratılıyordu. Hayır yani gelip boş boş konuşan kendisi. Hem ben şuan hiç havamda değildim. Elini hızla omzumdan çekip tam ben yakasını kavrayacakken arkadan gelen silah sesiyle ağzımdan kaçan küfür bir oldu. Ya ben depresyona girecektim kardeşim ne bu tantana. Yüzünde oluşan sırıtmayı umursamadan bedenini itip arkaya baktığımda barın önünde adamlar birbirine girmişti.

Tekrar kolundan tutup onu önüme çektim ve sokağa baktım. Ben burada koşana kadar kurşunu kıçıma yerdim. Bunu önümde tutarak koşamazdım hayvan gibiydi. Daha fazla vakit kaybetmeden hemen yanındaki apartmanin kapı boşluğuna çocuğuda çekiştirerek girdim. Allah'ım nolur bu tarafa doğru gelmesinlerdi. Ellerimi dev çocuğun kollarından çekip sine bildiğim kadar köşeye sindim. Silah sesi gelmiyordu ama adamların dövüştüğü çok belliydi.

Karşımda eğlenir bir tavırla beni izleyen çocuğa baktığımda sinirle burnumdan soludum. Ağzına bir tane çakasım vardı. Ayak sesleri duyduğumda derin bir nefes aldım. Önce silahın ucunu gördüğümde nefesimi tutmuştum. sonra Murat abiyi gördüğümde rahatlamıştım. Allah'ım çok şükür bu günde gebermeyecektim. Dövüş dersi verdiğim adamların sahibiydi. Beni görünce silahı indirmesine yanımda ki dev şaşırmıştı. Ona göz kırpıp Murat abiye baktım ve konuşmaya başladım.

"Ayıp oluyor silah falan."

Murat abinin yüzü kıpkırmızıydı ve hala sesler geliyordu.

"Yardım et bu günlük söz vereceğim karşılığını barın içi çok karışık adam yetersiz."

Bunu kabul etmezdim normalde ama para demişti sonuçta kafamı sallayıp konuştum.

"Adamlarda silah var."

"Merak etme hallettik o işi silah işin içine girmeyecek. Polis gelsin istemezler."

Hiç inanmamıştım ama elindeki silahı alıp belime koydum şaşırsada cevap vermemişti. Yanımdaki çocuk belimden silahı çektiğinde dönüp ona bakmaya başladım.

"Küçücük kızın eline silahmı vereceğiz ben hallederim."

Silahı onda bırakıp saklandığım yerden çıktım. Çok pis gaza gelmiştim inşallah patlamazdım. Hızla barın önüne yürüyüp kavga eden adamlara baktım. Yerde yatanlarda çoğu bizimkilerdi. Ben bunları boşuna mı yetiştiriyordum.

Bana doğru yaklaşan bir adam gördüğümde hızla daha o anlamadan karın boşluğuna tekme attım. Arkasına geçip ensesine yumruk attığımda yere düşmesi uzun sürmemişti. Evet şimdi tüm dikkati üzerime çekmiş olmalıyım ki karşıdan gelen başka biri bana doğru gelmeye başladığında kendimi hazırladım. Yumruk atacağı sırada eğilip bacağına vurdum sendelemesini fırsat bilip erkekliğine vurduğumda acıyla kendini yere attı.

Şimdi ise iki kişi geliyordu üzerime. Bir küçük dua edip onlar gelmeden ben onlara koşacaktımki yerdeki adam bacağımdan çekip beni yere yapıştırmıştı. Bileğini yumruklayıp ondan kurtulduğum sırada zebani gibi başımda dikilen adamlarla hızla kalktım onlara gülümseyerek yerdeki adamın ensesine tekmeyi geçirdiğimde bayılmıştı.

"Teke tek gelin kardeşim. Aa çelikten yapılmadık bizde."

Adamlar hala ciddiyeti korurken sabah beni dövdürmeye çalışan mal adamların birine arkadan vurmuştu. Bunu fırsat bilip hızla adamın bileğini tutup büktüm ve kırdım.

Karnıma yediğim yumruk acıtsada yüz ifademi değiştirmeden vuran adama bir hamle yapacaktım ki yandan gelen başka biri tekme attı. Yere düştüğümde tekrar kalkacakken. Dev çocuk adama yumruk attığı gibi yere serdi. Helal be diye bağırasım vardı ama karnımdaki ağrı buna engel olmuştu. Ellerimden destek alıp yerden kalktım ve hızla içeriye koştum.

Arka kapıyı bilmiyordum. Kapı varmı onuda bilmiyordum. Ne yapacağım onuda bilmiyordum keşke sorsaydım. Arkamdan dev çocuk gelip beni bir odaya soktuğunda nefeslenmek için bir kaç saniye duraksadı.

"En üst kata çıkıp oradaki odadan dosyaları almamız lazım."

Kafamla onaylayıp kapıya yönelmiştimki önüme geçip kapıyı açtı herkes birbirine girmişti ve bizde gizlice yukarıya çıkmaya çalışıyorduk. Merdivenlere ulaştığımızda gelen adamla dev çocuğu adama itip ben çıkmaya devam ettim. Yukarıya çıktıkça adam azalıyordu ve adamların çoğu yerdeydi zaten. En üst kata zor bela saklana saklana ulaşıp tek oda olan odaya yürüdüm. Önünde adam olmaması işime gelmişti. Kapıyı temkinli bir şekilde açıp içeriye girdim ve kilitledim.

İçerde kimse yoktu Allah'ım bu gün çok yoruldum onun mükafatı mıydı? Karnım hala deli gibi Ağrısada masaya yaklaşıp bulduğum bir poşete ne kadar dosya varsa doldurdum. Kapı kulpu açılmaya çalışıldığında pencereye koşup açtım ve aşağıya baktım. Allah'ım inşallah ölmem. Poşeti koluma geçirip yandaki kalın beyaz boruya sıkıca sarılarak aşağı itmeye başladım kendimi. Karnımdaki felaket ağrı kendini belli etsede inmeye devam ettim. Böyle işlerde çok iyidim. Ben hep çok iyiyim zaten.

Düşersem geberip giderdim. Ayaklarım yere bastığında hızla kafamı kaldırıp cama baktım beni izleyen dev beye el hareketi çekip koşarak arka bahçenin duvarına tırmanıp kendimi diğer tarafa attım. Sonunda kurtulmuştum. Cebimden telefonumu çıkarıp Murat'ı aradım ve yerimi belirttim.

Murat abi geldiğinde poşeti ona uzattım. İçeride adamları pert olmuşken bu rahatlık fazlaydı. Devde Murat'ın yanındaydı. Poşeti kontrol ettiğinde yüzünde oluşan gülümsemeyle elimi açarak uzattım.

"Paramı ver."

Murat gülerek cebinden çıkardığı telefonuyla bir şeyler yaptığında telefonuma bakıp gönderdiği miktarla benimde yüzüm gülmüştü.

Aklıma gelen şeyle kafamı kaldırıp Murat'a bakmaya başladım.

"Evden kendimi kovdum da bu gün kalacak bir yer lazım. Sokakta kız başıma olmaz mekana gitsem bi köşeye kıvrılırım."

Murat abi gülüp konuşmaya başladı.

"Orası gece pek tekin değil kerem'de kal bu gün. Yarın da işe gelme dinlen."

Kerem'e bakıp sırıtarak konuşmaya başladım.

"Döver o beni onda kalırsam."

Telefonum çalınca cebimden çıkarıp baktım ve Mirza arıyordu. Attığı mesajlarada bakınca telefonu kapatıp cebime geri koydum. Aklıma gelen ağrıyla tişörtümü sıyırıp karnıma baktım. Berbat bir haldeydi. Morarmıştı. Acıyordu da.

Kerem Murat abiye dönüp konuşmaya başladı.

"Sırf sen istedin diye götürüyorum son bu bir daha olmaz."

Murat abi ikimize bakıp kafasını salladı ve bana teşekkür edip arkasını dönüp gitmeye başladı. Siren seslerini duyduğumda polisin geldiğini anladım ve Kerem'in de kolundan tutup koşturmaya başladım. Koşarken aklıma dolan isimle şaşırmıştım. Kerem miydi gerçekten? Çocukluğumun Kerem'i miydi?

Bir süre sonra durmuştum çünkü karnımdaki ağrı artmıştı. Binadan uzaklaştığımız için sıkıntı yoktu. Caddeye çıktığımız da duvara yaslanıp soluklanmaya çalıştım ama karnımdaki ağrı nefes almama bile izin vermiyordu. Yere çöküp karnımı ovuşturmaya başladım. Ağrı artıyordu ve saçma bir şekilde üşüyordum.

Kerem eğilip elini anlıma koyduğunda bir küfür savurdu. Konuşamıyordum bile.

"Hastaneye gidelim."

Söylediği şeyle gözlerim kocaman açıldı olmazdı hastane olmazdı.

"Sakın hastaneye götürme. Kerem yapma olurmu. Senden nefret etmek istemiyorum. Benim nefretim çok kolay."

Zar zor söylediğim şeylerle korkudan titremeye başlamıştım. Ben bu halde kendimi koruyamazdım. Hastaneye gidemezdim olmazdı.

Gözlerim yavaş yavaş kapandığında buna engel olamamıştım. Duyduğum son ses ise onun sesiydi.

"Seni hastaneye götürmeyeceğim. Benden nefret etme."

İyi okumalar...

Bölüm tahmin yeri...

Bölüm nasıldı...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.