1. Bölüm Okyanus “Küçük deniz kızı hikâyesiydi benim hikayem ama ben bir insana değil ben okyanusa aşık oldum.” Eski hikâyeler ve eski yalanlar elbette bazı efsaneler. Yalanların üzerine kurulmuş efsaneler. Kayıp Haritanın Laneti 1517 yılıydı. Karayipler’in ortasında, korsanların en çok korktuğu bir efsane kulaktan kulağa yayılıyordu. Efsaneye göre, meşhur korsan Kara Sakal, ölümünden kısa süre önce büyük bir hazinesini bilinmeyen bir adaya gömmüş ve hazineye ulaşan tek haritayı dört parçaya ayırarak dört farklı kaptana vermişti. Bu kaptanlardan hiçbiri diğerlerini sevmezdi, bu yüzden haritanın parçaları hiçbir zaman bir araya getirilememişti. Yıllar geçmişti. Artık Kara Sakal efsane olmuş, harita ise birer söylentiye dönüşmüştü. Ta ki Kaptan Eliah Stormrider adında genç ve gözü kara bir korsan, eski bir mahzende, içi çürümüş bir sandığın dibinde bir pusula ve garip bir parşömen parçası bulana dek. Parşömenin ucunda, bir kısmı yanmış bir harita vardı. Ancak Eliah’ın dikkatini asıl çeken şey pusulaydı. Bu pusula hiçbir yöne sabit kalmıyor, daima döner gibi davranıyordu… ta ki haritanın parçasına yaklaştırıldığında bir yöne sabitlenene kadar. Eliah Stormrider, bu tuhaf parça ve pusulayı aldıktan sonra, Karayipler’de hazine aramaya takıntılı hale geldi. Gemisi, Deniz Gölgesi, sadık mürettebatı ile birlikte bilinmeyene doğru yola çıktı. Efsaneye göre haritanın diğer parçaları şu kişilerin elindeydi: Kaptan Mirasel "Kanlı Ay", Tortuga limanlarında yaşayan acımasız bir kadın korsan. Kaptan Dregor, yıllardır batmış sayılan "İntikam" gemisinin hayalet kaptanı. Ve son olarak, Kaptan Enoch Graves, Kraliyet Donanması tarafından idam edildiği söylenen eski bir korsan avcısı. Eliah, önce Tortuga'ya vardı. Burada, eski dostu Gideon Sharp'ın yardımıyla Mirasel’i buldu. Ancak Mirasel, harita parçasını kendi hayatının sigortası olarak saklıyordu. Eliah ona, efsanevi hazineyi birlikte paylaşmayı teklif etti. Mirasel kabul etti… ama sadece Eliah, onu batık bir geminin içindeki eski bir sandıktan kurtarırsa. Bu, Dregor’un gemisiydi. "İntikam" adlı gemi, bir zamanlar kraliyet gemilerini batırmasıyla ün salmıştı. Fakat bir fırtına gecesi, mürettebatıyla birlikte kaybolmuştu. Eliah ve ekibi, dalgıç kıyafetleri giyerek batık gemiye ulaştılar. Ancak gemide bir gariplik vardı: Ne ceset vardı ne de çürüme. Her şey sanki dün terk edilmiş gibiydi. Tam harita parçasını içeren sandığı bulduklarında, hayalet korsanlar ortaya çıktı. Dregor’un laneti, gemiyi sonsuza dek korumaktaydı. Eliah ve Mirasel, hayaletlerle savaşmak zorunda kaldı. Zorlu bir mücadeleden sonra pusula devreye girdi. Garip bir ışık yayarak hayaletleri uzaklaştırdı. Bu olaydan sonra Eliah, haritanın yalnızca fiziksel değil, büyülü bir güce de sahip olduğunu fark etti. Kaptan Graves’in öldüğü sanılıyordu, ancak Eliah onun yaşıyor olabileceğine dair bir iz buldu: Eski bir donanma subayı, Graves’in kendini ölü gösterip gizlice Karayipler’deki bir adada yaşadığını iddia etmişti. Adanın adı Crowskull idi. Adada yaşayan halk, gece sesler duyduklarını, kıyılara vurmuş gemi enkazlarında kafatasları bulduklarını anlatıyordu. Eliah ve Mirasel, oraya vardıklarında Graves’in gerçekten hayatta olduğunu öğrendiler. Ancak adam artık delirmişti ve hazineye takıntılıydı. Harita parçasını vermeyeceğini, aksine pusulayı istediğini söyledi. Graves’in adamları saldırdı. Eliah ve Mirasel zor da olsa kaçmayı başardı. Ama Graves onları takip etti… ve fark etmeden kraliyet donanmasını da peşlerine taktı. Çünkü hazine avının peşindeki tek kişi onlar değildi. Üç harita parçası birleşince, pusula sonunda sabitlendi. Yön: İsimsiz Ada, haritada olmayan, sislerin ardında saklanan gizli bir kara parçasıydı. Donanma, Graves ve Eliah-Mirasel üçlüsü aynı anda adaya vardılar. Ancak ada bir tuzağı andırıyordu. Girişte dev heykeller, yer altında tuzaklar, sis içinde hayalet denizciler… Kara Sakal, hazinesini korumak için sadece fiziksel değil, büyülü savunmalar da bırakmıştı. En sonunda, Eliah ve Mirasel, dev bir mağarada hazineyi buldular. Altınlar, mücevherler, eski eserler… ama bir de kitap: Kara Sakal’ın Günlüğü. Günlükte yazan son cümle onları sarsmıştı: > “Bu hazine, sadece bir kişi için. Paylaşmayı denerseniz… lanet sizi yutar.” Mirasel, altınları hemen almak istedi. Eliah onu durdurdu. Günlükteki laneti ciddiye alıyordu. Aralarında bir tartışma çıktı. Tam o anda Graves içeri daldı, silahını doğrulttu ve ateş etti. Mirasel yere yığıldı. Ama lanet de uyandı. Zemin titredi. Mağara çökmeye başladı. Hazine, kara dumanlarla doldu. Graves, gülerek altınlara koştu. Ancak birkaç saniye içinde çığlıklar içinde yok oldu. Eliah, Mirasel’i son anda kucaklayıp dışarı çıkardı. Ada, büyük bir patlamayla suya gömüldü. O günden sonra Eliah Stormrider, denizlerde gezen bir hayalet gibi yaşadı. Pusulayı sakladı. Hazineye değil, özgürlüğe inandı. Mirasel ise sağ kaldı, ama bir gözünü ve inancını kaybetti. Yıllar sonra, Karayipler’de şu cümle fısıldanırdı: > “Kayıp hazine hâlâ okyanusun dibinde… ama bir gölge, onu korumakta.” Leviathan'ın Kalbi Yıl 1782. Dünya değişiyordu. Okyanusların üzerinde artık sadece su değil, gökyüzü gemileri de süzülüyordu. Buhar gücü, dev hava balonları ve rüzgar mühendisliği sayesinde insanlar artık gökyüzünde de sefer yapabiliyordu. En çok da korsanlar… Korsanlar göklere taşınmıştı ve en ünlüsü, Kaptan Aurelio Drake, "Yelkendoğan" adlı gemisiyle efsane olmuştu. Drake, ne su üstünde ne de havada yenilmişti. Ancak bir gün, ortadan kayboldu. Onunla birlikte, tüm göklerde korkulan Leviathan'ın Kalbi adlı efsanevi bir gücün peşine düştüğü söylentisi yayıldı. Yirmi yıl sonra, onun torunu Kaela Drake, tam da bu hikâyeyle büyümüştü. Babası gibi korsan olmak istemiyor, ancak gökyüzünü seviyordu. Gemi tamircisi olarak çalışırken, eski bir kutu buldu. Kutunun içinde, paslanmış bir pusula, bir mühür, ve bir not vardı: “Leviathan yaşıyor. Kalbi sonsuz enerjiyi tutar. Anahtar ise göklerin en yalnız adasındadır: Obsidiyen Zirvesi.” Kaela, bu kutunun büyükbabası Aurelio’ya ait olduğunu anladı. Pusula, normal pusulalar gibi çalışmıyordu. Sadece göğe kaldırıldığında dönmeye başlıyor, rüzgarla senkronize şekilde hareket ediyordu. Kaela, eski bir hava korsanı olan Kaptan Ronin Vale’i buldu. Ronin, gençliğinde Aurelio Drake'in ekibindeydi ama şimdi bir liman barında içki karşılığı hikâyeler anlatan yaşlı bir adamdı. Kaela ona pusulayı gösterdiğinde, gözleri parladı. “Leviathan bir gemi değil... bir yaratık. Gökyüzünde süzülen kadim bir canavar. Onun kalbi, sonsuz enerji sağlayan bir cevherdi. Aurelio, onu bulmaya gitti... ama asla geri dönmedi.” Kaela ve Ronin, birlikte bir hava gemisi inşa etmeye karar verdiler: "Fırtına Mührü". Ronin'in eski dostlarından oluşan bir ekip kurdular: keskin nişancı Sera, gök haritacısı Tarn, ve mühendis dâhi Jasper. Ancak Kaela'nın planlarından haberdar olan biri daha vardı: Gökyüzü Donanması'nın başı Amiral Corven, Leviathan’ın gücünü ele geçirip gökleri krallığa katmak isteyen acımasız bir lider. Fırtına Mührü, günlerce sisler arasında ilerledi. Nihayet Obsidiyen Zirvesi'ne ulaştılar. Bu adada, rüzgâr bile fısıltı gibiydi. Zirvenin tepesinde dev bir monolit ve çevresinde garip semboller vardı. Kaela, büyükbabasının pusulasını ortaya koyduğunda, zemindeki taşlar dönmeye başladı. Aniden, gökyüzünde bir çatlak belirdi. Rüzgâr şekil aldı, ve oradan geçit gibi bir şey oluştu. Kaela bu geçide girmek üzereyken Amiral Corven’in hava filosu geldi. Hava savaşı kaçınılmazdı. Fırtına Mührü büyük hasar aldı ama Ronin’in eski manevraları sayesinde geçide girmeyi başardılar. Geçidin ötesinde gökyüzü karanlıktı. Güneş burada parlamıyor, yıldızlar sabit duruyordu. Ve orada, göğün ortasında... devasa bir canlı süzülüyordu. Leviathan. Leviathan, göklerin balinası gibiydi ama gözleri yıldız gibi parlıyor, her hareketiyle fırtına yaratıyordu. Yüzlerce metre uzunluğundaydı. Gövdesinin ortasında parlayan mavi bir kristal vardı. İşte Leviathan’ın Kalbi. Kaela, Leviathan’a zarar vermek istemiyordu. Ama Corven, peşlerinden gelmişti. O, yaratığı zincirleyip gücünü sömürmek istiyordu. Dev hava gemileri, Leviathan’a saldırdı. Gökler karardı. Kaela, pusulayı Leviathan’a doğru tuttuğunda bir bağlantı oluştu. Leviathan, Kaela’ya geçmişi gösterdi: Aurelio Drake’in onunla konuştuğunu, ona saygı duyduğunu, kalbini almak yerine koruduğunu... Leviathan, Kaela’yı torunu olarak tanıdı. Kalbini vermeye değil, emanet etmeye razı oldu. Kaela, Corven’in gemisine yöneldi ve Kalp’in gücüyle onun filosunu etkisiz hale getirdi. Corven, inatla savaşmaya çalıştı ama Leviathan’ın kendisi tarafından yutuldu. Kaela, Leviathan’ın Kalbi’ni aldı ama onu gemisine yerleştirmedi. Onunla birlikte yeni bir düzen kurmaya karar verdi: Hava korsanlarının barışı koruduğu, doğaya ve göklere saygılı bir düzen. Fırtına Mührü, Leviathan’ın izinde, artık göklerin koruyucu filosu oldu. Hikaye okumam bittiği gibi kitabı kenara fırlattım. Saçma sapan şeylere harcayacak zamanım kalmadı büyük özeliklede böyle saçma hikayelere. “Kaptan rotamız neresi?” ayağa kalktım gemi bir o yana bir bu yana salanıyordu gülümsedim şapkamı çıkardım ve masaya koydum. “Sence Arter.” haritaya baktı ve gülümsedi “Tabiki Valuria’ya” dedim Arter başı ile onayladı ve kabinden çıktı. “Hadi sizi pis döller hemen halatları çekin!” bağırma sesi geldi “Rotamız Valuria.” gemi hareket etti. Bende kabinden çıktım ve dümene doğru yol aldım. Dümenin başında durdum “Rotamız Valuria!” diye bağırmam ile herkes bağırdı işte şimdi başlıyordu eğlence. 🏴☠️ Gemiden indim yavaş adımlar ile ordaki Han'a girdim. Han baya kalabalıktı bir sürü korsan vardı hepsi bir şeyler içiyordu. Boş bulduğum bir masaya oturacağım sırada iki kişinin konuşmasını duydum. “Az önce Deniz Kılıcının burda olduğunu duydum.” dedi birisi göz devirdim ve masaya üç altın sikke bıraktım bu önemli konuk olduğum anlamına geliyor. “Bildiğimiz Deniz Kılıcı şu meşhur Edna Faylinn yönettiği.” üzerimdeki pelerinin kapşonlusunu daha sıkı çektim yüzümü görmemesi gerekiyordu. “Sen hikâyeyi biliyormusun?” dedi diğeri göz devirdim saçma sapan şeyler “Uzak denizlerin ötesinde, haritalarda yer almayan, sisle örtülü Kara Sularda; üç isim yankılanırdı rüzgârla: Kara Ölüm, Deniz Kılıcı, ve Estertegon.” adam karşısındaki adama baktı ve gülümsedi. “Bu üç gemi, denizlerin en korkulan korsan filosunu oluşturuyordu. Ama her birinin kaptanı birbirinden farklıydı — ve aralarındaki bağ, dostluktan çok daha karmaşık, geçmişin kanla yazdığı bir yeminle mühürlenmişti.” adam heycanlı heycanlı hikayeyi anlatıyordu. “Kara Ölüm, kırmızı yelkenleriyle gecenin içinde görünmeden süzülür, dalgaların üzerinde bir hayalet gibi ilerlerdi. Onun kaptanı Karan Drake, bir zamanlar İmparatorluk Donanması'nın en parlak subayıydı. Ancak bir ihanete kurban gitti, kardeşi tarafından gemisi batırıldı, mürettebatı öldürüldü.” adam dikkatli bir şekilde dinledim. “Karan Drake hayatta kaldı ama artık içinde sadece öfke ve intikam vardı. Yüzünü kaplayan yaralarla, yanan gözleriyle ve kendi mezarını kazmış bir adam edasıyla Kara Ölüm’ü kurdu. Yalnızca geceleri saldırırdı. Arkasında cesetlerden başka iz bırakmazdı.” göz devirdim Karan hakında pek birşey bilmezdim ama son dediği şey doğruyu onun geçtiği yerlerde cesetler dışında başka birşey yoktur. “Deniz Kılıcı, mavi-gümüş gövdesiyle denizlerin kraliçesi olarak bilinirdi. Ve kaptanı Edna Faylinn, denizlerde bir efsaneydi. Eski bir soylu ailesinin kızıydı; denizlere kaçmadan önce bir sarayda büyümüştü. Ancak ailesi, Karan Drake’i mahvetmek için kurulan entrikanın bir parçasıydı.” bende ne zaman başlayacak diye bekliyordum bu saçmalık. “Edna her şeyi geride bırakıp özgürlüğü seçtiğinde, Kara Ölüm’le karşılaştı. Drake onu öldürmek yerine affetti — çünkü Edna, onun düşmanlarından çok, o düzenin kurbanıydı. Aralarında bir bağ doğdu; ne aşk ne düşmanlık, sadece saygı.” yalanlar yalanlar yalanlar ben hiç bir zaman kara ölüm ile karşılaşmadım. “Edna'nın Deniz Kılıcı gemisi hızlıydı, ölümcül oklar ve gürzlerle donatılmıştı. Genellikle avladığı hedefi önce uyarır, ama meydan okumayı reddedenleri acımadan batırırdı.” saçmalıklar ve aptallıklar böyle birşey kısmen doğru önce uyarıyorum sonra öldürüyorum. “Ve sonuncusu, Estergon… Paslı, eski bir savaş gemisinden dönüştürülmüş; kaburgaları gibi görünen dış iskeletiyle korku saçan bir dev. Onun kaptanı Aron Feller, bir zamanlar büyücülerin adasında sürgünde yaşamış bir bilgeydi. Karan Drake’in hayatını kurtaran adam oydu; çünkü Drake’in bedenini bulan, onu iyileştiren ve Kara Ölüm’ü inşa etmesine yardım eden kişi Feller'di.” belki doğrudur bilmiyorum ama ben hiç bir zaman Aron Feller ile karşılaşmadım. “Ancak Aron’un bir sırrı vardı: Estergon’un kalbinde, kadim bir deniz iblisinin mührü saklıydı. Bu gemi, sadece tahtalar ve çivilerden değil, eski bir lanetin gücünden de oluşuyordu. Aron, bu gücü hem kontrol ediyor hem de ondan korkuyordu.” bu doğruydu işte Estertegon’un büyük bir laneti vardı. “Son olarak Yıllar süren yağmaların ardından, üç gemi bir kez daha birleşti — çünkü doğunun imparatoru, tüm korsanları yok etmeye ant içmişti. Onların kafasına ödül konmuştu ve dört büyük donanma onları yakalamak için denize açılmıştı.” buda yalandı biz hiç bir zaman yan yana gelemedik. “Bir fırtına gecesi, Kara Sularda, üç gemi son bir kez yan yana geldi.” hikayeyi çok iyi bir şekilde anlatıyordu sanki gerçek gibi. “Karan Drake, yüzünde gölgelerle, "Bu bizim son savaşımız olabilir," dedi. Edna Faylinn gülümsedi, "Ama en unutulmazı olacak." Aron Feller ise sessizce Estergon’un güvertesine yürüdü ve mühürlü odanın kapısını açtı.” dedi sanki çok önemli birşey anlatıyordu gibiydi. “Ve o gece, denizler yandı.” diye bağırdı herkes ona döndü hatta ben dışında bir kaç kişi daha onu dinliyordu. “İmparatorluğun donanması, tarihe “Kara Gecenin Sonu” olarak geçti. Ama üç geminin de akıbeti bilinmiyor. Yalnızca denizcilerin anlattığı bir efsane kaldı geride.” ellerini havaya kaldırdı ve gülümsedi. “Eğer sis çöküp deniz sessizleşirse, üç gölge görürsün ufukta. O zaman dua et... Çünkü Kara Ölüm, Deniz Kılıcı ve Estertegon yeniden yelken açmıştır.” herkes korku içinde bakınıyordu bir birine cidden bu saçmalığa inandığına inanamıyorum önüme bırakılan şişeyi aldım ve kafama diktim. Bu saçmalıklara inanan insanlar olması beni sinir ediyordu “Hadi ama bu tam bir saçmalık herkes biliyorki Edna ve Karan sevgili olduğunu.” içtiğim içkiyi püskürtüm bu saçmalıklara daha fazla katlanamıyorum! “Hayır hayır Aron ve Edna sevgili.” lütfen beni o cani pislikler ile shiplemeyin. Ayağa kalktım ve hızlı adımlar ile dışarı çıktım Deniz kılıcına doğru ilerlerken yanımdan rüzgar gibi geçti biri. Karan isiminin alamı ölümdü. Bedenimde bir ürperti hissettim kılıcıma davrandığım sırada çok geçti bir kılıç boğazıma dayanmıştı. Kimdi bu kişi gözlerim adama döndü elindeki kılıcı daha çok boynuma dayadı “Kimsin?” dedim elim belime gitti silahımı alacaktım. “Küçük kız.” duraksadım bu sesi tanıyorum bacağımdaki hançeri çıkardım ve onun boğazına dayadım. “Görüşmeyeli baya uzun zaman oldu Arlen Ertares.” gülümsedi şapkasını çıkardı sarı saçları omuzlarından aşağı dökülüyordu onu gören her erkek ona aşık olurdu özelikle o sarı gözlere. “Görüşmeyeli uzun zaman oldu küçük kız.” bunu diyen benden bir yaş büyüktü göz devirdim ve bıçağımı geri çektim. “Her neyse neden buradasın sen.” gülümsedi eli belime gitti ve beni belimden tutup kendisine çekti “Sen genelde Tortuga takılırsın.” dedim sustu bir süre derin bir iç çekti ve konuştu. “Tortuga artık yok İngilizler saldırdı.” dedi Tortuga ortak alan sayılırdı kimsenim dokunamayacağı yerdi Tortuga. “Ek olarak sanırım Aron Feller İngilizlerin tarafına geçmiş.” işte bu kötüydü Deniz kılıcı güçlü bir savunma gemisiydi ama hızlı değildi. Estergon gemisi hızlıydı o kadar güçlü olmasada hızı yetiyordu. İşte bu korsanların sonu sayılırdı “Nasıl olur bu?” dedim yavaş adımlar ile Deniz kılıcına ilerlediğim sırada Arlen kolundan tutup kendine çevirdi beni. “Aron Feller'in lanetini duydun değilmi.” başım ile onayladım “Duyduğuma göre İngilizler o laneti bozacakmış. Aron bu yüzden onlara yardım ediyor. Bence yalan söylüyorlar.” buna inananda aptaldır. “Ne laneti bu?” “Söylentiye göre ölümsüzmüş.” göz devirdim bu bir lanet değildi “Doğduğu anda etraf ona kararmış tek gördüğü şey siyah ve beyaz renkler yok.” göz devirdim buna inanan insanlar aptaldır. Geminin önüne geldik “Kendine dikkat et Edna.” başım ile onayladım ve ona son kez sarıldım gemiye bindim. “Hadi sizi aptal embesiller! İpleri çözün hemen!” kabine doğru ilerlediğim sırada birisi konuşmaya başladı. “İngilizler denize hükmediyormuş Aron Feller onlara yardım ediyormuş.” dedi biri duraksadım adama doğru döndüm belimden hançeri çıkardım ve üzerine yürüdüm. Hançerim ile adamın boğazını kestim “Asılsız söylenti yayma hakında kuralı biliyorsun.” adamın ağzından kan geldi bıçağı geri çektim yüzüm kan oldu. Derin bir iç çektim ve kabine doğru ilerledim benim ardımdan Arter içeri girdi. “Kaptan bu doğru mu?” dedi birşey diyemedim çünkü doğruydu Arlen asla yalan söylemez. Gözlerim Artere döndü. “Arter rotamız Fısıltı Adası.” orası iki tarafada yasak olan adaydı Arter şok içinde kala kalmış bir şekilde bana bakıyordu. “Ama kaptan orası yasaklı bölge.” umursamadım kanlı bıçağı sisli adanın olduğu yere sapladım. “Arter kaptan benim, başımıza her ne gelirse sorumluluk benim.” başı ile onayladı. Kabinden çıktı ve adamlara bağırmaya başladı otuz kişiden oluşan bir mürettebat vardı. İşte şimdi gerçekler ile yüzleşme vakti gelmişti. 🏴☠️ Okyanus bana her daim dinginlik getiriyordu. Okyanus hakında bilinmeyen gerçekleri insanı kendisine çekiyordu. hava kararmıştı ve biz demir atmıştık. Özellikle de okyanus yüzeyi, sadece engin bir mavilikten ibaret değil; kendi içinde bambaşka bir yaşam barındırıyor ve birçok gizemi saklıyor. Güneşin pırıltılarıyla dans eden dalgalar, sadece görsel bir şölen sunmakla kalmıyor, aynı zamanda burada bir yaşam veriyor. Biz bu yaşamın savaşındaydık. Yüzey akıntısı gel gitler ve o eşsiz görüntüler. İnsanları neden yaşadığını anlatan görüntüler var okyanusta gerçek bir yaşam mücadelesi vardı bu yerde. Bu sonsuz yüzey, bize her gün yeni bir hikaye fısıldıyor, yeter ki dinlemeyi bilelim ve ona yalan söylemeyelim. Durgun okyanus bir anda gel gitler oluşmaya başladı anlamsız şekilde bakarken bir anda dalgaların boyutları aşırı büyümeye başladı. Kabinden dışarı çıktım dümenin başına geçtim dürbünü çıkardım ve etrafa bakındım “Demir çekin!” diye bağırdığım an büyük bir koşuşturma başladı “Sıçtık! Hemen yelkenleri açın! Acele edin sizi embesiller!” dümenin başına geçtim. “Neler oluyor Kaptan?” dedi Arter “Estergon burada.” dedim hızlı adımlar ile güverteye indim “Topları doldurun!” herkes bir şeyler yapıyordu herkes panik halindeydi. O yırtık beyaz yelkeni nerde görsem tanırdım ve geminin başında bulunan iskelet görüntüsünü. “Şimdi ne olacak.” dedi Arter gülümsedi orasını ben bile tahmin edemiyordum. “Şerefimiz ile öleceğiz gerekirse.” dedim bu bir korsan yemini sayılırdı bizim için “Gerekirse ölürüz ama asla boyun eğmeyeceğiz!” herkes tek bir ağızdan bağırdı. Estergon bize doğru hızla yaklaşıyordu “Herşey hazır Kaptanım.” başımla onayladım belimden kılıcımı çıkardım. Estergon sancak tarafından Deniz Kılıcına bindi herkes bir birileri ile savaş halindeydi bana doğru koşan adamın karnında bir kesik oluşturdum yüzüne bir yumruk attım ve denize attım. Estergon’a bindim kabine doğru ilerlediğim sırada karşıma bir adam çıktı karnıma tekme attı ve kılıcı bana doğru salladı kılıcımı ona doğrultum. Kılıç savaşı yaptığımız sırada kolumu kesti iğrenç bir şekilde güldü işte şimdi beni sinir etmişti kılıcı kenara fırlattım. Oda benim yaptığımı yaptı. Üzerine doğru koştum ve yüzüne sert bir kafa attım. Kırılma Noktası Yağmur etrafımızı sarmış her yeri dövüyor, her damla kalbimdeki öfkeyi körüklüyordu. Karşımda duran adam, iri cüssesi ve alaycı gülümsemesiyle dev gibi duruyordu. Nefes alışımı düzenledim. Adamın ilk hamlesi, beklediğimden daha hızlı geldi. Kaba bir sağ kroşe şakağıma doğru savruldu. Çevik bir hareketle eğilerek darbeden kurtuldum. Adamın kolu boşluğa savrulurken, içgüdülerim devreye girdi. Bir anlık boşluktan faydalanarak Adamın kaburgalarına sert bir tekme savurdum. İnleyerek geriledi, yüzündeki alaycı ifade yerini şaşkınlığa bıraktı. Bu fırsatı kaçırmadım. Art arda gelen yumruklar, Adam gardını düşürdü. Karşılık vermeye çalıştı ama hızım ve isabetliliğim onu zorluyordu. Adam, öfkeyle kükreyerek üzerime atıldı. Gücüyle beni yere sermeye çalıştı. Ani bir refleksle adamın hamlesini savuşturdum ve onun kolunu yakaladım. Tekniğim kusursuzdu. Kolunu tersine çevirerek onu yere yere serdim. Bıçağımı boğazına geçireceğim sırada birisi boynuma kılıcını dayadı arkamdan. Geri çekildim hançeri bıraktım yere düşen demir'in sesi ve denizin sesi herkes sesizliğe gömülmüştü. “Ben sekiz büyük kaptandan biri olan Edna Faylinn.” dedim boğazıma bastırdı hafif akan kanı hissettim bedenimde bir acı. “Öyle mi bende Aron Feller.” dondum o buradaydı namı diğer Lanetli kaptan ellerimin haini titrediğini hissetim ama umursamadım arkamı döndüm yüz yüz yüze geldik. Gözleri gözlerimin içine baktı şok olmuş gibiydi elindeki kılıç yere düştü hızlı bir hamle ile kılıcı yerden aldım ve onun boynuna doğrultum. “İşte şimdi elime geçtin Aron Feller.” dedim demesine ama birşeyi unutmuştum arkamdaki adam kafama sert bir darbe indirdi gözlerim karardı kılıç yere düştü. Bununla yetinmedi beni okyanusa itti okyanusa düşeceğim sırada belimden Aron tutu. Onun kollarında kapandı bilincim.
Bölüm 1
1. Okyanus
Bölüm sonu
4 yorum
Katliam timinin de devamı gelsin lütfen
Devamı gelsin
Çok beğendim aşırı güzel garip bir havası var bağzı yerlerde yazım hatası var ama gayet güzel olmuş Katliam Timi'ni de severek okuyorum zaten.
Karşılıklı Okuma ve Takip yapalım mı? Kitaplarımızı karşılıklı eleştiririz.
