İçeriğe geç

Ölümcül İğne

Bölüm 1 · 88 dk okuma

Ölümcül İğne

Bölüm 1

THOMAS’IN KABUSU

Thomas ve ailesi yaz tatilini geçirmek için sabahın ilk ışıklarıyla birlikte Londra’ya doğru yola çıktı. Thomas Londra’yı çok seviyor her yaz oraya gitmek istiyordu.Çünkü çok sevdiği Emily Teyzesi ve kuzeni Aria orada kalıyordu. Hatta Thomas Aria ile her gün saatlerce konuşur, Londra’da neler yapacaklarını aylar öncesinden planlarlardı.İkisi de on yedi yaşındaydı.Çok fazla ortak noktaları vardı.

Thomas yol boyunca hem Emily Teyzesinin güzel yemeklerini düşünüyor hem de Aria ile yaptıkları planları aklından geçiriyordu. Bunlar onun daha çok heyecanlanmasını neden oluyor o iki saatlik yol ona bitmek bilmiyordu. Daha yola çıkalı yarım saat olmasına rağmen annesine sürekli ne kadar kaldığını sorup duruyor annesini bunaltıyordu .Neyse ki bu sefer gece doğru düzgün uyuyamadığı için çok uykusu vardı ve kafasını koltuğa koyar koymaz uyuya kaldı.

Her ne kadar dışardan bakıldığında huzurlu bir şekilde uyuyormuş gibi gözükse de Thomas belki de o an hayatının en kötü rüyasını görüyordu. Hatta bu rüya değil bir kabustu.Thomas bu kabustan uyanmak için nelerini vermezdi.

Gördüğü kabusta küçücük,kutu gibi bir odadaydı.Kendi nefes sesinen başka hiçbir şey duymuyor,hiçbir şey hissetmiyordu. Anlaşılan kendisinden başka hiç kimse yoktu.Thomas o küçücük odada yapayalnızdı. Bağırmak istiyor ama bağıramıyor,ağlamak istiyor ama ağlayamıyordu.Tek bildiği bir şey vardı o da buradan bir an önce kaçıp kurtulmaktı. Ama o bir adım bile atamıyordu.Çok geçmeden bunun nedenini anladı.Thomas hareket edemiyordu çünkü elleri ve ayakkları zincirlerle duvara bağlanmıştı.

Zincirleri asla kıramayacağını biliyor ama yine de zincirlerden çaresizlik içinde kurtulmayı deniyordu.Ama olmuyordu. Korku o küçücük bedenini tamamıyla sarmıştı. Kalbi o kadar şiddetli çarpıyordu ki bir an vücudunu delip çıkacak zannetti. Ne olduğunu bir türlü anlayamıyordu.

Zincirler ellerine sürttükçe elleri daha fazla kana bulanıyordu. Thomas ne olduğunu anlayamıyordu.

Bir anlığına bir ışık, ışığın önünde de bir yüz…

Gözleri bu süre içerisinde o kadar çok karanlığa alışmıştı ki ancak birkaç dakika sonra o yüzün kime ait olduğunu anlayabildi. Bu yüzü çok iyi tanıyordu. Bu kuzeni Aria’dan başkası olamazdı.Gözleri biraz daha karanlığa alışınca birçok ayrıntı hatta birçok kötü ayrıntı dikkatini çekti.Aria’nın yüzü,gözü kısacası her yeri kan içindeydi.

Hatta o an Aria, Thomas’ın ona doğum gününde aldığı beyaz elbiseyi giymişti. Aria o elbiseyi sadece Thomas geleceği zaman giyerdi.Ama artık elbise beyaz değil,kanlardan dolayı kıpkırmızı olmuştu.

Thomas ağzını açabiliyor ama sesler ağzından çıkmıyordu. Aria’nın yüzüne iyice bakınca ona bir şeyler dediğini anladı.Ama Aria o kadar kısık sesle konuşuyordu ki o çıt çıkmayan odada bile Thomas Aria’nın ne dediğini bir türlü anlayamıyordu. Kendini zorlaması gerekiyordu. Aria ona ne demeye çalışıyor olabilirdi?Sonunda bir kelimesini anlayabilmişti.Aria,“PEŞİMDE!” diyordu.Ardından bir cümle daha:”YARDIM ET THOMAS,YARDIM ET!”diyordu .Ama Thomas hiçbir şey yapamıyordu zincirler onu öyle sıkı bir şekilde duvara bağlıyordu ki kımıldayamıyordu bile.

Odanın dışından bir ayak sesi yavaş yavaş odaya geliyordu.Thomas bu sesi hemen duymuştu.Yüzünü Aria’ya çevirdi.Aria’da duymuş olucak ki yüzünü aniden kapıya doğru çevirmişti.Yeniden yüzünü Thomas’a çevirdiğinde yüzündeki ifadeyi kim Olsa tanırdı:”KORKU”.Evet bu korkudan başka hiçbir şey olamazdı.Aria işte ilk kez o an bağırdı”ARTIK ÇOK GEÇ.O GELDİ,BURADA” dedi ve kapı aniden açıldı.Thomas kapının açılmasıyla yüzüne gelen kör edici ışıkla daha ne olduğunu bile anlamadan Aria’nın çığlığını duydu ve kapı kapandı.Artık Aria yoktu.

Thomas kan ter içinde çığlık atarak uykusundan aniden uyandı.Babası ve annesi daha ne olduğunu anlamadan Thomas bir anda arabanın içinde kusmaya başladı.Babası hemen arabayı durdurdu ve annesi ile birlikte Thomas’ı arabadan dışarıya çıkardılar.

Thomas rahat rahat nefes aldığını,yaşadığı her şeyin kabus olduğunu,kendinde olduğunu ancak birkaç dakika sonra anladı.Tam anne ve babasına ne olduğunu anlatacaktık ki babasına gelen ani bir telefonla sözleri yarıda kaldı.

Babası telefonu Emily diyerek açtı.Arayan Emily Teyzesiydi.Muhtemelen nerede kaldıklarını soruyordu.Birkaç dakikalık telefon görüşmesinin ardından babası yanlarına geldi.Kötü bir haber aldığı her halinden belli oluyordu.Yüzü kireç gibiydi ve gözlerindeki endişe ve korkuyu kim olsa tanırdı. Katy hemen ne olduğunu sormaya başladı ancak Dave’in ona cevap vermesi ancak birkaç dakika sonra oldu.Nihayet Dave kendine gelmişti ve konuşmaya başlamıştı..Ağzından çıkan ilk ve tek kelime ise “ARİA!” oldu.

Thomas Aria’nıın adını duyduğu an içinde bir titreme hissetti.Kesin Aria’nın başına bir şey gelmişti ama Thomas bunu duymaya hazır değildi.Babası zorlanarak da olsa “ARİA!ARİA KAYBOLMUŞ!”dedi.

KABUS SONRASI

Londra’ya varmak için kalan bir saatlik yol Thomas için sanki bir yıl sürecek gibi geliyordu.Sadece Thomas için değil o an arabada bulunan herkes için aynı şekildeydi.Aldıkları o kötü haber sonrası herkes suspus olmuştu.Arabada tek bir ses bile yoktu.Anne ve babası Thomas’a daha da fazla üzülmesin diye bir şey yansıtmamaya gayret ediyorlardı.

O bir gün önceki içi içine sığmayan,kıpır kıpır olan çocuk şimdi nereye kaybolmuştu.Thomas eğer Aria olmazsa o çocuğu bir daha bulamayacağına emindi.

Thomas kendini hala o gördüğü kabusun içindeymiş gibi hissediyordu.Aslında Aria’nın kaybolmadığını oyun için bir yere saklandığını ve az sonra ortaya çıkıp “BEN BURDAYIM!” diyeceğini biliyordu ya da öyle olmasını istiyordu…

Artık Emily Teyzesine varmalarına on dakika gibi kısa bir süre kalmıştı ama onları elinde hediyelerle,gülümseyen güzel bir yüzle karşılayan olmadıktan sonra oraya gitmeleri Thomas için hiçbir anlam ifade etmiyordu.Son kavşaktan da döndüklerinde artık evi görebiliyordu.Yolda o kadar çok oyalanmışlardı ki ancak akşam varabilmişlerdi.Artık evin önündelerdi.Evin önünde duran polis arabalarını gören Thomas her şeyin gerçek olduğunu kabul etmişti.Arabadan inip daha bavulları bile almadan hızlı adımlarla eve doğru ilerlediler.Kapıyı çalmalarına gerek yoktu çünkü kapı zaten sonuna kadar açıktı.

İçeriden gelen polis telsizlerinin sesi daha eve girmeden duyulmaya başlamıştı bile.Önce anne ve babası ardından da Thomas kapıdan geçip içeriye girdiler.Seslenmek yerine gelen sesleri takip ederek evdekilerin nerede olduklarını bulmaya çalışıyorlardı.Sesler salondan geliyordu.Salona girdiler…

Thomas girer girmez Emily Teyzesini gördü.O kadar kötü bir haldeydi ki: Gözleri ağlamaktan kan çanağına dönmüştü.Çok bitkin gözüküyordu sanki kendinde değildi,gözleri boş bakıyordu. Thomas’ın geldiğini bile fark edememişti.

Thomas yanına oturdu,onunla konuşmaya çalıştı ama Emily Teyzesi ona bir türlü cevap vermiyor,gözlerini halıya doğru dikmiş hiç hareket etmiyordu.Anlaşılan hala şokun etkisindeydi.Zaten ne bekliyordu ki?

Emily Teyzesi Aria kayıpken böyle bir durumdaysa Aria’nın ölüm haberini aldığında ne yapacaktı diye düşündü bir an Thomas.Ve hemen ardından böyle bir şeyi aklından bile geçirdiği için kendine çok sinirlendi.Düşüncesi bile çok,çok kötüydü.Bir daha böyle bir şey düşünmeyecekti.Ama olmuyordu,yapamıyordu…

Beyninde sürekli aynı cümle tekrar ediyordu:ARİA ÖLDÜ THOMAS!ARİA ÖLDÜ!BUNU KABULEN ARTIK!” Thomas sanki bu düşünceden kurtulacakmış gibi kafasını bir sağa bir sola sallıyordu.Ama olmuyordu.Niye kafasından atamıyordu?

O an arabada gördüğü o korkunç kabus bir anda aklına geldi.Yoksa her şeyin bir anlamı mı vardı: RÜYA,SESLER,BU DÜŞÜNCELER…Belki de ona bir şeyler anlatmaya çalışıyorlardı. Belki de sadece bi tesadüftü.

Annesinin sesiyle kendine geldi.Yanına oturmuş artık yatıp dinlenmesi gerektiğini söylüyordu.Thomas o an gerçekten yorulduğunu hissetmişti.Zaten saat de epey geç olmuştu.Belki de bu düşünceler yorgunluktan aklına geliyor,mantıklı düşünemiyordu.

Normalde hep Aria ile birlikte Aria’nın odasında kalırlardı ama bu sefer öyle olmamıştı.Thomas o gün başka bir odada,yalnız başına kalacaktı.Thomas için o anlık böyle olması daha iyiydi.Kendini çok ama çok yorgun hissediyordu.Hızlıca annesinin hazırladığı yatağa kendini bıraktı.

Yatağa gireli birkaç saat olmuştu ama uyuyamıyordu. Polisler bile çoktan gitmişlerdi.

Dışarıdan gelen bir ses aniden yataktan kalkmasına neden oldu.Bu onun sesiydi bundan emindi.Bu,bu Aria’nın sesiydi! Hemen kendini yataktan attı ve pencereye doğru koştu.Dışarısı karanlıkta bu yüzden gözlerinin alışmasını bekledi.Ve sonunda!Aria karşısında duruyordu.Ama ne hareket ediyor ne de konuşuyordu.Sadece gözlerini Thomas’a dikmişti.Aria’nın gözlerindeki korkuyu,dehşeti çok iyi görebilyordu.Ama bu ona zaten çok tanıdık gelmişti.Thomas bu gözlerdeki aynı korkuyu bir yerde daha görmüştü.Bundan emindi.Ama nerede?

Nihayet hatırladı:”KABUS”.Bu gözler kabustaki gözlerin aynısıydı.

Çok geçmeden bir şey daha fark etti;Aria’nın kıyafeti.Aynı rüyasındaki gibiydi.Kıpkırmızı kana bulanmıştı.Ayrıca kan sadece kıyafetinde değil yüzünü de kaplamıştı.

Thomas rüyasında gördüklerini tekrar yaşıyordu.Bu Thomas’ın isteyeceği son şey bile değildi.O rüyadan kurtulmak istedikçe rüya peşinden geliyordu sanki.

Aniden ses yanındaymış gibi ”BANA YARDIM ET THOMAS” diyordu.Tabii ki bu ses Aria’nın sesiydi.İşte yine aynı ses.Ne oluyordu?

Thomas artık kafayı yediğini düşünmeye başlamıştı ki aniden Aria hareketlenmeye başladı.Korkuyla kafasını bir sağa çeviriyor bir sola çeviriyor,etrafında sanki birini görmüş gibi kaçmaya yer arıyordu.En sonunda son bir kez daha Thomas’a bakıp karanlık ormanın içinde kayboldu.

Thomas istemsizce”ARİA DUR GİTME!”diye bütün gücüyle bağırmış olacaktı ki Katy ve Dave bir hışımla odaya girip bütün ışıkları yaktılar.

Thomas kendini o kadar çok sıkmıştı ki bi an da sular seller gibi annesinin kolları arasında ağlamaya başladı.Dakikalarca hiçbir şey söylemeden öylece ağladı.Thomas biraz sakinleşince babası onu kucağına alıp yatağına yatırdı.Odada çıt çıkmıyordu.Zaten anne ve babası konuşsa da Thomas’ın onlarla konuşacak hali yoktu.Belli ki onlarda bunun farkındaydı.

Ama Thomas emindi mutlaka yarın bu konu hakkında anne ve babasına açıklama yapmak durumunda kalacaktı.Bir yandan uyumak istiyor bir yandan da artık uyumaya korkuyordu.Ya Aria’nın o halini tekrar görürse…

Vücudu onu uyumaya zorluyor,göz kapakları artık istemsize kapanıyordu.

Thomas artık uyuyacağı sırada beyninden sürekli aynı düşünceler geçiyordu: Acaba Aria onunla iletişime mi geçmeye çalışıyordu? Ona mesaj mı vermeye çalışıyordu?

Daha bu sorulara cevap bile bulamadan uykuya daldı.

ARİA’DAN GELEN BEKLENMEDİK TELEFON

Thomas saatler 09.30’u gösterdiğinde iğrenç bir mide bulantısıyla uyandı. Hızlıca yataktan kalkıp bütün gücüyle lavaboya doğru koştu ve saniyeler içinde kustu. Anlaşılan o küçük bünyesi bu kadar üzüntüyü bir an da kaldıramamıştı.

Ama insanların bu zayıflığını bilmelerini istemiyordu. Güçlü olmak zorundaydı. Zaten herkes yeterince üzgündü.

Kendine gelince banyodan çıktı. Odasına girdi ve bir an da annesini karşısında gördü. Thomas’ın dağınık bıraktığı yatağını topluyordu.

Odaya geldiğini görünce: BUGÜN KENDİNİ NASIL HİSSEDİYORSUN?” diye sordu. Anlaşılan dün gece hakkında konuşacaktı ama Thomas bunu istemiyordu bu yüzden sadece “İYİ” dedi. Konuyu hemen değiştirmesi gerekiyordu çünkü annesi birazdan ısrar etmeye devam edecekti.

Hemen aklına kahvaltı geldi.Zaten normalde de her sabah bu saatlerde kahvaltı ederlerdi.

- Kahvaltı hazır mı anne?

- Evet, hatta en sevdiğin kreplerden bile yaptım.

- Şu an krep yemek istemiyorum bana bir sandviç hazırlar mısın?

Kısa bir süre sessizlik oldu.

- Thomas biliyorum şu an da çok üzgünsün ama biraz kendini toparlaman lazım oğlum.Senin için endişelenmeye başlıyorum. Hem eminim Aria’da senin güçlü kalmanı ister, bu şeklilde kendini yıpratmanı istemezdi.

- Gerçekten öyle mi isterdi anne?

- Evet Thomas bana güven oğlum. Hadi şimdi mutfağa git ve güzel bir kahvaltı yapıp kendine gel.Sonra da Aria için neler yapabiliriz onu konuşuruz.

- Tamam anne.

Thomas annesi ile bu konuşmasından sonra biraz da olsa kendini iyi hisstetmişti. Çünkü annesi haklıydı Aria’ya gerçekten yardım etmek istiyorsa güçlü kalmalıydı ve bunu yapacaktı.Yapmak zorundaydı…

Mutfağa indi ve kendisi için hazırlanmış olan krepleri gördü. O sabah kahvaltısını mutfakta yapmak içinden gelmiyordu o yüzden kreplerini de alarak bahçeye doğru yöneldi.

Tam kapının kolunu tutmuştu ki annesinin merdivenlerin başından gelen sesini duydu.

- Thomas nereye?

- Bu sabah eğer izin verirsen kahvaltımı bahçede yapmak istiyorum.

- Tabii ki! Kendini nasıl iyi hissediyorsan öyle yap. Şimdiden afiyet olsun.

- Sağ ol anne.

Thomas elindeki krepleri yemek için can atyordu. Ama önce bir yere oturmalıydı.En sonunda kendini çimenlerin üzerine attı.Ve kreplerini hızlıca yedi. Artık karnı doymuştu.

O gün Londra’da hava çok güzeldi.Güneş Thomas’ın yüzüne doğru vuruyordu.Hava ne sıcak ne de soğuktu.Thomas’ın tam olarak sevdiği havaydı.Çimenlerde uzanırken gökyüzüne doğru uzun uzun baktı.Her zaman yaptığı gibi bulutları kendi hayal gücüyle birtakım şekillere benzetmeye çalışıyordu. Bu onun için bir oyun sayılırdı.

Bunu ona Aria öğretmişti.

Ne zaman böyle güzel bir hava olsa Aria ile dışarıya çıkıp saatlerce bu oyunu oynarlar, birbirlerinin benzettikleri şeylerle dalga geçip,saatlerce gülerlerdi. O kadar çok eğlenirlerdi ki saatlerin nasıl bu kadar hızlı geçtiğini anlayamazlardı.Zaten ancak anneleri çağırdığı zaman eve girerlerdi.

Thomas araba sesiyle düşüncelerinden kurtulup,kendine geldi. Arkasına döndüğünde Emily Teyzesini gördü. Onu sabahtan beri evde zannediyordu ama meğerse o dışarıdaymış.

Emily dışarıdan bakıldığında kızgın görünüyordu.Bu yüzden ilk başta yanına gitmek istemedi ama Aria ile ilgili bir gelişme olup olmadığını öğrenmesi gerekiyordu.Hemen oturduğu çimenlerden katlı.Üstünü başını silkeledi ve koşarak Emily’nin yanına gitti. Eve girmeden onu yakaladı ve bir an da soru yağmuruna tutmaya başladı.

- Emily Teyze ne oldu? Nereden geliyorsun? Sen iyi misin Emily Teyze? Aria’dan haber var mı? Eğer varsa lütfen söyle, benden bu konuda bir şey saklama.

Emily bir soruya bile cevap vermeden Thomas diğer soruya geçiyordu. En sonunda Emily: “THOMAS!” dedi.

Thomas sustu ve Emily Teyzesi konuşmaya nihayet başladı.

- Bak Thomas şu an da kendimi hiç iyi hissetmiyorum.Bir süre yalnız kalsam daha iyi olacak tamam mı?

- Niye? Ne oldu?

- Sabahtan beri karakoldayım. Aria için gittim. Ama bana elde tutulur tek bir bilgi bile vermediler Thomas. Aria ile ilgili şu ana kadar tek bir ipucu bile yok. Bu yüzden hem çok sinirliyim hem de çok üzgünüm.Bu yüzden biraz da olsa dinlenmek istiyorum. Kendime gelince yine konuşuruz seninle tamam mı oğlum ?

- Tamam Emily Teyze.

Emily’nin eve girmesinin ardından Thomas bir süre daha dışarıda oturdu.Evin önünden geçip gidenleri izlerken bu insanların ne kadar mutlu olduğunu,hiçbir dertlerinin olmadığını yüzlerinden anlayabiliyordu.Biri köpeğini gezdiriyor kimi koşuya çıkmış kimi de arkadaşıyla sohbet ede ede yürüyüş yapıyor. Hepsi mutlu.

Yüzüne hızla çarpan bir su damlası kendine gelmesini sağladı.Başını gökyüzüne doğru kaldırdığında kara kara bulutların hızlıca ilerlediğini gördü. Anlaşılan fırtına geliyordu.Londra’da hava böyleydi işte.Bir güneşli bir yağmurlu. Oturduğu banktan kalktı ve koşarak eve girdi.

Evde hiç ses yoktu. Anlaşılan herkes odasına çekilmişti. Thomas odasına gitmek için merdivenleri ikişer ikişer çıkarken ev telefonunun çalmasıyla olduğu yerde kaldı. Ev halkı odalarında olduğu için muhtemelen kimse telefonun çaldığını bile duymayacaktı. Bu yüzden telefona Thomas’ın bakması gerekiyordu. Çıktığı merdivenleri geri indi ve telefonun cevapla tuşuna basıp kulağına götürdü.

-Alo!

(Ses yok)

- Alo! Kimsiniz?

- Thomas! Thomas benim Aria!

- Aria! Nasıl olur? Gerçekten sen misin? Neredesin sen? Neden gelmiyorsun?

- Thomas fazla vaktim yok.Şimdi beni iyi dinle tamam mı? Söyleyeceklerim çok önemli.

- Tamam! Tamam!

- Şu an da ben de nerede olduğumu bilmiyorum.Seni de bana bunları yapan kişinin telefonundan arıyorum.

- Ne! Kim o? Nerede?

- Bilmiyorum.Şu an da yanımda Thomas bizi dinliyor.Şimdi sözümü hiç kesmeden beni dinle.Bu kişinin bana söylediklerini sana şu an da aynen ileticem. Thomas Tamam mı?

- Tamam.Dinliyorum.

- Seni her gün bu numaradan arayacağım ve beni bulman için sana bazı ipuçları vereceğim.Ama tabii ki bunun bir süresi var.

- Ne süresi?

- Eğer beni belirlediği süre içerisinde bulamazsanız Thomas, benn ve bana bağlı olan herkes ölücek.

- Sana bağlı olan da ne demek?

- Sen,annem(Emily Teyze),Senin annen,baban,arkadaşlarım herkes yani Thomas sevdiğim bütün insanlar.

- Eğer bu kişi seni bulmamızı istiyorsa niye seni serbest bırakmıyor.Niye böle ipuçlarına başvurma gereğinde bulunuyor Aria?

- Bilmiyorum Thomas inan hiç bilmiyorum.Ama bildiğim tek bir şey var. O da bu korkunç yerden, bu işkencelerden kurtulmak istiyorum Thomas.

- İşkence mi yapıyor sana?

- Thomas artık kapatmam gerekiyor sürem doluyor.Son bir şey daha seni aradığımı,bunları anlattığımı senden başka kimse bilmeyecek Thomas kimseye bunların tek kelimesini bile söylemeyeceksin. Her şeyi tek başına halletmen gerekiyor .Beni tek başına bulmalısın anladın mı?

- İyi de Aria ben tek başıma bunları nasıl yapacağım?

- Yaparsın Thomas. Yapmak zorundasın. Eğer bir kişiye bile bunlardan bahsedersen beni öldürücek Thomas bu yüzden çok önemli. Artık kapatmam gerekiyor. Lütfen beni bir an önce kurtar.

(Telefonun kapanma sesi duyuldu)

- Aria!Aria! Cevap ver!

Aria telefonu çoktan kapatmıştı. Thomas artık tek başınaydı.Aria’yı tek başına kurtarması gerekiyordu.

TEK BAŞINA

Yemek masasında kimseden çıt çıkmıyordu. Herkes yavaş yavaş yemeğini yiyordu. Ama herkesin aklından bir sürü düşünce geçtiği çok belliydi. Thomas’ın da onlardan pek bir farkı yoktu hatta aralarında en düşünceli,sıkıntılı olan o bile olabilirdi.

Ne yapacağını gerçekten hiç bilmiyordu. Onun yerinde kendisi değil de bir başkası olsaydı ne yapardı acaba? Acaba Aria’yı dinlemeyip herkese bu olaydan bahsetmeli miydi? Ama ya bu sefer onun yüzünden Aria’nın başına kötü bir şey gelirse. Bu düşünceler Thomas’için yiyip bitiriyordu. Ne yapacağını hiç bilmiyordu. Zaten kimin başına böyle bir şey gelirdiki? Annesinin kendisine seslendiğini ancak birkaç saniye sonra fark edebildi.

- Thomas eğer yemeğin bittiyse bir duşa girip temizlen istersen, hem biraz kendine de gelirsin. İyi olmaz mı sence de ne dersin?

- Tamam. Haklısın,iyi gelebilir.

- İyi o zaman ben senin için duşu hazırlayayım. Sen de bu sırada duş için hazırlan.

- Tamam anne.

Katy tam gidiyordu ki Thomas arkasından seslendi.

- Anne!

- Efendim Thomas

( Thomas cevap vermedi sadece tedirgin gözlerle annesine bakıyordu.)

- Bana bir şey mi diyeceksin oğlum.

- Aslında evet. Sana söylemem gereken bir şey var.

- Tamam söyle o zaman. Bak Thomas ben senin annenim bana her şeyni rahatlıkla söyleyebilirsin.

- Anne… Ben Aria ile...Cümlesini bir türlü tamamlayamıyordu. Aria ile bugün telefonda görüştüğünü annesine söylemeliydi. Aria’ya tek başına yardım edemezdi. Ama o an aklına telefonda duydukları geldi. Eğer bu telefon konuşmasından birine bahsederse Aria’nın başına gelecek o kötü şeyler… Karar vermişti… Annesine bu durumdan bahsetmeyecekti. En azından bir süre. Gidebildiği yere yere kadar gidecekti.

- Evet Thomas Aria… Ne olmuş Aria’ya?

Herkes Aria ’nın adını duyunca Thomas’a dönmüştü.

- Yok… Yok bir şey… Sadece ben… Ben Aria’yı çok özledim. Bunu söyleyecektim sana.

- Biliyorum Thomas biliyorum. Hepimiz onu çok özledik. Ama merak etme Aria güçlü kızdır, mutlaka iyidir o. Yakında Aria’yı bulucaklardır. Hadi sen duş için hazırlan.

.

Birkaç dakika sonra Thomas duşa için hazır hale gelmişti. Hızlıca banyoya gitti.Kendini hemen duşun içine attı. Duş şimdiden iyi gelmeye başlamıştı. Bir süre en azından duşu bitene kadar kötü düşünceleri kafasından çıkarmaya karar verdi. Yaklaşık yarım saat duşta kaldı. Elleri sudan dolayı buruş buruş olmuştu.Duştan çıkar çıkmaz koşa koşa odasına girdi. Annesi zaten pijamarını hazırlayıp yatağın üzerine koymuştu. Hızlıca pijamalarını giydi. Dişini de fırçaladıktan sonra artık yatmak için hazırdı, zaten saat epey geç olmuştu.

Katy ve Dave odasına gelip ona her zaman ki kocaman bir iyi geceler öpücüğü verip,odanın ışığını kapatıp gittiler. Thomas yine odada yalnız kalmıştı. Ama ilk defa kendini kötü hissetmiyordu. Evet, belki çok iyi de hissetmiyordu ama şu zamana kadar ki en iyi hissettiği zamandı. Yine aklına Aria geldi. Bu konuda acele etmeyecekti. Aria telefonda kendisini tekrar arayacağını söylemişti sonuçta. O zaman Thomas da Aria’dan gelecek olan diğer telefonu bekleyecekti.

KESİK PARMAK

Londra’da saatler 09.00…

Thomas çoktan uyanmıştı ama bir türlü yataktan kalkamıyordu.Nihayet kendinde kalkacak gücü buldu ve bir anda kendini yataktan dışarıya attı. Gözünü açacak hali olmadığı için yatağının yanı başında kendisini bekleyen o korkunç şeyi henüz görmedi.

Banyosuna gitti, avucunu dolduran suyu yüzüne hızlı hızlı çarpı. Biraz da olsa kendindeydi artık. Banyodan çıktı. Herkes onu kahvaltıya bekliyordu. Aceleyle odasına girdi. Tam kıyafetlerini almak için dolaba uzanmıştı ki bir şey fark etti…

Bir süre arkasını dönemedi. Kendine gördüğü şeyi yanlış algıladığına inandırmaya çalıştı. Ama boşuna… Onun ne olduğu çok belliydi… Arkasını dönmeye gücü yoktu. O şeyi görmek istemiyordu. Ama bir yandan da içi içini kemiriyordu. Onun ne olduğunu kesin olarak öğrenmeliydi.

İçinden beşe kadar saydı… Ve artık hazırdı…. Arkasını döndü…

Yanılmamıştı… Tam da düşündüğü şeydi: “KESİK BİR PARMAK” yatağının hemen yanında… Kimin parmağıydı? Odasında ne işi vardı? Onu oraya kim koymuştu? Bu ve bu gibi sorular saniyeler içinde Thomas’ın zihninden hızlı hızlı geçiyordu.

Parmağa o kadar çok odaklanmıştı ki yanında ki notu daha yeni fark edebildi. “ BİR NOT” Yavaş yavaş yaklaştı. Mümkün olduğunca parmağa bakmamaya çalışıyodu. Notu eline aldı ve sessizce okumaya başladı. Notta şunlar yazıyordu:

“ Ben seni uyarmadı mı? Eğer kurallarıma uymazsan neler yapabileceğimi anladığını zannetmiştim Thomas ama yanılmışım. İlk hatanı yaptın ve ben de sana ilk hatanın cezasını verdim.Mutlu musun şimdi? Kimin parmağı olduğu konusunda bence çok fazla düşünmene gerek yok değil mi ufaklık? “ ARİA’NIN”

Bunda sonra tek bir kuralıma bile uymazsan olacaklardan ben sorumlu değilim. Beni artık anladığını zannediyorum. Umarım bu sefer yanılmıyorumdur. Daha ilk hatanda bile ne yapabileceğimi gördün. Bu

arada merak etme Thomas çok yakında tekrar görüşeceğiz.’

Thomas ani bir mide bulantısıyla koşa koşa banyoya geri gitti. Bir

kaç dakika banyodan çıkamadı ve hıçkıra hıçkıra ağlamaya, yerleri yumruklamaya başladı.

Bütün ev halkı Thomas’ın yanına geldi. Yüzlerindeki endişe her hallerinden belliydi. Önce Thomas’ı banyodan çıkardılar, sakinleştirmeye çalıştılar ama Thomas bir türlü kendine gelemiyordu.Tam odasına sokucaklardi ki Thomas kendini bir an da geri çekti. “O ODAYA GİRMEM, O ODAYA BENİ SOKAMAZSINIZ” diye herkese bağırmaya başladı.

Kimse ne olduğunu, neden böyle davrandığını bir türlü anlayamıyordu.Hepsi birbirinin yüzüne anlamsızca bakıyordu.O sırada Thomas’da yere oturmuş, yüzünü ellerinin arasına almış öylece duruyordu. Annesi Thomas’ın yanına oturup oğluna ne olduğunu soruyor, neler olup bittiğini anlamaya çalışıyordu.

Thomas ne olduğunu anlatamazdı. Tek bir hatası yüzünden Aria’nın başına korkunç bir durum gelmişti. Bunu bir daha göze alamazdı.Sanki karşısında bir canavar vardı.

Thomas kendine geldi. Ama şimdi de başka bir sorunu vardı: Bu olanları evdekilere açıklamak için mantıklı bir sebep bulması gerekiyordu. Ve onları odasından uzaklaştırması gerekiyordu.Sonunda bir yalan uydurdu.

Onlara dün gece çok kötü bir kabus gördüğünü, zaten uzun süredir yaşanan olaylardan da etkilendiğini bütün bunların birleşerek bir sinir krizi geçirdiğini söyledi. Bu söylediğine hepsinin inanacağını biliyordu. Zaten bu sıralar herkesin sinirleri bozuktu.

Hala ne yapacağını tam bilemiyordu ama ne yapmayacağını, yapamayacağını kesinlikle biliyordu “HATA”.

Thomas şimdi daha iyi olduğunu ve az sonra üzerini değiştirip kahvaltı masasına geleceğini söyledi. Onlar gidene kadar da odasına girmedi.Nihayet gözden kaybolmuşlardı.

Thomas odasının kapısının önünde öylece duruyor ve içeriye girmek için kendini hazırlıyordu. En azından bu sefer hazırlıksız değildi. İçeride kendini ne beklediğini çok iyi biliyordu. Derin bir nefes aldı ve odaya girdi.

İster istemez gözü yine kesik parmağın,notun olduğu yere kaydı. Ama hiç beklemediği bir şeyle karşılaştı.Ne parmak ne de o not orada yoktu. Birisi onları oradan almıştı. Ama bu kimdi? Evdekiler olamazdı çünkü hepsi zaten Thomas’yanındaydı. Bunları düşünürken başını bir sağa bir sola çeviriyor ve odanın içinde öylece dolaşıyordu. Bir an da durdu. Bir şey fark etti. Duvar. Bu sefer duvarda bir not vardı. Hemen duvara doğru yaklaştı.Notu aldı. Bu sefer ki notta şunlar yazılıydı: ‘Aferin! İyi iş çıkardın Thomas. Ama sakın unutma gözüm üstünde ufaklık!’

‘ UFAKLIKMIŞ’ diye sinirli bir şekilde söylendi. Bu kelime canını çok sıkmaya başlamıştı

Thomas’ın aklında tek bir soru vardı bu kişi her kimse nasıl olurda bu eve, odasına girebilir.Hem de herkes evdeyken. Bunu bir türlü anlayamıyordu.

Aklındaki bu soruların cevabını ya da cevaplarını daha sonra düşünecekti. Artık daha fazla ailesini kuşkulandırmamak için üstünü birkaç saniye içerisinde değiştirdi ve kahvaltı masasında kendisini bekleyen ailesinin yanına gitti.

LONDRA FESTİVALİ

O sabah şaşırtıcı bir şeklide masada sessizlik yoktu hatta tam tersi herkes birbiriyle konuşuyor,şakalaşıyordu. Thomas bunu normal bir zamanda asla garip bir durum olarak görmezdi ama şu yaşananlardan sonra gerçekten gülmeyi,mutlu olmayı unutmuştu. Ama ailesini birkaç dakikada olsa mutlu görmek gülümserken görmek kendini iyi hissetmesini sağlamıştı. Belki eskisi gibi mutlu değillerdi ama biraz da olsa mutlu olmaları bile Thomas’a yetmişti.

Kahvaltılarını bitirdikten sonra hep birlikte masayı topladılar. Bu işlerden sonra her zaman ki gibi babası salonda televizyonun karşısına geçmiş bütün dikkatiyle haberleri dinliyordu. Belki de amacı Aria’dan bir haber var mı öğrenmekti. Ama yoktu. Annesi ve teyzesi de mutfakta kahve içip sohbet ediyorlardı. Önemli bir konu hakkında konuştukları yüzlerinden belli oluyordu. Ne konuştuklarını çok merak ediyordu ama yanlarına gidemezdi. Çünkü yanlarına giderse hemen konuşmayı keserlerdi. Bu yüzden mutfağın kapısından gizlice onları dinlemeye karar verdi. Sessizce kendini fark ettirmeden kapıya yaklaştı ve dinlemeye başladı.

- Emily ben uzun uzun düşündüm artık bizim buradan gitmemizin, evimize dönmemizin vakti geldi.

- Neden? Neden böyle bir düşünceye vardın? Burada istediğiniz kadar kalabilirsiniz. Burası da sizin eviniz biliyorsun.

- Biliyorum biliyorum ama sen de görüyorsun bu olaylar Thomas’ı çok kötü etkiledi. Bir türlü kendine gelemiyor. Her gün başka bir kötü olay yaşıyoruz ve Thomas daha küçük bir çocuk. Bu olanları daha fazla kaldıramaz. Burada bu olayların içinde kalmaya devam ettikçe daha da kötü olacak. Bizim artık evimize gitme vaktimiz geldi. Zaten gider gitmez de Thomas’ı bir psikolog ile görüştüreceğim. Bak bunu sakın seni burada yalnız başına bırakıyoruz diye düşünme. Biliyorsun biz senin her zaman yanındayız ve yanında olmaya da devam edeceğiz.

- Biliyorum.. Ben de farkındayım Thomas bu olaylardan çok etkilendi. Onun için ne iyi olacaksa onu yapın. Ben de onun için elimden gelen her şeyi yaparım. Thomas’ı zaten çok seviyorum. O da Aria gibi benim çocuğum.

- Biliyorum o da seni çok seviyor zaten. Sen de lütfen kötü düşünceleri kafandan at artık. Aria en kısa zamanda sağ salim bulunacak bu eve tekrar geri gelecek merak etme.

Thomas duyduklarına inanamıyordu. Buradan gitmek istemiyordu. Zaten gitmemesi de gerekiyordu yoksa Aria’dan nasıl haber alacaktı.Aria’ya nasıl yardım edecekti. Buradan gitmemeleri gerekiyordu. Annesi ile bu konuyo ona çaktırmadan konuşması gerekiyordu.

Tam odasına çıkmak için merdivenlere yönelmişti ki zil çaldı. O an kapıya en yakın Thomas olduğu için koşup hemen kapıyı açtı. Karşınında hiç görmediği bir adam vardı ve elinde de bir zarf tutuyordu. Adam tam ağzını açıp bir şeyler söylemeye başlayacaktı ki annesi ve teyzesinin seslerini duydu. Arkasını döndüğünde çoktan mutfaktan çıkıp yanlarına gelmişlerdi. Teyzesi hemen ne olduğunu sordu. Daha sonra adam konuşmaya devam etti. Londra’da her sene yapılan festivalin yarın akşam gerçekleşeceğini söyledi ve zarfı bize uzatıp bütün ayrıntıların zarfın içinde yazdığını belirtti. Biz de teşekkür ettikten sonra kapıyı kapattık.

Bu festivale geçen sene Aria ile birlikte gitmişlerdi. Thomas’ın aklına bir an da orada ne kadar çok eğlendikleri aklına geldi. Bu festival tamamen aklından çıkmıştı. Belki de Aria şu an da yanında olsa oraya tekrar gidip bütün gece eğlenebilirlerdi. Ama bu şu anlık ne yazık ki imkansızdı. Evdeki hiç kimse festival hakkında konuşmadı bile. Zarfı da masanın üzerine öylece bıraktılar. Anlaşılan festival şu anlık hiç kimsenin ilgisini çekmiyordu.Thomas’ın bile. Zaten bu durumda kimsenin eğlenme gibi isteği yoktu.

Saatler öğleden sonra üçü gösteriyordu. Emily odasında telefonla karakolu arayıp bilgi almaya çalışırken Katy’de onun yanında duruyordu. Dave’de markete eksik almaya gitmişti. Thomas ise salonda koltukta otumuş çizgi film izliyordu. Televizyona o kadar çok konsantre olmuştu ki telefonun çaldığını ancak birkaç saniye sonra fark edebildi. Acaba beklediği telefon muydu? Arayan o muydu?

Bu soruların cevabını ancak telefonu açarsa öğrenebilirdi. Ancak biraz acele etmesi gerekiyordu çünkü arayan o ise kendisinden başa kimse telefona cevap vermemeliydi. Hızlıca telefonun olduğu yere doğru koştu. Önce derin bir nefes aldı. Ve artık hazırdı. Telefonu kaldırdı ve kulağına götürdü.

- Alo?

- Selam ufaklık! Bu sefer Aria ile değil benimle konuşuyorsun. Bu bundan sonra da böyle olacak.

- Yoksa yoksa… Aria’ya bir şey mi oldu? Ona bir şey mi yaptın?

- Sakin ol Thomas. Aria gayet iyi. Ama hatanın bedeli olarak ne yazık ki Aria ile konuşamayacaksın. Ha! ama iyi bir çocuk olup, bir daha hata yapmazsan belki tekrar Aria ile konuşabilirsin. Beni anladın mı?

- Evet!

- Güzel. Bu sefer ki konuşmamız kısa ve net olacak Thomas. Senden bir şey yapmanı istiyorum ve isteğim gayet de basit.

- Ne istiyorsun benden?

- Yarın akşam yapılacak olan festivale geliceksin Thomas. Söylediğim gibi yapmanı istediğim şey gayet basit ve net.

- Neden? Neden festivale gelmemi istiyorsun?

- Soru sorma sadece dediklerimi yap ufaklık! Sadece dediklerimi yap!

- Tamam! Tamam! Yapacağım yarın akşam festivalde olacağım.

- Güzel. Sana yine hatırlatıyorum hata yok Thomas! Hata yok! Ki zaten gördüklerinden sonra bir daha hata yapacağını hiç zannetmiyorum.

- Tamam! Tamam! Hata yok! Bir daha Hata yapmayacağım! Yeter ki Aria’ya bir şey yapma.

- Anlamana sevindim Thomas. Söylediklerimi yaparsan hiç kimseye bir şey olmaz..

Ve telefon kapandı… Ama Thomas telefefon kapandıktan birkaç dakika sonra telefonu kulağından çekip yerine koydu. Söylediklerini yapacaktı. Zaten başka şansı da yoktu.

BİR HATA DAHA

Thomas festivale gidecekti ama tek başına gitmesinin imkanı yoktu. Çünkü hem festivalin yapılacağı yer uzaktı hem de ailesi tek başına onu oraya gönderemezdi. Bu yüzden tek bir şansı vardı: O da ailesini de festivale gelmeleri için ikna etmek.

Bütün gün kafasında planladı. Acaba onları nasıl ikna edebilirdi. İkna etmek zorundaydı başka bir şansı yoktu. Ama nasıl? Nihayet kafasında bir plan yaptı ama bu planı işleme geçirmek için acele etmemeliydi en doğru zamanı beklemeliydi. O zaman da akşam yemeği saatiydi.

Saatler Thomas için bir türlü geçmek bilmiyordu. Akşam yemeğine daha iki saat vardı. Bir yandan heyecanlı bir yandan tedirgin hatta bir yandan da korkuyordu. Hem festivale kesinlikle gitmesi gerekiyordu hem de bunun için ailesini ikna ederken onlara en ufak bir gariplik bile hissettirmemeliydi.İki saat boyunca konuşmasının üstünden geçti.Sürekli tekrar yaptı.Artık hazırdı.

Saate baktı. Nihayet yemek saati gelmişti. Annesi kendisine seslenmeden aynada son bir kez daha kendine baktı ve odasından çıktı. Merdivenlerden inerken Emily Teyzesi’ni ile karşılaştı.

- Acıktın mı Thomas?

- Hem de nasıl!

- Hadi gel o zaman. Yemeklerin hepsi hazır.

Önce Thomas ardından evin diğer üyeleri yemek masasına oturdu. Önce günlük olaylardan konuşmaya başladılar ama bunlar kötü olaylar değildi. İşte Thomas için tam zamanıydı.

- Ben hepinize bir şey sormak istiyorum acaba sorabilir miyim?

- Tabii ki sorabilirsin Thomas.

- Aslında nasıl bir cevap vereceğinizi bilmiyorum.

- Ne oldu?

- Yarın akşam festival var. Bunu zaten hepiniz biliyorsunuz.

- Evet.

- Ben de eğer izin verirseniz o festivale gitmek istiyorum.

- Olmaz Thomas. Hem orası buradan çok uzak tek başına gidemezsin.

- Biliyorum biliyorum. Ben bunu da düşündüm.

- Öyle mi? Ne düşündün peki?

- Belki… Belki siz de benimle birlikte gelmek istersiniz. Olmaz mı?

- Olmaz Thomas.

- Neden?

- Çünkü Thomas sana söylemem gereken bir şey var ama şu an sırası değil.

- Ne?

- Bunu şu an da söyleyemem önce babanla da konuşmam gerekiyor.

Babası başını bir anda yemek tabağından kaldırarak annesine merak dolu gözlerle bakmaya başladı.

- Bana söylemen gereken şey nedir hayatım?

- Ben bunu uzun uzun düşündüm ve doğru olanın bu olduğuna karar verdim. Ayrıca Emily ile de konuştum ve o da bana bu konu da hak verdi. Umarım sen de bizim gibi düşünürsün.

- Artık bana da bu konudan bahseder misiniz?

- Tamam tamam… Bak ben artık buradan gitmenin vaktinin geldiğini düşünüyorum. Bu yaşananlar hepimizi kötü etkiledi özellikle de oğlumuzu.Bunu sen de biliyorsun. Ne dersin gidelim mi?

- Bilmiyorum. Henüz bu olaylar tam olarak bitmemişken şu an da gitmek doğru mu sence?

- Ama biz gitsek bile her zaman bu olaylarla ilgileneceğiz zaten. Sürekli irtibat halinde olacağız.

- Bence gitmemeliyiz. Şu an gitmek için doğru zaman değil. Emily’i yalnız bırakmamalıyız onun yanında olmalıyız.

- Onu yalnız bırakmayacağız zaten sürekli konuşacağız,irtibat halinde olacağız en ufak bir şey olduğuna bile tekrar yanına geliriz.,

- Olmaz… Olmaz… Bu doğru değil. Şu an da burada kalmalıyız tamam mı? Böylesi daha iyi olacak merak etme

- İyi peki bu sefer senin dediğin olsun burada kalalım.

Thomas bu konuşmaları dinlerken içten içe mutlu olmuştu. En azında bir sorun ortadan kalkmıştı. Thomas’ın bir de bununla uğraşmasına gerek kalmamıştı. Öyleyse Thomas tekrar konusuna dönebilirdi.

- E o zaman festivale gidebiliriz değil mi?

- Bak Thomas benim festivale hiç halim yok. Bu sene gitmesen olmaz mı?

- Olmaz anne! Olmaz! Bak ben de üzülüyorum, ben de zor günlerden geçiyorum biliyorsun. Bana bu festival iyi gelebilir hem biraz da olsa kafamı dağıtırım. Lütfen!

- Hayır dedim Thomas! Kafanı dağıtacak başka bir şey bul.

Thomas’ın sinirleri iyice gerilmişti ve en sonunda patladı. Sanki bilincini kaybetmiş gibi herkese bağırmaya başladı. Ve bu patlama Thomas için çok kötü bir sonuç doğuracaktı.

- Anlamıyorsunuz beni! Hiçbiriniz beni anlamıyorsunuz! Hiçbiriniz neden gitmek istediğimi bilmiyorsunuz! Diyerek bir an da ağlamaya başladı.

- Thomas oğlum tabii ki seni anlıyoruz. Neden gitmek istediğini de az önce söyledin ya. Kafa dağıtmak için gitmek istemiyor musun?

- İşte… İşte anlamıyorsunuz beni. Ben Aria için Aria için gitmek istiyorum o festivale!

Thomas ne yazık ki söyledikten sonra bir hata yapığını fark etti. Ne olucaktı şimdi? Aria’nın başına ne gelecekti? Bu hatayı nasıl yapmıştı kendine bir türlü inanamıyordu. O kadar da dikkat edecekti. Bu hatayı telafi etmesi gerekiyordu ama nasıl. Belki de hata yaptığından onun haberi olmazdı. Ama nasıl olmayacaktı ki? Adam sanki evin içinde gibiydi. Bu gerçekten nasıl mümkün olabiliyordu. Yoksa… Yoksa evden biri miydi? Thomas bu düşüncelerinden şu an da kurtulup asıl sorununa dönmeliydi. Hemen bu hatasını düzeltmeliydi.

- Ne! Sen… Sen ne diyorsun Thomas? Ne Aria’sı!

- Yok yok bir şey öylesine söyledim.

- Öylesine söylemedin Thomas. Yoksa sen Aria ile mi görüştün, onula mı konuştun? Bak oğlum eğer Aria’dan en ufak bir haber aldıysan bize söyle.

- Hayır… Hayır! öyle bir şey olmadı. Öylesine söyledim dedim ya! Sizde biliyorsunuz işte kendimi bu aralar iyi hissetmiyorum. Geçen sene de o festivale Aria ile birlikte gidip çok eğlenmiştik. Anılarımı tekrar hatırlamak tekrar yaşamak istiyorum. Hem kendim için hem de Aria için tekrar geçen seneki gibi eğlenmek istiyorum. İşte bu yüzden gitmek istiyorum festivale anladınız mı beni?

- Tamam sakin ol oğlum. Anladık seni. Şu sıralar hepimiz gerginiz lütfen sen de bize biraz anlayış göster. Ama bu kadar çok gitmek istiyorsan festivale gidebilirsin. Babanla seni götürürüz.

- Tamam kusura bakmayın bağırmak istememiştin. O zaman yarın kaçta çıkarız yola?

- Bunu yarın sabah hep beraber kahvaltıda konuşuruz.

- Tamam o zaman.Teşekkür ederim anne.

- Rica ederim oğlum.

Uzun bir süre birbirlerine sıkı sıkı sarıldılar.

Thomas nihayet odasına gelmişti. Gergin bir akşam yemeği olmuştu. Thomas sabahtan beri kafasını kurcalayan konuyu halletmişti ama içi yine de rahat değildi. Çünkü hiç yapmaması gereken bir şey yapmıştı: HATA!

Bakalım sonucunda neler olacaktı? Bunu düşünmek bile istemiyordu. Aslında hatasını telafi etmeye çalışmıştı hatta ailesini de ona inanmıştı ama bunun hiçbir anlamı olmadığını kendisi de çok biliyordu. Sonuç olarak ne yazık ki hatta yapmıştı. Ağlamamak için kendini zor tutuyordu. Kim bilir onun bu ihmali bu hatası yüzünden Aria’nın başına ne gelecekti. Ama beklemekten de başka yapabileceği bir şey yoktu.

HATANIN BEDELİ

Her festival günü olduğu gibi Londra’da hava güneşliydi. Thomas da sabahın ilk ışıklarıyla perdenin arasından yüzüne vuran güneşin ışığıyla uyandı. Birkaç dakika yatağının içinden çıkmadı. Öylece yere,halısına baktı. Yataktan çıktı. Her sabah olduğu gibi rutin işlerini hallettikten sonra aşağıya indi. Evde ses yoktu. Anlaşılan ilk uyanan Thomas’tı. O an Thomas bu duruma şaşırdı. Çünkü genellikle evde en son kendisi uyanırdı.

Acaba saat kaçtı? Uyandığında her zaman ilk yaptığı şey saate bakmak olurdu. Hemen salona gitti. Duvarda asılı,antika olan saate baktı. Gözlerine inanamıyordu. Saat daha 05.00’dı. Bu saate nasıl uyanabilmişti. Büyük ihtimalle heyecandandı diye düşündü.

Kimse ayakta değilken televizyon izlemeye karar verdi. Televizyonu açtı. Ancak sabahın beşinde sevdiği çizgi filmlerin hiçbiri yoktu. Televizyonu kapattı. Karnı acıkmıştı. Evdekilerin uyanmasını bekleyemezdi.Mutfağa gidip kendine güzel,doyurucu bir sandviç hazırlamaya karar verdi. Tam buzdolabını açmıştı ki bir telefon sesi…

İşte beklediği telefon… Hatasının bedelini öğreneceği telefon… O dünden beri aklından çıkmayan hatasının. Telefona bakması gerekiyordu.

Mutfaktan çıkıp koşa koşa telefonun olduğu yere gitti. Telefon kapanmadan açmalıydı. Neyse ki son anda yetişti. Her zaman ki hareketleri tekrarladı: Telefonu açtı,kulağına götürdü ve dikkatle dinlemeye başladı.

Ve işte yine o ses…

- Merhaba Thomas? Nasılsın? Dur ben söyleyeyim “KÖTÜ!” Kötüsün Thomas! Kötüsün! Ve sana bir şey söyleyeyim mi? Daha da kötü olacaksın! Bu hatayı sana çok kötü ödeteceğim. Öyle bir şey yapacağım ki sen bile buna inanamayacaksın. Sen nasıl Aria’yı düşünmüyorsun ben de bu sefer başka bir sevdiğine zarar verceğim Thomas! Buna hazır mısın? Ha merak etme bu seferlik zarar vereceğim kişi çok yakınından değil. Bu da sana benden bir iyilik olsun.

- Tamam! Tamam biliyorum hata yaptım ama lütfen bu seferlik bir şey yapma! Lütfen! Hatamı telafi etmeye de çalıştım ama olmadı işte! Olmadı!

- Olmaz Thomas! Olmaz! Bu kadarını da yapamam! Hem sen de biliyorsun her hatanın bir bedeli vardır. Neyse bugünlük bu kadar konuşma yeter. Son bir şey daha: Bu akşam festivalde ol! Eğlenceyi kaçırmak istemezsin.

Telefon kapandı…

Thomas olduğu yerde uzun uzun düşündü. Kesin yapacağı korkunç şeyi bu akşamki festivalde herkesin gözü önünde yapacaktı ki. Onu durdurması,engellemesi gerekiyordu. Bir kez daha sevdiği bir insana zarar gelmesine izin veremezdi. Ama bunu nasıl yapacaktı? Ya da yapabilecek miydi?

Bu düşüncelerinden kapının kapanma sesiyle kurtuldu. Arkasına döndüğü an babasıyla karşılaştı. Bu saate dışarıdan geliyordu. Ne işi vardı ki?

- Baba?

- Thomas?

- Nereden geliyorsun?

- Biraz hava almaya çıkmıştım

- Bu saatte mi?

- Evet!

- Baba saat sabahın beşi!

- Sabaha karşı uyandım. Geri de uyuyamadım. Anlayacağın uyku tutmadı ben de zaten evde bunalmıştım dışarıya yürüyüş yapmaya,hava almaya çıktım.

- Hmm… Anladım. Tamam.

- Neyse beni boş ver asıl sen niye bu saatte ayaktasın. Normalde sen hayatta bu saatlerde uyanmazdın. Bir şey mi oldu? Yüzünde solgun gibi.

- Hayır! Bir şey olmadı! Beni de uyku tutmadı.

- Anladım. Heyecanlı mısın peki?

- Ne için?

- Ne için olacak Thomas! Tabii ki festival için.

- Haa! Evet! Çok heyecanlıyım baba! İzin verdiğiniz için tekrar teşekkür ederim.

- Ne demek oğlum! Neyse Thomas ben biraz yoruldum. Biraz uzanayım belki uyuyabilirim tamam mı? Sen keyfine bak.

- Tamam baba.

Thomas aslında babasının bu söylediklerine çok inanmamıştı ama o an çok da üzerinde durmadı. Düşünmesi gereken başka şeyler vardı.

Saatler 09.00’da herkes uyanmış, kahvaltı yapıyorlardı. Babası teyzesine Aria ile ilgili birkaç soru soruyor, Aria’dan hiç haber var mı öğrenmeye çalışıyordu. Ama teyzesinin söylediklerine göre hiçbir haber yoktu. Polisler araştırmaya devam ediyorlarmış ama ne yazık ki Aria’dan tek bir iz bulamıyorlarmış.Aria ile ilgili konuşmaya devam ederken annesi bir anda araya girdi bu konuları sonra konuşuruz diyerek Thomas’a belli etmeden babasına ve teyzesine gözleriyle Thomas’ı gösterdi. Ama Thomas artık anlıyordu. Annesi onu düşünüyor,bu olaylardan daha da kötü bir şekilde etkilenmesini istemiyordu. Thomas birden içinden aslınla neler yaşadığımı bir bilse diye geçirdi

- E oğlum festival için heyecanlı mısın?

- Galiba.

- Bir şey mi oldu? Dün çok gitmek istiyordun.Yoksa vaz mı geçtin?

- Yok yok! Hala istiyorum.

- Peki. Öyleyse kahvaltıdan bir iki saat sonra yola çıkarız.

- Biraz erken değil mi anne?

- Hayır hayır! Festivalin olduğu yer buradan uzak. Ancak yetişebiliriz zaten. Hem aceleyle gitmektense yavaş yavaş, keyfini çıkara çıkara gideriz ne dersin? Olmaz mı?

- Olur! Tamam o zaman öyle yapalım ben kahvaltıdan sonra hazırlanmaya başlarım.

- Tamam.

O sırada Dave konuşmaya başladı.

- Thomas nasıl karşılayacağını bilmiyorum ama ben festivale gelemeyeceğim oğlum.

- Ne! Neden baba?

Anlaşılan Katy’nin de bu olaydan haberi yoktu. Yüzündeki şaşkınlıktan anlaşılıyordu ama bir şey demedi.

- Az önce şirketten aradılar. Evden yapmam gereken bazı işlerin olduğunu söylediler. Biliyorsun uzun süredir işe gidemiyorum. İşler hep yarım kaldı. Onları tamamlamam gerekiyor. Bu seferlik böyle olsun tamam mı oğlum?

- Tamam baba. Önemli değil. O zaman Emily Teyze sen de bizle gelir misin?

- Maalesef olmaz Thomas. Şu an da oraya gelmem pek uygun olmaz.

- Ne olur Emily Teyze!

Bu sefer Katy konuşmaya dahil oldu.

- Evet Emily! Sen de gel bizimle. Hem illa eğlenmek zorunda değilsin benim yanımda durursun. Farklı bir ortam görmüş oluruz,hava alırız. Eminim biraz da olsa hepimize iyi gelecektir.

Emily bir süre düşündükten sonra:

- Peki o zaman. Thomas için.

Kahvaltıdan birkaç saat sonra annesinin de dediği gibi yola çıkmışlardı. Arabayı annesi sürüyor yanında da teyzesi oturuyordu. Thomas ise arkada oturuyordu. Katy ve Emily yol boyunca sohbet ettiler ama Thomas onları ne dinleyebildi ne de konuşmalarına katılabildi. İçi içini yiyordu. Başka bir şey düşünemez olmuştu. Onu orada ne bekliyor olabilirdi? Orada ne ile karşılaşıcaktı?

Bütün yolu bunları düşünerek geçirmişti bu yüzden yolun nasıl geçtiğini bile fark etmemişti. Sanki göz açıp kapayıncaya kadar festivale gelmişlerdi.

Annesi yaklaşık on-on beş dakika boyunca arabayı park edecek bir yer bulmaya çalıştı. Festivale o kadar çok kişi gelmişti park edecek yer bulmakta zorlanmışlardı. Neyse ki sonunda güzel bir yere park ettiler ve arabadan indiler.Çeşitli güvenlik kontrollerinden geçtikten sonra artık festival alanındaydılar.

Her tarafta ışıklar,oyunlar,insanlar vardı. Etraf ışıl ışıldı. İnsanın enerjisini yükseltiyordu. Ama Thomas gözünü dört açmalıydı. Her an her şey olabilirdi. Ki telefondaki kişinin söylediğine göre olacaktı da. Ama kimseye çaktırmamalıydı. Normal bir çocuk gibi oyuncaklara binmeli, burada bulunan oyunları oynamalıydı. Aynı annesine dediği gibi kafasını dağıtmalıydı,eğlenmeliydi. Öyle de yaptı.

Festivale geleli daha yarım saat olmuştu. Bu süre içerisinde birkaç tane oyuncağa binmiş, ,iki tane de oyun oynamıştı. Hatta oyunlardan hediye bile kazanmıştı. Gerçekten bunları yaparken eğlenmişti ve sıkıntılarını unutmuştu.

Ama tabii bu kısa sürdü…

Tam başka bir oyun oynayacaktı ki bir çığlık sesi…

O an festivalde bulunun herkes suspus oldu. Etrafta çıt çıkmıyordu. Herkes ne olduğunu anlamaya çalışıyordu… Birden herkes ağlama sesine doğru hızlı hızlı koşmaya başladı.

Bir kadın yere oturmuş bağıra bağıra ağlıyordu. Etrafına bir sürü insan toplanmıştı. Her yerde polisler vardı. Thomas ne olduğunu anlayamıyordu.

Ne olduğunu anlamak için insanların koştuğu yöne doğru gittiler.. Yerde bir kişinin yattığını gördüler.Bu bir çocuktu…erkekti … Kanlar içindiydi… Çocuğun her yerinde kanlar vardı…

İnsanlar hızlı hızlı çocuklarını alıp uzaklaştırmaya,götürmeye çalışıyordu. Katy’de Thomas’götürmek için uğraşıyordu ama Thomas istemiyordu. Bu çocuğun kim olduğunu görmeliydi. Beklediği olayla ilgisi var mı öğrenmeliydi.

Bu çokta uzun sürmedi…Artık kalabalık yoktu… Çocuğun çevresinde sadece birkaç kişi ve Thomas vardı. Thomas o an gözlerine inanamadı…Gözlerine bir an da dolmaya ve ağlamaya başladı…Hatasını bedeli gözlerinin önündeydi. Hatasını bedelini Minho ödemişti.

Minho Thomas’ın okuldaki sınıf arkadaşlarından birisiydi. Ama artık yoktu. Minho ölmüştü. Ve Thomas yüzünden ölmüştü. Onun bir ihmali yüzünden yine başka birinin canı yanmıştı.

Thomas,Minho’nun yanına oturdu.Katy onu kaldıramaya çalışıyordu ama yapamıyordu.Thomas, Minho’ya bakarken bir şey fark etti. Elinde bir şey vardı sanki… Bir şey tutuyordu… Bir kağıt. Biraz daha

yakşaltı ve kimseye fark ettirmeden kağıdı ellerinin arasından yavaşça aldı ve içinden okumaya başladı. Tam da tahmin ettiği gibiydi. Notta: “HATANIN BEDELİ” yazıyordu. Thomas’ın gözlerindeki yaşlar kağıda hızlı hızlı akmaya başladı.

Zorla da olsa ayağa kalktı. Notu çaktırmadan cebine koydu.Her yer bulanıklaşmıştı. Sonrası Thomas için tamamen boşluk ve karanlıktan ibaretti.

HASTANE ODASI

Thomas gözlerini hastane odasında açtı. Başı çok dönüyordu. Kendinde değildi. Bir şeyler duyuyordu ama uğultu şeklindeydi,anlamıyordu.Başını hafif sağa çevirince annesi ve babasını gördü. Sonra tekrar uykuya daldı.

Birkaç saat sonra tekrar kendine geldi.Hemşire ona yemeğini getirmişti.Kendisinin kolunu kıpırtadacak hali olmadığı için annesi yedirdi. Tek isteği her şeyin bir rüya olmasıydı ama o da biliyordu her şey gerçekti. Oysaki birkaç gün önce yaşadığı tek stres uzun bir yolculuğa çıkacak olmasıydı. Ama şimdi küçücük bedeni ile bir yetişkinin bile kolayca kaldıramayacağı stresi,korkuyu,öfkeyi yaşıyordu. Buna daha fazla dayanamazdı. Bu onun yapabileceği bir iş değildi. Eve gider gitmez her şeyi anlatacaktı.

Bunun ilk aşamasını ise hastane odasında yaptı.

- Anne!

Uyandığından beri ilk defa konuşmuştu Thomas.

- Efendim oğlum?

- Benim size anlatmam gereken çok önemli bir şey var.Daha fazla bu yükü üzerimde taşıyorum.

Katy korkmaya başlamıştı.

- Thomas,oğlum bana her şeyi anlatabilirsin bunu biliyorsun ben senin annenim.

- Biliyorum. Ama…

- Ama ne Thomas?

- Ama korkuyorum hem de çok korkuyorum anne!

- Neyden korkuyorsun Thomas artık söyler misin bana!

- Aria’ya bir şey olmasından!

Herkes şok içinde kaldı. Thomas ne biliyordu?

- Thomas Aria hakkında ne biliyorsan hemen anlat oğlum hem de hemen!

- Anne burada olmaz. Eve gidelim söz her şeyi size baştan anlatıcam.

Birkaç saat sonra hastaneden çıkıp yola koyuldular. Arabayı Dave sürüyordu. O sırada Emily teyzenin telefonu çaldı.

- Merhaba ben Emily Abel.

- Merhabalar efendim. Ben Başkomiser Bard.

Emily teyzenin yüzünü bir anda korku kapladı.Yüzü kireç gibi bembeyaz oldu.

- Ne yazık ki size iyi bir haber veremeyeceğim efendim.

- Ne oldu? Aiaryı buldunuz mu ? Kızıma bir şey mi oldu.

- Bunu telefonda söylemem çok doğru olmaz. Sanırım evde değilsiniz .Eve gelseniz daha iyi olucak .

- Tamam tamam! Hemen geliyorum!

- Dave arabayı daha hızlı sür! Hemen eve gitmemiz gerekiyo!

Hepimiz ne oluğunu,kimin aradığını soruyorduk ama Emily teyze bize hiç cevap vermiyordu sanki bizi duymuyordu.

Yolda kaza olduğu için yol tıkanmıştı. O yüzden eve varmamız biraz geç olmuştu.

Eve doğru yaklaştıkça siren sesleri de artıyor,polis arabalarının ve ambulansların ışıkları gözümüzü kör ediyordu.

Polislerin ve ambulansların evimizin önünde bu saatte ne işi vardı?

Hepimiz şaşkınlık içindeyken Emily teyzenin yüzünde korku vardı. Demekki o biliyordu ne olduğunu.

Babam evin önünde arabayı park eder etmez hepimiz arabadan fırladık. Polislerin olduğu yere bahçeye doğru koşmaya başladık.

Gördüklerim karşısında öylece kaldım.Yerimden kıpırdayamıyor,nefes bile almakta güçlük çekiyordum.

Bahçemizden bir ceset çıkartıyorlardı.Bu nasıl olabilirdi? Bu kimin cesediydi? Yoksa… Yoksa Aria mı o?

ARİA’NIN CESEDİ

- HAYIR! HAYIR! ARİAA!

Thomas’ın düşünceleri teyzesinin çığlıklarıyla bir an da bölündü.

O soğuk toprağın altından beyaz elbiseli,uzun siyah saçlı bir kızın çıkartıldığını görebiliyordu Thomas.Yüzü gözükmese bile o cesedin kime ait olduğunu çok iyi biliyordu.

Thomas olduğu yerde öylece kaldı. Sadece ağzından tek bir kelime çıktı: ARİA…

Günlerdir aradıkları kız bahçelerinden çıkmıştı. Bu nasıl olabilirdi?

Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.Belki de bu daha başlangıçtı.

Saatler sabahın beşini gösterirken herkes ayaktaydı.Thomas bile.Annesinden onca ısrarlarına rağmen uyumamıştı. Evde,dışarıda her yerde derin bir sessizlik vardı.Kimsenin ağzından tek bir kelime bile çıkmıyordu. Sadece nefes sesleri…

Thomas bir gecede büyüdüğünü,olgunlaştığını hissetmişti.Artık kuzeni yanında olmayacaktı.Bu onun için gerçekten çok zordu ama bu durumu ne kadar erken kabullenirse onun için o kadar iyi olacaktı.

Thomas bunları düşünürken saat çoktan yedi olmuştu.Ortalık yavaş yavaş aydınlanmaya başladıkça ev de iyice kalabalıklaşıyor,kimin girip kimin çıktığı anlaşılmıyordu.

-Oğlum herkes yavaş yavaş gelmeye başladı sen odana çık istersen.Hiç uyumadın. Biraz dinlenmiş olursun.

Annesi kulağına eğilmiş bunları söylüyordu.Thomas ise hiçbir şey söylemeden merdivenlere doğru zorla da olsa yürümeye başladı.Artık ayakta durmaya hiç hali kalmamıştı.

Merdivenlerden çıkınca gözleri direkt Aria’nın odasına kaydı.Odasının önüne kadar istemsizce yürüdü. Sanki içeriye girecekmiş gibi uzun uzun bekledi.Ama içeriye girmeyi hiç istemiyordu.Aria olmadıktan sonra hiçbir anlamı yoktu.Ayakları geri geri gitmeye çoktan başlamıştı bile.

Nihayet kendi odasının önüne geldi.İçeriye girdi.Tam yatağına kendini bırakıyordu ki yine bir şey fark etti: Not! Yine bir not!

Thomas gerçekten artık şaşırmıyordu. Bu pislik herif her kimse çok yakınlarında bir yerdeydi.Hatta belki de onunla konuşmuştu.Ona öyle öfke doluydu ki gördüğü yerde öldürebilirdi.

Artık Aria onun yüzünden ölmüştü. Onu tehdit edebileceği bir şey kalmamıştı.Bu notta ne yazabilirdi acaba diye düşündü Thomas.Artık ondan korkmuyordu.Notu hızlıca eline alıp açtı. Ama bu herif yine şaşırtmayı ve korkutmayı başarmıştı.Bedeni baştan aşağı titremeye başlamıştı.

‘HER ŞEY DAHA YENİ BAŞLIYOR THOMAS! ARTIK HİÇBİR ŞEY ESKİSİ GİBİ OLMAYACAK! DAHA ÇOK EĞLENECEĞİZ! MERAK ETME BU DA ÇOK YAKINDA OLACAK! ÇOK YAKINDA YİNE KARŞILAŞACAĞIZ UFAKLIK! SADECE BEKLE VE GÖR!’

Notta aynen bunlar yazıyordu.Thomas bu sefer soğukkanlı olucaktı ve hiçbir şeyi gizlemeyecekti. Kimseye bir söylememesi yüzünden bu hayatta en sevdiği insanlardan birini kaybetti.

Aniden odasından çıktı. Hızlıca merdivenleri de indikten sonra salona, annesinin yanına koştu. Herkes bir an da durup Thomas’ı izlemeye başladı.Thomas herkesin içinde notu gösterip olanları anlatamazdı.Annesini kolundan tutup dışarıya çıkarmaya başladı.Katy daha ne olduğunu anlayamazken kendini Thomas ile mutfakta buldu.

Thomas sonunda annesiyle tek kalabilmişti.

- Thomas sen iyi misin oğlum! Neden beni buraya getirdin hem de bu şekilde!

- Anne!

- Efendim.

Sessizlik…

- Thomas! Buraya susmak için mi geldik? Ne olduğunu anlatır mısın artık.

- Tamam! Tamam, anlatacağım ama nolur bana kızma anne olur mu? Ben böyle olsun istemedim!

- Niye sana kızayım şimdi oğlum.Bir dakika… Thomas sen bana hastanede de bir şey söyleyecektin o benim tamamen aklımdan çıkmış oğlum kusura bakma. Yoksa şu an anlatacakların da onunla mı ilgili?

- Evet anne.Daha fazla dayanamıyorum artık!

- Beni korkutuyorsun oğlum.Hadi artık anlatta ben de sana yardımcı olabileyim.

Thomas bütün olanları en başından itibaren hiçbir şeyi atlamadan anlatmaya başladı.Her anlattığı şeyle birlikte kendide biraz olsun rahatlamaya başlıyor,omzundaki yükün hafiflediğini hissediyordu. Artık tek başına değildi.

Annesi ise duyduklarına inanamıyordu. Her şey burnunun dibinde olmuştu ama o hiçbir şeyin farkına bile varmamıştı.

Thomas artık susmuştu.Her şeyi anlatmıştı. Annesinin bir şeyler söylemesini bekledi,gözlerinin içine baktı ama Katy olduğu yerde dondu kaldı. Thomas annesini sarsmaya başladı. Tam bir dakika sonra Emma,Thomas’ı kendine çekerek sıkıca sarıldı.İkisi de bir an da ağlamaya başladı.

TELEFONDAKİ GİZEMLİ KADIN KİM?

Olanlardan birkaç saat sonra artık herkes her şeyi öğrenmişti.Ama Thomas kendini hala çok suçlu hissediyordu.Belki olanları en başından anlatsaydı Aria yaşıyor olacaktı.Ama belki de bu numaralar,tehditler boşunaydı. Belki de katilin en başından beri planı Aria’yı öldürmekti

Bunları kesin olarak öğrenmenin tek yolu da o katil her kimse onu bulmaktı.

Anlatılanlardan sonra herkes Thomas’a acıyan gözlerle bakıyordu.

En sonunda Emily onunla konuşmaya başladı.

- Thomas! Ah benim canım oğlum! Sen bununla nasıl yaşadın? Hem de sadece Aria için.Sakın sana kızgın olduğumu falan düşünme aksine sen çok cesurca bir şey yapmışsın. Ama keşke ilk andan itibaren bize her şeyi anlatsaydın.

Kimse bir şey söylemeyince Emily sözlerine devam etti.

- Neyse bu saatten sonra keşkeleri bir tarafa bırakıp bir an önce Aria’ya bunu yapmanı bulmalıyız ve onun en ağır cezayı alması için elimizden gelenden daha da fazlasını yapmalıyız.

Thomas,teyzesinin gözlerinin içine bakarak pür dikkat onu dinliyordu ama tek bir kelime bile etmiyordu.Teyzesi ise onunla konuşmaya devam ediyordu.

- Thomas sen bugüne kadar hep benim yanımda oldun. Şimdi de sıra ben de. Ben senin hep yanındayım oğlum tamam mı? Sakın korkma!

Thomas ister istemez bu sözler karşısında mutlu olmuştu.Artık tek değildi.Aslında hiçbir zaman tek değildi ama o böyle olmayı seçmişti.

Her şey o kadar hızlı gelişiyorduk ki… Thomas çoktan polislere ifadesini vermişti bile. Umarım bu anlattıklarım işe yarar diye içinden geçirdi.

Saat çoktan akşam beş olmuştu bile.Teyzesi baş sağlığı için gelen son misafirleri de uğurladıktan sonra salona geçip her zaman oturduğu koltuğa yerleşti. Ellerini başının arasına alıp uzunca bir süre bekledi.Bu sırada annem mutfakta akşam yemeği için hazırlık yaparken babam da dolaşmak için yürüyüşe çıkmıştı.Muhtemelen birazdan gelirdi.Ben ise hava almak için bahçeye çıkmıştım.Resmen hayatımız bir an da değişmişti.Arkadaşlarım yaz tatilini yüzerek,oyun oynarak geçirirken ben bu yaşımda polis sorgularıyla,cinayetle uğraşıyordum.

Ben bunları düşünürken Dave’in seslendiğini duydum.

- Thomas! Napıyorsun burada? Hava soğuk, senin üstün de ince hasta olacaksın. Hadi gel içeriye girelim akşam yemeği saati de geldi.Annenleri bekletmeyelim.Hem sana çok güzel şeyler de aldım marketten.Eminim çok beğeneceksin.

Babasının gülen yüzüne karşı Thomas somurtarak cevap verdi.

- Tamam baba.

Thomas sanki babasının bu olaylardan hiç etkilenmediğini düşünmeye başlamıştı. Daha dün gece Aria’nın cesedi bulunmuştu ama Dave hala güler yüzlüydü.Thomas babasını tanımasa ondan şüphe edecekti. Bir an da sesli bir şekilde ’ SAÇMALAMA THOMAS!’ Dedi. Sesi çok kızgın çıkmıştı. Buna kendisi bile şaşırmıştı.Halbuki içinden söylemesi gerekiyordu.

- Ne? Ne dedin oğlum?

- Ha yok bir şey baba. Öyle kendi kendime söyleniyorum işte.

Dave daha fazla üstelemedi.Birlikte çoktan eve girmişlerdi bile. Dave hemen mutfağa gidip Katy’e selam verdi.

- Merhaba hayatım!Yürüyüşe çıkmışken markete de uğradım.Bir şeyler aldım. Elimi yıkayıp geliyorum.Yardıma ihtiyacın var mı?

- Yok canım teşekkür ederim. Her şey hazır zaten masaya geçebiliriz.

- Tamam o zaman. Ben de çok acıktım zaten.

Masaya oturmamızla birlikte dışarıda fena halde yağmur yağmaya başladı.

- KATY: Hava fena bozdu.Umarım bir an önce bir şey olmadan diner.

- DAVE: Hiç sanmıyorum.Sabaha kadar sürer gibi.Zaten bugüm radyoda duydum.Şiddetli fırtına sabaha kadar sürecekmiş.

- KATY: Ya! Umarım bir şey olmaz.

- DAVE:Umarım hayatım!

O akşam masada sadece annem ve babam konuştu.Yaklaşık yarım saat kadar sonra yemeklerimiz bitti.Herkes yavaş yavaş masadan kalkmaya başladı.Annem ve teyzem masayı kaldırırken ben de onlara yardım ediyordum.Annem ise teyzemi sonunda dinlenmesi için ikna etti. Teyzem de salona babamın yanına geçti.

Biz de hızlıca işleri bitirip annemle yanlarına gittik.Biz gelince televizyonda haberler açıktı.Her zaman ki yine Aria ile ilgili haberler vardı. Teyzem hem haberi izliyor hem de için için ağlıyordu. Annem kanalı değiştirmeyi teklif ediyordu ama teyzem kesinlikle kabul etmiyordu. Sonunda haberler bitince de teyzem sadece ‘ iyi geceler’ diyerek odasına çekildi.

Teyzemden 10-15 dakika sonra da hepimiz odalara gitmeyi başladık. İşte o an belki de hiç duymamam gereken bir şeyi duymuştum.

Her yatmadan önce yaptığım gibi tuvalete gitmiştim.Dişlerimi de fırçaladıktan sonra tam tuvaletten çıkmıştım ki babamın sesini duydum. Sanırım telefonda biriyle konuşuyordu. Açıkcası ilk başta umursamadım,kesin yine iş ile ilgilidir diye düşünmüştüm. Ama meğersem hiç öyle değilmiş.

Odamın önüne gelmiştim ki babamın ‘ AŞKIM’ dediğini duydum. Başımdan aşağı kaynar sular dökülmüştü sanki. Babam sadece anneme aşkım derdi. Yoksa… Yoksa babamın hayatında başka biri mi vardı?

Acaba yanlış mı anladım yoksa annem ile mi konuşuyor diye düşündüm. Kafamı eğip sessizce babamın sesinin geldiği yere baktım . Ama hayır yanılmamıştım.

Babam telefonda birisiyle konuşuyordu.Dinlemeye devam ettim.

- Tamam tamam merak etme ben her şeyi hallediyorum aşkım.

- ( Karşıdaki cevap verir.)

- Herkes uyuyor merak etme sen.

- (Karşıdaki cevap verir.)

- Birisinden kurtulduk zaten.Diğeri de çok rahat olacak aşkım . Sadece doğru zamanı beklememiz gerekiyor.O da çok kısa bir zaman da gelecek.

- ( Karşıdaki cevap verir.)

- Neyse benim şimdi kapatmam gerekiyor. Kimseyi şüphelendirmek istemiyorum. Yarın yine konuşuruz. Seni seviyorum hayatım. İyi geceler.

Dave telefonu kapatıp çoktan merdivenlerden çıkmaya başlamıştı bile.Thomas’ın babasına görünmemesi gerekiyordu.Hızlı ve sessiz bir şekilde hemen odasına girip kapısını kapattı.

Duydukları karşısında şok olmuştu.Ne yapacağını bilmiyordu.Annesine anlatsa annesi çok üzülürdü.Ama anlatmazsa da kendini kötü hissedecekti. Önce babasıyla konuşması gerekiyordu. Ama şu an da onunla konuşmaya hiç cesaret edemiyordu.

Onun aklını karıştıran bir diğer şey de babasının şu sözleriydi:

‘Birisinden kurtulduk zaten.Diğeri de çok rahat olacak aşkım . Sadece doğru zamanı beklememiz gerekiyor.O da çok kısa bir zaman da gelecek.’

Bununla ne demek istemişti ki? Neyi kastetmişti? Thomas’ın aklı o kadar karışmıştı ki artık hiçbir şey anlayamıyordu.Aklındaki bu sorularla zor da olsa uyudu.

OTOPSİ RAPORU

.

Thomas’ın derin uykusu şiddetli gök gürültüsünün sesiyle bölündü.Saate baktığında gecenin üç buçuğu olduğunu gördü. Tekrar uyumaya çalışsa da uyuyamadı.Yatakta bir sağa döndü bir sola döndü.En sonunda sıkılıp ayağa kalktı.Odanı içinde dolaşmaya başladı.Pencerenin önüne gidip havaya bakıcaktı ki bahçede bir şeyin hareket ettiğini gördü.

Emin olamayıp dikkatlice izlemeye başladı.Doğru görmüştü.Bahçede birileri vardı.

Kimdi bunlar? Bu havada bahçemizde ne yapıyorlardı?

Yaklaşık on dakika boyunca gizlice onları izledim. Beni görmemeleri gerekiyordu.

Sonunda konuşmaları bitti. Ama gözlerime inanamadım.Birisi arabasına binip giderken diğeri bir an da bizim eve doğru gelmeye başladı.Yoksa evimize mi girecek? Bu kim? Hırsız mı? Ya da katil mi?

Kim olduğunu öğrenmeliydim.O daha eve girmeden ben hızlıca odamdan çıkıp mutfağa gidip saklanacaktım. Böylece o her kimse kapıyı açınca görücektim.

Hemen merdivenlerden indim.Kapı yarı açıktı.Yoksa çoktan içeri girmiş miydi?Hayır! Öyle olsa duyardım.Hiç zaman kaybetmeden mutfağa girip yerimi aldım.Kendime çok güzel bir yer bulmuştum.Burdan direkt yüzünü görebilirdim.

Kapı yavaşça açılmaya başladı.Kalbim o kadar hızlı atıyordu ki sanki içimden çıkacakmış gibiydi.Çok sessiz olmalıydım.

Sonunda giren kişinin ayağını görmeye başlamıştım.Hala tam olarak yüzünü göremiyordum.Ama ayakları çok büyüktü ve ayakkabıları erkek ayakkabısına benziyordu. Sanki bu ayakkabıları tanıyordum.Ama çok ışık olmadığı için emin olamadım.

Kapıyı kapattı.O da en az benim kadar sessiz olmaya çalışıyordu.Bir süre bir şeylerle oyalandı. Ben de fırsattan istifade kafamı kaldırıp ona baktım.

‘BABA! SEN NAPIYOSUN?’ dedim içimden ama sanki sesli söylemişim gibi benim olduğum tarafa bakmaya başladı.Neyse ki beni görmedi.

Hızlıca çamurlu ayakkabılarını çıkarıp temizlemeye başladı.Anlaşılan kimseyi şüphelendirmek istemiyordu.Ama ben babamdan deli gibi şüphelenmeye başlamıştım.Çok garip davranıyordu. Neler çeviriyordu acaba?

Ben bunları düşünürken babam çoktan işini halletmiş, merdivenlerden çıkmaya başlamıştı.Odanın kapanma sesini duyunca ben de saklandığım yerden çıktım.Hala şok içindeydim.Kimseye görünmeden odama çıkıp yatağıma uzandım.Saat Çoktan dört buçuğa geliyordu bile. Göz kapaklarım artık kendiliğinden kapanıyordu.Sonrasında uyumuşum zaten.

Gözlerimi tekrar açtığımda saat dokuz olmuştu. Uyanır uyanmaz aklıma direkt geceki olay ve akşam duyduklarım geldi. Ne yapacaktım ben?

Kalkıp yatağıma topladım. Üzerimi değiştirdim. Kesin herkes aşağıda beni bekliyordur. Hazırdım ama hiç kimseyi görmek itstemiyordum.Özellikle de babamı. Ona nasıl eskisi gibi davranacaktım?Anneme nasıl babam seni aldatıyor diyecektim? Babama nasıl hesap soracaktım?

Kapımın tıklatılması ile kendime geldim.

- Thomas! Oğlum. Müsait misin?

Seslenen babamdı. O an içimde bir nefret oluştu.Şu an da sakin olmalıydım.

Derin bir nefes aldım.

- Evet,baba gelebilirsin.

- Günaydın.Hadi kahvaltı hazır seni bekliyoruz.

Evde herkes üzgünken babamın yine sırıtarak benimle konuşması sinirlerimi bozmaya başlamıştı artık.

- Tamam ,geliyorum.

Babam önden ben de arkasından gidiyordum.

- Baba!

- Efendim oğlum?

O an bir cesaretle babamla konuşacaktım ama sonra ‘ Şimdi sırası değil.’ Dedi sanki bir ses.

- Yok bir şey boşver.

- Peki,sen bilirsin.Hadi acele et biraz! Bekletmeyelim annenleri.

Masa her zaman ki gibi sessizdi ki annemin konuşmasıyla bozuldu.

- Dave?

- Efendim hayatım?

- Gece bir ara fırtınanın sesine uyandım da sen yanımda yoktun. Su içmeye falan kalktın herhalde.

Babamın panik olduğunu o kadar iyi görüyordum ki.Önce bir yutkundu sonra cevap verdi.

- Evet! Aynen aşkım susamıştım da.

- Anladım canım.

Nasıl oluyor da bu kadar kolay yalan söyleyebiliyor İnanamadım.

Herkes hızlıca kahvaltısını bitirince yavaş yavaş masayı toparlamaya başladık.

Anneme gerçekleri anlatmalıydım.Çok vicdan azabı çekiyordum.Ama önce annemi tek yakalamam gerekiyordu. Şu an da herkes evdeyken anlatamazdım.Bekleyecektim.

Arabanın kapısının kapandığını duydum.Yakından gelmişti.Hemen cama gidip baktım. Gelen polis Bard’ı.Kesin yeni bir gelişme olmuştu yoksa gelmezdi.

Hemen koşup daha kapı çalmadan annemlere söyledim. Bard’ı kapıda karşıladık.Hemen içeriye davet ettik.

- Ne oldu Bard? Bir gelişmem mi var? Yoksa katili yakaladınız mı?

Konuşan Emily teyzemdi.Meraklı ve tedirgin gözlerle hemen Bard’ı soru yağmuruna tutmuştu.

- Maalesef katili yakalayamadık ama çok yakında bulacağız merak etmeyin. Ayrıca evet bir gelişme var.Aria’nın otopsi raporu çıktı.

Hepimiz pür dikkat polisin söylediklerini dinliyorduk.

- Ne çıktı otopside?

- Aria’nın vücudunda oldukça fazla darp ve kesik izi var.Başına da oldukça ağır bir darbe almış.Hatta ölmesine de bu darbe neden olmuş. Ve bir şey daha var.

- Ne var? Noldu? Benden hiçbir şeyi gizleme Bard.Her şeyi bilmek istiyorum.

Teyzemin sinirleri iyice gerilmişti.

- Bir de Aria’nın sağ elindeki bir parmağı kesilmiş.Sanırım bu Thomas’ın odasında gördüğü parmak.

- Ne? Bunu da mı yapmış pislik?

Bir an da beynimden vurulmuşa döndüm.Aklımdan sürekli aynı kelimeler geçiyordu.

‘PARMAK, KESİLMİŞ BİR PARMAK,BENİM ODAMDAKİ KESİK PARMAK!’

Katil resmen evimize hatta odama kadar girmiş.Resmen burnumuzun dibindeymiş.

Annem ve teyzem birbirlerinin elini sımsıkı tutmuşlar birlikte ağlıyorlardı.

- Peki,hiç DNA izi falan bulamadınız mı?

Bu sefer soran annemdi

- Hayır,maalesef bulamadık.Ama çok sıkı çalışıyoruz.En yakın zamanda her şey ortaya çıkacak . Biraz daha dayanın. Benim artık gitmem gerek.Yapmam gereken işler var.Kendinize iyi bakın ve güçlü olun.

- Sağ olun.Size de iyi günler.

Teyzemin artık ayakta duracak hali kalmamıştı.Annem ona hemen sakinleştirici verince uyuya kaldı.En azından biraz dinlenmiş olacaktı.

Annem de çok üzülmüştü.Bir de ben anlatacaklarımla onu daha fazla üzmek istemiyordum.Ama çok geç olmadan anlatacaktım.

BEKLENMEDİK MESAJ

Haberi öğrenmemiz üzerinden tam iki gün geçmişti.Olayın etkisi ise aynen devam ediyordu.Teyzem kendini odasına kapatmıştı.Ağlama seslerini odasının önünden geçerken duyabiliyordum.Annem de hiçbirimizle konuşmuyordu.

Babam ise… Babam işte. Normaldi.

Zaten ben ilk günden beri aynıyım.Çok kötüyüm.

Her sabah kahvaltıyı hazırlayan annem iki günden beri hiçbir şey yapmıyordu.Zaten ne annem ne de teyzem ağızlarına tek lokma koymuyordu.

Saat 13.30…

Herkes yine odasındaydı.Bir kişi hariç: Babam.

Kendisi yaklaşık bir saat önce işim var diyerek evden çıktı.Nereye gittiğini de ısrar etmeme rağmen söylemedi.’Kesin o kadının yanına gidiyordu’ diye düşündüm.

Gözlerim yolda bir anca önce babam gelsin diye bekliyordum.Saatler geçiyor babam gelmiyordu.Telefonla defalarca aramama rağmen hiçbirine cevap vermiyordu.

Saat 15.45…

Sonunda arabasını gördüm. Bahçeye arabasını park etmeye başlamasıyla kapıyı koştum. Daha o gelmeden kapıyı açtım. Amacım onu gelmeden hazırlıksız yakalamaktı.Ama beklemediğim bir şey oldu.Babam yanında birini getirmişti.Yanında bir kadın getirmişti.

Bu kadını ilk defa görüyordum. Kimdi bu şimdi?Telefondaki kadın mıydı acaba?

- Thomas! Thomas!

Ben düşünürken onlar çoktan eve girmişti.

- Efendim. Pardon dalmışım da.

- Fark ettim oğlum.Önemli değil.

Benim ciddi suratıma karşılık babam gayet mutlu bir şekilde konuşuyordu.Artık daha fazla dayanamadım ve sordum:

- Baba bu kim?

- Yardımcımız.Adı Emma.

- Yardımcı mı? Ne yardımcısı baba!

- Oğlum,hem annem hem de teyzen artık çok yoruluyorlar.Ben de onların yükünü hafifletmek istedim ve bir yardımcı almaya karar verdim.

Babamın bu sözlerine ne yazık ki çok inanmadım.Çünkü yanındaki kadın gayet baklımlı,üstü başı düzgün… Yani kısacası hiç yardımcıya benzer bir tarafı yoktu.

- Merhaba Thomas. Ben Emma. Tanıştığımıza memnun oldum Thomas.Baban senden çok bahsetti.

- Çok bahsetti derken? Daha az önce tanışmadınız mı siz?Hangi ara benden bu kadar söz etti?

İkisi de bir an da panikle göz göze geldiler.Kekelemeye başladılar.İşte O an şüphelerimde haklı olduğumu anladım.Bu işte bir şey vardı.

- Tabii… Tabii ki yeni tanıştık.Yolda gelirken senden bahsetti.Ben lafın gelişi öyle söyledim.

Niyeyse hiç inandırıcı gelmemişti.Babam şüphelendiğimi anlamış olacak ki hemen konuyu değiştirmeye çalıştı.

- Hadi oğlum annenle teyzeni çağır da onlar da Emma ile tanışsınlar.

İstemeye istemeye annemleri çağırmaya gittim.Hepimiz salonda toplandık.

- Katy, Emily sizi tanıştırayım. Emma! Yeni yardımcımız.

Annem ve teyzem birbirlerine şaşkın şaşkın bakmaya başladılar.Konuşmaya ilk annem başladı.

- Ne gerek vardı şimdi Dave! Bizim işleri yapamadığımızı falan mı düşünüyorsun?

Annemin ses tonundan ve yüzünden sinirlendiğini anlamıştım.

- Hayır canım hiç olur mu öyle şey. Ben sadece sizin iyiliğinizi düşünmüştüm.Zaten bu olaylar yüzünden hepimiz çok yıprandık bir de ev işeriyle uğraşmayın dedim.

- Peki Dave! Öyle olsun! Keşke böyle bir şeye kalkışmadan önce bize de sorsaydın.Ama olan olmuş artık.

Teyzem sessiz kalmayı tercih etmişti.En son babam dönüp ona da sordu:

- Sen peki Emily? Sen ne düşünüyorsun? Sonuçta burası senin evin.Sen karar ver istersen.

- Benim şimdi bunu düşünecek halim yok Dave. Siz ne yapıyorsanız yapın. Ben odama çıkıyorum.

Emily Teyzem karşı çıkmayınca Emma’nın kalmasına karar verdik.Annem de bunun üzerine Emma’ya dönerek:

- Peki o halde tanıştığımıza memnun oldum Emma. Ben de Katy.Dave’in eşiyim.

- Ben de memnun oldum efendim.

Tanışma faslı da bittikten sonra herkes dört bir yana dağıldı.Babam çalışma odasında işleriyle uğraşıyor,annem bahçede çiçekleri suluyor,teyzem ise her zamanki odasında uzanıyor.

Ben ise biraz yalnız kalıp dolaşmaya karar vermiştim .Böylece rahat rahat düşünme fırsatı da bulmuş olacaktım.

Yemek saatine daha iki saat vardı. Ben de hemen odamdan montumu alarak bahçeye çıktım.

- Anne ben yürüyüşe çıkıyorum.

- Tamam oğlum dikkat et.Hava bozacak gibi.Yağmur başlarsa hemen eve gel.

- Tamam.

- Telefonunu aldın mı yanına?

- Evet anne.

Yürüşe başladığımda etrafımda hiç kimse yoktu.Etrafta sadece kuş,köpek gibi hayvanlarınsesleri geliyordu. Ha tabii bir de rüzgar ile hareket eden yaprakların sesi…

Ortam o kadar huzurluydu ki… Bir anlığına da olsa kendimi iyi hissettim. Ama ne yazık ki bu çok uzun sürmedi.

Yürüyüşe başlayalı daha on dakika bile olmamışken telefonuma bir mesaj sesi geldi.Ancak mesajın kimden geldiği belli değildi.

Mesajı açıp okumaya başladım.

‘SANA BİR TAVSİYE VEREYİM Mİ THOMAS? BENCE BU ARALAR ÇOK YALNIZ TAKILMA.HER AN HER ŞEY OLABİLİR.BİR AN DA BAŞINA BİR ŞEY GELEBİLİR. YANİ BEN SENİ UYARAYIM DA. GERİSİ ARTIK SANA KALMIŞ.’

Tüylerim diken diken olmuştu.Hızlıca etrafıma bakınmaya başladım.O buralarda bir yerdeydi.Beni izliyordu.

Thomas ardından hemen bir çıtırtı sesi duydu ve bu ses git gide yaklaşıyor gibiydi.Hemen buradan gitmesi gerekiyordu hem de hemen!

Daha koşmaya bile başlamadan kafasına ağır bir darbe aldı.Gerisi ise sadece karanlık…

THOMAS NEREDE?

Saat 17.30

Katy ile Dave odalarında hararetli bir tartışmaya girdiler.

- Dave zaten birkaç güne gideceğiz.Sen ise tutmuş yardımcı getirdim düyorsun.

- Ne gitmesi Katy! Sen ne dediğinin farkında mısın? Yeğenimiz öldü diye olay bitmedi Katy. Ortada nerede ne yapacağı belli olmayan bir katil var! Sen de kalkmış burada gideceğiz diye tutturuyorsun.Emily nasıl yalnız bırakacaksın acaba?

- Biliyorum Dave biliyorum! Ama bizim de bir hayatımız,bizim de bir çocuğumuz var.Sen her ne kadar düşünmesen de ben çocuğumu onun psikolojisini düşünmek zorundayım Dave! Okullarda bir aya açılacak? Bu halde mi gidecek Thomas okula?

- Şimdi de beni çocuğumu düşünmemekle mi suçluyorsun Ben de senin gibi oğlumuzu düşünüyorum ama aynı zamanda Emily’ide düşünüyorum. Yani kısacası bencil davranmıyorum senin gibi.

- Ben bencil mi davranıyorum şimdi?

- Katy. Tamam daha fazla konuyu uzatmak istemiyorum.Anlaşamayacağız belli.Hepimizin sinirleri bozuldu.Sakinleşince konuşmak istersen konuşuruz. Ben bahçeye çıkıp biraz hava alıcam.

Katy,hiçbir şey demedi sadece odadan çıkan kocasının arkasından baktı.O da sinirinden odada bir iki tur döndükten sonra dayanamayıp aşağıya indi.

Merdivenlerden inerken burnuna mis gibi yemek kokuları geldi.Holde asılı olan saate baktı .Yemeğe yaklaşık on dakika kalmıştı.Hızlıca mutfağa girdi.

Emma yemekleri yetiştirmeye çalışıyordu.Ben de masayı hazırlamaya başladım.Bir andan da camdan Dave’i izliyordum.Bankta oturmuş telefonuyla ilgileniyordu. Acaba çok mu üzerine gitmiştim? Yemekten sonra tekrar konuşmaya karar verdim.

- Katy Hanım!

Seslenen Emma’ydı.

- Emma, bana lütfen sadece Katy de

- Peki,Katy.

- Güzel. Ne söyleyecektin?

- Yemekler hazır.Sofrayı da kurdum. Her şey hazır yani.

- Tamam o zaman. Ben Emily ile Thomas’ı çağırayım. Sen de Dave’i çağırabilir misin?

- Tamam ama Thomas gelmedi daha.

- Ne! Ne demek gelmedi? Yemek saati olduğunu biliyor. Çoktan yürüşten dönmesi gerekiyor.

- Tamam tamam! Sakin olun. Ben tekrar bir bakayım odasına. Belki gelmiştir de ben görmemişimdir.

- Sen dur! Ben bakarım.

O sırada Dave eve girdi.

- Ne oldu?

Dave cevap veren Emma’ydı. Katy ise telaşlı bir şekilde yukarıya çıktı.

- Thomas yürüyüşe çıkmıştı ama yemek saati olduğu halde hala dönmedi. Katy nolur nolmaz odasına bakmaya gidiyor.

- Katy hayatım sakin ol!

Dave ’de eşinin peşinden gitti.Katy çoktan odaya gitmişti ama oğlu gerçekten gelmemişti.O sırada Dave geldi.

- Gelmemiş işte Dave! Nerede bu?

- Hemen telaş yapma. Şimdi gelir.Oyalanmıştır bir yerlerde.

- Dave sen de en az benim kadar iyi biliyosun. Thomas her zaman hava kararmadan hep aynı saate eve gelir. Kesin oğlumun başına bir şey geldi.

- Katy! Biraz soğukkanlı olur musun lütfen?Aklına hemen kötü şeyler getiriyordun.Bak görürsün oğlumuz az sonra gelecek.

- Bir gelsin ben sorucam o zaman ona!

- Katy!Kendine gel.Sakin ol biraz! Hadi gel aşağıya inip orada bekleyelim.Hem geldiğini de hemen görürüz.

Emily’de kapının önünde meraklı gözlerle onları dinliyordu. Katy’e dönüp:

- Ne oldu kızım? Thomas’a bir şey mi oldu yoksa?

- Bilmiyoruz ki… Hala gelmemiş eve.

- Nereye gitmişti ki?

- Benden yürüyüşe çıkmak için izin istemişti. Onu uyarmama rağmen hala gelmedi.

- Telefonu yanında değil mi? Aramadınız mı?

Hiç kimsenin aklına telaştan aramak gelmemişti.

- Tabii ya! Nasıl aklıma gelmedi.

Katy hemen koşa koşa odasına gidip telefonunu aldı. Thomas’ı aradı ama telefonu kapalıydı.

Bu Katy’nin daha çok endişelenmesine neden oldu.

- Gördünüz mü bakın telefonu kapalı. Ne olacak şimdi? Bence endişelenmekte çok haklıyım.

Saatler ilerledikçe herkesin endişesi de artıyordu.

En sonunda Dave daha fazla dayanamadı.

- Daha fazla dayanamayacağım. Ben oğlumu aramaya gidiyorum. Belki de yolu kaybetti bizim onu bulmamızı bekliyor.

- Ben de seninle geliyorum Dave!

- Hayır Katy! Sen evde kal. Bir de seninle uğraşmayalım. Tamam mı?

- Ben oğlumuzu bulup geri gelicem merak etme.

Katy’e sımsıkı satılarak evden çıktı. Hızlıca arabasına binip gözden kayboldu.Katy ise o gözden kaybolana kadar arkasından baktı.Umutla onları

Dave yolda yavaş yavaş etrafına bakarak ilerliyordu.Ortalık zifiri karanlıktı.Görmekte epey güçlük yaşıyordu. Ama oğlunu bulması gerekiyordu. Her ne kadar belli etmese de o da çok endişeliydi.

Bir an da önünden bir şey geçip gitti. Dave acı bir frenle durdu. Birkaç saniye arabadan inemedi. Etraf kapkaranlıktı ama önünden bir şeyin geçtiğini net bir şekilde görmüştü.

Arabadan inip etrafına bakınmaya başladı. İlk bakışta hiçbir şey göremedi. Tam arkasına dönüp arabaya binecekti ki bir ses duydu. Yakınından bir yerlerden geliyordu.

Thomas mıydı acaba? Koşarak sesin geldiği yere doğru gitmeye başladı. Gördüğü ise sadece… Sadece bir köpekti. Maalesef ölmek üzere olan bir köpekti. Ama o çarpmamıştı. Başka bir hayvan saldırmış olmalı diye düşündü. O bunları düşünürken köpek gözlerinin önünde öldü.

Köpek çok ağır değildi. Kucağına alıp onu yolun kenarına koydu.Artık arabasına binip oğlunu aramaya devam edebilirdi.

Tekrar yola koyulalı iki dakika olmuştu ki bir mesaj sesi duydu.

Önce kendi telefonuna geldiğini düşündü.Açıp baktı ama ona gelmemişti.

Ardından bir mesaj sesi daha…

Yan koltuğa baktığı an da sesin nereden geldiğini anladı.Koltuğun üzerinde bir telefon vardı.Kimin telefonuydu bu? Buraya biri mi koymuştu yoksa bindiğinden beri mi burada mıydı?

Telefonu alıp ön yüzünü çevirdi. Açmak için tuşa bastığı gibi bir anlığına nefes alamadığını hissetti.Çünkü… Telefon ekranında ailecek fotoğrafları vardı. Bu telefon Thomas ’ın telefonuydu.

Telefonu yerden aldı.Tekrar tuşa bastı.Mesaj bildirimini elleri titreye titreye kaydırarak açtı.

OĞLUNUZU ARAMAK İÇİN SİZCE DE ÇOK GEÇ KALMADINIZ MI? ONU HİÇ YALNIZ BIRAKMAYACAKTINIZ! ARTIK ELİMDE! ONA NE YAPACAĞIMA HENÜZ KARAR VERMEDİM. BUNU ZAMAN GÖSTERECEK. AMA BAŞTAN SİZİ UYARAYIM: İYİ ŞEYLER OLMAYACAK.

Dave öylece mesaja baka kaldı.Onun için artık dünya durmuş gibiydi.

BÜYÜK YÜZLEŞME

- Hala ne gelen var ne de bir arayan.Ben artık daha fazla dayanamıyorum.

- Ne yapacaksın Katy?

- Dave’i arayacağım.

- Biraz daha mı beklesen? Gelirler şimdi.

- Bekle bekle nereye kadar Emily.Arıyorum artık.

Katy ne kadar ararsa arasın Dave telefona cevap vermiyordu.Katy artık hem eşi için hem de oğlu için endişelenmeye başlamıştı.

- Yok! Cevap vermiyor işte! İlla merakta bırakacaklar insanı!

Ne Emily ne de Emma artık söyleyecek teselli cümlesi bulamıyorlardı.Onların da aklına hep kötü kötü senaryolar geliyordu.

Hepsinin gözü yolsa sağ salim gelmelerini bekliyorlardı.

Saat 23.00

Hepsi salonda sessizce otururken araba sesi duydular.Katy koşarak cama gitti.

- Bu Dave’nin arabası. Sonunda geldiler.

Hepsi kapıda beklemeye başladılar.Ama bir gariplik vardı.

- Sadece…Sadece Dave. Olamaz. Thomas?Oğlum?

Katy,Dave’nin yanına koşarak gitti. Bağırmaya başladı.Dave ise sadece susuyordu.

- Oğlum nerede Dave? Cevap versene.Neden onu bulmadan geldin? Dave! Git bana oğlumu getir Çabuk!

Dave sonunda daha fazla dayanamadı.

- Thomas yok Katy! Bulamadım oğlumuzu! Belki de… Belki de onu bir daha hiç bulamayacağız!

Katy duydukları karşısında daha fazla dayanamadı.Dave’nin kolları arasında bayıldı.

Thomas başında büyük bir acıyla uyandı.Yerde yatıyordu.Loş bir ışık yüzüne vuruyordu.Olanlar hayal mayel hatırlıyordu.Elini kaldırmaya çalıştı olmadı,ayaklarını hareket ettirmeye çalıştı ama yine olmadı. Thomas her yeri halatla bağlıydı.Hiçbir yerini kıpırdatamıyordu.

Thomas hem acı hem de büyük bir korku hissediyordu.Kendini iplerden kurtarmaya çalışıyordu ama olmuyordu.Çırpınması yalnızca canının yanmasına sebep oluyordu.

Thomas birtakım sesler duymaya başladı.Ayak seslerini benziyor gibiydi. Git gide de yaklaşıyordu. Ses bir an da kesildi.Metal sesi…

Açılan kapıdan süzülen kör edici ışık direkt Thomas’ın yüzüne vuruyordu.Karanlık odaya vuran ışık Thomas’ın bir şey görmesini engelliyordu.Bir süre gözlerinin ışığa alışmasını bekledi.O sırada ayak sesleri ona doğru yaklaşıyordu. Bu kimdi? Ondan ne istiyordu?

Daha gözlerim ışığa alışamadan yanıma gelen her kimse içeriye girer girmez kapıyı sertçe kapattı.Olduğum yerde sıçradım.

Nefes seslerini duyabiliyordum ama yüzünü göremiyordum.Karanlıkta duruyordu. Artık odada tek değildim.O hiçbir şey söylemeyince ben konuşmaya karar verdim.

- Sen kimsin?

Uzun bir sessizlikten sonra nihayet konuşmaya karar verdi.

- Zamanı gelince öğreneceksin! Herkes öğrenecek!

- Nasıl bu kadar kötü olabiliyorsun?

Karşısındaki kişi Thomas’a cevap vermedi.

- Ne istiyosun bizden? Yetmedi mi yaptıkların ha!

- Yetti mi sence?

- Daha ne istiyorsun?

- Çok şey istiyorum Thomas! Çok şey!

- Sen tam bir delisin! Pislik!

- Yani çok normal olduğumu söyleyemem.Ama herkesin içinde biraz delilik vardır Thomas.

- Ne yapacaksın bana?

- Bilmem. Daha düşünmedim aslında.Belki çokta kötü şeyler yapmam Thomas. Aslında her şey sana bağlı.İstediklerimi yaparsan bir şey olmaz!

- Ne istiyorsun yine?

- Çok soru soruyorsun! Yeter bu kadar! Bundan sonra bol bol görüşüceğiz zaten konuşacak şeylerimiz kalsın değil mi?

Kapıyı açıp tam odadan çıkacaktı ki:

- Annemler çok merak etmiştir beni.

- Biliyorum.Aynen de öyle oldu zaten.O yüzden onlara söyledim.

- Ne? Ne söyledin?

- ‘OĞLUNUZU ARAMAK İÇİN SİZCE DE ÇOK GEÇ KALMADINIZ MI? ONU HİÇ YALNIZ BIRAKMAYACAKTINIZ! ARTIK ELİMDE! ONA NE YAPACAĞIMA HENÜZ KARAR VERMEDİM. BUNU ZAMAN GÖSTERECEK. AMA BAŞTAN SİZİ UYARAYIM: İYİ ŞEYLER OLMAYACAK.’ İşte bunu söyledim.İyi demiş miyim sence?

- Nefret ediyorum senden! Anladın mı? Nefret ediyorum!

- Beni sevmeni beklemiyordum zaten Thomas!

- Nerdeyim ben?

Kısa bir sessizliğin ardından cevap verdi.

- Nereye getirmiş olabilirim sence? Bir düşün bakalım.

Sinirlerim iyice bozulmuştu.Deli gibi ağlamak istiyordum ama onun karşısında değil.Güçlü olmalıydım.

- Nereden tahmin edebilirim! Söyle işte!

- Sakin ol bakalım.Bir zamanlar Aria’nın kaldığı yerdesin. Oldu mu?

Ben daha bir şey söyleyemeden kapıyı sertçe kapatıp gitti.Artık odada yine tek başımaydım.Korkuyordum.Kesin Aria ondan daha çok korkmuştu. Kendimi daha fazla tutamadım.Hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım.O kadar çok ağladım ki sonunda uyuya kaldım.

EMMA ASLINDA KİM?

Katy sabaha kadar kendine gelememişti. Dave ise eşinin başında kendine gelene kadar beklemişti.

Saat 07.35

Katy sonunda uyanmıştı.

- Dave, lütfen bana bütün bunların bir kabus olduğunu söyle.

Dave ne cevap vereceğini bilemiyordu. Acıyan gözlerle Katy’nin gözlerlerine bakıyordu ve sadece susuyordu.

- Her şey gerçekti değil mi? Oğlum yok değil mi? Bana oğlumuzu getir Dave lütfen! Ben o olmadan yaşayamam.

- Katy! Ne yazık ki her şey gerçek.Oğlumuz kayıp ve belki de…

- Belki de ne?

- Belki de bir daha gelmeyecek.

- Ne diyorsun sen be? Oğlum sağ salim dönecek Dave! Anladın mı beni?

- Katy sana mesajı göstermem gerekiyor.

- Ne mesajı?

Dave zor da olsa Katy’e mesajı gösterdi. Mesajı okumasıyla beraber Katy sinir krizi geçirmeye başladı.Onu sakinleştirmek için ilaç vermekten başka çağreleri yoktu. Katy ilacın etkisiyle uyuya kaldı.

Dave ise karakola gitmek için odadan çıktı. Katy bakması için de başına Emma’yı bıraktı.

Odadan çıkmasıyla Emily ile çarpışması bir an da oldu.

- Nereye Dave?

- Karakola gidiyorum. Kayıp ihbarında bulunucam.

- Hala gitmedin mi?

- Ne bileyim işte! Aklım yerinde mi şu an sence?

- Tamam,haklısın! Ama bekle karakola gitmene gerek kalmayabilir.

- Nasıl?

- Bekle beni burada!

Emily hızlıca odasından telefonunu almaya gitti.Dave ise ne olduğunu anlamayan gözlerle Emily’nin arkasından bakakaldı.

Sabırsız geçen beş dakikanın ardından nihayet Emily odasından çıkıp Dave’in yanına geldi.

- Emily noluyo? Bana zaman kaybettiriyorsun şu an da.

- Tam tersi Dave. Başkomiser Bard ile konuştum. O buraya gelecek.Zaten benimle de konuşacağı bir şey varmış. Galiba Aria ile ilgili de bir gelişme oldu.

- İyi o zaman.Sağ ol Emily.Ben Katy’nin yanında durayım o zaman.

- Tamam ben de onun için yiyecek bir şeyler hazırlayayım.Kendine geldiğinde bir şeyler yemesi lazım.

Dave sadece başını evet anlamında sallamakla yetindi.

Dave odaya girince Emma’yı ayakta gördü.Gözlerini Katy’e dikmiş öfkeyle ona bakıyor gibiydi.Ona o kadar odaklanmıştı ki Dave’in içeriye girdiğini bile fark etmedi.

- Emma! Emma!

- Ayy! Pardon, geldiğini fark etmedim.

- Onu anladım zaten.Niye Katy’e öyle bakıyorsun?

- Na… Nasıl?

Emma korkmuştu,sesi titremeye başlamıştı.

- Sanki…Sanki ondan nefret ediyormuş sanki…

- Sanki ne?

- Sanki onu öldürecekmiş gibi.

- Saçmala Dave! Kafayımı yedin sen!

Kısa bir sessizlikten sonra Emma tekrar konuşmaya başladı.

- Aslında böyle düşünmekte haklısın biliyo musun?

- Nasıl?

- Yani, aynı odada sevgilin ve karın yan yana…

- Sessiz ol! Biri duyacak şimdi! Ayrıca karıma bir şey yapacak olursan karşında beni bulursun Emma! Anladın mı beni?

- Karını bu kadar sevdiğini bilmiyordum Dave!

Emma yavaş yavaş Dave’e doğru yaklaşmaya başladı.

- Ne yapıyorsun Emma? Kendine gel!

Emma tam bir şey söyleyecekti ki odanın kapısı aniden açıldı.İkisi de korkulu gözlerle kapıya bakmaya başladı.

Kapıda sinirli bir şekilde duran Emily’i gördüler.Anlaşılan her şeyi duymuştu. Gözleriyle odadan çıkmalarını işaret etti.

Emily her ikisine de salona gitmelerini söyledi.Hepsi suskundu. Dave, Emily’nin yüzüne bile bakamıyordu.

- Yüzüme bak Dave! Yaptığın şeyden utanmıyorsun yüzüme bakmaktan mı utanıyorsun? Bırak bu numaraları Dave!

- Emily sen yanlış anladın.

Dave daha cümlesinin sonunu getiremeden Emily sözünü kesti.

- Şimdi beni bir de aptal yerine mi koyuyorsunuz!Bana çabuk doğruları anlatın!

Emma ve Dave birbirlerine baktılar.

- Çabuk diyorum size! Ne kadar süredir birliktesiniz?

- Bir yıl.

- Ne! Bir yıldır Katy’i kandırıyorsunuz yani öyle mi?

Yine sessizlik.

- Susmayın artık bana doğru düzgün cevap verin!

Yine sessizlik.

- Peki, mağdem hiçbir şey anlatmıyorsunuz ben de Katy kendine geldiği an her şeyi ona söylerim.

Dave sonunda konuşmaya karar verdi.

- Yapma Emily! Bunu bana yapma lütfen! Ben eşimi çok seviyorum!

- Seviyosan niye Katy’ aldattın o zaman Dave! Bir de gelmiş yardımcı diye sevgilini burnumzun dibine kadar sokmuşsun. Gerçekten inanamıyorum sana!

- Hata yaptım! Tamam kabul ediyorum!

Bunu duyun Emma oldukça sinirlendi.Kendini tutamayarak Dave cevap verdi.

- Hata mıydı? Bu kadar rahat söyleyebiliyorsun yani? Bugüne kadar yaşadıklarımızın hiç mi bir önemi yok senin için?

Emily de çok gerilmişti.

- Bak sen şu Emma’ya. Pişman olacağına bir de üste çıkmaya çalışıyor!

- Biz Dave ile birbirimizi çok sevdik tamam mı Emily? Sırf Katy var diye sevgimi içime atacak değilim!

Emily’nin duydukları karşısında sinirleri daha da geriliyordu.

- İlişkinizi sadece ben mi biliyorum?

Bu soru karşısında Dave ve Emma aynı anda göz göze geldiler.İkisi de ne diyeceklerini bilemedi.

- Size bir soru sordum! Birbirinizle bakışacağınıza bana hemen cevap verin!

- Hayır. Sadece sen değil. Birkaç kişi daha öğrendi.

- Öyle mi? Onlar da sizin yakın arkadaşlarınız mı yoksa?

- Sayılır.

- Kim onlar? Nerdeler şimdi?

- Çok mu merak ediyorsun?

- Söyle işte uzatma!

- Tamam.Onlar…

- Emma!

Emma tam cevap verecekti ki Dave onu aniden susturdu.

- Bu saatten sonra beni daha fazla susturamazsın Dave.Mağdem öğrenmek istiyor öğrensin o zaman.

Dave yine bir şey diyecekti ki Emily onu eliyle susturdu.

- Seni dinliyorum Emma. Ne oldu onlara?

- Onlar…Onlar öldüler. Daha doğrusu öldürüldüler. Hem de kim öldürdü onları biliyor musun?

- Kim?

- BİZ!

Emma aniden cebinde sakladığı içi zehir olan iğneyi çıkartarak Emily’nin boğazına batırdı.

Emily daha ne olduğunu bile anlayamadan bayıldı.

- Emma! Ne yaptın sen!

- İlk defa yaptığımzı şey sanki Dave!

- Katy’nin evde olduğunun farkında mısın sen?

- Onun daha kendine gelmesine var.

Dave eğilip Emily’nin nabzını kontrol etti.Ama zehir o kadar etkiliydi ki hemen onu öldürmüştü.

- Ölmüş.

- Ne bekliyordun sanki? Öldürücü bir zehir zaten.Tıpkı o da kızı gibi öldü.

- Sus! Biri duyacak şimdi!

- Evde sadece Katy var o da kendinde değil zaten sen de biliyorsun.Ama yine de acele edelim.Kimse görmeden kaldıralım şunu.

Onlar kimsenin kendilerini görmediğini sanarken çok yanılıyorlardı Çünkü Katy her şeyi görmüştü.

GERÇEKLER ORTAYA ÇIKACAK MI?

Katy o kadar çok korkmuştu ki karşılarına dikilip hesap bile soramamıştı.Bir köşeye sinmiş,sesini bile çıkarmadan evden gitmelerini bekliyordu.

Bir yandan da Emily için endişeleniyordu.Ona ne yapmışlardı? Ölmüş müydü yoksa?

O bunları düşünürken Emma’nın sesini duydu.

- Dave! Araban çok uzakta. Biraz daha yaklaştır.

- Tamam!Bekle beni burada!

- Sanki bir yere gidebilecek durumdayım! Çabuk ol!

- Emir verme bana! Hepsi senin suçun!

Emma cevap vermek yerine sadece öfkeyle Dave’e baktı.O sırada Dave hemen arabayı olabildiğince eve yakınlaştırdı.Emma ise etrafı kontrol ediyordu.Dave,Emily’i yerden kaldırdığı gibi aceleyle arabasının bagajına koydu.Emma hemen evin kapısını kapatıp arabaya bindi.Dave hızlıca arabayı çalıştırıp yola koyuldu.

Katy,sonunda saklandığı yerden çıkabilmişti.Tüyleri diken diken olmuştu.Vücüdunun her yeri tir tir titriyordu.Doğru düzgün düşünemiyordu bile. Bir sağa bir sola gidiyordu ama bir türlü ne yapacağını bilemiyordu.Sonunda kendini sakinleştirmeye çalıştı.

- Katy! Kendine gel kızım! Sakin ol! Hızlı olman lazım.

Kendini biraz toparladıktan sonra polisi aramaya karar verdi.Tam telefona doğru gidiyordu ki dışarıdan bir araba sesi gelmeye başladı.

Yine o korku kapladı her yerini. Geri mi gelmişlerdi yoksa? Bu kadar çabuk geri gelebilirler mi? Ne yapacaktı?

Daha sorularına cevap bile verememişken kapı çaldı. Açmaktan başka çağresi yoktu.Eğer onlarsa hiçbir şey belli etmemeliydi.

O bunları düşünürken kapı tekrar çaldı.Artık açmalıydı. Derin bir nefes aldıktan sonra kapıyı açmayı başardı.Gördüğü kişi sayesinde içi bir nebze de olsa rahatlamıştı. Şu an belki de en çok ona ihtiyacı vardı.

Gelen onlar değildi.Gelen Başkomiser Bard’dı. Bir anlığına ona sarılmak istedi ama bunu yapmadı. Bard bir gariplik olduğunu anlamıştı sanki.

- Katy? İyi misin sen?

- Öyle kötü şeyler oldu ki Bard sen bile inanamazsın.

Bard’ın merakı iyice artmıştı.

- Çabuk içeriye gel.Hemen sana onlar gelmeden olanları anlatmam lazım.

- Kimler gelmeden?

- Her şeyi anlatıcam merak etme ama böyle ayakta olmaz.İçeriye geçelim

- Tamam tamam.

Nihayet Bard içeriye geçmişti. Salonda karşılıklı oturuyordu. Katy konuşmaya nasıl başlayacağını bir türlü bulamıyordu. Nihayet Bard konuşmaya başladı.

- Neler oluyor Katy? Emily’de benimle çok tedirgin konuştu.

- Seni Emily mi aradı?

- Evet.O nerede? Onunla konuşmam gereken şeyler var benim de. Aria’nın otopsi raporundan ilginç bir şey çıktı.

Katy,Emily ’nin adını duyunca bir anlığına yutkunmakta zorlandığını hissetti.

- Ne yazık ki artık bu haberi Emily’e söyleyemeyeceksin.

Bard ne olduğunu anlayamadı.

- Nasıl yani? Biraz daha açık konuşur musun Katy?

- Emily öldü Bard.Daha doğrusu öldürüldü.Hem de yaklaşık yarım saat önce.Bu da yetmezmiş gibi oğlum Thomas dün geceden beri kayıp ondan haber alamıyoruz.

Bard duyduklarına inanamıyordu. Gözlerini Katy’e dikmiş konuşmasının devamını getirmesini bekliyordu.Kafası karışmıştı.

- Şu olayları teker teker anlatır mısın bana lütfen?

- Tamam o zaman. En başından itibaren anlatabildiğim kadar anlatacağım.

- Güzel dinliyorum seni.Anlat bakalım.

- Önce dün akşam yemek saatinden önce Thomas yürüyüşe çıkmak için benden izin aldı. Ama bir daha geri gelmedi. O sırada Dave onu arabayla aramaya çıktı fakat bulamadı. Garip olan Dave’e gelen gizemli mesaj.

- Gizemli mesaj?

- ‘OĞLUNUZU ARAMAK İÇİN SİZCE DE ÇOK GEÇ KALMADINIZ MI? ONU HİÇ YALNIZ BIRAKMAYACAKTINIZ! ARTIK ELİMDE! ONA NE YAPACAĞIMA HENÜZ KARAR VERMEDİM. BUNU ZAMAN GÖSTERECEK. AMA BAŞTAN SİZİ UYARAYIM: İYİ ŞEYLER OLMAYACAK.’Bu mesaj işte.

- Kimden gelmiş olabilir sizce bir tahmininiz var mı?

- Hayır yok.Zaten bunlar yaşadıktan sonra daha fazla dayanamayıp bayılmışım. Sabah kendime gelebildim.

- Sonra?

Bard merakla ve dikkatle Katy‘i dinliyordu.

- Sonra… Uyandığımda odamda tek başımaydım. Kalkmaya çalıştım. Başım çok ağrıyordu. Emily’e, Dave’e, Emma’ya sırayla seslendim ama hiçbiri duymadı.

- Emma? O kim?

- Dave’nin güya biz yorulmayalım diye yanımıza getirdiği yardımcımızdı ama aslında sevgilisiymiş.

- Ne?

- Ben de bu sabah öğrendim.

- Nasıl öğrendiniz?

- Hepsini anlatıcam merak etmeyin. Ama sırayla.

- Tamam .Sizi dinliyorum ben.

Katy anlatmaya devam etti.

- Sonra aşağıdan birtakım sesler duymaya başladım.Thomas bulundu zannettim. Hemen yatağımdan kalktım. Aşağıya iniyordum ki Emily’nin şu sözlerini duydum:’ Seviyosan niye Katy’ aldattın o zaman Dave! Bir de gelmiş yardımcı diye sevgilini burnumzun dibine kadar sokmuşsun. Gerçekten inanamıyorum sana!’ Bu sözleri duyduktan sonra bütün dünyam bir kez daha başıma yıkıldı. Ama onları gizlice dinlemeye karar verdim.

- Sizi hiçbiri görmedi mi?

- Hayır. Onların beni göremeyecekleri bir yere saklandım ama ben onları hem görebiliyorum hem de duyabiliyordum.Emily sürekli olarak onlara Katy‘e bunu söyleyeceğim diyordu.Onlar ise sürekli ona söyleme diyordu.

Bard hala büyük bir dikkatle dinliyordu. Bir yandan da notlarını alıyordu.Katy ise sesi titreye titreye anlatmaya devam ediyordu.

- Sonra Emily, İlişkilerini başka kimlerin bildiğini sordu.Onlar da öğrenen kişilerin tıpkı Emily gibi yaptıkları için onları öldürdüklerini söyledi.Ve Daha sonra Emily daha bir şey diyemeden Emma cebinden çıkardığı iğneyi Emily‘nin boğazına sapladı.Emily olduğu yerde yığılıp kaldı.Dave başına gelip Nabzına baktıktan sonra öldüğünü söyledi.En sonunda da cesedi arabaya koyup gittiler. Sonra da sen geldin işte.Ha bir de nasıl unuturum?

- Noldu?

- Emma, Emily öldükten sonra ‘Tıpkı o da kızı gibi öldü.’ Dedi.

- Ne! Aria‘nın katilleri onlar mıymış? Burnumuzun dibindelermiş. Nasıl olur da bunu fark edemeyiz!

Katy artık daha fazla dayanamayıp ağlamaya başladı.Bard ise duyduğu şeylerin şokunu yaşıyordu.Hemen telsizizden ekiplere anons geçti. Dave ve Emma hakkında arama kararı çıkartıldı.

- Kocam dediğim kişi meğersem bir katilmiş bir canavarmış.Hala inanamıyorum.

Katy bunları anlatırken Dave ve Emma çoktan eve gelmişlerdi.Kapıda polis arabasını görünce Dave Emma‘ya arabada kalmasını söyledikten sonra kendisi açık olan mutfak kapısından içeriye girip bütün konuşulanları tıpkı Katy gibi dinledi.

Bard gibi o da şaşıp kalmıştı. Katy‘i nasıl fark edememişlerdi?Sessizce evden çıkıp arabaya koştu.Emma‘ya bütün duyduklarını anlattı.

- Emma, şimdi bütün polisler peşimize düşecek. Bittik biz! Bittik!

- Sakin ol! Eğer buralardan gidersek kimse bizi bulamaz.

- Ne diyorsun Emma ! Benim oğlum kayıp,eşim kötü halde. Ben onaları nereye gideyim?

- Şimdi mi aklına geldiler? Bu zamana kadar neredeydin? Hem artık eşin diye bir şey yok.O bu saatten sonra senden nefret ediyor ve emin ol yüzünü bile görmek istemiyor.

Dave sinirli bir şekilde Emma‘yı dinliyordu.Söyleyecek bir şey bulamıyordu çünkü Emma‘nın haklı olduğunu o da biliyordu.

- Oğluna gelince… Şu an hiçbir şeyden haberi olmayabilir ama bulunduğu zaman her şeyi öğrendiğinde o da senden nefret edecek.Bunu sen de biliyorsun.

- Yeter! Sus artık!

- Susmayacağım! Doğruları söylediğim için sinirleniyorsun. Sen de bunları en az benim kadar iyi biliyorsun.

Kısa bir sesszilikten sonra Emma tekrar konuşmaya başladı:

- Bu saatten sonra çok dikkatli olmalıyız. Bütün polisler her yerde bizi arıyacaklar.Eğer kalan ömrünü de hapishanede,dört duvarın arasında geçirmek istemiyorsan benim dediklerimi yapacaksın.Anladın mı beni Dave?

- Tam…Tamam.

- Sür şimdi arabayı!

- Nereye?

- Sen dediğimi yap!

Dave, Emma‘nın dediğini yaparak arabayı sürmeye başladı.Nereye gidecekleri hakkında hiçbir fikri yoktu.

Bard cebinden çıkardığı peçeteyi gözyaşlarını silmesi için Katy‘e uzattı.

- Bana güven Katy onları bulucam.Ama ben de sana birtakım şeyler sormak istiyorum.Tabii cevap verecek durumdaysan?

- Tabii ki. Ben de size yardımcı olmak istiyorum.

- Güzel.Seni dinlerken notlar almıştım.Bir iğneden bahsettin değil mi?

- Evet.

- Tahminime göre o iğnenin içinde zehirli bir madde olabilir.

- Nerden biliyorsun bunu ?

- Çünkü Aria‘ın otopsi raporu hakkında yeni gelişmeler oldu.

- Ne oldu?

- Normalde bunları Emily‘e anlatacaktım ama o…

Bard sözünü tamamlayamdı.

- İyi misiniz?

- Evet evet. Pardon. Ben anlatmaya devam edeyim.

- Lütfen.

- Aria‘nın boğazında iğne izi olduğu tespit edildi.Tıpkı Emily gibi.

- Demek Emma‘nın dediği gerçekten doğruydu.

- Aynen sizin dediğiniz gibi olmuş .Çünkü Aria‘nın asıl ölüm nedeni başına aldığı darbe değilmiş.Meğer asıl ölüm nedeni yapılan iğnenin içindeki zehirmiş. Bu zehir onun saniyeler içinde ölmesine neden olmuş.

Katy bir şeyler söylüyordu ama Bard anlayamıyordu.

- Pardon,bir şey mi dediniz?

Katy bunun üzerine söylediğini tekrarladı:

- Yani tıpkı annesi gibi mi?

- Maalesef tıpkı annesi gibi.

Katy‘nin boğazı düğümlenmişti.Aklına bir an da oğlu geldi.

- Thomas‘ı da Dave kaçırmış olamaz değil mi? Yani O kötü biri olabilir ama babası sonuçta.

Bard bir süre düşündükten sonra cevap verdi.

- Açıkcası Thomas‘ı Dave‘nin kaçırdığını düşünmüyorum.Tıpkı sizin de dediğiniz gibi babası sonuçta. Ama her şeye hazırlıklı da olmak lazım Katy.

- Biliyorum.

- Ama bana kalırsa Thomas‘ı Dave‘den ziyade Dave‘den intikam almak isteyen biri kaçırmış olabilir.Ama baştan söyleyeyim benim ki sadece bir tahmin.

Katy endişeli gözlerle Bard‘a bakmaya devam etti.

- Bard?

- Buyrun?

- Oğlumun sonuda Aria gibi olmaz değil mi?

Bard bir anlığına ne diyeceğini bilemedi.Onu ne boş yere umutlandırmak ne de boş yere sevindirmek istiyordu.

- Gerçekten bilmiyorum Katy. Sana ne yazık ki kesin bir şey söyleyemeyeceğim.Ama Thomas‘ı sağ salim bulup sana teslim etmek için elimizden gelen her şeyi yapacağız.Ben şimdi karakola gideceğim ve Thomas için kayıp ilanı çıkartacağım.

- Tamam Bard. Çok teşekkür ederim sana.

- Ne demek.

Bard oturduğu yerden kalkınca Katy de onu geçirmek için kalktı.Bard tam kapıdan çıkıp gidecekti ki arkasına dönüp Katy‘e baktı.

- Dikkatli ol Katy! Eğer Dave veya Emma eve gelirse hemen bana haber ver.

- Tamam.Hemen seni arayacağım.Bana güvenebilirsin.

- Tamam o zaman. Ve Katy her şeye hazırlıklı ol tamam mı?

- Tamam.

Katy bu sözün üzerine yalnızca ‘Tamam’ diyebildi.

THOMAS‘IN SINAVI

Açılan kapıdan içeriye doğru süzülen ışık Thomas‘ın yüzüne vuruyordu. Bu sefer kapı kapanmadı ama kendisine gittikçe yaklaşan ayak seslerini duyabiliyordu.Yakınında birisinin olduğunu hissedebiliyordu.Ama elleri kolları bağlıyken hiçbir şey yapamıyordu.

Birkaç dakikanın sonunda Thomas‘ın gözleri karanlığa alışmıştı.Artık her şeyi net bir şekilde görebiliyordu.Karşısında oturup yüzüne bakan kişiyi bile.

Tam karşısında suratına dik dik bakan bir erkek vardı.Onu hiç tanımıyordu.Hiçbir yerde de karşısına çıkmamıştı.

Bir süre öyle sessizce durdu. Ben de korkumdan hiçbir şey söyleyemedim.

Sonunda konuşmaya karar verdi.

- Thomas,bilmen gereken o kadar şey var ki…

Yine benimle oyun oynuyor diye düşündüm.

- Anlat o zaman da ben de bileyim.

- Bunları kaldırabilecek misin onu düşünüyorum.

Thomas iyice meraklanmaya başlamıştı.

- Sen anlat.Ben senin sandığın kadar küçük değilim.Bana yaşattıklarından sonra olgunlaştım,büyüdüm ben.

- Bunları benim mi yaptığı mı düşünüyorsun? Sana göre Aria‘yı ben öldürdüm,Seni ben tehdit ettim? Öyle mi?

- Evet! Zaten öyle!

- Al işte bilmen gereken ilk şey.

- Neymiş o şey.

- Babandı.

- Ne?

- Bunları yapan ben değildim diyorum sana! Hepsini baban ve size yardımcısı diye tanıştırdığı ama aslında sevgilisi olan Emma‘ydı.

Thomas garip bir şekilde onun doğru söylediğini biliyordu,ona ilk defa inanmıştı.O yüzden hiçbir şey demedi.

- Ne oldu? Niye sustun?

- Şaşırmadım da ondan!

- Nasıl? Babanın katil olduğunu biliyor muydun?

- Hayır hayır! Ama son zamanlarda babamın garip tavırları vardı bunu fark ediyordum.Özellikle Emma konusunda yanılmadığımı anladım.

- Sandığımdan daha zekiymişsin ufaklık.

- Bunu anlamak için zeki olmaya gerek yok!

- Tamam tamam sakin ol bakalım! Konuşuyoruz sadece!

Thomas her ne kadar şaşırmadım dese de Aria‘yı babasının öldürdüğüne şaşırmıştı. Babasının katil olduğu asla aklına gelmezdi.Kendini daha fazla tutamadı.

- Merak ettiğim bir şey var aslında.

- Neymiş o?

- Babam neden yeğenini öldürdü? Bunu sen nereden biliyorsun? Kimsin sen?

- Artık tanışma vaktimiz gelmişti zaten.

- Bence de.

- Her şeyi sana tek tek anlatacağım ama sözümü kesme.

- Tamam.

- Benim adım Mike. Aria‘nın sevgilisiyim.Daha doğrusu sevgilisiydim.Biz Aria‘yla birbirimizi çok seviyorduk.Ama kimseye ilişkimizden söz etmedik.Hala kimse de bilmez.Bu yüzden seninde bilmemen normal.

Bir gün Aria ile dışarıya kahvaltı yapmaya çıkmıştık.Kafeye oturduğumuzda Aria‘nın bir yere odaklandığını gördüm. Onun baktığı tarafa doğru baktığımda baban ve Emma‘yı sarmaş dolaş bir şekilde gördük.Tabii ben o zaman babanı tanımıyordum.O yüzden ne olduğunu anlayamamıştım.

Aria aniden yanımdan kalkıp onların yanına gitti.Aria o kadar sinirlenmişti ki bağırmaya başladı.Sürekli’ Seni söyleyeceğim! Bunu nasıl yaparsın?’ diyordu.Babansa çok korkmuştu. O da ‘Lütfen söyleme. Bir sakinleş önce.Her şeyi anlatacağım sana.’diyordu. Ama Aria bir türlü sakinleşmiyordu.Dave sonunda oldukça sinirlenmişti.

Ben hemen yanlarına gidip onları sakinleştirmeye çalıştım.Aria‘yı zor olsa da dışarıya çıkarmayı başardım.Biraz sakinleşince bana her şeyi anlattı.

Emma aslında buralı Thomas. Babanla da zaten burada tanışmış.O yüzden sık sık buraya gelip Emma ile buluşuyordu.

Thomas, Mike‘ın sözünü hiç kesmeden bütün dikkatini vererek onu dinliyordu.

- İşte sonra bütün gün Aria‘ın kafasını dağıtmak için onunla kaldım.Akşama kadar gezdik.Artık yavaş yavaş saat altıya geliyordu.Zaten o akşam siz gelicektiniz. Aria da annene gelince her şeyi anlatacaktı. O yüzden bir an önce eve gitmek istiyordu. Onu eve kadar bıraktım.Bahçenin önünde onu bırakmak zorundaydım.Çünkü içeriye girersem Emily Teyze görebilirdi.

Aria ‘dan ayrılalı yaklaşık beş dakika olmuştu ki cebinden Aria‘ya o gün vereceğim hediye çıktı. Kargaşın arasında unutmuştum.

Belki daha eve girmemiştir de ben de hemen hediyesini veririm diye hızlıca geri döndüm.

Tam da tahmin ettiğim gibi olmuştu.Aria kapının önündeydi.Bir kadınla konuşuyordu.

İlk bakışta kim olduğunu anlayamadım ama biraz daha yaklaşınca onun Emma olduğunu anladım.Hararetli bir şekilde tartışıyorlardı.

Ben de Emma gitse de Aria‘ya hediyesini versem diye bir köşede bekliyordum.Ben beklerken hiç tahmin edemeyeceğim bir şey oldu.Aria gözlerimin önünde sanki elimden kaydı gitti.

- Nasıl yani?

Mike anlatmakta ne kadar güçlük çeksede anlatmaya devam etti

- Aria tam tartışmaya son verip arkasını dönüp gidiyordu ki Emma Aria ‘nın başına sertçe bir cisimle vurdu.Aria olduğu yerde bayıldı.Emma hemen onu arabaya taşıyıp uzaklaştı.Babanla da öldürdüler.

Ben ise öylece donup kaldım.Hala kendime çok kızıyorum.Orda Aria‘yı kurtarabilirdim.Belki de böylece Aria ölmezdi.

Mike sonunda daha fazla dayanamadı.Kendini sıka sıka ağlamaya başladı.Thomas da onunla birlikte ağlamaya başladı.Meğerse bir katil ile yan yanaymış.

Mike biraz kendini toparladıktan sonra konuşmasına devam etti

- -Seni tehdit eden de aslında Emma’ydı. Arkadaşın Minho‘yu öldüren de Emma’ydı.Bunlardan babanın haberi yoktu.Öğrendiği zaman Emma’yla kavga ettiler.Hem de o gece. Senin onları gördüğün gece.Ama bu babanı masum göstermez .Geri kalan her şeyi birlikte yaptılar sonuçta.

Thomas sadece kafasını onaylamak anlamında sağlamakla yetindi.Her anlattığı şeyden sonra daha çok şaşırıyor ama diyecek bir şey bulamıyordu.

- Ayrıca yaptıkları ne yazık ki bununla da bitmiyor Thomas.

- Daha ne yapmış olabilirler ya?

Thomas‘ın iyice sinirleri gerilmişti.

- Teyzen de dün onların gizli ilişkilerini öğrendi.

- Gerçekten mi?

- Evet. O da tıpkı kızı gibi yaptı.Katy ‘e söyleyeceğini söyledi.Aralarında tartışma çıktı.Sonunda teyzeni de öldürdüler.

- Ne! O da mı gitti?

- Maalesef Thomas.

- Annem! Ona bir şey yaptılar mı?

- Hayır hayır! Sakin ol. Annen gayet iyi.Annen sen kayıp olduğun için bayılmıştı. Ama tam o sırada uyanmış.Onları dinlemiş.Her şeyi de görmüş. Sonra da polis geldi. Her şeyi anlattı. Polis şu an her yer hem seni hem de onları arıyor.

- Sen bunları nerden biliyorsun? Sanki evdeymişsin gibi.

- Nasıl olabilir sence? Evde bir yere saklanacak halim yok ya.

Thomas boş gözlerle Mike‘e baktı.O an aklına bir şey gelmedi.

- Evinize dinleyici yerleştirdim.Sürekli de yakınınızda dolaştım.

- Nasıl? Ne zaman?

- Hiç zor olmadı biliyor musun? Kimsenin ortalıkta olmadığı bir an açık olan arka kapıdan içeriye girdim.Saniyeler içinde yerleştirip çıktım.İşte bu kadar!

- Artık hiçbir şeye şaşırmıyorum.Peki bana ne yapacaksın? Neden kaçırdın beni?

Mike bir anlığına da olsa küçük bir tebessüm etti. Ama Thomas oda çok aydınlık olmadığı için bunu görmedi.

- Hiçbir şey.

- Hiçbir şey mi?

- Evet. Ben öyle bir insan değilim Thomas.Ben sadece Aria‘yı çok sevdim. Baban ise onu benden aldı. Ben de babana aynı şeyi yaşatmak istedim. -Ama merak etme senin kılına bile zarar vermem.Aria senden çok bahsederdi. Çok severdi

seni.

- Gerçekten mi?

- Evet. Hem ben de seni çok sevdim.

Thomas ve Mike birbirlerine bakıp güldüler.

- Bunu bir kaçırılma olarak düşünme Thomas.

- Ee çöz o zaman beni.

- Pardon ya unutmuşum.

Mike Thomas‘ı halatlardan kurtardı.

- Thomas!

- Efendim?

- Baban ve Emma şu an polisten kaçıyorlar.Ve eminim kaçmanın yolunu da çok iyi biliyorlardır.

- Yani?

- İntikam almak ister misin?

Thomas kısa bir an düşündü.Sonunda kendinden emin bir şekilde cevap verdi:

- Evet! Hem de çok!Babam sansığım kişi meğersem bir canavarmış.Sevdiğim insanları benden aldı.Daha fazlasına izin veremem.

- Güzel! Aklımda çok güzel bir plan var Thomas.Her şeyi düşündüm .Eğer her şey tıkırında giderse her şey bitmiş olacak Thomas. Baban ve Emma hapishaneye girecek.

- Neymiş o planın?

- Gel! Yemek yerken anlatırım.Dünden beri hiçbir şey yemedin.Karnını doyur önce.

TEHDİT

Katy,bütün gün bekledi. Stresten dolayı bir yukarıya çıkıyor bir aşağı iniyordu. Ne yapacağını bilmiyordu.

Diyelimki Dave geldi.Ona ne diyebilecekti ki.Artık eşinden çok korkuyordu.Yıllardır birlikte olduğu adam,oğlunun babası katil çıkmıştı.

Dave‘i aramak istiyor ama yapamıyordu.Tuşa bir türlü basamıyordu.

Dave ve Emma ise o sırada kaçma çabası ile uğraşıyorlardı.Emma hızlıca bir şeyler anlatıyordu.

- Dave, yaklaşık 200-250 km kadar yolumuz var.Elinden gelince hızlı sürmeye çalış.

Dave şaşırmıştı.

- Nereye gidiyoruz ki Emma?

- Sen bana güven.Sürmeye devam et.

Dave yavaş yavaş sinirlenmeye başlamıştı.

- Emma! Nereye gidiyoruz dedim sana!

Emma,Dave‘in kendisine karşı olan bu gergin tavırlarına şaşırıyordu.Onunla hele de bu zamanda ters düşmek istemiyordu.

- Tamam sakin ol!Güvenli bir yer biliyorum dedim işte.Beni dinle.

Dave o kadar çağresizdi ki ne yapacağını hiç bilmiyordu.Emma‘yı dinlemekten başka şansı yoktu.

Yaklaşık üç saatin sonunda gidecekleri yere vardılar.Etraf o kadar ıssızdı ki… Sadece taştan yapılmış,küçücük bir ev vardı. Dave bir süre arabadan inmek istemedi. Emma ise çoktan inmiş, evin kapısını açmış, Dave‘e eliyle gel işareti yapıyordu.

Dave etrafı gözleriyle hızlıca kontrol ettikten sonra arabadan inip Emma‘nın yanına gitti.İkisi beraber içeriye girdiler.

Dave‘in aksine Emma gayet rahat davranıyordu.

Dave en sonunda daha fazla dayanamayıp konuşmaya başladı.

- Emma!

- Efendim Dave?

- Biz burada ne kadar kalacağız?

- Bilmiyorum.

Dave öylece Emma‘ya baktı.

- Ya oğlum,Katy ne olacak?

Emma, Katy ‘nin adını duyunca aniden sinirlendi.Dave ile sert bir şekilde konuşmaya başladı.

- Bak Dave! Eğer yakalanırsak zaten direkt hapishaneye gireceğiz.Sana daha önce de anlattım.Katy zaten artık her şeyi öğrendi. Duyduklarından ve gördüklerinden sonra hala seni sevdiğini mi düşünüyorsun Dave?

Dave tam cevap verecekti ki Emma fırsat vermeden konuşmasına devam etti

- Oğluna gelecek olursak: O da bulunduğunda senin bir katil olduğunu,annesini aldattığını öğrenecek. O da senden nefret edecek.Yani kısacası Dave bu saatten sonra onlardan ne kadar uzak olursan o kadar iyi.

Dave‘in artık bir şey söyleyecek gücü kalmamıştı.Her ne kadar Emma‘nın söylediklerine sinirlense de haklı olduğunu o da çok iyi biliyordu.Keşke zamanı geri alabilsem diye geçirdi içinden.Ama artık her şey için çok geç kalmıştı.

- Ama merak etme Dave . Ben senin her zaman yanında olacağım.

Bu söz ne yazık ki Dave‘in içini hiç rahatlatmamıştı.Artık Emma ‘yı gerçekten sevmediğinin farkındaydı.

Bir süre ikisi de konuşmadı. Emma biraz da olsa evi temizledi,Dave ise sadece oğlunu ve eşini düşündü.

Dave sinirle ayağa kalktı.

- Dayanamıyorum Emma! Yapamıyorum! Benim oğlum kayıp! Oğlum! Ben ne yapıyorum burda! Hiçbir şey.Ya ona bir şey olduysa? Ya…Ya öldüyse? Ben ne yaparım o zaman?

Emma,Dave‘i sakinleştirmeye çalışıyordu ama beceremiyordu.

- Bana bak Dave! Gözlerime bak! Thomas‘a hiçbir şey olmayacak tamam mı? O sağ salim bulunacak? Her ne kadar burada da olsak bir şekilde Thomas‘ı bulmaya çalışabiliriz ama eğer hapishaneye girersek…İşte o zaman hiçbir şey yapamayız Dave anladın mı beni?

Dave cevap vermeyince Emma tekrar sordu:

- Anladın mı dedim?

- Anladın tamam anladım!

Emma,Dave ‘i sonunda sakinleştirip koltuğa oturtabilmişti.

Tam o sırada Dave‘in telefonuna bir mesaj sesi geldi.İkisi de tedirgin gözlerle birbirlerine baktılar.

Dave telefonunu açıp mesajlara girdi.Gelen mesaj yine gizli bir numaradan gönderilmişti.Dave‘in tüyleri aniden diken diken olmuştu.Emma hemen yanına oturdu. İkisi de bir süre mesaja bakamadılar.

- İstersen ben bakabilirim Dave? Senin için zor olacaksa…

- Hayır! Ben bakıcam.

Emma hiçbir şey demedi.O sırada Dave mesajı okumaya başladı.

‘OĞLUN ŞU AN DA SAĞ MERAK ETME! AMA ÇOK UZUN SÜRMEYEBİLİR HABERİN OLSUN. ASLINDA BU TAMAMEN SANA BAĞLI.OĞLUNUN HAYATI SENİN ELLERİNDE!EĞER OĞLUNU KURTARMAK İSTİYORSAN YAPACAĞIN ŞEY ÇOK BASİT: İKİNİZ DE KAÇMAYACAKSINIZ! POLİSLERE TESLİM OLUP HER ŞEYİ İTİRAF EDECEKSİNİZ! YARIN SAAT 13.30‘DA LİMANDA OLUN! GELMEZSENİZ OĞLUNU ANINDA ÖLDÜRÜRÜM!’

Dave‘in elleri öyle çok titriyordu ki telefon elinden yere düştü.Tek kelime etmedi.

Emma hemen yerdeki telefonu alıp mesajı okudu.Ardından Dave baktı.

- Dave! Dave! Bu kim oluyor da bizi tehdit edebiliyor?

Dave cevap vermiyordu.Emma ise bağırmaya devam ediyordu.

- Dave,hayatım! Böyle bir şey yapmayacağız değil mi? Teslim olamayız!

Dave,Emma‘nın bu cümlelerinden sonra çok sinirlendi.

- Sen ne dediğinin farkında mısın Emma! Burada oğlumun hayatı söz konusu! Tabii ki teslim olacağız. Başka çağremiz yok!

- Hayır Dave! Hayır!

-Emma kendine gel! Benim oğlum ölmeyecek anladın mı? Böyle bir şeye asla müsaade etmem!

- Sen bunu kendi oğlun için yapıyorsun onu anladım da ben niye yapmak zorundayım Dave!

- Emma saçma sapan konuşma! Ben olmadıktan sonra sen nereye kadar gidebileceksin sanki?

Ayrıca eğer benimle gelmezsen seni öldürürüm Emma anladın mı beni? Ailem için her şeyi yaparım ben!

Emma bu laflardan sonra çılgına döndü.

- Hani senin ailen bendim Dave ne oldu?

- Benim tek bir ailem var o da Thomas ve Katy.

- Bir de beni öldürmekle tehdit ediyorsun ha! Sen kimsin?

Ben bundan sonra tek başımayım Dave anladın mı? Sen ne yaparsan yap!

Dave,Emma‘nın gitmesine izin vermedi.Sattlerce,yorulana kadar tartıştılar.Sonunda biraz daha kendilerine gelince sakince konuşup anlaştılar.

Yarın mesajda da yazdığı gibi gidip teslim olacaklardı.

PLAN İŞE YARAYACAK MI?

Thomas o kadar çok acıkmıştı ki hızlı hızlı yemeğinden yiyordu.Mike ise karşısında oturmuş yemeğini bitirmesini bekliyordu.Bu çok uzun sürmedi.Yaklaşık on dakikanın ardından Thomas‘ın karnı doymuştu.Bunun üzerine Mike konuşmaya başladı.

- Doydun mu?

- Evet sonunda! Kurt gibi acıkmıştım.

- İyi o zaman.Artık beni dinlemek için hazırsın.

- Ne anlatacaksın ki?

- Unuttun mu?

Thomas anlamadığını belli eden gözlerle Mike‘a baktı.Mike ise bir süre bir şey söylemesini bekledi ama en sonunda sözlerine devam etme kararı aldı.

- Hani bir planımız vardı ya Thomas.Daha az önce konuşmuştuk halbuki.

Thomas anında hatırladı.Dalgınlığına denk gelmişti.

- Ha evet! Kusura bakma ya o kadar yorgunum ki aklım bir gidip bir geliyo.

-Fark ettim.

- Neyse sen anlat.Ben dinliyorum seni.

- Aslında ben planımızın ilk adımını çoktan hallettim Thomas.

- Nasıl yani? Ne yaptın?

- Babana bir mesaj gönderdim.

- Ne dedin peki?

- Bir saniye bekle.

Mike cebinden telefonunu çıkardı. Mesajlar kısmına girdi.Thomas ise meraklı gözlerle Mike‘ı izliyordu.

- ‘OĞLUN ŞU AN DA SAĞ MERAK ETME! AMA ÇOK UZUN SÜRMEYEBİLİR HABERİN OLSUN. ASLINDA BU TAMAMEN SANA BAĞLI.OĞLUNUN HAYATI SENİN ELLERİNDE!EĞER OĞLUNU KURTARMAK İSTİYORSAN YAPACAĞIN ŞEY ÇOK BASİT: İKİNİZ DE KAÇMAYACAKSINIZ! POLİSLERE TESLİM OLUP HER ŞEYİ İTİRAF EDECEKSİNİZ! YARIN SAAT 13.30‘DA LİMANDA OLUN! GELMEZSENİZ OĞLUNU ANINDA ÖLDÜRÜRÜM!’Bunu yazdım işte.

Thomas mesajı okuyunca bir anlığına kendini geri çekti.Korktuğu her halinden belli oluyordu.Mike hemen anlamıştı bunu.

- Ne oldu Thomas? İyi misin?

Thomas ses tonunu alçaltarak cevap verdi.

- Bana gerçekten bir şey yapmayacaksın değil mi? Lütfen doğruyu söyle bana.

Mike bu sözler karşısında şaşırmıştı.Thomas‘nın kendine güvendiğini sanıyordu.

- Bak Thomas kesinlikle benden korkmana gerek yok tamam mı?Hatta beni bir abin olarak bile görebilirsin.Zaten benim seninle hiçbir derdim yok.Benim sorunum Dave ve Emma ile.Ama emin ol ben kimseyi öldürmem. Bana güven artık olur mu? Biz bu yolda birlikteyiz.

Thomas,Mike‘ın bu sözlerinden sonra biraz da olsa rahatlamıştı.

- Tamam olur.Haklısın.

Mike ve Thomas birbirlerine bakıp gülümsediler.Ardından Thomas konuşmaya devam etti

- Peki şimdi ne yapacağız?

- Bundan sonra yapacağımız tek şey saat 13.30‘da orada olmak.Gerisini polisler halledecek.

- Polisler mi?Onlar nereden bilecekler ki orada olduğumzu?

Mike kendinden emin bir şekilde sırıttı.

- Merak etme sen ben her şeyi ayarladım.Plan gayet basit değil mi?

-Evet ama…

- Ama ne?

- Ya gelmezlerse.O zaman hiçbir anlamı olmaz.

- Gelecekler eminim.Orada olacaklar.

Thomas, Mike‘ın bu kadar emin konuşmasını seviyordu ama nasıl bu kadar emin olabiliyordu?

- Nasıl bu kadar emin konuşabiliyorsun? Benim babam olmasına rağmen ben bile onu artık tanıyamıyorum.

- Bak Thomas senin baban bir katil olabilir ama emin ol seni çok seviyor.Senin için de her şeyi yapar. Seni kaçırdığım o gün deli gibi seni aradı.Bugünde orada olacak .

- Ya Emma?

- O da gelecek.Dave olmadan tek başına hiçbir şey yapamaz o.

Thomas ikna olmuşa benziyordu.

- Saat kaç Mike?

- 10.00. Gitmemize daha var.Ben sana söyleyeceğim.

Thomas kafasıyla Mike‘ı onayladı.

Bu sırada Dave ve Emma yola çıkmışlardı bile. Zaten varmaları üç saati bulurdu. İkisi de o kadar gerginlerdi ki ağızlarını bıçak açmıyordu.Bütün yolun böyle geçeceği belliydi.

Katy ise olayın yaşandığı günden beri hiç uyumamıştı.Gözlerinin altı yorgunluktan simsiyah olmuştu.Kafasından geçen düşünceleri bir türlü durduramıyordu.Acaba oğluna bir şey olmuş muydu? Yıllardır eşi diye benimsediği adam hem onu aldatmıştı hem de katil çıkmıştı.Emily‘i nereye gömmüşlerdi?

Katy odasında yatağına uzanmış bunları düşünürken kulağına dışarıdan birtakım sesler geldi.Hemen yataktan kalkıp pencereye doğru koştu.

Bahçenin girişinde Bard‘ın arabasını gördü. Kısa bir süre sonra da Bard arabasından çıkıp eve doğru yürümeye başladı.

Bard daha kapıyı çalmadan Katy hızlıca merdivenlerden inip kapıyı açtı.O kadar hızlı hareket etmişti ki nefes nefese kaldı.Bard bile şaşırmıştı.

- Merhaba Katy.

- Merhaba Bard.

- İyi misin sen? Çok yorgun gözüküyorsun.

- İyiyim iyiyim.Sadece uyuyamadım ondandır.

Bard,Katy‘nin ne kadar üzgün olduğunun farkındaydı.Oyüzden konuyu daha fazla uzatmadı.

- Bir gelişme mi var yoksa Bard?

- Evet. Hem de önemli bir gelişme.Ama bunu ayaküstü konuşmasak daha iyi olur.İçeriye girebilir miyim?

- Aa tabii ki! Kusura bakma lütfen.

- Yok önemli değil.

Kısa bir süre sonra ikisi de salona geçmişlerdi.Karşılıklı koltuklara oturmuşlardı.Konuşmaya ilk olarak Bard başladı.

- Dave veya Emma‘dan herhangi bir haber almadın değil mi Katy? Ya da eve falan gelmediler?

- Hayır hayır! Zaten öyle bir şey olsa ilk önce seni arayacağımı biliyorsun.İkisinden de hiçbir haber yok.

- Biliyorum ama yine de bir sorayım dedim işte.

- Sen ne anlatacaktın Bard? Ne oldu? Yoksa oğlumdan bir haber mi var?

- Öyle de denebilir aslında.

- Bu ne demek şimdi? Var mı yok mu?

- İstersen ben sana direkt mesajı göstereyim.

- Ne mesajı?

Bard elinde duran telefonunu açıp mesajlara girdi ve mesajı okumaya başladı:

- ‘Eğer Dave ve Emma‘yı hatta Thomas‘ı bulmak istiyorsanız yarın saat 13.30‘da limanda olun.’

Katy şok içinde kalmıştı.

- Ne? Kim göndermiş bu mesajı Bard?

- Şu an da ne yazık ki bilmiyoruz. Ekibimiz dünden beri uğraşıyor ama bir türlü bulamıyorlar.İnan nasıl olduğunu ben de anlamıyorum?

- Dün mü?

- Evet aslında mesaj dün geldi ama saat çok geç olmuştu o yüzden seni rahatsız etmek istemedim.

Katy açıkcası Bard‘ın son söylediklerini pek dinlemedi.O hala mesajın etkisindeydi. Oğluna sonunda kavuşacaktı.Büyük bir sevinçle konuşmaya başladı.

- Bard sonunda oğluma kavuşacağım! Günlerdir gözüme uyku girmedi.

Ancak Bard, Katy kadar mutlu değildi.Daha doğrusu önceden bu kadar umutlanmak istemiyordu. Bu işinin ona öğrettiği bir şeydi.

- Katy inan ben de bu mesajın kesin doğru olduğunu düşünmek istiyorum.Ama…

Bard konuşmaya devam etmek konusunda kararsız kaldı ama devam etmek zorundaydı.Katy‘de zaten Bard‘ın cümlesini bitirmesini bekliyordu.

- Niyetim seni üzmek değil Katy ama önceden büyük bir umuda kapılmanı da istemiyorum.

- Neler oluyor Bard?

- Bak bu mesaj kesin doğru olmayabilir.Birisi dalga geçiyor olabilir.Bu tarz olaylarla dalga geçenleri maalesef çok gördüm ben meslek hayatımda.

- Sen de haklısın tabii ama doğru da olabilir öyle değil mi?

- Elbette .

Kısa süren bir sessizliğin ardından Bard konuşmaya devam etti.

- Bunu da zaten birkaç saat sonra öğreneceğiz.

Katy hemen saate baktı. Saatler 12.20‘yi gösteriyordu.

- Ben de orada olacağım Bard.

Bard ilk başta bunu kabul etmeyecekti ama daha sonradan Katy‘nin kendinden emin tavrını görünce fikrini değiştirdi.

- Tamam ama bizim polis arabalarından birinde duracaksın.Seni de korumak zorundayım.

- Tamam.Kabul.

- Ben şimdi gidiyorum.Benimle gelmek ister misin yoksa kendin mi gelirsin?

Katy bir müddet düşündükten sonra Bard ile gitmenin daha doğru olacağına karar verdi.

- Aslında seninle gelsem daha iyi olur.Benimle bir dakika bekleyebilir misin montumu alıp geleyim?

- Tabii. Ben arabadayım o zaman.

- Tamam.

Katy hemen montunu üzerine geçirip arabaya geçti. Karakola doğru yola çıktılar.

Karakola vardıklarında saat çoktan 12.40 olmuştu. Bard hemen ekibi etrafında topladı, onlara operasyon öncesi bilgi verdi.Katy ise bir köşede oturmuş, stresli bir şekilde Bard‘ın söylediklerini dinliyordu. Ama aslında kafası Thomas‘taydı. Bir an önce oğluna sımsıkı sarılmak istiyordu.

Yaklaşık on dakikanın ardından Bard‘ın konuşması bitmek üzereydi.

- Anladınız değil mi beni? Orada ne ile karşılaşacağımızı bilmiyoruz.Dolayısıyla hepinizden çok dikkatli olmanızı istiyorum.Arabaları limandan biraz daha uzak bir yere park edeceğiz ve normal bir vatandaş gibi davranacağız. Gereksiz kahramanlıklara gerek yok.Anlaşıldı mı?

- Anlaşıldı başkomiserim.

Nihayet artık yola çıkma vakti gelmişti.Herkes hızlıca arabalarına binip yola çıkmaya başlamıştı bile. O sırada Bard, Katy‘nin yanına geldi.

- Hadi! Biz de çıkalım artık Katy.

- Tamam geliyorum.

Onlar da yola çıkarken Mike ve Thomas çoktan buluşulacak yere gelmişlerdi.Bir de yanlarında bavul getirmişlerdi.Bu da planın birer parçasıydı.

Mike, Thomas‘a göre oldukça sakindi.Bu Thomas‘ın dikkatinden kaçmamıştı.

- Sanki bu işi yıllardır yapıyor gibisin Mike.

- Neden öyle dedin şimdi?

- Çok sakinsin.Bir de bana bak.Her yerim titriyor.Stresten tuvaletim bile geldi.

Mike,Thomas‘a bakıp güldü.

- Niye gülüyorsun şimdi?

- Niye mi? Komiksin de ondan. Bence sen fazla stres yapıyorsun.Bu saatten sonra senin yapacağın bir şey yok ki. Polisler geldiği an onların yanına gideceksin. Gerisini ben halledeceğim.

- Biliyorum ama ya sana bir şey olursa.

- Merak etme olmayacak.Benim için endişelenme.Hem etrafımzıda bir sürü polis varken ne olabilir?

Mike‘ın bu güven veren konuşmaları nedense Thomas‘ın rahatlamasını sağlıyordu.

- Saat kaç oldu Mike?

- 13.00.

- Hala kimse gelmedi ama.

- Daha yarım saat var.Birazdan gelirler.

Thomas tam bir şey söyleyecekti ki gözlerine inanamadı.

- Ne oldu Thomas?

- Bard!

- Ne?

- Geldiler Mike! Geldiler!

- Sonunda.Hadi gel benimle.

Mike ve Thomas saklandıkları yerden çıkıp Bard‘ın yanına gitmeye başladılar.Hemen sonra Bard‘a onları gördü.

-Thomas! Nerelerdeydin sen?

- Her şeyi anlatacağım ama şu an sırası değil.

O sırada Bard‘ın gözü Mike‘a kaydı.

-Sen de kimsin?

Mike tam cevap verecekti ki Thomas lafa atladı.

- O Mike. Bana,size yardım eden kişi. Bu planı yapan kişi.

Bard işte o an anlıyordu her şeyi.

-Bir dakika… O mesajı atan sen miydin yoksa Mike?

- Evet bendim efendim.

Bard şaşırmış bir halde Mike‘a baktı.

- Aferin sana o zaman.Umarım işe yarar.

-Yarayacağına eminim.

-Göreceğiz.

Bard yine Thomas‘a döndü.

- Annen de burada Thomas.Seni bekliyor.

- Gerçekten mi? Nerede?

Bard,polislerden birini çağırıp Thomas ‘ı Katy‘nin yanına götürmesi gerektiğini söyledi.

Artık Mike ve Bard tek kalmışlardı.

- Şimdi ne yapacaksın peki Mike?

- Geldikleri zaman onları bizzat ben karşılayacağım.

- Peki ya sonra?

Mike cevap verecekti ki Bard bavulu fark etti.

- Bir dakika.

- Ne oldu?

- O bavulda ne? Ne yapacaksın onu?

- Şöyle: Önce her şeyi itiraf etmelerini isteyeceğim eğer ki etmezlerse bavulun içinde Thomas‘ın olduğunu ve onu suya atacağımı söyleyeceğim.

Bard şaşırmıştı. Ama gurur da duymuştu.Onların yapacağı işi bu çocuk yapıyordu.

-Tamamdır.Biz zaten hemen burada olacağız.Ama sen yine de çok dikkatli ol.

-Tamam.

Bir polis Yanlarına gelip bir aracın limana giriş yaptığının haberini verdi.Mike‘ın gözleri parıldamaya başlamıştı bile.

- Hadi siz gidin artık.Gerisini ben halledeceğim.

- Tamamdır.

Mike‘ın beklediği an nihayet gelmişti.Dave ‘in arabasını görüyordu.Az sonra karşısına dikilecekti.

Dave ve Emma arabadan yavaşça indiler.Bir sağa bir sola bakıyorlardı.Anlaşılan etraflarını kontrol ediyorlardı.

Sonunda limana doğru yürümeye başladılar.Emma arkadan Dave ‘e sürekli bir şeyler söylüyordu.

- Ne oldu şimdi? Ne yapacağız?

- Ben nereden bileyim Emma. Geldik işte.

-Kesin bizi yakalayacaklar.

- Sus artık Emma sus!

Dave önden Emma ise arkadan ilerliyorlardı. Ama bir gariplik vardı. Emma bir an da durmuştu.

- Ne oldu Emma? Yürüsene hadi! Acele et!

- Ben gelmiyorum Dave!

- Ne! Ne diyorsun sen!

- Gerçekten benim sırf senin oğlun için teslim olacağımı falan mı sandın sen?

Dave anlamaya çalışan gözlerle Emma‘ya bakıyordu.

- Ah Dave! Ben de seni akıllı bir adam sanıyordum.Meğersem sen ne kadar da aptalmışsın.

- Sen neler söylediğinin farkında mısın Emma! Benim sinirlerimi bozma da çabuk yürü!

Mike bir gariplik olduğunu anlamıştı.Ama bir süre daha onları izlemeye karar verdi.

Dave,Emma‘nın kolundan tutup çekiştirirken bir an da Dave boynunda bir acı hissetti.Arkasını döndüğünde Emma‘nın boğazına iğne sapladığını gördü.

- Ne yapıyorsun sen Emma?

- Bana hiçbir şeyi zorla yaptıramazsın Dave anladın mı?Sonun böyle olur işte.

- Zehir o kadar etkiliydi ki Dave çoktan hayatını orada kaybetmişti.

Emma, Dave ‘e bağıra bağıra bir şeyler söylüyordu ki etrafına bir an da polisler sarmaya başladı.

- Dur! Ellerini kaldır! Teslim ol!

Emma‘nın artık kaçacak hiçbir yeri kalmamıştı.Çağresizlik içinde teslim olmak zorunda kaldı.Ellerine kelepçe takıldıktan sonra doğruca karakola götürüldü.

Dave için ise yapılacak hiçbir şey kalmamıştı.Ambulansla morga kaldırıldı.

O koskoca limanda artık sadece Mike,Thomas,Katy ve Bard kalmıştı.Katy oğluna hala sımsıkı sarılıyordu. Katy,Mike‘a bakmaya başladı.

- Mike sana kızsam mı yoksa teşekkür mü etsem bilemedim.

- İstediğinizi yapabilirsiniz.

Katy aniden Mike‘ı da kendine çekip sarıldı.Bu sırada Bard‘ı da unutmadı.

- Bard.

- Efendim?

- Sana da çok teşekkür ederim.Her şey için.

- Önemli değil.Thomas‘ı sağ salim bulduk ya önemli olan o.

- Ama Aria ve Emily için hala çok üzülüyorum.

- Evet ben de .Keşke onlar için de bir şey yapabilseydik.

- Keşke…

-Ben Emma‘nın ifadesini almak için karakola geçiyorum o zaman.

-Tamam. Biz de eve geçiyoruz zaten.

Bard giderken Katy bir an da arkasından bağırdı.

- Bard!

Bard arkasına dönüp Katy ‘e baktı.

- Emily‘i nereye gömdüklerini de öğren bir an önce tamam mı?

- Tamam sen merak etme. Her şeyi en ince ayrıntısına kadar öğreneceğim.

Artık Bard gözden kaybolmuştu.

- Thomas biz de eve geçip eşyalarımızı toplayalım bu akşam kendi evimize gidelim artık.

- Tamam anneciğim.

- Mike ile de vedalaşın istersen.

Mike ve Thomas birbirlerine baktılar. Hiçbir şey söylemeden birbirlerine sımsıkı sarıldılar.

Saat 14.40‘ta eve varmışlardı.Hemen eşyalarını toparlamaya başladılar.Zaten çokta eşyaları yoktu. Yaklaşık bir saat sonra yola çıkmak için hazırlardı. Katy aşağıda Thomas‘ı bekliyordu.

- Hadi oğlum! Gelmiyor musun?

-Geliyorum anne!

Thomas aceleyle bavulunu alıp aşağıya indi.

- Gidebiliriz artık anne.

- Tamam o zaman.Thomas!

-Efendim anne?

- Çok ağır şeyler atlattığının farkındayım.Ama sana söz artık her şey çok güzel olacak.Kendimize yepyeni,tertemiz beyaz bir sayfa açacağız.

- Biliyorum anne.Sen yanımda olduktan sonra hiçbir şey önemli değil.Ben de kendimi yavaş yavaş toparlayacağım zaten merak etme.Hadi gidelim artık.Yoksa treni kaçıracağız.Bu evde de daha fazla durmak istemiyorum.

- Tamam.

Thomas çoktan evden çıkmıştı.Katy‘de kapıyı kilitledikten sonra Thomas‘ın yanına geldi. Artık anne oğul yepyeni bir hayata başlayacaklardı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.