İçeriğe geç

ÖLÜMCÜL DANS

Bölüm 2 · 7 dk okuma

ÖLÜMCÜL DANS

Bölüm 2

Tanışma

Evet merhaba arkadaşlar yeni bir öyküyle daha karşınızdayım..:d umarım bu kurgumu da diğerleri kadar beğenirsiniz..:d

******

Doğru ayrılmanın farklı yollarıda vardı. Bu şehirden, hatta bu ülkeden. Bu birini çok sevdiğimizde yaptığımız hatadır. Ve hatalar bizi olmadık yollara sürükler.

Yinede doğru yapıp yapmadığımdan emin değildim. Ancak dört yılımı harcamıştım Avrupa da. Şimdi kendi ülkemin kokusunu duymak bile beni heycanlandırıyordu. Uçağın penceresinden tıpkı pamuk şekerleri andıran beyaz bulutların arasında gün yüzüne çıkan bu güzel şehri izledim. İstanbul. Avrupalılar bu şehir için kara inci diyorlar. O zamanlar ne demek istediklerini anlayamamıştım. Ancak şimdi bu kadar yüksekten baktığımda ne demek istediklerini daha iyi kavrıyordum. Ne kadar kirletirsen kirlet onu, o yinede parlak bir inci gibi parlıyordu.

Ve ben sürgünden dönen bir kırlangıç gibi kendimi tekrar bu şehre zincirliyordum.

Gözlerini kıstığında nereye geldiğini yeni kavramıştı. Lanet olası valiz bir türlü istediği gibi hareket etmiyordu. Küfretmemek için dişlerini sıktı. Boyunun el verdiğince uzanmaya çalıştı ancak istediği sonuca ulaşamamıştı. Hey bir dakika kısa sayılmazdı. Bir altmış dört o kadar da kısa olduğu anlamına gelmiyordu.

"Yardım ister misin" Dedi yumuşak bir ses. Arkasını döndüğünde uzun boylu bir gençle göz göze geldi.

"Ah şey, teşekkürler. Kendim hallederim." Diyerek hızla valizi çektiğinde aniden yere kapaklandı. Zira bavulunun kulpu ellerinde kalmıştı. "Allahım şimdi canımı al." Diye mırıldanırken, düştüğü durum ve yerde ki pozisyonuyla alaycı gözlerin ve gülüşlerin daha fazla maruzunda kalmamak için kalkmaya çalıştı ancak yanında ki uzun boylu genç önüne eğilmişti. Elini uzatırken gülümsedi.

"Dert etme herkesin başına gelir."

"Ya ne demezsin." Dediğinde nihayet ayağa kalkabilmişti. Genç valizi yanına koyduğunda gülümsedi.

"Ups. Hakkın var doğrusu. beşinci kaburganı altı yapmak istemiyorsan bu valizden uzak dur derim."

"Eksik olma süperman. Bugün ki görevin bittiyse valizimi alabilir miyim? Bundan sonrasıyla ben ilgilenirim."

Genç gülümserken valizi kızıl saçlı kızın yanına itti.

"Elbette. Bol şans." Derken kendi çantasını sırtına alarak uzaklaştığı sırada kız gözlerini devirdi ve boş gözlerle bavula baktı.

Bir kez daha iç çekerken valize bir tekme attı. Acaba ablasını aramalı mıydı? Dur bir dakika olmazdı. Ona sürpriz yapacaktı. Sevgili ablası daha yeni evlenmişti ve kendisi düğününe yetişememişti bile. İşin garip tarafı eniştesini dahi tanımıyor oluşuydu. Kendisinin bu kadar sorumsuz olabileceğini hiç düşünmemişti. Ve bu koca valizin içinde düğün hediyesi taşımasa çoktan uçaktan atmış ardından pis pis sırıtıyor olurdu ama maalesef böyle bir şansı yoktu. Düğüne gelemediğinden kefaretini ödüyordu.

İlk gelen taksiye nihayet bindiğinde şoföre evi tarif etti. Ve ardından derin bir nefes alırken dışarıyı izlemeye koyuldu. Hava kapalıydı anlaşılan yağmur yağacaktı. Gülümsedi. Böyle havaları güneşli havalara tercih ederdi. Puslu ve yağmurlu havaları severdi. Ancak ablası kendisine pek benzemezdi. O güneşin kızıydı. Güneş onun için paha biçilmezdi. Böyle havalarda ise sürekli surat asar ve üzerine bir kasvetin çöktüğünü söylenip dururdu.

Lakin aklını kurcalayan bir soru vardı. Ablası nasıl olmuştu da evlenmişti? Evlilik lafına bile tahammül edemeyen o. Nasıl olur da evet demiş, ve kardeşi gelmeden imzayı atabilmişti? "Ayşhhh" Kollarını birbiri içine geçirip kaşlarını çattı. Eğer kendisi gelemediği için suçluysa o da suçluydu. Nihayetinde aile olarak yalnızca ikisi kalmıştı. Beş yıl önce anne ve babasının trajik ölümünden sonra belki de birbirleriyle kalmalıydılar ancak onlar tıpkı aralarına duvarlar örmüş gibiydi.

Yaklaşık kırk dakika sonra şoför adrese geldiklerini söylediğinde kızıl saçlı kızın gözleri kocaman açıldı. Nasıl yani bir dakika burası mıydı? Gerçekten burası mıydı? Neredeyse şehir dışındaydı bu koca ev. Ki ev demeye bin şahit isterdi. Bu küçük bir saray yavrusuydu. Eh ablası evlendiğine göre kendi küçük evlerinde kalamazlardı tabi. Ama bu kadar büyük bir eve taşınacaklarını da düşünmemişti. Enişte Osmanlının veliahtlarından biri miydi acaba?

Çekiştirerek valizlerini de indirdiğinde şoföre parayı uzattı ve yavaşça bahçe kapısına geldi. Kapının demir parmaklıkları kocamandı ve insana tuhaf ürkütücü bir his veriyordu. Demir parmaklıklara dolanan sarmaşıklara baktı. Oldukça fantastik duruyorlardı. Zile basmadan evvel çevreyi kontrol etti. Sonuçta sürpriz yapacaktı öyle değil mi?

Pis pis sırıtmasının ardından parmaklıklara tırmanmaya başladı. Kapının tam üstündeyken valizlerine baktı. Buradan geçen birileri yürütmezdi değil mi? Tam başını çevirip diğer bacağını da atacaktı ki, aşağıdan yaşlı bir amcanın kızgın sesi geldi.

"Hey velet. Sende kimsin? Polis çağırmadan in oradan aşağı. "

Gözlerini kocaman açarken başını çevirdiğinde bahçıvan pantolonu giymiş, göbekli ak sakallı ve şapkalı bir amcanın kendisine söylendiğini gördü. Bir an kalbi tekledi. Sonrada bu duruma gülmemek için kendini zor tuttu. Bu da neydi yahu, yeşilçam filmlerinden mi fırlamıştı amca? Sırada ne vardı? Uşak ve hizmetçiler mi?

"Şşşt, şitt, dur amca ya, itiklemesene düşeceğim şimdi."

"Ne arıyorsun orada in dedim aşağı."

Durum kötüydü. Amca biraz daha bağırırsa, polisler zaten kendileri gelecekti. Bir dakika!

Ya burası ablası ve eniştesinin evi değilse ve başka birinin evine giriyorsa!

İşte o zaman sıçmıştı.

Ülkeye girer girmez soluğu bileklerinde kelepçelerle karakolda almak istemiyordu. Üstelik

Saçma sapan bir yanlış anlama yüzünden. Adam gibi kapıdan girse olmuyor muydu yani?

"Bir dakika amca ya. Burası Altu ve Esen Versailles köklü'lerin evi değil mi?"

"Neden ne yapacaksın?"

Gözlerini devirdi. "Ya niye gider yapıyorsun söylesene işte amca."

"Senin gibi hırsızlara beyefendinin kimliğini verecek değilim."

Yaşlı adamın yanına hızla takım elbiseli iki adam geldi.

"Ne oluyor burada kimsin sen?" Dediğinde uzun boylu esmer adam. İrkildi kız.

"Ya hırsız ne demek? Aşk olsun. Ben öyle bir insan mıyım? Tamam şuanda durum çok saçma görünebilir ama sandığınız gibi de değil valla. "

"İn ordan aşşağı." Diye kızdığında esmer adam bir kez daha irkildi kız.

"Tamam ya, ne bağırıyorsun yedik sanki bahçenizi allah allah." Derken ayağını içeri attı ve birden zıpladı.

"Buna haneye tecavüz derler. Bu kadar çok tutuklanmak istiyorsan o halde seni içer de biraz misafir edelim." Diyerek kızın kolunu tuttuğunda esmer adam, o anda kendini geri çekip suratını büzdü kız.

"öfff... O ne çirkin laf öyle be. Kime tecavüz etmişim ben? Hem kaldı mı ya haneye tecavüz lafı, tedavülden kalkmadı mı o?"

"Çok konuşmada yürü, derdini polislere anlatırsın artık. Onlar sana türk dil kurumundaki tüm tedavül kelimelerini tek tek sayarlar. " Diye çekerlerken kız gözlerini kocaman açtı.

"Neymiş? ne polisi ya bir dakika, bak anlatamadım bir dinle. Ben aslında bu evin hanımının yakınıyım. Ona bir sürpriz yapmak istedim ama ters köşe oldum şuanda."

"Tabi tabi, bende antonio Banderastım zaten." Diye söylenirken adam, kız suratını tekrar düşürüp bir kez daha gözlerini devirdi.

"Aman ne şakalar, ne şakalar. İlk günden başıma gelene bak ya."

Biranda duydukları sert bir sese çevirdiler bakışlarını. Karşıda saçları yukarıdan topuz, uzun boylu bir kadının örme beyaz şalını etrafına sarmış şaşkın gözlerle kendisini izlediğini gördüğünde yavaşça gülümsemeye çalıştı kızıl saçlı kız.

"Merhaba abla, beni özledin mi?"

" Aman Allahım bu sensin." Dediğinde kadın hızla yanına geldi. Kızıl saçlı kız yanındakilere öfkeli gözlerle bakarken söylendi.

"Gördün mü ben kim mişim Antonio?" Diye söylenirken, ablası yanına gelip kollarıyla onu sardı.

"Seni çok özledim ufaklık." Dediğinde kadın, yavaşça dudaklarını ısırdı kızıl saçlı kız ve gözlerini kısarken ellerini yavaşça ablasının sırtına koyarak bir eliyle hafifçe vurmaya başladı.

"Bende öyle." Diyebildi. Biran sonra dolmuş gözleriyle kardeşine bakarken onun omuzlarından tuttu.

"Neden geleceğini haber vermedin? Hadi gel. Biriyle daha tanışman gerek." Derken o, kardeşi işaret parmağıyla kapıyı gösterdi.

"Ama valizler..."

"Alırlar..." Derken onu hızla sürüklemeye devam etti.

Bahçeyi geçip hızla bu koca köşke doğru ilerlerken çevreye bakınmaya çalıştı kız. Bu garip yerin oldukça göz alıcı bir havası vardı. Sonbahar yapraklarının süslediği bahçe ortamı gotik ve egzotik bir havaya boğuyordu. Tıpkı orta çağdaki masalları anlatır gibi. Köşkün bahçesinden kapısına kadar giden beyaz parlak mermerler ona bakan gözleri hayran bırakıyordu. Gümüş kapının iki kanadı onlar dört basamaklı merdiveni çıkarken yavaşça açıldığında salonun genişliğine hayret etti kızıl saçlı kız. İçeriden hoş bir müzik sesi geliyordu. Biri bir enstrüman çalıyor olmalıydı. Birkaç adım attığında içeriye onu görmüştü. Kum sarısı dalgalı saçlarının bukleleri yüzüne dökülüyordu. Beyaz bir takım elbisenin içinde oldukça göz kamaştırıcı görünüyordu. Tıpkı yeryüzünde bir melek gibi.

Elinin altındaki piyanodan çıkardığı sesler öylesine hüzünlüydü ki, dinleyenleri garip bir mateme boğabilirdi. Biranda durdu. Oturduğu yerden gelenleri izlemeye başladığında kızıl saçlı kızın yanında ki ablası gülümsedi. O zaman zarif bir hareketle yerinden kalkarak yanlarına yavaşça yaklaşırken gözlerini kızıl saçlı kızdan ayırmadı. Yanlarına geldiğinde kız tuhaf bir gerginlik hissetti. Boyu oldukça uzundu ama vücuduyla uyumlu görünüyordu. Tuhaf parlak mavi gözlerini kendisine diktiğinde kadın konuştu.

"Tatlım. Sana söylemiştim ya. Kız kardeşim. Asel" Dedi ve kardeşine dönerek: "Bu yakışıklı da eşim Altu."

Asel yavaşça gülümsemeye çalıştığında adam hala konuşmadan onu izliyordu. Asel, onun gözlerinde gördüğü şeyin ne olduğunu anlayamamıştı. Hüzün mü neden? Biran sonra elini uzattığında Asel de yavaşça elini uzattı.

"Merhaba enişte." Diyebildi.

"Merhaba Asel." Dedi. "Cennetin dört ırmağından biri." Sesi oldukça buğulu çıkıyordu. Tıpkı fısıldar gibi ama aynı şiddetle parlak. Biranda başını gülümseyen eşine çevirdiğinde o da gülümsedi. "O halde sevgili kardeşine bu gece için hoş geldin yemeği düzenlesek nasıl olur?"

"Elbette. Bu harika." Dediğinde Esen'in neşeden ağızı kulaklarına varıyordu. Ancak Asel'i ürpertmişti. Tuhaf bir atmosferin olduğunu yalnızca kendisi mi fark etmişti. Yoksa hep bu halde miydiler? Bu karşısında ki adamı ne kadar tanıyordu kardeşi? Nasıl biranda karar vermişti? Altu başını çevirip Asel'e baktığında onun şaşkın bir ifade sergilediğini gördü ve yavaşça gülümsedi.

Ancak içinde neşeden eser yoktu. Bu gizemli evin tuhaf sahibinin bakışlarında hoş olmayan bir şeyler seziyordu. Bu tuhaf durumun yakın zamanda sona ermesini umdu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.