İçeriğe geç

Ölüm Tacı

Bölüm 3 · 4 dk okuma

Ölüm Tacı

Bölüm 3

Gerçekler (2)

Bilmem kaç saat zıbarışın ardından uyandım. Her şey fazla sıkıcıydı. Keşke ölümsüz olsaydım. Birilerini sürekli öldürürdüm ve kimse bana bulaşamazdı.

Rutin işlerimi bitirdikten sonra üzerime paçası lastikli eşofman altı ve beyaz bir t-shirt geçirdim. Aşağıya indim ve o lanet çocuğu gördüm.

"Sen hala gitmedin mi adını bilmediğim ölümsüz?

"Earl, ismim Earl."

"Tamam şimdi git."

"İsmini söylemeyecek misin?"

"Diane."

"İsmin çok güzel, anlamı kutsal kadın." Sanki bilmiyorduk.

"Ölümsüz velet, lütfen artık gider misin?"

"Sohbet etsek? Mesela benim babam ünlü bir araştırmacı. Ölüm gezegenindeki tüm sırlar onun atölyesinde kilitli bir kutuda duruyor. Senin babanın işi nedir?" Hmm işte bu hoşuma gitmişti. Onun yayıldığı koltuğa, yanına oturdum.

"Demek öyle, yani sen beni oraya götürürsün." Tatlı tatlı ona baktığımda yüzünde muzip bir gülümseme oluştu. Sanki açığımı bulmuş gibi bakıyordu.

"Bir şartla-"

"Kabul"

"Daha diyeceğimi duymamıştın bile."

"Ne önemi var? Sadece biraz macera istiyorum."

"Şartım bu ki ne istersem yapacaksın ve hep yanımda olacaksın." Ben onun tasma takıp yanında gezdireceği köpeği değildim!

"Neden böyle bir şey istiyorsun ki?" Sorumun cevabını ararken yüzümü inceliyordu. Hadi bana aşık ol da seni süründüreyim.

"Çünki birlikte araştırma yapacağız." Nah birlikte koçum. Nah çekiyim sana al ye.

"Olur" U harfini uzatmıştım şirin şirin. Vıcık vıcık, iğrenç!

"Şimdi biraz bir birimizi tanıyalım. Söylediğim gibi, babam araştırmacı, annem öldü. Senin ailenin işleri nedir?"

"Ailem yok. Yani öldüler"

"Baban'ın ve annen'in ölüm sebebini öğrene bilir miyim?" Sanane birader?

"Bilmiyorum ki." Gerçekten bilmiyordum.

"Hiç araştırdın mı?" Pek cesaretim yok.

"Sanırım buna hazır değilim."

"Gerçeklerden kaçma, yüzleş. Emin ol ne kadar erken öğrenirsen o kadar az acı çekersin." Acı umrumda bile değildi. Sadece anne babamın ölüm gerçeğiyle tekrar yüzleşmek beni korkutuyordu.

"Tamam."

"Ailen sen kaç yaşındayken öldü?"

"On."

"Sence de garip değil mi?"

"Neden garip olsun ki?"

"10 yaşın önemini anlattığım efsaneden fark etmedin mi?" Ben robot muyum bilgi algılayıp beynimde analiz edip sonuca varayım? Bir saniye bu yavşak bana npc mı demeye çalışıyor? Sensin lan robot, pis cinli!

"Sanırım dikkat etmemişim. Önemi nedir?"

"Ailenin çocuğu on yaşına gelince ölüm muhafızları o eve gelir ve çocuğun ölümlü mü ölümsüz mü olduğunu kaydeder."

"Neden bunu yaparlar ki?"

"Çocuğun melez olup olmadığını öğrenmek için."

"Melez olunca ne olur?"

"Ölür "

"Ölmek mi?" Nutkum tutulmuşdu. Neden böyle bir şey yapsınlar ki? Bu barbarlık!

"Yüce Tanrı da melezdi ve kendinden nefret ederdi. Tanrılar o melez olduğu için çocukken sürekli onu dışlardılar. Yüce Tanrı Ölüm'deki çocukların da böyle dışlanmaması için melezleri yok ediyor. Böylelikle kimse dışlanmaz. Aslında amacı öldürmek değil. Melezlerin olmamasını sağlamak fakat bazı insanlar bu kanunu bozup melez çocuklar Ölüm'e getirir ve çocuklar dışlanır." Bu Yüce Tanrı benden daha şizofren çıktı arkadaş. Yarışmadan çekiliyorum, birincilik senin olsun Yüce Tanrı.

"Ama bu... Saçmalık!"

"Biliyorum fakat Yüce Tanrı'nın kararlarına böyle yaklaşma. Yoksa her an öle bilirsin." Başlatma Yücesine oğlum.

"Tamam."

"Belgeleri bula biliriz."

"Emin değilim..."

"Hadi gel."

Yaklaşık 1 saat içinde annemlerin evindeydik. Bir zamanlar benimde yaşadığım annemlerin evi...

Ben annemle babamın odasında bir şeyler arıyordum. Earl ise babamın atölyesindeydi. Belge arıyormuş. Bir mektup bulmuştum!

"Earl!"

"Geldim." Elimdeki mektubu ona gösterdim.

"Şuna baksana, üzerinde benim adım yazıyor.

Kimden: Casey Agnes

Kime: Kızım Diane'e

"Evet gerçekten de öyle." Bir süre mektupla bakıştım. "Açmayacak mısın?" Biraz Earl'le de bakıştıkan sonra yavaşça mektubu açtım. Sayfadaki harfler bir-birine girmiş gibiydi, aceleyle yazıldığı belli oluyordu. Kağıdı zarftan çıkarırken dikkatli davrandım. Aman yırtılmasın, içinde devlet sırrı var. Sonra devletten bile bulamayız. Mektubu açıp sesli okumaya başladım.

"Sevgili kızım Diane. Sen bu mektubu okurken ben muhtemelen ölmüş olacağım. Biliyorum, şimdi düşünüyorsun ki eğer öleceğimi biliyorsam bu bir intihardır. Boş yere ölmüşümdür. Hayır güzel kızım, bu boş yere bir ölüm değildi. Ben senin için öldüm, öldürdüm. Senin için babanı öldürdüm. Senin yaşaman için. Sen bizim her şeyimizdin kızım. Baban ölümsüzdü bende ölümlü. Evet, sen bir melezsin. Biliyorduk, ikimizde iyi biliyorduk ki sen bizim yasak aşkımızın meyvesisin. Biz babanla bir birimize yasaktık kızım. Sen on yaşına gelmiştin. Ölüm muhafızları gelecekti. Melez olduğunu öğrenip seni bizden alacaktı. Babanla bir karar verdik. O bana aşıktı. Bende onun bana aşkını kullandım. Ve onu öldürdüm. Evet canım kızım o bana aşık olduğu için onu öldüre biliyordum. 'Ölüm' kelimesini kullanarak öldürdüm onu. Sonra ben kaldım. Kulağına ölümlü diye fısıldadım. Gözlerin yeşile çaldı. O an anladım, sen Ölüm'ün en güzel yeşil gözlü kızısın. Sonra ölüm muhafızları geldi gözlerine baktılar babanı sordular öldü dedim kızım.

Gittiler. Öylece gittiler. Babansızlığı hiç hayal etmemiştim fakat birkaç dakika bile olsa acıtıyormuş. Kendimi öldürecek kadar gözüm dönmüştü. Ama seni tek bırakmak istemedim. Fakat babana o kadar aşıktımki istemesem de sol göğsümün üzerinde 'bir' rakamı belirdi sonra 'iki' sonra 'üç' şu an 23. saniye. 99 olunca babanın yanına gideceğim. Bunlar son sözlerim. Hoşçakal canım kızım. Ben babanın yanında olacağım ve daima seni seveceğim, seveceğiz."

İmza: Casey

Ve o an yıkıldım. Bu gerçek bir yıkılıştı. Ağlıyordum. Sesim titriyordu. Dilim tutulmuştu. Nefes alamıyordum. Hayatı sorguluyordum. Kim bilir belkide hayat beni sorguluyordu. 'Sen kimsin' diye.

Yüzüme tokat gibi çarpan gerçekler beni selinde boğarken dudaklarımın üzerinde baskı hissesiyordum. Earl beni öpüyordu...

"Sakin ol, ağlama." Sen beni öpünce daha da çıldırıyorum yapma gözünü seveyim. Ağlama krizinde nefes almaya çalışırken onun sıcak nefesi tenime çarpıyordu ve bu beni daha da ürkütüyordu. Öpüşleriyle sanki dudaklarını dinlendiriyordu. Sakin ve yavaştı. Bu beni de sakinleştiriyordu. Kendimi hayattan uzaklaştırmış, onun dudaklarına bırakmıştım. Telsiz ve adım sesleri bizi bölmeyene kadar.

"Siktir." Dudaklarından dökülen 6 harf her şeyi anlatıyordu sanki.

Bölüm sonu

3 yorum