İçeriğe geç

Ölüm Sessizliği

Bölüm 1 · 5 dk okuma

Ölüm Sessizliği

Bölüm 1

HERKES EVİNE DÖNDÜ

Sokakta Ayça'nın kahkahaları yankılanıyordu. Üzerindeki beyaz gömlek, altındaki eteği ve kafasındaki papatyadan tacı ile tam bir prenses gibiydi. Oturduğu salıncakta sallanıp duruyor, bir yandan da onu sallayan Baran'a bir şeyler anlatıyordu. Tahtrevallide ise Çağrı ve Mert vardı. Her zamanki gibi inatlaşıyor, birbirlerini ani zıplamalarla korkutuyorlardı. Esra, Ela ve Selin ise ellerinde çiğdemler dedikodu yapıyorlardı. Tam kahkahalar havalarda uçuşurken parkın karşısındaki evin penceresi aralandı ve yaşlı teyze bağırmaya başladı. "Çocuk musunuz evladım siz? Sözde üniversiteye gidiyorsunuz. Sizden korktuğu için düzgün çocuk gelmiyor bu parka. Bir de gürültü yapıp duruyorsunuz. Ay yazık hanım kızım seni de almışlar aralarına sen işinde gücünde kızsın ne işin olur bunlarla?" bu sözlerin ardından büyük bir kahkaha tufanı başladı. "Ayçaaa hanım kızım sen uyma bize" "Ayça bulaşma kızım belalıyız biz" sesleri yükseliyordu tahterevalliden. Bunları duyunca teyze "Sizden adam olmaz" deyip perdeyi kapattı. Ayça ise gülmeyi bırakmıştı. "Teyze haklı işimiz gücümüz var. Baran hadi biz işe gideceğiz daha. Beyler bayanlar görüşürüz." Dedi ve salıncaktan atladı. Baran'ın elini tuttu ve gecenin karanlığında kayboldular.

Onlar gittikten birkaç dakika sonra Burak geldi. Esra oturduğu yerden kalkıp Burak'ın yanına gitti. Ama Burak onun yüzüne bile bakmadı. Kaydırağın köşesine oturdu. Büyük bir sessizlik oldu. Sonra, Selin sorusuyla sessizliği bozdu. "Burak, geç kaldın biraz galiba?" bu şakayla karışık soruya Burak "Sana ne lan?" diye cevap verdi. Selin, Esra ile bir önceki gün telefonda konuştuklarını öğrendiğini düşündü ve önemsemedi. Ne olursa olsun Selin, söylediklerinde haklı olduğunu düşünüyordu. Burak, gelince değişen hava bir süre daha düzelmedi. O şekilde kaldılar. Ardından büyük bir gürültü koptu. Çağrı, "Mert! Neden beni bir anda aşağıya bırakıyorsun bu ne yaa?" diye bağırdı. Ardından Mert kaçmaya, Çağrı ise onu kovalamaya başladı. Onlar bir süre parkın etrafında koşarken Ela'nın telefonu çaldı ve kimseye bir şey söylemeden sessizce gitti. Esra, hala Burak'ı izliyordu. Anlamamıştı. Neden böyle davranıyordu? Burak'a ne olmuştu? Neden böyleydi? Selin ise kulaklığını takmış salıncağa oturmuştu. Sakince salınıyor, Burak ve Esra için ne yapabileceğini düşünüyordu.

Burak, yavaşça oturduğu yerden kalkıp Esra'nın yanına gitti. Kulağına bir şeyler fısıldadı ve ikisi kalkıp gittiler. Selin kaldı. Müzik dinlemeye devam etti.

“Ben ölmeden önce

Bir sürü aşkım oldu

Ben ölmeden önce

Bir sürü hatam oldu

Her şeye rağmen

Pişman değilim

Her şeye rağmen

Pişman değilim”

Bir yandan mırıldanıp bir yandan düşünürken yanındaki salıncakta bir hareketlilik hissetti. Ardından sıcak bir el hissetti elinin üstünde. Hafifçe gülümsedi. Mert ile el ele tutuşup bir süre öylece sallandılar. Hava iyice soğuyunca Selin’in üşüdüğünü gören Mert, gitmeyi teklif etti. Beraber yürümeye başladılar. Sıcak bir kafe bulup içeri girdiler. Kafede güzel bir müzik ve çok güzel bir kahve kokusu vardı. Duvarları ünlü Yeşilçam sanatçılarının resimleri ile doluydu. Bu saatte açık olan bir kafe bulmak zordu. İkisi de çok mutluydular. Bir şeyler atıştırıp oturduktan sonra çalan şarkıya eşlik etmeye başladılar.

“Hadi gel döndür beni

Bi' gülüşüne bakar hepsi

Ah deli sevgilim

Ah benim depresyon güzelim”

İkisi de bütün üzüntülerini, yorgunluklarını boş vermiş birbirlerine sığınmışlardı. Koskoca şehirde tek başına yaşamaya çalışan Mert ve “başarı” ile kafayı bozmuş bir ailenin kızı. Birleşmişlerdi. Kendi dünyalarında yalnızlardı. Yorgun, kırgınlardı. Kırgınlardı ama dünyaya kırılmışlardı. Dünya, onları kırmıştı. Kırık camlar gibi dağılmışlardı etrafa ve birbirlerini ancak onlar toparlayabilirlerdi. Elleri yara bere içinde kalacak olsa da ellerinden akan kanlar onlar için hiçbir şeydi.

Saat biraz daha geç olunca ayrıldılar. İkisi de ayrı yollarda gitti. Kalpleri ise aynı yolda el ele yürüyordu.

Baran ve Ayça saatlerce restoranda çalıştı. İkisi de hem dersler hem de işi aynı anda yürütmek için çabalıyordu. Başarıyorlardı da. Ayça, hem iş hem de dersler ile uğraşıyor, bir yandan da boş vakitlerinde şiirler yazıyordu. Baran ise çalışırken bir yandan da ona destek oluyordu. İkisi birbirini tamamlıyordu aslında. Baran mezun olmuştu. Ayça ise dersleri toparlamaya çalışıyordu. İşlerini bitirip boş sandalyelere oturduklarında derin birer nefes aldılar. “Ayça hadi sen git yarın sınavın var” diyen Baran’ın ısrarı ile beraber Ayça kalktı, çantasını aldı ve Baran’ı öpüp “ iyi geceler” deyip gitti.

Eve gittiğinde evde büyük bir kargaşa vardı. Ayça, içeri girince babası bağırmaya başladı “Neredesin sen? Ne bu hal?” bu sesleri duymazdan gelen Ayça, “kütüphanedeydim ders çalıştım. Ben Çisem gibi dışarıda partilemeye çıkmıyorum.” Deyip ilgiyi üstünden attı. Babası ise “Aferin akıllı kızım. Harçlığın masada” dedi. Siniri Çisem’e yönelmişti. Masadaki harçlık 10 liraydı. Ayça, evdekilerin durumunu biliyordu. Parayı aldı, Çisem’in defterinin arasına birkaç lira kitap parası koydu, annesinin ceketinin cebine mutfak masrafını ve babasının yastığının altına da içki parasını bırakıp yatağa uzandı. Ertesi gün büyük gündü. Burak’ın mükemmel planı ile sınav kâğıtlarını müdür muavininin odasından alıp gezmeye gideceklerdi. Telefonu eline aldı ve sanki daha yeni görüşmemişler gibi Baran’ a yazdı.

-Yarın plan tamam mı?

-Uyuşturucu ticareti yapmayacaksınız bir kâğıt parçası alacaksınız.

-Tamam, ama yine de riskli sonuçta.

-Sen artık uyusana yavrum yarın sınav kâğıdının üstünde uyuklamak mı istiyorsun?

-Asıl önemli olan kâğıt çalacağımız kâğıt.

-Çalmayacaksınız, ödünç alacaksınız.

-Her neyse…

-Ayça, biliyorum bu konuyu açmak istemiyorsun-

-Sorma.

-Bıraktın mı?

-Evet, Baran, babama içki parasını bıraktım.

-Hani artık vermeyecektin? Bir dahakine çalıştığımızda kazandığın parayla kendine kitap almayı düşünmelisin. O adamın içkisini değil.

-Ben o parayı vermezsem Çisem’e bulaşır.

-Tamam. Ben de yarın gece seninle geleceğim eve.

-Hayır. Neden geliyorsun? Yok gelme.

-Yarın konuşuruz. Yeter senin o adamdan çektiğin.

-Yarın konuşmayız. İyi geceler sevgilim.

-İyi geceler. Bir şey olursa ara.

Esra ve Burak bir süre sessizce yürüdü. Sonra ise Burak sessizce “Sence Selin haklı mı?” diye sordu. Esra, bir an duraksadı “Bilmiyorum. Neden yalan söylesin ki? Diye düşünmeden kendimi alamıyorum. Ama ne olursa olsun seni sevdiğimi biliyorum.” Dedi. Bu sözlerden sonra Burak onu öpüp oradan ayrıldı. Esra ise sessizce eve döndü. Evde hep alışkın olduğu manzara vardı. Babası yemek yiyor, annesi de ona yemek getir götür yapıyordu. Annesinin zayıflıktan çökmüş yüzüne bakınca “Selin neden haklı olmasın ki?” demekle yetindi. Korkmuştu. Babasının açtığı televizyondan gelen sesi dinledi.

“Sen, kimseyi sevme. Sen mümkünse kimseyi sevme, kimseye yaklaşma, kimseye bulaşma. Çünkü senin bu hissettiğin sevgi değil hastalık, kötülük bunun izahı olmaz.”

Ela, eve tek gitmişti. Hep böyleydi. Yalnız, tek başına. Eve girdiğinde soğuk duvarlar karşıladı onu. Girip ışıkları bile açmadan yatak odasına ilerledi. Bir filim açtı ve izlemeye başladı. Evi, televizyonu, telefonu her şeyi vardı. Ama fotoğraftan ona bakan ailesi çok uzaktaydı. Para hariç ise varlıklarını Ela hiçbir zaman hissetmemişti. Ela, o soğuk odada yorgana sarılıp filmin karşısında uyuyakaldı. Gece uyurken rüyasında görebileceği hiç kimsesi yoktu. Onu gerçekten seven tek bir arkadaşı bile yoktu. Bunu hissediyordu.

Çağrı, Mert gidince eve doğru yürümeye başladı. Evin önündeki ayakkabıları görünce girmekten vazgeçti. İçerisi çok kalabalıktı. Yine tüm akrabaları onların evindeydi. Gidip evi gibi bildiği dayısının dükkânını açtı. Plak dükkânıydı burası. Bir plak koydu ve uykuya daldı.

“Boğazında düğümlenen hıçkırık olayım

Unutma beni

Unutama beni

Gözünden damlayamayan gözyaşın olayım

Unutma beni

Unutama beni”

Yavaş yavaş gün bitti. Herkes evine döndü. Kalpleri ise o parkta oturuyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.