İçeriğe geç

Ölüm Mektubu

Bölüm 1 · 11 dk okuma

Ölüm Mektubu

Bölüm 1

Tehdit Mektubu

10 Nisan 1990

Nihayet son ders bitmişti koştura koştura eve gittim okula gitmeden önce annem ve babam bana sürpriz yapacağını söylemişti çok heyecanlıydım evin kapısı açıktı normalde açık olmazdı belki beni bekliyorlardır diye çok garipsemedim içeriye girdim anneme ve babama seslendim ancak hiçbir ses gelmedi

bütün odaları gezdim kimse yoktu en sonunda yatak odasına girdim şifoniyerin üstünde bir kağıt vardı heyecanla aldım ve içindekini okudum

"Ahıra gel sürpriz orada" zengin sayılabilecek kadar iyi bir durumumuz vardı ben atları çok sevdiğim için babam bu isteğimi kırmayıp bana yetecek kadar küçük bir ahır inşa ettirmişti ve birde at alacaktı sanırım sürpriz oydu ama sürprizi bozmamak için hiçbir şey dememiştim.

Ayakkabılarımı giydim ve ahıra girdim

bu sefer seslenmedim çünkü gördüğüm şeyle boğazım düğümlendi

Annem gözlerimin önünde bıçaklandı kestame renkli saçları dağılmış vücudu güçsüz durumdaydı annemi böyle görmek ağlamama neden oldu

annem de babam da bir sandalyeye bağlıydı babamın ağzı bantlıydı ve bir şeyler demeye çalışıyordu

Ardından tiz bir çığlık duydum, duyduğum ve gördüğüm şey ile yere çöktüm dizlerimin bağı çözüldü sanki

katili net bir şekilde göremiyordum ahır oldukça karanlıktı ama sağ elini kullanmıyordu

ve biraz topaldı sanki yürümekte zorluk çekiyordu etrafı incelemeye başladım yerde iki

silah vardı neden silah yerine bıçak kullanıyordu anlayamamıştım belkide ses çıkarmamak içindi daha fazla vakit kaybetmeden ikisinide sessizce almaya çalıştım o sırada katil babama geçti

nasıl silah kullanılır bilmiyordum fakat babamla izlediğimiz filmlerde görmüştüm hatırlamaya çalıştım

Babama bıçağı sapladı

içim öyle kötü oldu ki kusmak istedim

cesaretimi topladım ve tetiği çekip silahı adama doğru uzattım

ve sağ omzunu vurdum adam acıyla elini omzuna getirdi bana saldıracak sandım ama hiçbir şey yapmadı.

Hızla yana kaçtım babam ise beni görmüştü

Adam beni umursamadı bile iki silahın da mermi yuvasına baktım boştu

Adamı buradan daha net görebiliyordum yüzünde siyah bir maske vardı üstü baştan aşağı siyahtı babamı son kez görüyordum bana acıyla baktı "Kaç git buradan" der gibi yapamadım keşke okulda kalsaydım keşke eve gelmeseydim

Maskeli adam ise beni umursamadan babama bıçağı saplamaya devam etti

Bir,iki,üç

İşi bitince ahırı terketti omzunu vurduğun için sağ eli ile omzunu tutuyordu sağ bileğinin biraz yukarısında bir kanama vardı nedengözleri simsiyahtı bakmak bile istemedim annem ile babamın katiliydi o, bana bakmadan ahırı terketti.

Sürünerek yanlarına gittim bacaklarım tutmuyordu sanki gözlerim doldu cansız bedenlere bakarken ölü bedene sarıldım -her ikisine de-

Ellerim annemin ve babamın kanıyla boyanmıştı ellerime bakıp tekrar ağlamaya başladım

Ben kimsesizdim artık

18 Mayıs 2000

"Bugün erkencisin"

Mark'a soğuk bir bakış attım her zaman erken geldiğimi o da biliyordu köyü kahverengi saçları ve ela gözleriyle yakışıklı sayılırdı ve çoğu kızın reddedemeyeceği türden biriydi ama herkesi kendine aşık sanması gibi kötü huyları da vardı ilk geldiğimde bana asılmıştı ama yüz vermeyince Anna ile konuşmaya başladı ve daha bir haftalarında aldatmıştı onu Anna ise bunun intikamı olarak onu affetmiş ardından o da onu aldatmıştı iyi bir intikam almıştı yani ama Mark hâlâ onu sevmeye devam ediyordu Anna'nın kararı ise onu süründürme yönündeydi haklıydı da

Mark'ın cevap beklediğini anladığımda yinede sessiz kaldım sessizliğim hoşuna gitmemiş olacak ki konuşmaya devam etti

"Anna ile konuşuyor musun hâlâ bana kızgın mı?"

Konunun Anna'ya gelmesi beni şaşırtmıştı az önce onlar hakkında içimden konuşmamı duymaması içimi rahatlatırken ona tek kelime bir cevap verdim

"Evet"

Bu cevabımdan sıkılıp başka bir yere doğru gitti bende rahat bir nefes aldım

Bugün hiçbir şey yapasım yoktu boşu boşuna gelmiştim buraya ama bir kaç dakika bunu düşündükten sonra spor yapmaya karar verdim boks eldivenini taktım ve kum torbasına vurmaya başladım yarım saat kadar bunu yaptım eldivenleri çıkardım ve kadın soyunma kabinine girdim üstümü değiştirdim ve spor salonundan çıktım

eve doğru giderken iki kişinin konuşması ilgimi çekti

"Duydun mu yeni bir komutan geliyormuş buraya"

"Evet duydum burayı gördükten sonra bir daha geri gelmez bence"

"Her gelenin sonu aynı oldu sonuçta ya kaçtı ya gitmesi için zorlandı"

"Evet en fazla bir hafta durar burada"

Daha fazla vakit kaybetmeden eve gittim anahtar ile kapıyı açtım ve içeri girdim

içeri girmem ile yıldızın bacağıma sürtünmesi bir oldu

Hayvan mutlu bir şekilde mırladı

"Bende seni çok özledim"

Kafasını okşadım beni yalnız hissetirmeyen tek şey oydu.

Montumu çıkarttım ve üstüme günlük rahat bir kıyafet giydim ardından

Mama kabının yanına gittim ve içini mamayla doldurdum afiyetle yemeğini yerken bende kedimi izledim

Bende acıkmıştım ama hiç iştahım yoktu

yemek yemeden yatağa uzandım yeni bir komutan geleceğini duymuştum acaba gerçekten de korkağın teki mi diye düşünmeden edemedim.

Kedim yanıma gelerek beni düşüncelerimden uzaklaştırdı yarım saatimi onunla beraber geçirdim yarım saatin sonunda ikimizinde uykusu gelmişti geceliğimi giyip yatağıma yattım o da yanıma geldi ve her zaman olduğu gibi bugünde kedimle beraber uyuduk

♾️

kedimin miyavlaması ve kapının ısrarla vurulmasıyla uyandım yataktan kalktım ve saate baktım saat daha altıydı bu saatte kim gelebilir diye düşünürken üstüme montumu giydim kapıyı açtım kapıda hiç kimse yoktu ardından yere baktım bir mektup kapının altına

sıkıştırılmıştı merakla mektubu aldım ve kapıyı kapattım montumu çıkarıp askılığa astım yatağıma oturdum ve mektubu açtım içinden kenarları yakılmış bir parşömen çıktı okumaya başladım

Lane Allan

Konuyu çok uzatmayacağım

Sana bir seçenek sunuyorum ya bizimle çalışırsın ya da ölürsün,bu mektuptan başkasının haberi olursa ölürsün.

Cevabı düşünmen için sana beş saat veriyorum

Cevabın "Evet" ise askeriyenin önünde beni bekle

"Hayır ise bunu zaten biliyorsun

Harwey Aden

Mektubu okuduktan sonra boş boş duvara baktım

onlarla çalışmazsam beni öldüreceklerini söylüyorlardı neden ben başka birisi olamaz mı diye düşünüyordum sadece beş saatim vardı sakin olmaya çalışıyordum ama olamıyordum neden askeriyede buluşacağımızıda anlayamamıştım eğer teklifi reddedersem beni öldüreceklerdi üstüne üstlük kasabada çok bilinen zengin,soylu biri asla ceza alamazdı kasabalalılar öldürüldüğüme inanmazlar hatta kendisi intihar etmiş bile diyebilirlerdi.

Kedim gerginliğimi anlamış gibi bana sürtündü

o da bundan gerilmişti sanki bu beni biraz rahatlatmıştı beş saatimi iyi değerlendirmem gerekiyordu kedimin tabağına mama koydum ve üstümü değiştirdim iştahım yoktu bir şey yemek istemedim.

Olumlu düşünmeye çalıştım en azından gerçek ismimi yazmamışlardı bu daha da kötü olurdu çünkü 14 yaşındayken beni katil olmakla suçlayan insanlardan dolayı ismimi değiştirmek zorunda kalmıştım dört yıl yetimhanede kalmış orada türlü psikolojik şiddete maruz kalmıştım yetimhanede de katil olmakla suçlanmıştım 18 yaşında ise eski evime dönmek zorunda kalmıştım her gün kabuslar görüyor çığlık atarak uyanıyordum o günleri hatırlamak beni rahatsız etti ve bu daha da iştahımı kaçırdı en azından uyumayı deneyebilirdim saati sekize ayarladım ve alarm

kurdum üstümü çıkarmadan yatağa yattım gözümü kapatıp uyumaya çalıştım ama nafile

başka çarem olmadığı için askeriyeye gitmeye karar verdim daha dört saat vardı ama ben gitmek istedim montumu giydim ve mektubu da yanıma aldım kapıyı açtım dışarı çıktım askeriye evime oldukça ama başka çaremde yoktu yani yürüyerek gidecektim koşar adımlarla askeriyenin yolunu tuttum.

♾️

Askeriyeye yarım saatte vardım dediği gibi orada bekliyordu bir adam üstünde simsiyah bir mont vardı

"Hoşgeldin bu kadar erken geleceğini düşünmemiştim" dedi pişkin pişkin.

"Sanki başka seçeneğim varmış gibi"

"Neyse sana bunları söylemek için çağırmadım yeni gelen komutanı öldürmeni istiyorum nasıl öldürürsün beni ilgilendirmez ölü olsun yeter" dedi büyük bir sakinlikle

"Benden katil olmamı mı istiyorsunuz?" dedim inanamayarak

"Evet"

"Bu arada eğer acı çekerek ölmesin istiyorsan yemeğine getirdiğim zehirden katabilirsin ve eğer yakalanıp ceza alırım diye korkuyorsan bu olmayacak en fazla bir ay hapishanede kalacaksın idam cezası yemene izin vermem merak etme" ceza almamamı neden bu kadar çok düşünüyor dye düşünürken aklıma takılan bir soruyu sordum

"İyi de hem sizle çalışmazsam beni öldürmek ile tehdit ediyorsunuz hemde ceza almamı istiyorsunuz"

"Eğer hata yaparsan seni ben öldürmek istiyorum eğer benim istediğim bir şeyi yaparsan ceza almamanı istiyorum"

Bu cevabı şaşırtmıştı ama hâlâ anlayamıyordum eğer isterse komutanı kendisi de öldürebilirdi

"Peki istediklerinizi yapmazsam ne olur?"

"Mektupta gönderdiğim ikinci seçenek olur"

Başka şansım olmadığı için kabul ettim bana komutanın odasının nerede olduğunu söyledi elindeki zehir şişesini bana verip gitti.

Askeriyenin önünde askerler vardı onlara komutanı görmek istediğimi söyledim bu kadar erken gelmemin nedenini sordular önemli bir şey olduğunu söyleyince beni içeri aldılar dıştan büyük gözüküyordu içi de öyleydi hızla komutanın odasına doğru gittim odanın dışında pencere vardı neden oda içersinde pencere olduğunu sorgularken pencereden içeriye odanın içerisine bakmaya çalıştım odanın içersinde komutan olduğunu düşündüğüm bir kişi vardı birde...

Bir kız? İkisininde yalnızca yan profillerini görebiliyordum oldukça yakın görünüyorlardı içeriye girmek doğru olur mu bilemedim ve girmek istemedim kızın çıkmasını bekledim ama bir türlü çıkmadı bu kadar ne konuşuyorlar diye düşünürken sonunda kız çıkmaya hazırlandı

komutan bir şey söyledi ve kız ona doğru döndü ve komutan kızı alnından öptü?

şaşkınlıkla onları izlerken komutan bana doğru baktı ve beni gördü hızla en yakınımdaki odaya girdim kapıyı hızlıca kapattım

komutan beni görmüştü illaki buraya gelecekti

en azından bekleyebilirdim.

Girdiğim odayı incelemeye başladım bir yatak onun yanında küçük bir çekmece onun karşısında kitap rafı ve kapının biraz uzağında masa,masanın üzerinde bilgisayar vardı

Umarım komutanın odası değildir diye sesli düşünürken kapı ben geri çekilemeden hızla açıldı. Çekilemedeğim için kapı kafama çarptı

Komutan ise bunu hiç umursamadı ve mavi gözlerini gözlerime dikti

"Odamda ne işin vardı?" Dedi hiç düşünmeden üstünde siyah bir üniforma vardı siyah saçlarıyla iyi bir uyum yakalamıştı üniformaya özel silah koyma yeri vardı baştan aşağıya siyah bir üniforma tercih etmişti.

"Keşke ilk önce 'İyi misiniz?' diye sorsaydınız"

"Emin ol sizi ben izliyor olsaydım ve odanıza girmiş olsaydım sizde böyle tepki verirdiniz"

Elimi alnıma götürdüm, kanıyordu bu kadar açık sözlü olması sinirimi bozarken cevap verdim

"Bir şey konuşmak için"

Ne konuşabilirsin Heari ona sizi nasıl öldürebilirim diyecek hâlin yok ya ne konuşabilirsin ne diyeceğim şimdi

"Niye içeri girmedin ki"

"Meşgul görünüyordunuz" dedim içerideki kızı kastettiğimi anlamıştı

"Kız kardeşimdi yani girsen sorun olmazdı" kız kardeşinin olma ihtimalini düşünmemiştim sevgilisinin olduğunu düşündüğümü farkedince imalı bir şekilde gülümsedi ardından ciddiliğini koruyarak "Bir şey söyleyecektin" dedi. Bu kadar duyarsız olması daha da sinirimi bozmuştu belkide işi vardı ama biraz nazik olabilirdi değil mi?

"İlk önce mendil verir misin?"

Yatağın yanındaki küçük çekmeceden bir mendil çıkardı ve bana uzattı.

"Tabii al" uzattığı mendili aldım ve kısa bir süreliğine elim eline değdi bu küçük temas bile soğuk olan parmaklarımın ısınmasına yetmişti.

Elimi yeniden alnıma götürdüm kanayan yeri bulmaya çalışıyordum buldum ama bir türlü yarayı temizleyemedim. Aniden komutan seslendi

"Yardım edeyim mi?" Bu sorusu beni şaşırtmıştı şaşkınlığımı gizlemeye çalışarak kafamı hafifçe salladım

Onayımı aldıktan sonra mendili alnıma götürdü

Tenime değen parmakları gerilmeme neden oldu.

Dayanamayıp "Bitti mi?" Diye sordum

Aslında o kadar abartılacak bir şey yoktu neden bu kadar yavaş yapıyordu

"Bitti" dedi sonunda mendili bana uzattı

Ona bir şey söyleyeceğimi hatırladım o da neden burada olduğumu hatırlamış olmalı ki

"Bir şey söyleyecektin" dedi.

Ne diyeceğimi unuttum desem çok aptal görünürdüm aklıma direkt "burada bir iş alabilir miyim" sorusu geldi biliyorum çok saçmaydı ama ne diyebilirdim ki. Eğer bana yemek yapabilirsin derse yemeğine zehir katabilirdim hem, komutan ise düşündüklerimden bihaber dudaklarını şaşkınca araladı

"İş mi?"

"Evet"

"Ne iş yapmak istersin"

Sqeçeneği bana sunması işime gelmişti ama yine de çok dikkat çekmemem gerekiyordu

"Ne isterseniz yapabilirim" diye yanıtladım sorusunu

"Temizlik yapabilirsin" bunu demesi işlerimi zorlaştıracaktı ama başka seçeneğim de yok gibiydi

"Tamam o zaman"

"Koridorun en sonunda solda temizlik malzemeleri var onlardan kullanabilirsin"

"Teşekkür ederim" dedim ve çıktım birini öldürmek için temizlik yapacaktım.

Dediği gibi koridorun en sonuna gittim solumda küçük bir oda vardı kapıyı açtım dediği gibi temizlik malzemeleri vardı onları aldım montumu çıkardım askılığa astım ve temizlik yapmaya başladım.

Temizlik yaparken yaşlı bir kadın geldi uzun yıllar burada çalışmış gibi gözüküyordu hatta elindeki nasırlar dikkatimi çekmişti

"Sen yeni çalışan mısın?"

Kadına döndüm üstünde bir önlük vardı galiba askeriyenin aşçısıydı

"Evet"

"İşini bitirdikten sonra malzemeleri geri koymayı unutma sonrada yemek yersin"

"Tamam teşekkürler"

Askeriye çok da pis değildi herkes kendi kirlettiği yeri temizliyor gibi gözüküyordu bu yüzden temizlik yapmak kısa sürmüştü işimi bitirdikten sonra malzemeleri geri odaya koydum astığım montu giydim çünkü montumun içindeki mektubu görürse işim biterdi montumu giydikten sonra yemekhane olduğunu düşündüğüm yere gittim herkes yemek molası veriyordu bende çok açtım sabahtan beri hiçbir şey yiyememiştim kendime bir tabak alıp içine yemek koydum ve bir masaya oturdum tam yemeye başlayacaktım ki biri arkamdan seslendi

"Lane Allan siz misiniz?"

Adama doğru döndüm ve yanına gittim o sırada bütün gözler üzerimdeydi

"Evet benim" Dedim.

Adam elindeki kağıdı bana verdi ben bir şey diyemeden gitti

Yemekhaneye geçip gelen kağıdı açtım

Bu işi bugün bitir aksi takdirde komutan da sende ölürsünüz öldürmek için yarım saatin var ne kadar erken o kadar iyi.

Titreyen ellerimle kağıdı katladım ve montumun cebine koydum neden kabul ettim ilk baştan kabul etmemem gerekiyordu ve tekrar öldürülmekle tehdit ediliyordum ve bu sefer sadece ben değil komutanda ölecekti iki ihtimalde de ölecekti, ama ben ne yapacağımı bilmiyordu düşünmekte zorluk çekiyordum

yarım saatte öldürmem imkansızdı doğru düzgün bir plan bile kuramamıştım yemeği bırakarak komutanın çalışma odasına ilerledim içeride birinin olmamasını umarak kapıyı birkaç kere tıktıkladım Komutanın "Gel" demesini beklemeden içeriye girdim mavi gözlerini üzerimde gezdirdi çalışma odası odasından farksızdı sadece yatak ve kitap rafı yoktu onun dışında masa ve sandalye vardı

"Hoşgeldin işini bitirdin sanırım"

Benim bir şey dememe fırsat bırakmadan

"Tanışamamıştık Ömer Tuğra Atalay ben"

Türk olması beni şaşırtmıştı ikimizde şaşkınlığımı farkeden komutan cevap verdi

"Babam Türk ismimi o koymuş" İkimizde yarı Türktük benimde annem Türktü ismimi o koymuştu soyadımı da babamdan almıştım

"Sıra sende" der gibi bana baktı ama birazdan onu öldüreceğimden haberi yoktu

"Lane Allan" dedim daha fazla meraklanmasın diye.

Ardından gözlerim silahına kaydı sonra benden hiç beklemediği bir hareket yaptım

Komutana yaklaştım ve pantolununa koyulmuş silahı aldım komutan şaşkınca bakakaldı bense çoktan bir kaç adım uzaklaşmış silahı komutana doğrultmuştum ellerim titriyordu bu yüzden silahı iki elimle kavrıyordum komutan ise düşündüğümden daha sakindi nefes nefese kalansa bendim daha fazla beklemeden tetiği çekmek için elimi kullanmaya çalıştım ama aklıma gelmemesi bir şey geldi

İlk kez silah kullandığım o an küçük ben elimi tutuyordu sanki elimin hareketini o belirliyor gibiydi bütün vücudum hareketini durdurmuştu

O anı hatırladığımda silahı kavrayan ellerim gevşedi ve ellerimden kayıp gitti yere düştüğünde ise büyük bir ses çıkardı elim gibi tıpkı vücudum da yavaş yavaş kontrolünü kaybetti ve kafam sertçe yerle buluştu adım sesleri duydum komutan gelmiş olmalıydı en son duyduğum şey buydu sonrasın da gözlerim karardı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.