Ölüm hayatın her anında vardır. İnsan doğduğu andan itibaren ölüm sayacı onun için başlar. Herhangi bir sebepten geldiği toprağa tekrar döner. Peki ya öldürmek?
Önümdeki tabaklara ve elimdeki şişeye uzun uzun baktım. Kimseyi öldürmek istemiyordum
ama önümde sadece iki seçenek vardı ya zehri içip bu oyunu kendim için bitirecektim ya da önümdeki tabaklardan birine bu zehri dökücektim. Pek fazla vaktim yoktu ama seçeneğim belliydi, vicdan azabı çekerek yaşayacağıma onurumla ölmeyi seçmiştim çünkü bu ben değildim, ben birinin canına kıyamazdım hele ki o kişi masumsa... İşte bu yüzden zehri kendim içip cellat olmamayı seçmiştim. Etrafımdaki gardiyanlara baktım. Aramızda çok bir mesafe yoktu ama onlar gelene kadar ben çoktan bu şişedeki sıvıyı içmiş olurdum. Şişenin kapağını açtım tam ağzıma götürmek için kolumu kaldırmıştım ki elimdeki şişeden gürültülü bir ses geldi, şişe sadece bir saniye içerisinde onlarca parçaya ayrıldı. Başta bir şey hissetmesem de elimden kahverengi parkeye akan sıvı ile kendime geldim. Elimde çok derin kesikler vardı ve bu kesiklerin içinden zehir kanıma karışıyordu. Biri elimdeki şişeye silahla ateş etmişti o kişiyi göremiyodum nereden ateş ettiğini de anlayamamıştım. Bakışlarım tekrar elime gitti. Dolaylı yoldan da olsa sanırım başarmıştım bu olayın güzel yanı ise zehrin kanıma karışması için beklememe gerek kalmamıştı bunun sayesinde yaşayacağım o gergin bekleyişten kurtulmuştum ayrıca pişman olacağım bir zamanda kalmamıştı. Boynumun sol tarafında hissettiğim keskin ağrıyla bakışlarımı o yöne çevirdim sol tarafımda gardiyanımı ve elindeki şırıngayı görmemle gardiyanın boynuma iğne sapladığını anlamıştım. Sanırım panzehirdi. Yaşadığım hayal kırıklığıyla çok sert bir biçimde açılan kapıya döndüm. Tam tahmin ettiğim gibi rehber gelmişti büyük bir ihtimalle yaptığım bu asilik yüzünden bu seferde beni o öldürecekti. "Sen - sen bunu nasıl yaparsın?" Suratımda hissettiğim güçlü tokatla yere doğru savruldum. Darbenin etkisiyle dudağımdan sızan metal tat midemi bulandırdı. "Oynamak istemiyorsan söyle, söyle ki yedi sülalenin canını alıp önüne sereyim." Sesi o kadar korkutucuydu ki tüm hücrelerimle korkudan titriyordum. Sanki konuşmuyordu da kükrüyordu. Saçımı çok sıkı bir şekilde eline dolayıp yüzümü yüzüne yaklaştırdı. "Burada her yeri görürüz biz ve sen benden habersiz, bizden habersiz nefes bile alamazsın duydun mu? " Cevap vermemi ister gibi suratıma bakıyor cevap vermedikçe saçımı biraz daha çekiştiriyordu canımın acısıyla onaylar biçimde kafamı salladım. İkinci kez ona ve kurallarına yenilmiştim. İlk yenilgim sessizliği kabul etmemdi. İkinci yenilgimde burada korkaklığım yüzünden dediklerine boyun eğmemdi. Yüzümü yüzüne daha çok yaklaştırdı. "Oyunun kurallarına göre kendini öldürmeye çalışan çok ağır bir biçimde cezalandırılır. Oyun bitiminde buradan ayrılmayacaksın seni gelip cezana götüreceğiz tabi yaşarsan." Yavaşça saçımı bıraktı ve hızlı adımlarla odayı terk etti. Tabi yaşarsan demişti onun için bizim hayatımız bu kadar basitti. Bizim hayatımız onun için alay konusuydu. Gardiyan beni kolumdan tutup hırpalarcasına ayağa kaldırdı bu yüzden dengemi zor korumuştum. Gardiyan elime yeni bir zehir şişesi tutuşturdu. Bu sefer gerçekten bu zehri bir tabağa boşaltmam gerekiyordu. Derin bir nefes aldım ve beşinci tabağın önünde durdum. Beşinci tabağı seçmiştim çünkü beş benim uğurlu sayımdı , içimden umarım şimdide bana uğur getirir ve bu tabaktan kimse yemek yemez diye geçirdim. Sakince tabağın üstündeki metal şeyi kaldırdım ve spagettinin üzerine zehrin çok az bir kısmını tabağın en arkasına döktüm biri bu tabağı seçse büyük ihtimalle başından veya ortasından yemeyi tercih edicekti ama şuan zehir küçük ve arka alanda olduğu için yaşama şansı artabilirdi. Şuan her ihtimali değerlendirip, küçücük umutlara tutunuyordum. Tam bu esnada gardiyan yaptığım hileyi farketmiş olacak ki beni çok sert bir biçimde dürtmesiyle zehrin hepsini boşaltmak zorunda kaldım. İşim bitince gardiyanlar kollarımdan tutup beni odadan çıkardılar. Herkes endişeyle kapının önünde sıranın kendilerine gelmesini bekliyordu. Gözüm sırasıyla bizimkilere takıldı. Deniz her zamanki gibi Ayça'ya bakıyor onun için endişeleniyordu. Ayça ise donmuş gibi karşıdaki duvarı izliyordu. Bu hali fazlasıyla korkutucuydu. Mavi ve Berk ise endişeli gözlerle bana bakıyordu. Onlara bakınca çok kısa bir an huzurla doldum . Mavi ve Berk'in endişeli, şefkatli bakışları altında kendimi yalnız hissetmedim, çok saçma belki ama bu bakışlara ihtiyacım varmış. Bunca vahşetin içinde bu bakışlar bana güç vermişti. Üçümüz gözlerimizle konuşa konuşa oyunun bitmesini beklemiştik. Sanki zaman hiç geçmiyordu, geçmesine gerekte yoktu çünkü geçen her zaman buradaki insanların ölüme bir adım daha yaklaşması demekti. Sonuncu kişinin çıkmasıyla zehir koyma kısmı bitmiş ve artık tatma kısmına geçmiştik. Hepimiz yemek masasının etrafında sıralanmış rehberi bekliyorduk biri dışardan baksa aynı kurbanlık koyun gibi olduğumuzu düşünürdü. Kapı açıldı Rehber geldiğimiz günden beri en neşeli haliyle içeri girdi, bu neşesinin sebebini az çok biliyorduk çünkü şuan onun için en zevkli kısma gelmiştik. Ölüm kısmı." Eveeeet hazır mısınız? Sonunda aranızdan bir veya birkaç kişi ölücek." Birilerinin ölücek olmasından aldığı zevki her fırsatta sesiyle,bakışıyla, gülümsemesiyle yansıtıyordu. Hafifçe öksürüp konuşmaya devam etti. " Bu iş daha eğlenceli olsun diye tadımı hepinizin gözünün önünde yapacağız çünküüü içinizden biri ölmeden önce zehri koyan kişi bunu görüp bilicek. Nasıl çok eğlenceli değil mi? " Diyip kocaman bir kahkaha attı. Bu nasıl bir hastalıklı zihindi. Bir insan nasıl ölümden bu kadar zevk alabilirdi. Kafayı yemek üzereydim , içimden umarım bu tabaklardan biri bana denk gelir demekten başka bir şey gelmiyordu. Bazen haykıra haykıra konuşurken, içimde ne var ne yoksa söylerken en özgür anımda beynimi dağıtsın istiyordum ama bazende her şeye rağmen yaşamak istiyordum. Deniz'i arkadaşlarımı burada yalnız bırakmak istemiyordum. Onları beynimin dağılmış görüntüsüne de maruz bırakmaya pek niyetim yoktum. Oyunlarda kendi kendime ölmeyi beklemekten başka bir şey gelmiyordu elimden. Ben bunları düşünürken tadım çoktan başlamıştı. Tadıma ilk olarak yabancı olanlardan biri başladı. Önünde bir dilim çikolatalı pasta vardı, yedi ve yemek masasının karşı tarafına geçti. İkinci kişi Mavi'ydi o da önündeki tavuktan bir ısırık alıp karşıya geçti. O yemeği çiğnerken benim kalbim yerinden çıkacaktı. Sonra ben geldim, kocaman metali kaldırdım benden önceki kişiler küçük lokmalar alırken ben bir dilim pizzanın hepsini yedim. Bu da benim kendime göre sessizce baş kaldırma yöntemimdi. Belki de kendi kendimi ölüme davet etme şeklimdi. Tadımlar ilerlemiş, Ayça hariç herkes yemeklerini yemişti. Artık kendi vücutlarımızda zehrin öldürücü belirtilerini arıyorduk. Ayça yavaşça metali kaldırdı tabağın üstünde bir puding vardı Kaşığını oldukça yavaş bir biçimde daldırıp yemeğe hazırlanırken ilk yemeği yiyen çocuk bir anda boğulmaya başladı ve yere yığıldı. Yerde can çekişiyor bakışlarıyla bizden yardım dileniyordu ama bizim elimizden hiçbir şey gelmiyordu çünkü gardiyanlarımız bizi sıkıca tutmuş hareket etmemize izin vermiyorlardı
Bu yüzden sadece izleyebiliyorduk. Bakışlarımı Ayça'ya çevirdim yerdeki can çekişen bedene bakan yüzü bembeyaz olmuştu. Şok olmuş bir biçimde izliyordu. Onun bu hareketsiz hali rehberin canını sıkmış olmalı ki gardiyanı gelip kaşığı zorla ağzına soktu ve yerine götürdü. Hepimiz yerdeki artık ölü olan çocuğa bakıyorduk. O zehri ben koymamıştım belki ama vicdanım bu çocuk için sızlıyordu. Biri daha ölmüştü. On bir kişi olarak geldiğimiz bu kampta artık dokuz kişiydik. Başka kimsede bir şey yoktu ve böyle devam etmesini umuyorduk, başka bir ölü görücek kadar cesaretimiz kalmamıştı. Geçen belirli bir süreden sonra başka kimseye bir şey olmamıştı ve bunun için şükrediyordum. Bu kadar zehirli yemek içinden sadece birinin yenilmiş olması büyük bir şanstı. Buradaki on kişi bir kumar oynamış ve sadece bir kişi kaybetmişti. "Bugün şanslı gününüz ha." Rehberin gelmesiyle gözümü yerdeki cansız bedenden çektim ve rehbere baktım. Oyunun bitmesi demek birazdan cezamı çekeceğim anlamına geliyordu ve rehberin kurduğu cümlede bunu onaylıyordu. "Herkes odalarına artık dinlenmeyi hakettiniz. Alya Hanım siz hariç çünkü sizi ölmeyi isteyeceğiniz kadar ağır bir ceza bekliyor."