İçeriğe geç

ÖLÜM ÇİÇEĞİNİN DİKENLERİ

Bölüm 1 · 43 dk okuma

ÖLÜM ÇİÇEĞİNİN DİKENLERİ

Bölüm 1

1.BÖLÜM:SÖZ MÜ?

Kitaba başlama tarihinizi yazar mısınız?

Uyarı: Bu kitap kan, vahşetlik, cinsellik ve rahatsız edici öğeler içermektedir. Küçük yaşta ya da başka bir yaşta olan ve çabuk etkilenen okuyucuların okumasını tavsiye etmiyorum.

HİKAYE AÇIKLAMASI:

Lavinia. Namı değer Ölüm Çiçeği. Bir çok hikayelere konuk olan Lavinia'ların sonu ya ölüm ya da mutsuzluktur. Bu Lavinia ölmüyor,öldürüyordu...Yeşil gözlü Lavinia'mız tehlikeli değil tehlikenin kelime anlamı zaten oydu. Onun yapraklarını koparmaya çalışanı kökünden söküyordu...

***

Ben seninle her yere hiçbir şeysiz gelirim. (Söz bana aittir.)

1.BÖLÜM:SÖZ MÜ?

Merhaba ben Asya. Galiba altı buçuk yaşındayım. Evet evet altı buçuk yaşındayım. Çok mutluyum. Uras diye bir arkadaşım var burada bizim yan komşumuzun oğlu. Ona şekerim diyorum. Buna ne kadar sinir olsada artık alıştı hatta artık hoşuna gittiğini düşünüyorum. Şekerim deyince aninda ona seslendiğimi anlıyor. Fazla benimsedi galiba. Bir anda ağzımdan çıktı ve sürekli kendimi ona şekerim derken buldum.

Onunla nasıl tanıştığımızı anlatayım.

Bir gün kendi halinde misket denen ya da ona benzeyen bir şey oynuyordu. Çok renklilerdi. Ben de oynamak için yanına gittim. Ama o biraz sinirli ve içine kapanık birisidir. Bu yüzden bana kızdı. Ben de inat olsun diye misketlerini elime aldım kaçmaya başladım. O beni kovalamaya başladı. Arkamdan bana kötü sözler söylüyordu. Ama benim kötü niyetim yoktu. Anlamını bilmediğim küfürlü şeyler söylüyordu. Ama çokta umursamayarak koşmaya devam ettim.

Evimden baya uzaklaşmıştım. O benden dört yaş büyüktü. Sonra bir taşa takılıp dengemi kaybetmiştim. Cebimdeki misketler etrafa saçılmış ve yeri boylamıştım. Cebimde sadece 1 ya da 2 misket kalmıştı. 'Off naptım ben. Kötü bir niyetim yoktu ki!' diye düşünmüştüm. Sonra ağlamaya başladım. Yaz aylarında olduğumuz için pembe bir şort giymiştim. Sağ dizim kanamaya başlamış ve Uras'ı telaşlandırmıştım. Sonra dizime üflemeye başladı. Sonra bende gülümseyip, ağlamayı bırakmıştım.

O benim gülümsediğimi görünce o da gülümsemeye başlamıştı. Onu ilk defa gülümserken görmüştüm. Küçücük gamzeleri vardı. Sonra eve beraber gittik ve annem bana sakar olduğum için kızmıştı. Uras suçu üstlendi ve 'Benim yüzümden oldu.' demişti.Annem ona gülümsedi ve bana da kızmayı bırakmıştı. Şimdi kulağa basit geliyor ama küçükken beni çok mutlu etmişti suçu bir kahraman gibi üstlenmesi.

...

Biliyor musunuz? Ben soyad ne demek bilmiyorum. İsmin yanında aileyle alakalı bir şey ama ne anlamıyorum. O yüzden insanlara lakap takıyorum ya da ismini söylüyorum. Şimdiye kadar tanıdığım hiç kimsenin soy adını ne sordum ne öğrendim. Çünkü umrumda olmazdı. Artık Uras ile her gün görüşüyorduk. Dışarıdan bakıldığında herkes ondan çekiniyordu ama neden? Ben onunla çok mutluyum.

Onun tek arkadaşı benim. Benimde tek arkadaşım o. Aslında benimle arkadaş olmak isteyen bir sürü insan var ama Uras birbirimizden başka arkadaşa ihtiyacımızın olmayacağını söylüyordu ve haklıydı onunla çok mutluyum.

Bir keresinde canım yumurta çekmişti. O gün evde yumurta yoktu. Bu daha da istememe yol açmıştı. Sonra Uras'a söyledim. O da aklına bir fikir geldiğini söylemişti.

Birlikte bir üst sokağımızda olan kümese dalmıştık. Amacımız yumurta almaktı. Ama alamamıştık. Hatta bir horoz Uras'ın dirseğinine kendine ait bir iz bırakmıştı. Ben ona olanları izlerken bir anda başka bir horoz bileğime kendine ait bir iz bıraktı. Çok canım acımıştı. Ağlamaya başlamıştım. Sonra Uras beni bileğinden tuttu ve koşarak oradan uzaklaştık. Şekerim'in dirseğinin kanadığını gördüm. Kendi acımı unuttum onun için ağlamaya başlamıştım.

Elimi oraya sürdüm ve kan olmuştu. Sonra genç bir hanım efendi bizi evine götürdü ve yaramıza bir şeyler yaptı. Yara bandı yapıştırdı. Yaralarımız kalıcıymış. Ama ikimize ait bir anımız olmuştu. Benimki uzaktan gözükmüyordu,onunki ise kısa kollu giydiğinde arkadan belli oluyordu.

Eve gittik oda ben de ailelerimizden azar yedik. Ama pişman mıydık? Tabiki de hayır. Yine hep ikimiz bir olur çeşitli yaramazlıklar yapardık...

***

Bu gün Uras'la neler yapacağız acaba? Çok heyecanlıyım. Kahvaltımı hızla bitirdim ve onun evine gittim. Ama ev kitliydi. Kapıyı defalarca çaldım ama açılmadı. Pencereler kapalıydı.

Yoksa... Beni bırakıp gitti mi?...Ama ama... Bu olamaz. Neyse yarına gelirler diye düşündüm. Anemin yanına gittim ama yinede sorayım dedim Urasgilin kapısı neden kapalı pencereler neden kapalı diye, annem onun uzaklara taşındığını söyledi. Ama nereye taşındığını söylemedi ya da neden taşındığını söylesede anlamazdım ama olsun nehse belki o da bilmiyordur.

***

Bu olaydan bir kaç ay geçti. 7 yaşıma girdim. Okula seneye başlıyacakmışım. Neyse bu gün annemle kovalamaca oynadık. Hava karardı evde bir süre oturduk. Sonra babam içeri hızla girdi. Anneme bir şeyler söyledi. Sonra yukarı çıktık. Babam bana ne olursa olsun bu dolaptan çıkmamamı söyledi. Ve söz verdirdi. Buraya adamlar gelicekmiş ve beni bulmaya çalışacaklarmış. Ama ben ne tür ses duyarsam duyayım bu dolaptan asla ses çıkarmayıp ortaya çıkmayacakmışım. Aslında güzel bir oyna benziyor. Sessiz kalmak ve saklanmak. Evet söz verdim yapacağıma. Bağırmalar gelse de çıkmayacağım. Ay acaba nasıl bir oyun?

İçeri adamlar girdi. Ben dolaptan gizlice onları izlemeye başladım. Sonra babam annemin önüne geçti. Sonra yapmayın bizi rahat bırakın diye bağırmaya başladı. Adamın biri kahkaha atmaya başladı. Sona 2-3 adam babamı bir sandalyeye bağladı. Hareket edemiyordu ama bağırıyordu. Sonra lider olarak tahmin ettiğim oyunun başkanı annemin kıyafetlerini çıkardı. Hemde hepsini. Annemin üzerinde hiçbir bez parçası kalmadı.

Babam gırtlağını koparırcasına bağırmaya başladı. Ona zarar verme diye. Adam daha da kahkaha attı. Oyunun başkanı olarak tahmin ettiğim kişi bir adama kaş göz yaptı ve babamın ağzını bantladılar. Annem zaten çığlık atmaktan boğazı düğüm olmuştu. Oyun başkanı olan adam pantolonunu çıkarttı. Sonra iç çamaşırını. İlk defa bir erkeğin özel bölgesini görmüştüm. Uras'ta bir erkek, demek onda da var.

Annem gitmeye çalıştı ama adam onun ellerini bağladı ve ağzını bantladı. Bu oyunu ilk defa görüyorum. Bu oyunu hiç sevmedim. Annem ve babam hiç eğlenmiyor gibi ama bu da oyunun bir parçası olabilir. Sonunda sürpriz falan mı olacak? Ben sessizce onları izlemeye devam ettim.

Sonra adam annem ve kendisinin özel bölgelerini birleştirdi bir şeyler yaptı anlamadım. Sonra kendi kıyafetini giydi. Annem hala kıyafetsizdi.Sonra adam eline metal bir şey aldı. Anneme doğrulttu sonra baya güçlü bir ses geldi. Sonra annem yere yattı. Babama da aynısını yaptı. İkisinin de kafasından kan gelmeye başladı. Babamın kafası önüne düştü. Hala bağlıydı çünkü.

Ortaya tam çıkıcaktım ki çok uzaklardan siren sesi duydum. Karşımdaki adamlarda duydu ve koşarak evimizi terk ettiler.

Sonra ben ortaya çıktım. Annem ve babamı dürttüm. Seslendim, bağırdım, ağladım uyanmadılar. Sonra yanaklarına öpücük kondurdum ama yine uyanmadılar. Babam benim öpücüğümün sihirli olduğunu söylerdi.

Uras bir keresinde yere düşmüştü. Yüzünü buruşturmuştu. Sonra ben elinin kanadığını gördüm ve orayı öptüm. Sonra gülümsemeye başlamıştı.Şekerim'i iyileştiren öpücük sizi neden iyileştirmedi? Sonra yanlarına yattım belki uymuşlardır. Sabah uyanırlar diye düşündüm ve ortalarına yattım ve uyudum...

Sabah uyandığımda bir sürü polislerin olduğu bir yerde bir koltukta uyuyordum. Uyandığımı bir polis gördü ve bana yiyecek bir şeyler verdi. Ben yemedim. Annemgili görmek istediğimi söyledim.

***

Onlar ölmüş. Ama bu bir oyun değil miydi? Polis olan tatlı bir kadın ve yanında sakin bir adam yanıma geldiler ve beni bir odaya götürdüler.

"Tatlım senin ismin ne? " diye sordu polis olan kadın. Ben çok korkuyordum annemler nerede? Ben niye buradayım? Titremeye başladım.

"A-asya"

"Ne kadar güzel bir ismin var. Peki anlamı ne?" bana gülümseyerek bakıyordu bu birazda olsa içimi rahatlatmıştı.

"Hanımefendi, güzellik demek."

"Dün ne oldu bana anlatır mısın? " Ne diyebilirim ki? Daha ben hiç bir şey anlamadım. Anladığım kadarını anlatmaya başladım.

"D-dün babam beni bir dolaba sakladı. V-ve ne olursa olsun çıkmayacağıma söz verdirdi. S-sonra 4-5 tane adam geldi. Babamı iplerle bağladılar. Bir şeyler yaptılar. S-sonra annemin kıyafetlerini bir adam çıkardı. Kendisininkinide çıkardı... "

"Ah.. Tamam hayatım bu kadar yeterli. Peki yüzlerini nasıldı?" Kadın üzüldü ve bana yüzlerini sordu.

"Ben şey tam bilmiyorum annemgile bakıyordum. 3 tanesi falan sakallıydı. Birisinin sakalları beyazdı. Hepsi takım elbiseliydi..."

"Anladım sakin ol kendini yorma kuzum şimdi abiler seni bir yere götürecekler. Merak etme orada mutlu olacaksın." Annemde bana hep kuzum derdi. Nerede o neden bana kuzum demiyor ve ben nereye gideceğim!?

"Nereye?"

"Seninle aynı yaşlarda olan hatta senden büyük olan kardeşlerin ve ablaların olduğu bir yere." Tanrım! Orası da neresi? Ben annemi istiyorum. Hem bizim evimizde hiç çocuk yok ki. O beni başka bir yere götürücek...

"Ama ben annemin yanına gitmek istiyorum."

"Kuzum onlar artık bu dünyada değil. Yani başka bir dünyadalar. Artık yaşamıyorlar." Bana yine kuzum dedi... Dur ne dedi? Onlar... yaşamıyor.... başka.... dünyadalar... onlar... yaşamıyor... başka... dünyadalar... Beynimin içinde sesler yankılanıyordu.

***

Beni kocaman bir binaya götürdüler. Çok soluk ve kasvetli. Şimdiden burayı hiç sevmedim. Korkuyorum...

***

Buraya geleli 2 yıl oldu. Şu an 3. sınıfa gitmem gerekiyor ama ben 2. sınıfa gidiyorum. 1 yıl geç başladım.

Burada benden çok büyük ablalar var. Beni sürekli dövüyorlar. Bir keresinde başım kanamıştı. Sonra tuvalette kaydığımı söylediler. Olayın üstü kapandı. Ama onlar hala beni dövüyor. Sürekli vücuduma yeni morluklar ekleniyordu. Ve bana yaz da olsa uzun kollu üstü zorla giydiriyorlardı. Soran olursa da üşüdüğümü söylettiriyorlardı. Ama üşümüyordum aksine yazdayız! Ayrıca müdürü sevmiyorum. Garip birisi,tuhaf davranışları var bize karşı ama anlamıyorum ne yazık ki.

Bir gün yetimhanemizin müdürü odalarımızı değiştireceğini söyledi.

Beni başka odaya aldılar. Bu odada benle aynı yaşta bir kız vardı. Galiba onuda dövüyorlar. Oda uzun kollu üst giyiyor bu yazda. Onun yatağının yanı boştu. Hemen orayı kaptım. Eşyalarımı yerleştirdim. Aslında neredeyse hiç eşyam yok. Sadece kıyafet. Birde bir kitabım var,Şeker Portakalı diye.

Ama okumayı bilmiyorum. Öğrenince bu kitabı okumak istiyorum. Biliyor musun? Ben normalde fakir birisi değilim. Evimiz dubleks ve müstakildi. Babam daha emekli değildi gençti. Annem ev hanımıydı.

Sonra ne oldu bilmiyorum ama tüm mal varlığımız gitti. Bana bir çöp bile kalmadı. Bu kıyafetleri de bana oradaki polis kadın hediye etmişti.Çok iyi birisi. Annem gibi bana kuzum diyordu...1 aydır bu kıyafetleri giyiyorum. Toplam 2 eşofman 1 siyah tayt, 2 kısa kollu üst, 1 uzun kollu üst , 1 ayakkabı ve çok az iç çamaşırım var.

Neyse...

O kızın anına oturdum. Benim geldiğimi fark etmedi irkildi. Sonra beni görünce rahatladı. İyi birine benziyor. Onunla konuşmak istiyorum...

"Merhaba."Başını salladı çok çekingen. Ben aslında hiç çekingen değilimdir. Buraya geldiğimden beri çekingenim. Ailemi özlüyorum. Ama onlar gelemez.

"Ben Asya. Senin adın ne?"

"Röya." Ama bu isim Türk ismi değil yani Türk ismi ama o farklı söyledi yanlış mu anladım acaba. Yabancı mı dicem ama yurtta yabancı yok ki. Olsaydı kendi ülkesinin yurdunda kalırdı.

"Röya mi? Sen Türk değil misin?"

"H-hayır. Azerbaycan'lıyım a-ama türk vatandaşıyım." Ama Türk gibi. Yani konuşma şekli, tarzı ve hareketleri.

" Neden buradasın o zaman? "

"B-biz burada yaşıyorduk. Sonra annem babam öldü."

Yaa benim gibi annesi babası ölmüş. Bana hiç kimse destek olmuyor. Ben ona destek olurum belki. Birbirimize destek oluruz hatta arkadaş oluruz.Acaba neden öldüler?

"Neden öldüler?"

"Yangın oldu." Ya diri diri yandılar o zaman. Kesin çok acı çekmişlerdir kıyamam. Bu kıza kanım kaynadı. Hemen arkadaş olmak istiyorum. "Ben özür dilerim, üzüldüm. Burada arkadaşın var mı?"

"Yok." Aslında buna üzülmem gerek ama ben mutlu oldum. Çünkü benimde yok. Ne kadar ortak yönümüz var. Belki kardeş gibi oluruz ileride. "Benim de yok. Benimle arkadaş olur musun?"

"Tabiki olurum."

Son konuşmalarımıza doğru kekelemedi. Bana alışıyor. Ve ona arkadaşlık teklifi sundum ve o sevindi yani çok belli değil. Ama sevindi gibi. Kabul etti...

" O zaman asla birbirimize ihanet etmemek şartıyla en yakın arkadaş olalım mı? "

"Olur."

"Söz mü?"

"Söz." Keşke Uras'a da söz verdirseydim. Belki beni hiç bırakmazdı. Belki benim yaralarımı sarardı. Ben de ona sihirli ama aslında sihirli olmayan öpücüğümü verirdim...

***

Evet aradan 2 yıla yakın zaman geçti. Ben 11, Röyam 10 yaşındaydı ama ayni sınıftayız ben bir sene geç başladığım için iyikide öyle olmuş. Yine yaz aylarındaydık. Artık birbirimizden ayrılmıyoruz. Onun annesi ve babasını bilerek birileri yakarak öldürmüş...Bu duruma çok üzüldüm neyse... Aynı yatakta yatıyoruz, tüm sırlarımızı birbirimize söylüyoruz.O da ben de buradan, bu yurttan nefret ediyoruz. Artık onunla bir şeyler konuşmanın zamanı geldi.Burası tımarhane gibi. Katlanılamaz.

"Röyam."

"Efendim hayatım." Hayatım mı? Bu kız ne yaşıyor?

"Hayatım mı?"

"Evet. İnsan sevdiği kişiye bunu söylermiş yeni öğrendim." Ya yicem bu kızı. Anlamıyorum neden bu kadar zorluyor şu lakap işini. Ben ona yani Röya'ya Röyam diyorum. O bana bir ara ne dedi biliyor musunuz? Meyvemin tohumu...

"Salak onu sevgililer söyler."

"Ha. Ben sana bir şey bulucağım eninde sonunda. Neyse ne diyecektin?"Söylemeli miyim bilmiyorum ama artık ok yaydan çıktı, söylüyorum...

"Yani şey sen ister misin bilmiyorum ama sana bir teklifim var."

"Dinliyorum."

" Buradan kaçalım." Ah keşke demeseydim! Reddetecek... Off zaten söyleyen de kabahat. Ya kabul etmezse? Ya benim bu tür düşüncelerimden dolayı arkadaşlığını bitirirse? Ama ya kabul ederse?

"Olur."

"Off özür dilerim. Hiç söylememiş gibi davranacağı-Ne! Kabul mü?"

"Evet. Buradan kaçıp kendi başımızın çaresine bakalım. Bende sana söyliyecektim ama belki kabul etmezsin diye söylemekten korktum. " Ya sen neden korktun? Ben seninle her yere hiçbir şeysiz gelirim!

"Ne zaman kaçalım?" Bu soru ani mi oldu?

"Okul başlamadan hemen." Oha bu da benim dememi bekliyormuş. Neyse onun var olması yeter...

"O zaman plan kuralım."

"Tamam." Yanlız buda dünden razı. Keşke daha önceden böyle şeyleri konuşsaydık, tartışsaydık.

Planımız şu: Bizi haftaya çarşıya götürecekler.İhtiyaçlarımızı almamız için. O sırada kaçacağız. Grup grup ayırıyorlar bizi. Örneğin Pazartesi 30 kişi salı günü 28 kişi falan. Öğretmen olarak 2 kişi geliyor. 2 tane de güvenlik oluyor.

Herkes bir şeyler alırken güvenlik görevlilileri başka bir tarafa bakarken anında hızlıca kaçacağız. Peşimizde olmasalar bile gidebildiğimiz en uzak yere gideceğiz. İzimizi kaybettirmek için sık sık bahçelerden, ağaçlık yerlerden geçeceğiz.

Her gece yorganın altına girip planlarımızı ayrıntılı bir şekilde, sessizce konuşuyoruz. Çünkü odada sadece biz yokuz. 4 kız daha var. Plan tamam. Artık o ünlü günü bekliyoruz.

ALIŞVERİŞ GÜNÜ

Ben ve Rüya sırt çantamıza en gerekli eşyalarımızı aldık. Ben bir kaç kıyafet, yiyecek, birikmiş paralarım ve o hep okumak istediğim kitap.

Cocim ise aynı benim gibi kıyafet, 4 şişe su, para, küçük bir telefon ve birkaç küçük ıvır zıvır. Bu telefonu kimse bilmiyormuş öyle dedi. Tuşluydu. Ben daha önce hiç tuşlu telefon kullanmadım. Ben genellikle tablet oynuyordum. Aslında tablette oynamıyordum hep Uras ile vakit geçiriyordum... Ama lazım olur diye aldık. Eski evinden bir tek bu kalmış. O yine iyi ben mal gibi hiç bir çöpüm yok.

Artık hazırdık. Alışveriş merkezine geldik. Toplam 32 öğrenci, 2 öğretmen, 2 güvenlik... Aslına çok kolaya benziyor. Öğretmenler zaten öğrencilere kıyafet konusunda yardım ediyor. Güvenlik görevlisi etrafa bakıyordu. Dalgın anlarında kaçacaktık...

25 kadar öğrenci kıyafetlere bakıyordu. 5-6 kişi kabinde deniyordu. Sürekli öğretmen çağırıyorlardı. 3'ü küçük olduğu için öğretmenimiz onlara yardım ediyordu, göz kulak oluyordu.

Aslında normalde diğer yurtlar böyle bir şey yapıyor mu bilmiyorum. Büyük ablalar ,18 yaşından küçük, müdüre yalvardılar. Sadece bu yıllık hatta bu aylık yapsanız dediler. 40 kişi falan böyle deyince müdür sadece bu aylık dedi.

Ve tam da bizim planımıza denk gelmesine ne demeli? Güvenlik görevlileri ikiye ayrıldı. Birisi yukarı çıktı. Su alıp gelecekmiş. Kulak misafiri olduk. O gidince diğer adam bir yere doğru gitti. Nereye gidiyor diye baktık. Salak tuvalete gidiyor.Öğretmenler de küçük çocuklarla ilgileniyor. Aslında biz de küçüğüz ama biz şeytanız... Rüyamı dürttüm. Sonra birbirimize kaş göz işareti yaptık... Ve...

Dikkat çekmeden saklanarak gittik. Alışveriş merkezinden çıktık. Sonra kocaman bir çak yaptık. Sonra aşağıya yardırdık. Bir sokak gittik. Arkamıza döndüğümüzde sokağın başında 2 güvenlik görevlisi bize doğru koşmaya ve 'Geri dönün!' diye bağırmaya başladı. Zaten biz de geri dönmek için kaçıyorduk mallara bak.

Biz son hızla koştuk. Bu arada derin bir ayrıntı. Güvenlik görevlileri 40-50 yaşlarında. Yemin ediyorum mallar. Yaşlı başlı insanlar bize yetişemez ki.

Ağzıma sıçayım...

Adamlar 30'lu yaşlarında gibi son sürat bize geliyorlar. Aramızda çok az mesafe kaldı. Sonra ben ve Rüyam bir ormanlık bir yere daldık. Koşmaya başladık. Çok yorgunduk ama o güvenlik görevlileri bize taş çıkarttı. Hala geliyorkar amına koduklarım.

Sonra aklıma fikir geldi. Mantığımla hareket etmemeye karar verdim. Bir polisiye filminde izlemiştim. Polisler mantıkla hareket ederek hırsızı buluyorlardı. Yani tamamen ters şeyler yapacaktık. Sessizce, koşarak, nefes nefese Rüya'ya ben ne yaparsam aynısını sorgulamadan yapmasını söyledim. O da bana güvendi ve ''Tamam." dedi.

Şimdi bir dümdüz yol ve engebeli bir yer vardı. Hemen engebeli yola doğru koşmaya başladık. Sonra yol olmayan bir yere saptık. Koşmaya devam ettik. Çalılık olan bir yere saklandık ve derin derin nefes almaya başladık.

Anlaşılan izimizi kaybettiler. Rahatladık ve yürümeye başladık.

Aradan 10 dk geçti tahminimce. Biz sakin sakin enerjimizi tüketmeden devam ettik. Sonra arkadan bir bağırtı koptu. Arkamızı döndük ve o anasını laciverde boyadığım güvenlik görevlileri bize doğru gelmeye başladı.

Ben olsam bırakırdım dicem ama işlerinden olurlar. Ele ele tutuştuk ve dinlendiğimiz için hızlı koşmaya başladık. Aramızdaki mesafeyi baya açtık.Arık birbirimzi görmüyorduk. Sonra bir yola saptık. O yol da ikiye ayrılıyordu. Birisi geniş bir çukura. Diğeri çamurlu bir yola. Benim aklıma fikir geldi.

"Rüya şimdi çamurlu araziye gidicez ama gitmicez. Oraya ayak izlerimiz bırakıcaz. Sonra diğer yola sapacağız. Tamam mı?"dedim. Bence çok zekice bir şey söyledim.

Kafasını salladı. Sonra ikimizde çamurlu arazide ayak izlerimzi bıraktık. Biraz o yolda yürüdük. Sonra adım attığımız yerlerden aynı geri geri geçerek diğer yola saptık. Çukurun etrafından dikkatlice geçtik. Rüya benim önümdeydi. O çukuru geçti. Benim son anda ayağım kaydı. Rüya ben düşeceğim sırada tüm gücüyle beni aniden çekti. Kurtuldum ve üst üste düştük. Sonra erkek sesleri duyduk uzaktan. Galiba güvenlik görevlileri. Evet onlar. Hızlıca koşmaya başladık. Son sürat... Hatta bazen nefes almayı bile unutuyorduk. Özgürlük için...

"Rüyam şimdi gideceğimiz taraf şurası. Ama tam tersi tarafına bir şey atalım. Bana bir şey ver. Bez parçası toka falan." Bunu dedim çünkü demem lazımdı.

"Al bak bu fosforlu yeni bir toka dikkat çekebilir." Fosforlu renklerden nefret ederim. Ama şuan böyle bir renk olduğu için şükrettim.

Aldım ve tam tersi yöne koydum. Yani daha yaşımız küçük. Bizim bu kadar şeyi planladığımızı anlamazlar. O kadar aksiyonlu filmleri boşuna izlemedik. Coci ve benim en sevdiğim şey film türü olarak, böyle dövüşlü, polisiyeli, aksiyonlu,heyecanlı filmleri seyretmek. Ve işimize de yaradı. Hele o seri katilli filmler. Nasıl izledik diye sorarsanız. Bazı ablaların telefonu vardı ve izin verilen vakitler vardı. O ablalar katilli filmler izliyordu yabancı ya da yerel ama genellikle yabancı. Biz kimseye söylemiyeceğimize yemin ediyorduk. Hatta o belirli saatler gelmeden önce yalakalık yapmak için küçük hediyeler alıp biraz da egolarının tavan yapması için süslü sözcükler, cümleler söylüyorduk. O filmi izleyen ablalar Cocim ve beni çok seviyordu. Ama sırf onlara güzel sözler söylediğimiz için. Dediğim gibi Cocim ve ben çocuk değil şeytanız...

Cocim ve ben yani övünmek gibi olmasın çok tatlı ve güzelizdir. Gözlerim koyu kahvedir. Ten rengim esmer, saçlarım ise kahverengi. Boyum yaşıma göre ideal birazcık fazla da olabilir. Cocim ise o da bana biraz benzer. O Azerbaycanlı. Yani onlar Türkçe'den farklı konuşurlar ama Coci normal benim gibi konuşur. O Türkiye'de doğmuş ama Azerbaycanlı. Onun saçları sarı gibi ama değil kumral gibi. Gözleri de yeşil çok güzel. Teni beyaz.

Şükürler olsun izimizi kaybettirdik. Şimdi hava karardı. Biraz yürüdük ve küçücük bir kulübe gördük. Oraya yaklaştık. Kapıyı ittirdim ve o ünlü ses varya korku filmlerinde olan o sesten çıktı. Coci koluma yapıştı. Korkuyormuş aslında bende korkuyorum ama birimizin cesur gözükmesi gerek.

Aileme yapılan işkenceleri yeni yeni anladım.Aslında tam anlamadım. İzlediğim filmlerde aileme yapılanların benzerini yapıyorlardı. Kötü baya kötü şeyler. Sonra da intikam alınıyor. Ben de mantığı çözdüm. Şimdi intikam sırası bende. Cocim olmasaydı çok mutsuz olurdum bunu anladım. Annem yok,babam yok... Uras yok... Yetimhanede şiddet gördüm... Kimsem yok sadece Cocim. Onun kıymetini iyi bilmeliyim. Sadece Coci'ye gülüyorum sadece o varken konuşuyorum sadece ona güveniyorum.Kimsem yok... Kimsemiz yok... Birbirimizin ailesiyiz.

İçeride kimse yoktu. Hemen içeride neler olduğunu söyleyeyim. 1 adet koltuk, üzeri beyaz çarşafla örtülü, 1 adet musluk,bir tane fener,şömine ve dolap. Sevimli ve uzun süredir gelinmeyen bir kulübedeyiz. Küçücük yerde bu kadar değerli şeyler olması çok iyi. Hemen feneri yaktık. Küçücük pencereyi tamamen çektik. Kimsenin ışığı görmesini istemeyiz değil mi? Kapıyı kapattık ve arkasına odun koyduk. İçeri birisi girerse haberimiz olsun diye. Ne olur ne olmaz.

Sonra küçücük koltuğun üzerindeki çarşafı çektik ve bir yere attık işte. Dolaba baktım bir battaniye ve 1 yastık vardı.Off burayı bulmasaydık geceyi nasıl geçirecektik... Battaniyenin altına girdik.

"Ne yemek istersin Cocim?" Onun mutlu olmasını ve bu işe kalkışmamızdan pişman olmamasını istiyorum. Şuanlık derdim onun rahatlığı, mutluluğu.

"Bilmem hayatım sen karar ver."

"Ya daha bir şey bulamadın mı bana? Hayatım ne?" Bu arada ciddiyim hayatım ne!

"Bulana kadar böyle."

"Neyse okey. O zaman sandiviç?"

"Oha tabikide evet. Ben kraker falan aldın zannettim."

"Aslında öyle şeyler aldım ama son anda bunları sabah kahvaltıda çantama tıktım ne olur ne olmaz."

"Senin şu ne olur ne olmazlarına bayılıyorum."

Sandiviçlerimizi yedik. Birazcık su içtik. İdareli olmalıyız. O da bunu biliyor.Ben fazla yemek yiyemem ama en sevdiğim şey olursa dalarım. Ben meyveli pastaya bayılırım. Tatlı olarak ise en büyük zaafım sütlaç. Onun yemek olarak zaafı nugget çünkü çok az yediği ve tadına aşık olduğu bir yiyecek tıpkı benim meyveli pastayı sevme nedenim gibi. Nugget ben de yemiştim 2 kere ama çok bayılacağım bir tadı yok. Sonra ileride ne yapacağımız konusunda konuşmaya başladık.

"Hayatım ileride ne yapacağız? "

"Ya sen çaktırmadan bana mı yürüyorsun. Hayatım falan? "

"Ya Asya uzatma. Sana isminle seslenirsem diğerleri gibi sıkıcı bir dosluğumuz, kardeşliğimiz olur. Ben böyle rahatım. Hem ben de sana hayatım demeyi sevmiyorum. Sadece birazcık ilham gerek"

"Neyse tamam Cocim. Sen nasıl rahat hissediyorsan öyle de."

"Konumuza dönelim."

"Bence birazcık çalışalım."

"Ne çalışması? Biz daha küçüğüz kimse bizi işe almaz. "

"Ya ne bileyim şöyle insanlara yardım etsek sonra biraz daha para biriktirsek. Sıfırdan bir hayat sadece sen, ben,emeklerimiz ve tabiki intikamımız ile birlikte yaşasak."

"Ya güzel konuşuyon tamam ama salak mısın Asya! Evimiz yok ki birlikte yaşayalım? "

"Ya aslında benim evim var ama oraya ne oldu bilmiyorum ve orada bizi bulurlar."

"O zaman oradaki değerli eşyaları alalım satalım. Sonra onlarla yaşayabiliriz. "

"Aaa evet. Ama şimdi her yerde bizi arıyorlar. Şimdi kesin benim eski evime gitmişlerdir. "

"Off napıcaz? "

"Pişman mısın? İstersen geri gidebilirsin. Sana küsmem. Ama ben gitmem oraya. Coci valla ben dayak yemekten, azar işitmekten, eziklenmekten, küçük görülmekten bıktım. İstersen sen oraya gidebilirsin. Ben başımın çaresine bakarım."

"Ya asla pişman değilim. Asla oraya geri dönmeyeceğim ama salak şey daha 11 yaşındasın kendi başının çaresine nasıl bakacaksın? Hem ben de 10 yaşındayım ikisini topla 21. Bak ikimiz birlikte güçlüyüz."

"O zaman birlikte ne olursa olsun birbirimize destek olacağımıza söz verelim."

"Verelim."

"Sen Asya'nın dostu,kardeşi olan Coci benimle her ne olursa olursun birbirimize destek olacağına söz veriyor musun?"

"Söz veriyorum. Peki sen Coci'nin dostu, kardeşi olan Asya benimle her ne olsun beni bırakmayacağına ve bana destek olacağına söz veriyor musun?"

"Söz veriyorum."

"O zaman birlikte sen ben dünyaya karşı forever."

"Forever ne demek?"

"Kızım cahil misin dicem de daha 10 yaşındasın. Sonsuza dek demek."

"Sus be bende İngilizce biliyorum. Ama çok az bir abladan duymuştum."

"Hadi söyle o zaman."

"Tamam lan izle ve öğren muhteşem ötesi Asya'yı hah! Hi! My name is Asya. I am seven years old. Coci is mine."

"Ne dedin?"

"Hah bak böyle kalırsın. Mükemmel İngilizceme laf etme."

"Senin şu egon."

"Egom olmasa ben olmam~Asya."

"Ya hadi söyle merak ettim ne dedin? "

"Merhaba.Ben Gökçe. Yedi yaşındayım dedim. Coci benim."

"Ya İngilizceyi mingilizceyi boş ver. Biz başka diller öğrenelim. Hem biz herkes değiliz. Bizim de farkımız olsun. Sıfıran bir sürü diller öğrenelim. Bunu da bir yere yazdım. "

"Aa evet öğrenelim. Sıçarım İngilizcesine."

"Sıç be kardeşim!"

Birlikte gülüşerek, sıcacık battaniyenin içinde, uykuya daldık. Benim hayatta kalmaktan çok istediğim şey intikam... 'Bu yaşta ne intikamı?' derseniz. Doğru daha küçüğüm ama ileride almam için güçlenmek gerek.Benim gözümün önünde gerçekleşti olay. Aslında pişmanlık duyuyorum. Ben ortaya çıksaydım belki olmazdı diye. Ama ben ne yapabilirim ki! Bu yüzden kendimi suçlamaktan vazgeçtim. O filmlerin işime nasıl yaradığını ben bile hayret ediyorum. İyiki de izledim. Her şeyi anlamaya başlatıyorum yavaş yavaş. Aileme yapılan şeyler kötü. Beni evsiz,annesiz,babasız bıraktılar. Bunun karşılığını büyüdüğüm zaman öyle bir vereceğim ki! Tek derdim bunu yapan her kimse hak ettiğini bulması. Yani intikam almak...

***

Sabah oldu gözlerimi açtım. Ama ben neredeyim? Cocime baktım o da benim yanımda hala uyuyor. İkimizinde uykusu derin değildir.Galiba o gün çok fazla koştuk. Yorgunduk ama onu bunu boş ver biz neredeyiz? Ve neden elimiz, kolumuz, ayaklarımız,ağzımız bağlı.

Ya Cocime bir şey olursa? Bunun suçluluk duygusunu ömrüm boyunca çekerim. Sakallı bir adam geldi. Bana bakmaya başladı. Aslında korkmam gerek. Ama Cocime bir şey olursa daha kötü olur. Bu hayattaki en kötü şeylerden biri vicdan azabı. Bu kadar şeyi hep yaşayarak öğrendim. Adam ağzımdaki bantı çıkardı. Bağırmadım çünkü beni kimsenin duymayacağını biliyorum...

"Günaydın." Tanrım bu adam ne yaşıyor? Hem kaçırıyor hem günaydın diyor. Ne yapacak bize? Bizden ne istiyor?

"Bize ne yapacaksın, sen kimsin, bizden ne istiyorsun, biz sana ne yaptık, neden kaçırdın bizi? "

"Çok konuşuyorsun. Gece bir kulübeme gideyim dedim. Baktım 2 çocuk. Ben de fırsatı kaçırmak istemedim."

"Ya o zaman sadece beni al. Onun hiç bir suçu yok. Ben zorladım kaçalım orada kalalım diye."

"Sorduğum sorulara cevap ver küçük kız. " Dedi yüksek ve korkutucu sesiyle.

"Ta-tamam."

"Şimdi nereden ve neden kaçtınız?"

"Yurttan kaçtık. Ç-çünkü orası bize göre değil."

"Ne yapmayı planlıyorsunuz?"

"Aslında daha işin orasını düşünmedik. Biz bakarız başımızın çaresine l-lütfen bizi bırak."

"Bak şimdi küçüğüm seninle bir anlaşma yapalım."

"N-ne anlaşması?"

"Siz ikiniz benim için çalışacaksınız. Size hayat vereceğim. Para, ev, dostunun ve senin geleceği. Eğer sizi bırakırsam başınıza hiç olmadık şeyler gelir. Arkadaşının başına bir şey gelemesini istemezsin değil mi? "

"E-evet."

"Sizi eğiteceğim ve benim için çalışacaksınız. Sizin aileniz olmak istiyorum.Karşılığını misliyle alacaksınız. Daha çok küçüksünüz. Öksüz ve yetimsiniz. Bu teklifi iyi değerlendirin."

Coci uyanmaya ve etrafa mal mal bakmaya başladı. Karşımdaki adam bana söylediklerimi ona da söyle dedi ve buradan gitti. Tabi gitmeden Coci'nin ağzındaki bantı çıkardı.

"Ne oluyor Asya? Neredeyiz? O adam kimdi? "

Adamın dediklerini harfiyen ona söyledim. O direk reddetti çünkü o adama zerre güvenmedi. Bende Coci'yi onayladım ve o adamın gelmesini beklemeye başladık. Adam çok bir zaman geçmeden yanımıza geldi.

"Kararınız nedir? "

"Kabul etmiyoruz. "

"Emin misiniz? Dışarısı buradan daha tehlikeli. Sizi koruyabilirim."

"Bizi serbest bırak biz başımızın çaresine bakarız. Son olarak neden bizi koruyasın ki?"

"Küçüğüm öncelikle siz bana lazımsınız. Her iki tarafta mutlu olacak. İlerde mutlu olacaksınız. "

"Hayır biz kendi başımızın çaresine bakacağız bize serbest bırak."

"İyi çözün şunları."

Bizi çözdüler. Ellerim, boynum, sırtım her yerim ağrıyordu. Daha yaşımız kaç bizim diyeceğim ama bu yaşta da kaçmayı iyi biliyoruz. O yüzden diyemiyeceğim. Acaba Coci şuan ne düşünüyor benimle geldiğine pişman mı?

"Pişman değilim."

"Ne? Ne diyorsun? "

"Diyorum ki seninle geldiğime pişman değilim. Yine olsa aynısını yaparım. Hem sen demeseydin ben diyecektim. Kendini suçlama."

Ona gülümsedim ve birbirimize sarıldık. Coci şuan korkması falan gerek diye düşünüyordum ama o şuan buradan gideceğimiz için sevinmekle meşgul. İşin ilginç tarafıda da şu ilk kulübeye girdiğimizde kapıdan çıkan sesten korkan Coci bizi kaçırıyorlar ve umrunda değil.Peki acaba bizi dışarıda neler bekliyor olacak?

Çok heyecanlıyım. Yazım yanlışları ya da herhangi bir yanlışımı görürseniz üzgün olduğumu bilin.

İlk bölüm nasıldı? Çok merak ediyorum düşüncelerinizi. Lütfen yorum yapmaktan çekinmeyin.

Oy verip yorum yaparsanız mutlu olurum(:

İki adet kızlarımız yaşıtlarına göre zeki ve kurnazlar. Yaşanmışlıklar da işin içine girince iki adet yeryüzü şeytanı çıktı ortaya. Ama onlar bildiğiniz şeytanlardan değil.

Yeni bir dünyaya atıldı bizim küçük şeytanlarımız. Yaşayacağı tüm zorluklara rağmen ne yapacaklar? Nasıl tepkiler verecekler?

Kitaba başlama tarihinizi yazar mısınız?

Uyarı: Bu kitap kan, vahşetlik, cinsellik ve rahatsız edici öğeler içermektedir. Küçük yaşta ya da başka bir yaşta olan ve çabuk etkilenen okuyucuların okumasını tavsiye etmiyorum.

HİKAYE AÇIKLAMASI:

Lavinia. Namı değer Ölüm Çiçeği. Bir çok hikayelere konuk olan Lavinia'ların sonu ya ölüm ya da mutsuzluktur. Bu Lavinia ölmüyor,öldürüyordu...Yeşil gözlü Lavinia'mız tehlikeli değil tehlikenin kelime anlamı zaten oydu. Onun yapraklarını koparmaya çalışanı kökünden söküyordu...

***

Ben seninle her yere hiçbir şeysiz gelirim. (Söz bana aittir.)

1.BÖLÜM:SÖZ MÜ?

Merhaba ben Asya. Galiba altı buçuk yaşındayım. Evet evet altı buçuk yaşındayım. Çok mutluyum. Uras diye bir arkadaşım var burada bizim yan komşumuzun oğlu. Ona şekerim diyorum. Buna ne kadar sinir olsada artık alıştı hatta artık hoşuna gittiğini düşünüyorum. Şekerim deyince aninda ona seslendiğimi anlıyor. Fazla benimsedi galiba. Bir anda ağzımdan çıktı ve sürekli kendimi ona şekerim derken buldum.

Onunla nasıl tanıştığımızı anlatayım.

Bir gün kendi halinde misket denen ya da ona benzeyen bir şey oynuyordu. Çok renklilerdi. Ben de oynamak için yanına gittim. Ama o biraz sinirli ve içine kapanık birisidir. Bu yüzden bana kızdı. Ben de inat olsun diye misketlerini elime aldım kaçmaya başladım. O beni kovalamaya başladı. Arkamdan bana kötü sözler söylüyordu. Ama benim kötü niyetim yoktu. Anlamını bilmediğim küfürlü şeyler söylüyordu. Ama çokta umursamayarak koşmaya devam ettim.

Evimden baya uzaklaşmıştım. O benden dört yaş büyüktü. Sonra bir taşa takılıp dengemi kaybetmiştim. Cebimdeki misketler etrafa saçılmış ve yeri boylamıştım. Cebimde sadece 1 ya da 2 misket kalmıştı. 'Off naptım ben. Kötü bir niyetim yoktu ki!' diye düşünmüştüm. Sonra ağlamaya başladım. Yaz aylarında olduğumuz için pembe bir şort giymiştim. Sağ dizim kanamaya başlamış ve Uras'ı telaşlandırmıştım.Sonra dizime üflemeye başladı. Sonra bende gülümseyip,ağlamayı bırakmıştım.

O benim gülümsediğimi görünce o da gülümsemeye başlamıştı. Onu ilk defa gülümserken görmüştüm. Küçücük gamzeleri vardı.

Sonra eve beraber gittik ve annem bana sakar olduğum için kızmıştı. Uras suçu üstlendi ve 'Benim yüzümden oldu.' demişti.Annem ona gülümsedi ve bana da kızmayı bırakmıştı. Şimdi kulağa basit geliyor ama küçükken beni çok mutlu etmişti suçu bir kahraman gibi üstlenmesi.

...

Biliyor musunuz? Ben soyad ne demek bilmiyorum. İsmin yanında aileyle alakalı bir şey ama ne anlamıyorum. O yüzden insanlara lakap takıyorum ya da ismini söylüyorum. Şimdiye kadar tanıdığım hiç kimsenin soy adını ne sordum ne öğrendim. Çünkü umrumda olmazdı. Artık Uras ile her gün görüşüyorduk. Dışarıdan bakıldığında herkes ondan çekiniyordu ama neden? Ben onunla çok mutluyum.

Onun tek arkadaşı benim. Benimde tek arkadaşım o. Aslında benimle arkadaş olmak isteyen bir sürü insan var ama Uras birbirimizden başka arkadaşa ihtiyacımızın olmayacağını söylüyordu ve haklıydı onunla çok mutluyum.

Bir keresinde canım yumurta çekmişti. O gün evde yumurta yoktu. Bu daha da istememe yol açmıştı. Sonra Uras'a söyledim. O da aklına bir fikir geldiğini söylemişti.

Birlikte bir üst sokağımızda olan kümese dalmıştık. Amacımız yumurta almaktı. Ama alamamıştık. Hatta bir horoz Uras'ın dirseğinine kendine ait bir iz bırakmıştı. Ben ona olanları izlerken bir anda başka bir horoz bileğime kendine ait bir iz bıraktı. Çok canım acımıştı. Ağlamaya başlamıştım. Sonra Uras beni bileğinden tuttu ve koşarak oradan uzaklaştık. Şekerim'in dirseğinin kanadığını gördüm. Kendi acımı unuttum onun için ağlamaya başlamıştım.

Elimi oraya sürdüm ve kan olmuştu. Sonra genç bir hanım efendi bizi evine götürdü ve yaramıza bir şeyler yaptı. Yara bandı yapıştırdı. Yaralarımız kalıcıymış. Ama ikimize ait bir anımız olmuştu. Benimki uzaktan gözükmüyordu,onunki ise kısa kollu giydiğinde arkadan belli oluyordu.

Eve gittik oda ben de ailelerimizden azar yedik. Ama pişman mıydık? Tabiki de hayır. Yine hep ikimiz bir olur çeşitli yaramazlıklar yapardık...

***

Bu gün Uras'la neler yapacağız acaba? Çok heyecanlıyım. Kahvaltımı hızla bitirdim ve onun evine gittim. Ama ev kitliydi. Kapıyı defalarca çaldım ama açılmadı. Pencereler kapalıydı.

Yoksa... Beni bırakıp gitti mi?...Ama ama... Bu olamaz. Hemen annemin yanına gittim. Annem onun çok uzaklara taşındığını söyledi. Ama nereye taşındığını söylemedi ya da neden taşındığını...

***

Bu olaydan bir kaç ay geçti. 7 yaşıma girdim. Okula seneye başlıyacakmışım. Neyse bu gün annemle kovalamaca oynadık. Hava karardı evde bir süre oturduk. Sonra babam içeri hızla girdi. Anneme bir şeyler söyledi. Sonra yukarı çıktık. Babam bana ne olursa olsun bu dolaptan çıkmamamı söyledi. Ve söz verdirdi. Buraya adamlar gelicekmiş ve beni bulmaya çalışacaklarmış. Ama ben ne tür ses duyarsam duyayım bu dolaptan asla ses çıkarmayıp ortaya çıkmayacakmışım. Aslında güzel bir oyna benziyor. Sessiz kalmak ve saklanmak. Evet söz verdim yapacağıma. Bağırmalar gelse de çıkmayacağım. Ay acaba nasıl bir oyun?

İçeri adamlar girdi. Ben dolaptan gizlice onları izlemeye başladım. Sonra babam annemin önüne geçti. Sonra yapmayın bizi rahat bırakın diye bağırmaya başladı. Adamın biri kahkaha atmaya başladı. Sona 2-3 adam babamı bir sandalyeye bağladı. Hareket edemiyordu ama bağırıyordu. Sonra lider olarak tahmin ettiğim oyunun başkanı annemin kıyafetlerini çıkardı. Hemde hepsini. Annemin üzerinde hiçbir bez parçası kalmadı.

Babam gırtlağını koparırcasına bağırmaya başladı. Ona zarar verme diye. Adam daha da kahkaha attı. Oyunun başkanı olarak tahmin ettiğim kişi bir adama kaş göz yaptı ve babamın ağzını bantladılar. Annem zaten çığlık atmaktan boğazı düğüm olmuştu. Oyun başkanı olan adam pantolonunu çıkarttı. Sonra iç çamaşırını. İlk defa bir erkeğin özel bölgesini görmüştüm. Uras'ta bir erkek. Demek onda da var.

Annem gitmeye çalıştı ama adam onun ellerini bağladı ve ağzını bantladı. Bu oyunu ilk defa görüyorum. Bu oyunu hiç sevmedim. Annem ve babam hiç eğlenmiyor gibi ama bu da oyunun bir parçası olabilir. Sonunda sürpriz falan mı olacak? Ben sessizce onları izlemeye devam ettim.

Sonra adam annem ve kendisinin özel bölgelerini birleştirdi bir şeyler yaptı anlamadım. Sonra kendi kıyafetini giydi. Annem hala kıyafetsizdi.Sonra adam eline metal bir şey aldı. Anneme doğrulttu sonra baya güçlü bir ses geldi. Sonra annem yere yattı. Babama da aynısını yaptı. İkisinin de kafasından kan gelmeye başladı. Babamın kafası önüne düştü. Hala bağlıydı çünkü.

Ortaya tam çıkıcaktım ki çok uzaklardan siren sesi duydum. Karşımdaki adamlarda duydu ve koşarak evimizi terk ettiler.

Sonra ben ortaya çıktım. Annem ve babamı dürttüm. Seslendim, bağırdım, ağladım uyanmadılar. Sonra yanaklarına öpücük kondurdum ama yine uyanmadılar. Babam benim öpücüğümün sihirli olduğunu söylerdi.

Uras bir keresinde yere düşmüştü. Yüzünü buruşturmuştu. Sonra ben elinin kanadığını gördüm ve orayı öptüm. Sonra gülümsemeye başlamıştı.Şekerim'i iyileştiren öpücük sizi neden iyileştirmedi? Sonra yanlarına yattım belki uymuşlardır. Sabah uyanırlar diye düşündüm ve ortalarına yattım ve uyudum...

Sabah uyandığımda bir sürü polislerin olduğu bir yerde bir koltukta uyuyordum. Uyandığımı bir polis gördü ve bana yiyecek bir şeyler verdi. Ben yemedim. Annemgili görmek istediğimi söyledim.

***

Onlar ölmüş. Ama bu bir oyun değil miydi? Polis olan tatlı bir kadın ve yanında sakin bir adam yanıma geldiler ve beni bir odaya götürdüler.

"Tatlım senin ismin ne? " diye sordu polis olan kadın. Ben çok korkuyordum annemler nerede? Ben niye buradayım? Titremeye başladım.

"A-asya"

"Ne kadar güzel bir ismin var. Peki anlamı ne?" bana gülümseyerek bakıyordu bu birazda olsa içimi rahatlatmıştı.

"Hanımefendi, güzellik demek."

"Dün ne oldu bana anlatır mısın? " Ne diyebilirim ki? Daha ben hiç bir şey anlamadım. Anladığım kadarını anlatmaya başladım.

"D-dün babam beni bir dolaba sakladı. V-ve ne olursa olsun çıkmayacağıma söz verdirdi. S-sonra 4-5 tane adam geldi. Babamı iplerle bağladılar. Bir şeyler yaptılar. S-sonra annemin kıyafetlerini bir adam çıkardı. Kendisininkinide çıkardı... "

"Ah.. Tamam hayatım bu kadar yeterli. Peki yüzlerini nasıldı?" Kadın üzüldü ve bana yüzlerini sordu.

"Ben şey tam bilmiyorum annemgile bakıyordum. 3 tanesi falan sakallıydı. Birisinin sakalları beyazdı. Hepsi takım elbiseliydi..."

"Kuzum şimdi abiler seni bir yere götürecekler. Merak etme orada mutlu olacaksın." Annemde bana hep kuzum derdi. Nerede o neden bana kuzum demiyor ve ben nereye gideceğim!?

"Nereye?"

"Seninle aynı yaşlarda olan hatta senden büyük olan kardeşlerin ve ablaların olduğu bir yere." Tanrım! Orası da neresi? Ben annemi istiyorum. Hem bizim evimizde hiç çocuk yok ki. O beni başka bir yere götürücek...

"Ama ben annemin yanına gitmek istiyorum."

"Kuzum onlar artık bu dünyada değil. Yani başka bir dünyadalar. Artık yaşamıyorlar." Bana yine kuzum dedi... Dur ne dedi? Onlar... yaşamıyor.... başka.... dünyadalar... onlar... yaşamıyor... başka... dünyadalar... Beynimin içinde sesler yankılanıyordu.

***

Beni kocaman bir binaya götürdüler. Çok soluk ve kasvetli. Şimdiden burayı hiç sevmedim. Korkuyorum...

***

Buraya geleli 2 yıl oldu. Şu an 3. sınıfa gitmem gerekiyor ama ben 2. sınıfa gidiyorum. 1 yıl geç başladım.

Burada benden çok büyük ablalar var. Beni sürekli dövüyorlar. Bir keresinde başım kanamıştı. Sonra tuvalette kaydığımı söylediler. Olayın üstü kapandı. Ama onlar hala beni dövüyor. Sürekli vücuduma yeni morluklar ekleniyordu. Ve bana yaz da olsa uzun kollu üstü zorla giydiriyorlardı. Soran olursa da üşüdüğümü söylettiriyorlardı. Ama üşümüyordum aksine yazdayız! Ayrıca müdürü sevmiyorum. Garip birisi,tuhaf davranışları var bize karşı ama anlamıyorum ne yazık ki.

Bir gün yetimhanemizin müdürü odalarımızı değiştireceğini söyledi.

Beni başka odaya aldılar. Bu odada benle aynı yaşta bir kız vardı. Galiba onuda dövüyorlar. Oda uzun kollu üst giyiyor bu yazda. Onun yatağının yanı boştu. Hemen orayı kaptım. Eşyalarımı yerleştirdim. Aslında neredeyse hiç eşyam yok. Sadece kıyafet. Birde bir kitabım var,Şeker Portakalı diye.

Ama okumayı bilmiyorum. Öğrenince bu kitabı okumak istiyorum. Biliyor musun? Ben normalde fakir birisi değilim. Evimiz dubleks ve müstakildi. Babam daha emekli değildi gençti. Annem ev hanımıydı.

Sonra ne oldu bilmiyorum ama tüm mal varlığımız gitti. Bana bir çöp bile kalmadı. Bu kıyafetleri de bana oradaki polis kadın hediye etmişti.Çok iyi birisi. Annem gibi bana kuzum diyordu...1 aydır bu kıyafetleri giyiyorum. Toplam 2 eşofman 1 siyah tayt, 2 kısa kollu üst, 1 uzun kollu üst , 1 ayakkabı ve çok az iç çamaşırım var.

Neyse...

O kızın anına oturdum. Benim geldiğimi fark etmedi irkildi. Sonra beni görünce rahatladı. İyi birine benziyor. Onunla konuşmak istiyorum...

"Merhaba."Başını salladı çok çekingen. Ben aslında hiç çekingen değilimdir. Buraya geldiğimden beri çekingenim. Ailemi özlüyorum. Ama onlar gelemez.

"Ben Asya. Senin adın ne?"

"Coci." Ama bu isim Türk ismi değil. Yabancı mı dicem ama yurtta yabancı yok ki. Olsaydı kendi ülkesinin yurdunda kalırdı.

"Coci mi? Sen Türk değil misin?"

"H-hayır. Azerbaycan'lıyım a-ama türk vatandaşıyım." Ama Türk gibi. Yani konuşma şekli, tarzı ve hareketleri.

" Neden buradasın o zaman? "

"B-biz burada yaşıyorduk. Sonra annem babam öldü."

Yaa benim gibi annesi babası ölmüş. Bana hiç kimse destek olmuyor. Ben ona destek olurum belki. Birbirimize destek oluruz hatta arkadaş oluruz.Acaba neden öldüler?

"Neden öldüler?"

"Yangın oldu." Ya diri diri yandılar o zaman. Kesin çok acı çekmişlerdir kıyamam. Bu kıza kanım kaynadı. Hemen arkadaş olmak istiyorum. "Senin adına üzüldüm. Burada arkadaşın var mı?"

"Yok." Aslında buna üzülmem gerek ama ben mutlu oldum. Çünkü benimde yok. Ne kadar ortak yönümüz var. Belki kardeş gibi oluruz ileride. "Benim de yok. Benimle arkadaş olur musun?"

"Tabiki olurum."

Son konuşmalarımıza doğru kekelemedi. Bana alışıyor. Ve ona arkadaşlık teklifi sundum ve o sevindi yani çok belli değil. Ama sevindi gibi. Kabul etti...

" O zaman asla birbirimize ihanet etmemek şartıyla en yakın arkadaş olalım mı? "

"Olur."

"Söz mü?"

"Söz." Keşke Uras'a da söz verdirseydim. Belki beni hiç bırakmazdı. Belki benim yaralarımı sarardı. Ben de ona sihirli ama aslında sihirli olmayan öpücüğümü verirdim...

***

Evet aradan 2 yıla yakın zaman geçti. Ben 11, Cocim 10 yaşındaydık ama ayni sınıftayız ben bir sene geç başladığım için iyikide öyle olmuş. Gene yaz aylarındaydık. Artık birbirimizden ayrılmıyoruz. Onun annesi ve babasını bilerek birileri yakarak öldürmüş...Bu duruma çok üzüldüm.Neyse... Aynı yatakta yatıyoruz, tüm sırlarımızı birbirimize söylüyoruz.O da ben de buradan, bu yurttan nefret ediyoruz. Artık onunla bir şeyler konuşmanın zamanı geldi.Burası tımarhane gibi. Katlanılamaz.

"Cocim."

"Efendim hayatım." Hayatım mı? Bu kız ne yaşıyor?

"Hayatım mı?"

"Evet. İnsan sevdiği kişiye bunu söylermiş yeni öğrendim." Ya yicem benim tatlı Cocim. Anlamıyorum neden bu kadar zorluyor şu lakap işini. Ben ona yani Coci'ye Cocim diyorum. O bana bir ara ne dedi biliyor musunuz? Meyvemin tohumu...

"Salak onu sevgililer söyler."

"Ha. Ben sana bir şey bulucağım eninde sonunda. Neyse ne diyecektin?"Söylemeli miyim bilmiyorum ama artık ok yaydan çıktı. Söylüyorum...

"Yani şey sen ister misin bilmiyorum ama sana bir teklifim var."

"Dinliyorum."

" Buradan kaçalım." Ah keşke demeseydim! Reddetecek... Off zaten söyleyen de kabahat. Ya kabul etmezse? Ya benim bu tür düşüncelerimden dolayı arkadaşlığını bitirirse? Ama ya kabul ederse?

"Olur."

"Off özür dilerim. Hiç söylememiş gibi davranacağı-Ne! Kabul mü?"

"Evet. Buradan kaçıp kendi başımızın çaresine bakalım. Bende sana söyliyecektim ama belki kabul etmezsin diye söylemekten korktum. " Ya sen neden korktun? Ben seninle her yere hiçbir şeysiz gelirim!

"Ne zaman kaçalım?" Bu soru ani mi oldu?

"Okul başlamadan hemen." Oha bu da benim dememi bekliyormuş. Neyse onun var olması yeter...

"O zaman plan kuralım."

"Tamam." Yanlız Cocim de dünden razı. Keşke daha önceden böyle şeyleri konuşsaydık, tartışsaydık.

Planımız şu: Bizi haftaya çarşıya götürecekler.İhtiyaçlarımızı almamız için. O sırada kaçacağız. Grup grup ayırıyorlar bizi. Örneğin Pazartesi 30 kişi salı günü 28 kişi falan. Öğretmen olarak 2 kişi geliyor. 2 tane de güvenlik oluyor.

Herkes bir şeyler alırken güvenlik görevlilileri başka bir tarafa bakarken anında hızlıca kaçacağız. Peşimizde olmasalar bile gidebildiğimiz en uzak yere gideceğiz. İzimizi kaybettirmek için sık sık bahçelerden, ağaçlık yerlerden geçeceğiz.

Her gece yorganın altına girip planlarımızı ayrıntılı bir şekilde, sessizce konuşuyoruz. Çünkü odada sadece biz yokuz. 4 kız daha var. Plan tamam. Artık o ünlü günü bekliyoruz.

ALIŞVERİŞ GÜNÜ

Ben ve Cocim sırt çantamıza en gerekli eşyalarımızı aldık. Ben bir kaç kıyafet, yiyecek, birikmiş paralarım ve o hep okumak istediğim kitap.

Cocim ise aynı benim gibi kıyafet, 4 şişe su, para, küçük bir telefon ve birkaç küçük ıvır zıvır. Bu telefonu kimse bilmiyormuş öyle dedi. Tuşluydu. Ben daha önce hiç tuşlu telefon kullanmadım. Ben genellikle tablet oynuyordum. Aslında tablette oynamıyordum hep Uras ile vakit geçiriyordum... Ama lazım olur diye aldık. Eski evinden bir tek bu kalmış. O yine iyi ben mal gibi hiç bir çöpüm yok.

Artık hazırdık. Alışveriş merkezine geldik. Toplam 32 öğrenci, 2 öğretmen, 2 güvenlik... Aslına çok kolaya benziyor. Öğretmenler zaten öğrencilere kıyafet konusunda yardım ediyor. Güvenlik görevlisi etrafa bakıyordu. Dalgın anlarında kaçacaktık...

25 kadar öğrenci kıyafetlere bakıyordu. 5-6 kişi kabinde deniyordu. Sürekli öğretmen çağırıyorlardı. 3'ü küçük olduğu için öğretmenimiz onlara yardım ediyordu, göz kulak oluyordu.

Aslında normalde diğer yurtlar böyle bir şey yapıyor mu bilmiyorum. Büyük ablalar ,18 yaşından küçük, müdüre yalvardılar. Sadece bu yıllık hatta bu aylık yapsanız dediler. 40 kişi falan böyle deyince müdür sadece bu aylık dedi.

Ve tam da bizim planımıza denk gelmesine ne demeli? Güvenlik görevlileri ikiye ayrıldı. Birisi yukarı çıktı. Su alıp gelecekmiş. Kulak misafiri olduk. O gidince diğer adam bir yere doğru gitti. Nereye gidiyor diye baktık. Salak tuvalete gidiyor.Öğretmenler de küçük çocuklarla ilgileniyor. Aslında biz de küçüğüz ama biz şeytanız... Cocimi dürttüm. Sonra birbirimize kaş göz işareti yaptık... Ve...

Dikkat çekmeden saklanarak gittik. Alışveriş merkezinden çıktık. Sonra kocaman bir çak yaptık. Sonra aşağıya yardırdık. Bir sokak gittik. Arkamıza döndüğümüzde sokağın başında 2 güvenlik görevlisi bize doğru koşmaya ve 'Geri dönün!' diye bağırmaya başladı. Zaten biz de geri dönmek için kaçıyorduk mallara bak.

Biz son hızla koştuk. Bu arada derin bir ayrıntı. Güvenlik görevlileri 40-50 yaşlarında. Yemin ediyorum mallar. Yaşlı başlı insanlar bize yetişemez ki.

Ağzıma sıçayım...

Adamlar 30'lu yaşlarında gibi son sürat bize geliyorlar. Aramızda çok az mesafe kaldı. Sonra ben ve Cocim bir ormanlık bir yere daldık. Koşmaya başladık. Çok yorgunduk ama o güvenlik görevlileri bize taş çıkarttı. Hala geliyorkar amına koduklarım.

Sonra aklıma fikir geldi. Mantığımla hareket etmemeye karar verdim. Bir polisiye filminde izlemiştim. Polisler mantıkla hareket ederek hırsızı buluyorlardı. Yani tamamen ters şeyler yapacaktık. Sessizce, koşarak, nefes nefese Coci'ye ben ne yaparsam aynısını sorgulamadan yapmasını söyledim. O da bana güvendi ve ''Tamam." dedi.

Şimdi bir dümdüz yol ve engebeli bir yer vardı. Hemen engebeli yola doğru koşmaya başladık. Sonra yol olmayan bir yere saptık. Koşmaya devam ettik. Çalılık olan bir yere saklandık ve derin derin nefes almaya başladık.

Anlaşılan izimizi kaybettiler. Rahatladık ve yürümeye başladık.

Aradan 10 dk geçti tahminimce. Biz sakin sakin enerjimizi tüketmeden devam ettik. Sonra arkadan bir bağırtı koptu. Arkamızı döndük ve o anasını laciverde boyadığım güvenlik görevlileri bize doğru gelmeye başladı.

Ben olsam bırakırdım dicem ama işlerinden olurlar. Ele ele tutuştuk ve dinlendiğimiz için hızlı koşmaya başladık. Aramızdaki mesafeyi baya açtık.Arık birbirimzi görmüyorduk. Sonra bir yola saptık. O yol da ikiye ayrılıyordu. Birisi geniş bir çukura. Diğeri çamurlu bir yola. Benim aklıma fikir geldi.

"Coci şimdi çamurlu araziye gidicez ama gitmicez. Oraya ayak izlerimiz bırakıcaz. Sonra diğer yola sapacağız. Tamam mı?"dedim. Bence çok zekice bir şey söyledim.

Kafasını salladı. Sonra ikimizde çamurlu arazide ayak izlerimzi bıraktık. Biraz o yolda yürüdük. Sonra adım attığımız yerlerden aynı geri geri geçerek diğer yola saptık. Çukurun etrafından dikkatlice geçtik. Coci benim önümdeydi. O çukuru geçti. Benim son anda ayağım kaydı. Coci ben düşeceğim sırada tüm gücüyle beni aniden çekti. Kurtuldum ve üst üste düştük. Sonra erkek sesleri duyduk uzaktan. Galiba güvenlik görevlileri. Evet onlar. Hızlıca koşmaya başladık. Son sürat... Hatta bazen nefes almayı bile unutuyorduk. Özgürlük için...

"Cocim şimdi gideceğimiz taraf şurası. Ama tam tersi tarafına bir şey atalım. Bana bir şey ver. Bez parçası toka falan." Bunu dedim çünkü demem lazımdı.

"Al bak bu fosforlu yeni bir toka dikkat çekebilir." Fosforlu renklerden nefret ederim. Ama şuan böyle bir renk olduğu için şükrettim.

Aldım ve tam tersi yöne koydum. Yani daha yaşımız küçük. Bizim bu kadar şeyi planladığımızı anlamazlar. O kadar aksiyonlu filmleri boşuna izlemedik. Coci ve benim en sevdiğim şey film türü olarak, böyle dövüşlü, polisiyeli, aksiyonlu,heyecanlı filmleri seyretmek. Ve işimize de yaradı. Hele o seri katilli filmler. Nasıl izledik diye sorarsanız. Bazı ablaların telefonu vardı ve izin verilen vakitler vardı. O ablalar katilli filmler izliyordu yabancı ya da yerel ama genellikle yabancı. Biz kimseye söylemiyeceğimize yemin ediyorduk. Hatta o belirli saatler gelmeden önce yalakalık yapmak için küçük hediyeler alıp biraz da egolarının tavan yapması için süslü sözcükler, cümleler söylüyorduk. O filmi izleyen ablalar Cocim ve beni çok seviyordu. Ama sırf onlara güzel sözler söylediğimiz için. Dediğim gibi Cocim ve ben çocuk değil şeytanız...

Cocim ve ben yani övünmek gibi olmasın çok tatlı ve güzelizdir. Gözlerim koyu kahvedir. Ten rengim esmer, saçlarım ise kahverengi. Boyum yaşıma göre ideal birazcık fazla da olabilir. Cocim ise o da bana biraz benzer. O Azerbaycanlı. Yani onlar Türkçe'den farklı konuşurlar ama Coci normal benim gibi konuşur. O Türkiye'de doğmuş ama Azerbaycanlı. Onun saçları sarı gibi ama değil kumral gibi. Gözleri de yeşil çok güzel. Teni beyaz.

Şükürler olsun izimizi kaybettirdik. Şimdi hava karardı. Biraz yürüdük ve küçücük bir kulübe gördük. Oraya yaklaştık. Kapıyı ittirdim ve o ünlü ses varya korku filmlerinde olan o sesten çıktı. Coci koluma yapıştı. Korkuyormuş aslında bende korkuyorum ama birimizin cesur gözükmesi gerek.

Aileme yapılan işkenceleri yeni yeni anladım.Aslında tam anlamadım. İzlediğim filmlerde aileme yapılanların benzerini yapıyorlardı. Kötü baya kötü şeyler. Sonra da intikam alınıyor. Ben de mantığı çözdüm. Şimdi intikam sırası bende. Cocim olmasaydı çok mutsuz olurdum bunu anladım. Annem yok,babam yok... Uras yok... Yetimhanede şiddet gördüm... Kimsem yok sadece Cocim. Onun kıymetini iyi bilmeliyim. Sadece Coci'ye gülüyorum sadece o varken konuşuyorum sadece ona güveniyorum.Kimsem yok... Kimsemiz yok... Birbirimizin ailesiyiz.

İçeride kimse yoktu. Hemen içeride neler olduğunu söyleyeyim. 1 adet koltuk, üzeri beyaz çarşafla örtülü, 1 adet musluk,bir tane fener,şömine ve dolap. Sevimli ve uzun süredir gelinmeyen bir kulübedeyiz. Küçücük yerde bu kadar değerli şeyler olması çok iyi. Hemen feneri yaktık. Küçücük pencereyi tamamen çektik. Kimsenin ışığı görmesini istemeyiz değil mi? Kapıyı kapattık ve arkasına odun koyduk. İçeri birisi girerse haberimiz olsun diye. Ne olur ne olmaz.

Sonra küçücük koltuğun üzerindeki çarşafı çektik ve bir yere attık işte. Dolaba baktım bir battaniye ve 1 yastık vardı.Off burayı bulmasaydık geceyi nasıl geçirecektik... Battaniyenin altına girdik.

"Ne yemek istersin Cocim?" Onun mutlu olmasını ve bu işe kalkışmamızdan pişman olmamasını istiyorum. Şuanlık derdim onun rahatlığı, mutluluğu.

"Bilmem hayatım sen karar ver."

"Ya daha bir şey bulamadın mı bana? Hayatım ne?" Bu arada ciddiyim hayatım ne!

"Bulana kadar böyle."

"Neyse okey. O zaman sandiviç?"

"Oha tabikide evet. Ben kraker falan aldın zannettim."

"Aslında öyle şeyler aldım ama son anda bunları sabah kahvaltıda çantama tıktım ne olur ne olmaz."

"Senin şu ne olur ne olmazlarına bayılıyorum."

Sandiviçlerimizi yedik. Birazcık su içtik. İdareli olmalıyız. O da bunu biliyor.Ben fazla yemek yiyemem ama en sevdiğim şey olursa dalarım. Ben meyveli pastaya bayılırım. Tatlı olarak ise en büyük zaafım sütlaç. Onun yemek olarak zaafı nugget çünkü çok az yediği ve tadına aşık olduğu bir yiyecek tıpkı benim meyveli pastayı sevme nedenim gibi. Nugget ben de yemiştim 2 kere ama çok bayılacağım bir tadı yok. Sonra ileride ne yapacağımız konusunda konuşmaya başladık.

"Hayatım ileride ne yapacağız? "

"Ya sen çaktırmadan bana mı yürüyorsun. Hayatım falan? "

"Ya Asya uzatma. Sana isminle seslenirsem diğerleri gibi sıkıcı bir dosluğumuz, kardeşliğimiz olur. Ben böyle rahatım. Hem ben de sana hayatım demeyi sevmiyorum. Sadece birazcık ilham gerek"

"Neyse tamam Cocim. Sen nasıl rahat hissediyorsan öyle de."

"Konumuza dönelim."

"Bence birazcık çalışalım."

"Ne çalışması? Biz daha küçüğüz kimse bizi işe almaz. "

"Ya ne bileyim şöyle insanlara yardım etsek sonra biraz daha para biriktirsek. Sıfırdan bir hayat sadece sen, ben,emeklerimiz ve tabiki intikamımız ile birlikte yaşasak."

"Ya güzel konuşuyon tamam ama salak mısın Asya! Evimiz yok ki birlikte yaşayalım? "

"Ya aslında benim evim var ama oraya ne oldu bilmiyorum ve orada bizi bulurlar."

"O zaman oradaki değerli eşyaları alalım satalım. Sonra onlarla yaşayabiliriz. "

"Aaa evet. Ama şimdi her yerde bizi arıyorlar. Şimdi kesin benim eski evime gitmişlerdir. "

"Off napıcaz? "

"Pişman mısın? İstersen geri gidebilirsin. Sana küsmem. Ama ben gitmem oraya. Coci valla ben dayak yemekten, azar işitmekten, eziklenmekten, küçük görülmekten bıktım. İstersen sen oraya gidebilirsin. Ben başımın çaresine bakarım."

"Ya asla pişman değilim. Asla oraya geri dönmeyeceğim ama salak şey daha 11 yaşındasın kendi başının çaresine nasıl bakacaksın? Hem ben de 10 yaşındayım ikisini topla 21. Bak ikimiz birlikte güçlüyüz."

"O zaman birlikte ne olursa olsun birbirimize destek olacağımıza söz verelim."

"Verelim."

"Sen Asya'nın dostu,kardeşi olan Coci benimle her ne olursa olursun birbirimize destek olacağına söz veriyor musun?"

"Söz veriyorum. Peki sen Coci'nin dostu, kardeşi olan Asya benimle her ne olsun beni bırakmayacağına ve bana destek olacağına söz veriyor musun?"

"Söz veriyorum."

"O zaman birlikte sen ben dünyaya karşı forever."

"Forever ne demek?"

"Kızım cahil misin dicem de daha 10 yaşındasın. Sonsuza dek demek."

"Sus be bende İngilizce biliyorum. Ama çok az bir abladan duymuştum."

"Hadi söyle o zaman."

"Tamam lan izle ve öğren muhteşem ötesi Asya'yı hah! Hi! My name is Asya. I am seven years old. Coci is mine."

"Ne dedin?"

"Hah bak böyle kalırsın. Mükemmel İngilizceme laf etme."

"Senin şu egon."

"Egom olmasa ben olmam~Asya."

"Ya hadi söyle merak ettim ne dedin? "

"Merhaba.Ben Gökçe. Yedi yaşındayım dedim. Coci benim."

"Ya İngilizceyi mingilizceyi boş ver. Biz başka diller öğrenelim. Hem biz herkes değiliz. Bizim de farkımız olsun. Sıfıran bir sürü diller öğrenelim. Bunu da bir yere yazdım. "

"Aa evet öğrenelim. Sıçarım İngilizcesine."

"Sıç be kardeşim!"

Birlikte gülüşerek, sıcacık battaniyenin içinde, uykuya daldık. Benim hayatta kalmaktan çok istediğim şey intikam... 'Bu yaşta ne intikamı?' derseniz. Doğru daha küçüğüm ama ileride almam için güçlenmek gerek.Benim gözümün önünde gerçekleşti olay. Aslında pişmanlık duyuyorum. Ben ortaya çıksaydım belki olmazdı diye. Ama ben ne yapabilirim ki! Bu yüzden kendimi suçlamaktan vazgeçtim. O filmlerin işime nasıl yaradığını ben bile hayret ediyorum. İyiki de izledim. Her şeyi anlamaya başlatıyorum yavaş yavaş. Aileme yapılan şeyler kötü. Beni evsiz,annesiz,babasız bıraktılar. Bunun karşılığını büyüdüğüm zaman öyle bir vereceğim ki! Tek derdim bunu yapan her kimse hak ettiğini bulması. Yani intikam almak...

***

Sabah oldu gözlerimi açtım. Ama ben neredeyim? Cocime baktım o da benim yanımda hala uyuyor. İkimizinde uykusu derin değildir.Galiba o gün çok fazla koştuk. Yorgunduk ama onu bunu boş ver biz neredeyiz? Ve neden elimiz, kolumuz, ayaklarımız,ağzımız bağlı.

Ya Cocime bir şey olursa? Bunun suçluluk duygusunu ömrüm boyunca çekerim. Sakallı bir adam geldi. Bana bakmaya başladı. Aslında korkmam gerek. Ama Cocime bir şey olursa daha kötü olur. Bu hayattaki en kötü şeylerden biri vicdan azabı. Bu kadar şeyi hep yaşayarak öğrendim. Adam ağzımdaki bantı çıkardı. Bağırmadım çünkü beni kimsenin duymayacağını biliyorum...

"Günaydın." Tanrım bu adam ne yaşıyor? Hem kaçırıyor hem günaydın diyor. Ne yapacak bize? Bizden ne istiyor?

"Bize ne yapacaksın, sen kimsin, bizden ne istiyorsun, biz sana ne yaptık, neden kaçırdın bizi? "

"Çok konuşuyorsun. Gece bir kulübeme gideyim dedim. Baktım 2 çocuk. Ben de fırsatı kaçırmak istemedim."

"Ya o zaman sadece beni al. Onun hiç bir suçu yok. Ben zorladım kaçalım orada kalalım diye."

"Sorduğum sorulara cevap ver küçük kız. " Dedi yüksek ve korkutucu sesiyle.

"Ta-tamam."

"Şimdi nereden ve neden kaçtınız?"

"Yurttan kaçtık. Ç-çünkü orası bize göre değil."

"Ne yapmayı planlıyorsunuz?"

"Aslında daha işin orasını düşünmedik. Biz bakarız başımızın çaresine l-lütfen bizi bırak."

"Bak şimdi küçüğüm seninle bir anlaşma yapalım."

"N-ne anlaşması?"

"Siz ikiniz benim için çalışacaksınız. Size hayat vereceğim. Para, ev, dostunun ve senin geleceği. Eğer sizi bırakırsam başınıza hiç olmadık şeyler gelir. Arkadaşının başına bir şey gelemesini istemezsin değil mi? "

"E-evet."

"Sizi eğiteceğim ve benim için çalışacaksınız. Sizin aileniz olmak istiyorum.Karşılığını misliyle alacaksınız. Daha çok küçüksünüz. Öksüz ve yetimsiniz. Bu teklifi iyi değerlendirin."

Coci uyanmaya ve etrafa mal mal bakmaya başladı. Karşımdaki adam bana söylediklerimi ona da söyle dedi ve buradan gitti. Tabi gitmeden Coci'nin ağzındaki bantı çıkardı.

"Ne oluyor Asya? Neredeyiz? O adam kimdi? "

Adamın dediklerini harfiyen ona söyledim. O direk reddetti çünkü o adama zerre güvenmedi. Bende Coci'yi onayladım ve o adamın gelmesini beklemeye başladık. Adam çok bir zaman geçmeden yanımıza geldi.

"Kararınız nedir? "

"Kabul etmiyoruz. "

"Emin misiniz? Dışarısı buradan daha tehlikeli. Sizi koruyabilirim."

"Bizi serbest bırak biz başımızın çaresine bakarız. Son olarak neden bizi koruyasın ki?"

"Küçüğüm öncelikle siz bana lazımsınız. Her iki tarafta mutlu olacak. İlerde mutlu olacaksınız. "

"Hayır biz kendi başımızın çaresine bakacağız bize serbest bırak."

"İyi çözün şunları."

Bizi çözdüler. Ellerim, boynum, sırtım her yerim ağrıyordu. Daha yaşımız kaç bizim diyeceğim ama bu yaşta da kaçmayı iyi biliyoruz. O yüzden diyemiyeceğim. Acaba Coci şuan ne düşünüyor benimle geldiğine pişman mı?

"Pişman değilim."

"Ne? Ne diyorsun? "

"Diyorum ki seninle geldiğime pişman değilim. Yine olsa aynısını yaparım. Hem sen demeseydin ben diyecektim. Kendini suçlama."

Ona gülümsedim ve birbirimize sarıldık. Coci şuan korkması falan gerek diye düşünüyordum ama o şuan buradan gideceğimiz için sevinmekle meşgul. İşin ilginç tarafıda da şu ilk kulübeye girdiğimizde kapıdan çıkan sesten korkan Coci bizi kaçırıyorlar ve umrunda değil.Peki acaba bizi dışarıda neler bekliyor olacak?

Çok heyecanlıyım. Yazım yanlışları ya da herhangi bir yanlışımı görürseniz üzgün olduğumu bilin.

İlk bölüm nasıldı? Çok merak ediyorum düşüncelerinizi. Lütfen yorum yapmaktan çekinmeyin.

Oy verip yorum yaparsanız mutlu olurum(:

İki adet kızlarımız yaşıtlarına göre zeki ve kurnazlar. Yaşanmışlıklar da işin içine girince iki adet yeryüzü şeytanı çıktı ortaya. Ama onlar bildiğiniz şeytanlardan değil.

Yeni bir dünyaya atıldı bizim küçük şeytanlarımız. Yaşayacağı tüm zorluklara rağmen ne yapacaklar? Nasıl tepkiler verecekler?

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.