Mükemmel giden rüyam yarım kalmıştı çünkü saat beş olmuştu. Gözlerimi acıyla açtım. Daha doğrusu açmaya çalıştım.. O kadar yanıyordu ki açamıyordum yattığım yerden yorganımı aramaya başladım yere düşmüştü elimi sarkıtıp aldıktan sonra gözlerime bastırdım. Geri çektiğimde yorgan simsiyah olmuştu.
Yerde ki bira şişelerini ve pizza kutularını itekledim ayağımla sonra ise banyoya doğru ilerledim. Aynadan baktığımda çok kötü görünüyordum. Akmış eyelinerım ve maskaram ayrıca dudağım dışında her yere bulaşmış olan kırmızı rujumla durum faciaydı..
Küvete eğilip musluğu açtım. su dolana kadar aşağıda ki mutfağa inip dolaptan şarap şişesi aldım. Çekmeceleri açıp şarap açıcağını aradım bulamayınca bir anlık sinirle şarap şişesini siyah duvara fırlattım. Şişe tuzla buz oldu bir anda. Sonra gözüm şişeyi fırlattığım duvarın yanındaki tezgaha kaydı. Şarap açıcağı oradaydı. Söylenerek dolabı açıp bir şarap daha aldım. Sonra ise şarap açıcağını alıp açtım o sıra ayağıma daha demin kırılan cam girdi. Kısık sesle inledim bir anda sonra tezgaha çıktım ayağımdan cam parçasını çıkardım. Derim kesmiştim ama fazla umurumda değildi.
Tekrardan şişemi alıp banyoya çıktım. Küvetteki sular taşmıştı musluğu kapatıp dolaptan mum çıkardım ışığı kapatıp mumları yaktım. Sonra ise lavabonun orada duran telefonumu alıp rastgele bir şarkı açtım. Çalan şarkı Dark Times'di. Ağzımdan "hah" diye bir ses çıkardım. Bu şarkı ne kadar da bendi.
"adını bağırma ondan zaten herkes nefret ediyor diyordu." Haklıydı herkes benden nefret ediyordu o zaman kendimi tanıtayım.
Ben Lavinia kayaoğlu. Ailenin en sevilmeyen kişisi. Babam ve annem ben dokuz yaşındayken ölmüştü. Neden öldüklerini hiç merak etmemiştim ama tahmin edebiliyordum babamın pis işleri yüzündendi.. Annem ve babam öldükten sonra beni istemeyen akrabalarım hiç istememişlerdi hoş isteselerde yetimhaneyi tercih ederdim.
Yetimhane benim kurtuluşumdu. Annem ve babamın öldüren kişiye o kadar teşekkür ediyorum ki... Annem ve babam benden hep nefret ederdi. Geceleri ikisi kavga eder. Sabah annem beni gecenin hırsını alamadığı için kaldırıp deli gibi döverdi. Annemden kaçmak için koca evin içinde saklanacak yer arardım. Sonra akşam olurdu kurtuldum sanırdım ama sonra babam gelirdi gün boyu olanların hırsını o da benden alırdı kemerini çıkarır öldüresiye döverdi.. Ve en kötü olan ise babam bana hiç acımadan vururken annem kapının önünde gülerek benim dayak yiyişimi izlerdi. Dokuz yaşıma kadar hep annemin beni tokatlamasıyla uyandım. Taki o güne kadar. O gün kendim uyanmıştım odamdan sessizce çıkıp anne, baba diye bağırmıştım. Ses gelmeyince evde olmadıklarını anlamıştım. Sonra aradan yaklaşık beş saat geçmişti ki kapı çaldı. Yerimden sıçramıştım. Sonra polis diye bir ses geldi. Annemgilin gelmediğini anlayınca rahatladım sonra kapıyı açtım. Karşımda polis vardı beni alıp karakola götürdüler. En sonunda ise bana annen ve babanı kaybettik güzel kızım demişlerdi. Bende ne yani kurtuldum mu şimdi demiştim.. Sonra işte beni yetimhaneye falan götürdüler. Sonradan anladım neden ailede beni sevmediklerini. Çünkü ben kız çocuktum ve soylarını devam ettiremezdim:)
Ama yine bir terslik vardı. Yetimhanede de beni sevmiyorlardı. Bunda ki sebep ise onların istediği gibi biri değildim. Bu ailemden gördüğüm dayaklar beni asileştirip, umursuzlaştırmıştı. Ama biri vardı yetimhanede benimle iyi anlaşan ismi Asildi. İki ismi vardı ama ilk ismini hatırlamıyorum. Bana güven duygusunu veren ilk ve tek kişiydi ama yetimhaneden erken ayrılmıştı. Ben oraya dokuz yaşımda gitmiştim o işe on iki yaşında oradan ayrılmıştı. Ben herkes tarafından dışlanırken o yanıma gelir bana sarılır bak ben burdayım derdi. Babası hapise girdiği için yetimhanede kalıyordu. Babası çıkınca da asili yanına almıştı. Yüzünü az çok hatırlıyordum.
On altı yaşımda yetimhanede beni görmeye biri gelmişti. Bora Dinginer. Bora avukattı bana geldiğinde ailemin bütün servetini, arabalarını, evlerini, şirketlerini, her şeyini bana verdiğini söyledi. Önce dalga geçiyor sanmıştım. Garipti... Benden nefret eden ailem bana koca bir servet bırakmıştı. Avukatın dediğine göre hemen serveti alabilirdim ve yetimhaneden çıkabilirdim. Bende kabul ettim. Ve işte aradan yedi ay geçti şimdide buradayım.
Küvetten çıkıp odama gittim. Deri etek üstüne bralet ve deri ceketimi giyindim. Saçımı da at kuyruğu yapıp aşağı indim. Ama yerler hep kandı. Ayağım kesildikten sonra umursamadan yürüdüğüm için. Gamze ablaya telefon açıp gelmesini söyledim. Gamze abla evi temizleyen bir yardımcıydı.
Gelince iki yüz tane soru sordu.
"Lavinia bu evin hali ne böyle bir yerin mi kanadı iyi misin?"
"İyiyim ayağımı kestim yanlışlıkla, şimdi ben dışarı çıkıyorum ben gelmeye bitmiş olursa sevinirim."
"Tamam bu arada Bora bey yarın okulun olduğunu hatırlatmamı istedi."
Hiçbir şey demeden evden çıktım. Arabamın hemen yanında şoförüm Ahmet abi vardı.
"Bugün ben kullanıcam anahtarı ver."
"Lavina hanım Bora beyin kesin emri var on sekiz yaşına gelene kadar arabanızı ben sürücem."
"Başlıycam artık Bora beyinize."
"Öhm öhm" arkamı döndüğümde Bora oradaydı.
"Ne oldu ne yaptım yine ben."
"Bugün bırak da siyah inciyi ben sürüyüm şirkete gidiyorum zaten."
"Lavinia zorluk çıkarma on sekiz yaşına kadar araba yok. Hadi atla benim arabaya ben götürüyüm." oflayarak Bora'nın arabasına bindim.
"Sen kahvaltı yapmamışsındır şimdi biz en iyisi ilk kahvaltı yapalım."
"İstemez."
"Ama Lavinia karnını doyurm-"
"Ya istemiyorum dedim sür şirkete kahvaltı falan yapmıycam." Hiçbir şey demeden şirkete sürdü arabayı kapıya geldiğimizde de.
"Benim işim var sen gir şirkete." deyip gitti.
Şirkete girip odama çıktım.
"Lavinia hanım imzalanacak dosyalar burada. Siz işiniz bittiğinde beni çağırın ben alırım."
"Tamam sağol çıkabilirsin." dedikten sonra midemin bulanmasıyla kızı tekrar çağırdım. Sabah sadece şarap içmiştim ve midem deli gibi bulanıyordu.
"Baksana bana hemen filtre kahve getirir misin?"
"Tabi."
Şirkette işlerimi halledip dışarı çıktım. Bora benim kahve içeceğimi tahmin edip çalışanları arayıp tostta hazırlamalarını söylemişti ama ben tabi ki yememiştim.
Taksi çağırıp alışveriş merkezine gittim. Normalde alışveriş yapmayı seven bir insan değildim ama sabah küçüklüğümü düşününce kafamın dağılması gerektiğini hissettim.
Eve geldiğimde direkt mutfağa girip bir şeyler atıştırmaya başladım. O sırada Bora aradı.
"Ne var?" ne kadar nazik bir insanım.
"Akşamki balo dokuzda alırım seni."
"Ne balosu?"
"Ya Lavinia unutmuş olamazsın şu şirket sahiplerinin katılması gerektiği maskeli balo."
"Ben onu unutmuşum sabah niye hatırlamadım aldığım ilaçların unutkanlık yaptığını biliyorsun."
"Neyse dört saat var daha hazırlan dokuzda alırım."
"Ben hiç moodumda değilim gelmesem olur mu ?"
"Geliyorsun, istersen kuaför çağırırım evine."
"İstemez." deyip telefonu suratına kapattım. Hayır moodumda değilim diyordum neyi anlamıyordu.
Yukarı söylenerek çıkarak hazırlanmaya başladım.
Üstüme göğüs dekoltesi olan siyah bir elbise giydim. Maskem ise siyah ve taşlıydı. Makyaj olarak sadece dudaklarımı ön plana çıkaran kırmızı rujumu sürdüm.
Tam saat dokuzda Bora mesaj attı bende ayağıma ayakkabılarımı giyip dışarı çıktım. Borayı gördüğümde sırıtıp güzel olmuş muyum diyerek etrafım da döndüm. Daha doğrusu dönemedim. Ayağımda ki mükemmel topuklukardan dolayı burkulup yere düşüyordum ki Bora belimden tutup kaldırdı.
Histerik bir kahkaha atıp "Eh olmuş gibi de sen daha fazla ayakta durursan bir sakatlık çıkıcak." dedi. bende hiçbir şey demeden arabaya bindim.
Balo salonuna geldiğimizde iki bin yüz elli tane fotoğraf çekmişlerdi. bende en sonunda Sikerim böyle işi diye küfür savurup içeriye doğru girdim. Söylediğim küfürü kaslı, kumral bir çocuk duymuştu ve duymasıyla içinden kahkaha atmıştı. tabi bende ona mükemmel öldürücü bakışlarımı attım.
Borayla bir kokteyl masasında duruyorduk. Aşırı sıkılmıştım. Aşırı.
"Ben biraz hava almaya çıkıyordum." deyip Boranın cevabını beklemeden yürümeye başladım. Ön kapıdan çıkamazdım her yerde magazinciler vardı. Bende arka kapıyı aramaya başladım. Kapıyı görür görmez koşup dışarı çıktım.
Dışarıda sarışın bir çocuk vardı. Bir elinde maskesi diğer elinde sigarası vardı. Onu inceledikten sonra duvara yaslanıp gözlerimi yumdum.
"Sigara ister misin?" Gelen sesle irkildim bu o sarışın çocuktu.
"Yok teşekkürler." koluma ellemeye başlamıştı. Hayır olmazdı bu olamazdı. aklınıza gelebilecek her şeye karşı koyabilirdim. Ama benimde sorunum buydu işte biri bana dokunursa titriyordum, ağlıyordum bu hastalık değildi doktorun dediğine göre sadece çocukken yaşadığım olaylar yüzünden biri bana dokunduğu zaman kafam eskiye gidiyormuş.
"Elini çeker misin."
"Maskeni çıkarda yüzünü görelim güzelim." Bir eliyle kolumu tutuyordu diğer eliyle de kolumu okşuyordu.
"Bak yalvarırım dokunma bana lütfen, lütfen." ağlamaya başlamıştım kaçamıyordum çünkü çok sıkı tutuyordu. "Lütfen bırak artık beni." sona doğru sesim kısık çıkmıştı.
"Bıraksana lan kızı." kafamı gelen yöne çevirdiğimde kapıda küfür ettiğime gülen çocuk bana dokunan çocuğun suratına yumruk atmıştı. Çocuğunda yere düşmesiyle bende koşmaya başladım nereye koştuğumu bilmeden koşuyordum en sonunda bir taksi durağı görüp arabaların birine bindim.
Taksideyken Boraya eve gittiğime dair kısa bir mesaj attım ona bu olaylardan bahsetmeyecektim. Çünkü o da bu konuda ne kadar hassas olduğumu biliyordu. Ve endişelenmesini istemedim.
Eve girdiğim anda tuvalete doğru koşmaya başladım. Merdivenlerden çıkarken yer düştüm ve kafamı sertçe basamağa vurdum. Tekrar ayağı kalkıp tuvalete gittim musluğu açıp kolumu ve elimi yıkamaya başladım. sonra ise elbisemi çıkarıp bir kenara attım. O sırada yüzümde bir sızı hissettim aynaya baktığım zaman kafamı çarptığım yerin full kan olduğunu gördüm. Bu sefer geçiştirilicek gibi değildi. Hemen bir taksi çağırdım o geldiği sırada altıma gri eşofman üstümede öylesine bir sweatshirt bulup giydim.
Hastaneye geldiğimde kafama dikiş atmışlardı. Tam çıkarken garip bir şey oldu. Sedyeyle bir çocuk geldi. Tamam bunun neresi garip hastanedeyiz sonuçta diyebilirsiniz ama gelen çocuk baloda ki bana dokunan çocuktu. Arkasından ise ona yumruk atan esmer çocuk geldi. eli kan içindeydi. Ne yani öldüresiye dövmüş müydü çocuğu?
"Umut biz senin başını beladan toplamayı ne zaman bırakacağız oğlum." Demek kumral çocuğun ismi Umuttu.
"Baba kıza dokunuyordu ne yapsaydım izlese miydim?" Tam bunu dediği sırada beni gördü. Ama beni tanıması imkansızdı balodaki halimden eser yoktu. Önce gözü yaramda sonra gözlerime sonra dudaklarımla buluştu. Öyle beni izledi ve tekrar yürümeye başladı.
Umut garip bir şekilde birine benziyordu. Sanki çok uzun yıllardır onu tanıyordum.
Kimsin sen umut?...