Her rüya can acıtmaz. Bazı rüyalar sizi tüm gün yüzünüzde gülümseme ile dolaştırabilir.
8.BÖLÜM
Bazen kendinizi bir rüyada gibi hissederdiniz, bazen ise bir rüyada olmayı dilerdiniz.
Kendinizi rüyada gibi hissettiğiniz anlarda genelde çok mutlu olurdunuz. Evlilik teklifi almak yada çok istediğiniz bir şeyin gerçek olması gibi.
Diğerinde ise öyle üzgün olurdunuz ki bunun rüya olmasını ve hemen uyanmayı isterdiniz. Çok sevdiğiniz birinin size ihanet etmesi yada sizi terk etmesi gibi.
Ben buraya geldiğimden beri ilk seçeneği yaşıyordum. Kendimi rüyada gibi hissediyordum lakin rüyam oydu, Dolunay`dı. Rüya gibiydi ve bazen gerçek olamayacağını düşünüyordum.
Yeni uyanmıştım ama asla kalkamıyordum. Yatak öyle rahat geliyordu ki acaba geri uyusam mı diye düşünmeye başlamıştım. Ama kalkmam gerekiyordu. Yatakta oturur pozisyona geldim ve sonra ayağa kalktım. Ardından hızlı bir şekilde üstümü giyinip kapıyı açtım. Evde hiç ses yoktu. Acaba saat kaçtı, bilmiyordum. Odamda ne saat vardı nede saati öğrenebileceğim bir araç. Koridora çıktığımda yine ses yoktu. Hava aydınlıktı bu yüzden gece olmadığından emindim. Aşağıya indiğimde yine ses yoktu. Acaba gece mi diye düşündüm ama gece olsaydı hava aydınlık olmazdı.
Salona gittiğimde ise kimse yoktu ama salondaki saate göre saat 13.47`ydi. Gece değildi. O zaman neden kimseden ses çıkmıyordu. Tam bunu düşündüğüm anda mutfaktan bir su sesi geldi. Hızlı adımlarla mutfağa yöneldiğimde mutfaktakinin Dolunay olduğunu gördüm. Kapıya yaslanıp yüzümde bir gülümsemeyle “Günaydın.” Dediğimde bakışları bana dönmüştü. Bana döndüğünde onun da yüzünde bir gülümseme oluşmuştu. “Günaydın, erkencisin bugün.” Dedi alaylı bir ses tonuyla. “Evet evet, bende şaşkınım nasıl bu kadar erken kalktığıma.” Dediğimde ikimizde gülmüştük. “Peki, madem saat erken diğerleri neden kalkmadı.” Dedim. “Bilmem.” Dedi dudaklarını bükerek. “Yardım edeyim mi.” Diye sordum onun yanına doğru ilerlerken. “Şu yumurtayı sen kızartsan fena olmaz aslında.” Dedi yüzündeki gülümsemeyle. O ise salatalıkları doğruyordu. “Salatalıkları ben doğrasam.” Dedim. Bana inanamazmışçasına bir bakış attı. “Yumurta yapmayı bilmiyor olamazsın Barlas.” Dedi gözlerini büyüterek. “Yok biliyorum ama sen beğenmezsin.” Dedim. “Benim beğenip beğenmemem bu kadar önemli değil Barlas.” Dediğinde gülümsemem büyümüştü. “Senin her şeyin benim için önemli Dolunay. Fikrin, hareketlerin, sevdiğin şeyler de dahil buna.” Dediğimde onunda gülümsemesinin büyüdüğünü fark etmiştim. Yanakları bile kızarmıştı. O utanmıştı.
“Utandın mı sen.” Dedim küçük bir kıkırtıyla. “Uzak ihtimal.” Dediğinde suratıma bakmıyordu. Utanmamak için bakmadığı aşikardı. “Yüzüme bakıp söylersen inanabilirim buna.” Dedim bir yandan yumurtaları kırarken. “Nedenmiş o.” Dediğinde suratıma bakmamaya devam ediyordu. “Utanmamak için bakmıyorsun çünkü.” Dediğimde suratımı ona dönmüştüm. O ise cevapsız kalmayı tercih etmişti. Ben ise daha fazla üstelemeye gerek duymadığım için yumurtaları kırmaya devam etmiştim. “Konuşmayacak mısın. Ortam gergin olunca geriliyorum.” Diyerek kızarttığım yumurtaları bir tabağa koydum.
“Ne diyeyim ki. Ama utanmadım bu arada.” “Kesinlikle.” Dediğimde bana ters bir bakış attı. Ben ise kahkaha atmamak için kendimi zor tutuyordum. “Sakın gülme Barlas. Ağzını bile açma.” Dediğinde elimle ağzıma sahte bir fermuar çektim. Bunu yaptığımda ikimizde gülmeye başladık. Umarım hep böyle gülerdik…