İçeriğe geç

Ölülerde Canlanır (Bir Dolunay Hikayesi)

Bölüm 6 · 5 dk okuma

Ölülerde Canlanır (Bir Dolunay Hikayesi)

Bölüm 6

6. BÖLÜM

Sesini duyur, bırak yer gök inlesin. Her şeyi anlat, zaten özgürlüğün peşindesin.

6.BÖLÜM

Bazen yaşayamadığın her şeyi yaşamak istersin, hiç seyahat etmediysen seyahat etmek istersin mesela. Nereye gittiğin önemsizdir, sadece gitmek istersin. Hiç yüzmediysen yüzmek istersin mesela, hiç olmasa da dalgaları teninde hissetmek hoşuna gider.

Ben bu gün hiç yapmadığım bir şeyi yapmak istiyordum. Daha önce hiç denemediğim bir şeyi denemek istiyordum, ben kaçmak istiyordum.

Kaçarsam sonumun ne olacağı bariz belliydi lakin şuan bu hiç umurumda değildi. Tek istediğim kaçmaktı. Nereye gideceğim de önemsizdi, kaçabilmem yeterliydi. Sonumun da önemi yoktu, zaten ne yaparsam yapayım sonumu değiştiremeyecektim. “Kalkın, hemen hemen hemen, fazla vaktimiz yok.” Diyerek diğerlerini uyandırdım. “Ne oluyor oğlum ya, bırak uyuyalım.” Dedi Bangu. “İyi o zaman, kaçmak isteyen uyansın, istemeyen varsa da uyumaya devam etsin.” Dediğimde herkes donup kalmıştı. “Ne kaçmasından bahsediyorsun.” Dedi Faris. “Ne anladıysan, toplayın eşyalarınızı.” Dedim ve bulduğum poşete eşyalarımı koymaya başladım. İlk önce herkes sorgular şekilde bana bakmıştı lakin sonra herkes eşyalarını toparlamaya başladı. Oğuzer “Ya tamam diyelim çıktık, kapıdakileri nasıl alt edeceğiz.” Dediği an elimdeki küçük ama bir o kadar da yararlı çakıyı gösterdiğimde “Onu nereden buldun, ve kapıyı neyle açacağız.” Dedi. “Dün Dolunay`ın verdiği bileklik kutusunun içinden çıktı, ve bu çakıda maymuncuk da var.” Deyip göz kırptım.

Tam bu sırada kapıyı yavaşça açtım ve beni yakalayacak olan gardiyanın karnına bıçağı sapladım. “Cehennemde görüşmek üzere.” Dedim ve cesedin yanından ayrıldım. Hızlı adımlarla arka kapıya yöneldim ve kapıdaki iki adamı da alt ettim. Üstlerine ise önceden yazmış olduğum bir not bıraktım. Notta şu yazıyordu,

Nasıl başlasam inanın hiç ama hiç bilmiyorum, Beni bu yola iten sizdiniz. Suçlu olmamamıza rağmen hapse atıldık, eğer kadın katillerini öldürmek suçsa bu bizim suçumuz. Ama siz daha katil olamadan silikleşeceksiniz. Sizi kimse öldürmeyecek lakin öldürmeleri için yalvaracaksınız. Durun, beklemeye devam edin. Bu daha başlangıç. Kim bilir, belki gece uyurken, belki yemek yerken, hatta ve hatta belki de bir urganın kafanıza geçmesiyle ölürsünüz ama sizi asla ecelinize bırakmayız. Anlamadıysanız bir ceset daha yollayabilirim size. Şimdiyse size elveda, bize ise merhaba olan o yola ilk adımımı bu notla atıyorum. Bir örgütün buradan çıkması gerekirdi. Hatta burada kurulan bir örgütün. Şuan tanınmıyoruz lakin ileride herkesin sesi olacağız ve önümüzde diz çökseniz bile susmayacağız. SUSMA, SUSARSAN SIRA SANADA GELECEK. KONUŞ DURMA, ELBET BİR GÜN GÖKTEKİLER YERE İNECEK.

-SD

Notu bıraktıktan hemen sonra kapıda bekleyen arabaya yöneldim. Arabaya doğru giderken hepimiz fazlasıyla hızlıydık zira birini bizi görme ihtimali oldukça yüksekti lakin ben bu riskleri göze alarak bu yola çıkmıştım. Benim için durmak yoktu. Arabaya bindiğimizde şoför koltuğuna ben geçtim. Arabanın anahtarını ararken Oğuzer “Takılı zaten.” Dedi ve takılı olduğunu fark ettiğimde anahtarı çevirdim ve gaza bastım. Üstümüzde mahkum kıyafetleri vardı ve bu çok rahatsız edici geliyordu. Lakin çıkarma şansımız yoktu. “Ayıptır sorması ama nereye gidiyoruz.” Diye sordu Aren. “Sizce.” Diye sordum ve yüzüme imalı bir ifade takındım. “Doğru düzgün cevap versene oğlum, sizce ne ya.” Dedi Faris. “Kızların yanına.” Dediğimde hepsi donup kalmıştı. “Evlerini nereden biliyorsun.” Diye sordu Oğuz. Ama bu isteksiz bir soru değildi zira gözlerinin içindeki heyecanı görebiliyordum. “Kutuda vardı.” Dedim yarım bir gülümsemeyle. “Ne kutuymuş arkadaş.” Dedi Atalay. “Kız tamir çantası verse daha az işe yararmış.” Hepimiz gülmeye başladık. Aren`e kalırsa fazla rahattık lakin bu şuan kimsenin umurunda değildi. Hep beraber konuşurken evin önüne varmıştık. “Heyecandan kalbim çıkıp şuraya düşecek.” Dedi Oğuz. Yine güldük lakin o kadar sesli gülememiştik. Kapının önündeyken heyecandan kalbimin çıkacağını hissettim. Kapıyı yavaşça tıklattım ve kapıyı Dolunay açtı. Gözleri şiş değildi ve kendine bakmış görünüyordu. “Barlas.” Deyip üzerime atılınca ilk başta ellerimi nereye koyacağımı bilemedim. Sonrasında ise bende aynı şekilde ona sarıldım. Arkadakilerin hafif kıkırdamalarını duyabiliyordum lakin bu umurumda değildi, ona sarılmıştım, ona ilk defa sarılmıştım.

Bu his karnımdaki kelebeklerin hareketlenmesine neden olmuştu. Dolunay benden ayrılınca “İyi misin, bir yerine bir şey oldu mu.” Diye sorduğunda gülümsemeden edemedim. “İyiyim, bir şeyim yok merak etme.” Dedim. Dolunay “Ne gülüyorsun be, komik mi.” Diye sordu. “Sen utandın mı.” Dediğimde yanaklarının kızardığını fark etmiştim. “Ne münasebet.” Dedi saçını geriye savurarak ve salona doğru ilerledi. Ben ise onun arkasından gülerek bakıyordum. Faris sesini incelterek “ Barlas bey Barlas bey, içeri girmek ister misin. Adettendir.” Dediğinde arkamda gülme tufanı kopmuştu lakin benim yüzümde mimik dahi oynamamıştı. Arkamı dönüp “Çok komikti hahaha.” Dedim ve ilerlemeye başladım. İçeri girdiğimde herkes ya uyuyordu yada telefonla ilgileniyordu. Açelya Aren`i gördüğünde hem afallamış hem de şaşırmıştı. “Aren, sen nereden çıktın.” Dediğinde hepimiz içimizden gülmüştük. Aren “İstiyorsan geri gideyim.” Deyip geriye doğru hareketlendiğinde Açelya “Dur dur nereye. Hey.” Dediğinde Aren geriye dönmüştü. Açelya ise o an kendini tutamayıp Aren`in üzerine atlamıştı ve Aren`de aynı şekilde ona karşılık verdiğinde ortaya fazla hoş bir görüntü çıkmıştı.

Açelya Aren`i yukarı çıkarırken Dolunay`ın bana baktığını fark ettim. Bu yüzümde sebepsiz yere gülümsemenin oluşmasına neden olmuştu. Herkes birbirine sarılırken onun yanına gitmemek canımı sıkmıştı ve bu yüzden kendimi tutamayıp onun yanına oturmuştum. Bu hareketimin onun yüzünde tebessüm oluşturduğunu fark ettim lakin fazla belli etmemeye çalıştım. Dolunay “Üstüne bir şeyler getireyim mi.” Diye sorana kadar üstümde hapishane kıyafetleri olduğunu fark etmemiştim. “Evde erkek kıyafeti var mıdır ki.” Diye sordum. “Dün aldım.” Dediğinde şaşırmıştım. “Bana mı.” Diye sordum gülümsememi yüzümden silmeden. Heyecanla evet anlamında kafasını salladı ve hızla yukarı çıktı. Faris bana bakışlarıyla bir şey ima etmeye çalışıyordu ve ima ettiği şeyi anladığımda ona ters ters baktım ve bu sebepten dolayı önüne döndü. İma ettiği şey ise Dolunay`ın bana aşık olduğuydu. Bunu bana başka bir zaman söylese gülmekten ölebilirdim lakin şuan bu ortamda bunu yapamıyordum.

Bu sırada Dolunay bana kıyafetleri getirmişti. Bir eşofman ve düz bir tişörttü. Bedenini nasıl tutturduğunu hiç bilmiyordum zira daha önce ona bundan hiç bahsetmemiştim. Zaten bahsetmek de saçma olurdu. “Yukarıda kapısı açık olan odada üzerini değiştirebilirsin.” Dedi Dolunay. Ben ise ne cevap vereceğimi bilemediğim için sadece başımı sallayıp yukarı çıkmıştım. Kapısı açık olan odaya girmiş ve üstümü değiştirmiştim. Merak etmeyin burada detaya giremem zaten. Aşağı indiğimde Dolunay`ın mutfakta olduğunu gördüm ve oraya doğru yöneldim. Kapıya yaslandım ve onu izlemeye başladım. Fark ederse aşırı gülünç bir olay olabilirdi zira lafı çeviremezdim. Ve tam bu sırada masaya döndü. Sorun şu ki masa tarafında ben vardı. Beni görünce biraz afallamıştı –sanırsam-. “Senin burada ne işin var. Bir dakika, yoksa beni mi izliyorsun.” Diye sorduğunda bu soruya yalan söyleyemeyeceğim için “ Evet.” Demek zorunda kalmıştım. Bu cevap yüzünde gülümseme oluşmasına neden olmuştu. Bu gülümseme için tüm dünyayı karşıma alabilirdim.

“Seninle bir şey konuşabilir miyim Barlas.” …

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.