İçeriğe geç

Ölü Mısralar Klasörü

Bölüm 1 · 5 dk okuma

Ölü Mısralar Klasörü

Bölüm 1

Sıfır Noktası

Göz kapaklarımın arkasında derin, mutlak bir karanlık vardı. Hissettiğim tek şey bedenimi rahatsız eden o derin baskılardı.

​Bilinç denilen şey, bedenime aniden değil, yavaş yavaş ve yakıcı bir sızıyla geri döndü. İlk hissettiğim şey, genzimi tırmalayan o keskin, kimyasal antiseptik kokusu ve kafamın tam yanında durmadan ritmik bir şekilde öten ve insanı gerçekten rahatsız eden bir sesdi. Gerçekten bu ses neydi böyle?

​Göz kapaklarımı aralamak büyük bir çaba gerektirdi. Tepemdeki floresan lambanın o beyaz ve göz alıcı tonu gözlerimi yaşarttı. Birkaç kez kırpıştırdım. Tavan beyazdı. Duvarlar beyazdı. Üzerimdeki örtü beyazdı.

​Zihnimin içi ise… Zihnimin içi bomboştu.

​Bedenimi hareket ettirmeye çalıştım ama sol kolumda bağlı olan serum ve kaburgalarımdaki keskin batma beni durdurdu.

Neredeydim? Kimdim? Adımı zihnimde aradım; bomboş bir koridorda kendi sesimin yankılanması gibiydi. Hiçbir şey yoktu. Zihnim, geçmişi tamamen yutmuş kara bir delikten farksızdır. Bana ne olmuştu?

​Odanın kapısı hafifçe aralandı. İçeriye beyaz önlüklü bir doktor ve onun hemen arkasında, omuzları çökmüş, gri takım elbiseli, sert hatlı bir adam girdi. Adamın yakasındaki polis rozeti, odadaki floresan ışığında bir anlığına parladı.

​"Uyanmışsın," dedi doktor, sesindeki kontrollü profesyonellikle. Yanıma yaklaşıp gözlerime küçük bir ışık tuttu. "Kendini nasıl hissediyorsun?"

​Dudaklarımı kuruluktan çatlamış bir hisle zorlukla araladım. Sesim, uzun süredir kullanılmamış bir enstrüman gibi pürüzlü çıktı. "Ben... Ben kimim?" soru dudaklarımdan zorla çıkmıştı. Bir insan kendi adını bile hatırlamazmıydı?

​Doktor ve arkasındaki polis memuru bakıştı. Polis memuru öne doğru bir adım attı. Sanki doktorun konuşmasını bekliyordu. Yüzünden ifadesini okumak çok zordu, soğuk ifadesi vardı.

​"Hafıza kaybı bekleniyordu," dedi doktor polise dönerek. Sonra tekrar bana baktı. "Ağır bir kafa travması geçirdin. Beynin, kaza anındaki ve öncesindeki anıları korumak için kendini bir süreliğine kapatmış olabilir."

​"Kaza mı?" diye fısıldadım. Kalp atışlarımı ölçen cihazın ritmi hızlanmaya başladı. Neyden bahsediyorlardı? Ailem bir ailem olması lazımdı onlar neredeydi? Kazadan haberleri varmıydı? Aklımdaki sorular zaman geçtikçe dahada artıyordu "Ne kazası?"

​Polis memuru cebinden küçük bir not defteri çıkardı, ama açmadı. Sadece elinde tuttu. "Ben Komiser Frank," dedi, sesi tok ve mesafeliydi. "Dün gece saat üç sularında, uçurum yolunda bir araç kontrolden çıkıp kayalıklara yuvarlandı. Sürücü... Yani baban, yağışlı havada virajı alamamış. Hız ve yol şartları birleşince kontrolü kaybetmiş." Bu sözleri söylerken sanki sesi yumuşuyordu bana acıyor gibiydi.

​Boğazımda yumruk gibi bir düğüm oluştu. "Babam..." cümlemi tamamlamamıştımki komiser sözlerine devam etti.

​"Sadece baban değil," diye devam etti Komiser Rıza, gözlerini gözlerimden ayırmadan. "Araçta annen de vardı. Olay yerinde hayatlarını kaybettiler. Araçtan fırlayarak sağ kurtulan tek kişi sensin. Başın sağ olsun"

Ne?

​Zihnimde bir fırtına kopmasını, gözlerimin dolmasını, göğsümün sıkışmasını bekledim. Ailemi kaybettiğimi söylüyordu. Annem ve babam. Ailem.

Ama içimde koca bir hiçlikten başka hiçbir şey kıpırdamadı. Zihnim onlara dair tek bir yüz, tek bir ses, tek bir sıcak anı bile sunmuyordu bana. Hissizliğim, durumun dehşetinden daha çok korkuttu beni.

​"Ben..." dedim, kelimeleri toparlamaya çalışarak. "Hatırlamıyorum" sözler ağzımdan zorla çıkıyordu. "Ailemi, kazayı hiçbirini hatırlamıyorum." Komiser Frank sözlerimi umursamıyor gibi kazayı açıklamaya devam etti.

"Fren izleri, yolun yapısı, havanın durumu... Her şey tipik bir direksiyon hakimiyeti kaybını gösteriyor. Talihsiz, korkunç bir kaza. Tekrardan başın sağ olsun evlat."

​Kaza. Basit, talihsiz bir sürücü hatası.

​Komiser ve doktor birkaç teknik şey daha konuşup odadan çıktıklarında, başımı sola çevirip pencereden dışarıdaki gri gökyüzüne baktım.

Doktor kazadan sonra hafıza kaybının normal ve beklenen bir durum olduğunu söyledi. Düzelmesi için herhangi bir operasyon yokmuş. Ne acı. Odadan çıkmadan önce eski eşyalarımın hatırlamamda yardımcı olabileceğini söyledi.

Zihnimin boşluğunda gezen bir kırıntı aradım. Ama bulabildiğim tek şey, içimde kök salmaya başlayan o tuhaf, tekinsiz huzursuzluktu.

Hey o komiser bana adımı bile söylememişti. Adımı bildiğinden neredeyse emindim. Ben kimim? en azından adımı bilmeliydim.

Bir süre sonra komiser frank yeniden odama girdi. Elinde küçük bir bel çantası vardı. Sakin bir sesle konuştu. "Araçta sana ait olduğu düşünülen bir çanta bulundu. İhtiyacın olabileceğini düşündüm." Çantayı yatağımın kenarındaki komidine koydu ve not defterini tekrardan çıkardı.

Bu sefer bireyler yazmaya başladı merakla onu izliyordum acaba ne yazıyordu? Yazı yazdığı sayfayı yırtıp bana uzattı. "Evinin adresi burda yazıyor. Buradan çok uzak değil yakın taburcu olduktan sonra rahatlıkla gidebilirsin." Başka bir şey söylemeden odamdan çıktı.

Evet bu güzel olmuştu en azından adresimi artık biliyordum yavaşca komiserin komidine koyduğu çantaya uzandım.

Çantanın içinde bir adet cüzdan ve anahtardan başka bir şey yoktu. Cüzdanı açtım içinde bir miktar para, kimlik, ehliyet ve polis rozeti vardı. Polis rozeti mi? Ben polismiydim? Hadi canım saçmalama.

Bir süre polis rozetime baktım, yani sanırım benimdi. Üzerimdeki şok geçtiğinde hemen kimliğime uzandım acaba adım neydi?

Harrison Wilder

Kimlikde bulunan fotoğraf kimliğin benim olduğunun kanıtıydı. Aynı isim rozeti üzerindede yazıyordu demekki rozetde benimdi. Rozetimi, kimliğimi ve ehliyetimi geri cüzdanına koydum, cüzdanımda çantama. Çantamı kapatmadan komiserin verdiği kağıdıda çantama koymayı ihmal etmedim.

Hastanede yaklaşık 5 gün daha kaldıktan sonra sonunda taburcu olmuştum. Vücudumda hala yaralarım ve ağrılarım vardı ancak ciddi değillerdi. Doktorlarla vedalaştıkdan sonra evimin yolunu aramaya başladım.

Çantamdan adresimi yazılı olduğu kağıdı çıkarttım. Telefonum olmadığı için, (sanırım kazadan sonra kullanılmaz haldeydi) yoldan geçen birinden yardım alarak evimi buldum. Zihnim hala boştu evimi görmüş olmama rağmen hiçbir ey hissetmiyordum.

Ne ailemin yokluğunu nede acısını. Evin içine girdiğimde biraz olsun bireyler hatırlarım umuduyla kapıyı açtım.

İçerisi genel olarak bej renkleriyle dekore edilmiş oldukça düzenli ve modern bir evdi. İçeriye adım attım o sırada gözüme bir tablo ilişti, tabloya doğru yürüdüm ve tabloyu elime aldım. Tabloda 3 kişi vardı 2 yetişkin ve aralarında bir çoçuk. O çoçuk ben olmalıydım o zaman yetişkinlerde annem ve babam.

Uzun süre resme bakmaya devam ettim sanki kaybettiğim kişilerin acısını yaşamak istiyormuş gibi.

Bir süre sonra tabloyu bıraktım ancak içime garip bir his dolmuştu sanki bireyler eksikti? Yada fazla? Bu bilinmezlik beni oldukça rahatsız ediyordu ancak hislerimi geri plana atarak evin içini gezmeye karar verdim.

1.bölüm sonu~

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.