İçeriğe geç

Ölü Kuşlar Cehennemi

Bölüm 2 · 5 dk okuma

Ölü Kuşlar Cehennemi

Bölüm 2

Bölüm 1,25

Bölüm 1.25

Türkiye| Antalya

İş görüşmem berbat geçmemiş gibi birde bu vardı işte, yağmur! Bugün hava fırtınalıydı, normalde fırtınalı olduğu zamanlar da dışarı adımımı dahi atmaz bütün perdeleri sonuna kadar çekerdim, lakin bugün bir iş görüşmem vardı. Sanki her şey mükemmelmiş gibi iş görüşmemin iyi geçeceğine inandırmıştım kendimi.

Gün boyu iyi geçen ne vardı ki?

Sabah evden çıkmadan evvel annemle aramızda bir atışma geçmişti, babamla aram zaten hiçbir zaman iyi değildi, kardeşim Erva ise... Tamam! Bu kadarını hatırlamak bile gerginliğime gerginlik kattı! Şimdi odaklanmam gereken çok daha önemli bir konu vardı, eve nasıl gidecektim?

Arabam yoktu, taksiye binecek param da yoktu. Mecbur, durağa kadar yürüyecektim. Ah şu ayaklarım, neler çekmişlerdi. Daenerys Targaryen gibi ejderhalarım olmasını çok isterdim doğrusu. Bedavadan gidiyordu istediği yere. Ah ah, kader işte. Gerçi öyle bir evrende yaşasaydım muhtemelen ilk ölen ben olurdum. İyi ki de yaşamıyordum.

Yoldan geçen arabaların üzerime sıçrattıkları sulara aldırmadan, adeta koşarcasına yürüdüm. Buz gibiydi, soğuk havalardan nefret ederdim, gerçi sıcak havalardan da pek hazetmezdim. Yaz boyu kış gelsin, kış boyu yaz gelsin diye beklerdim. Böylece ömrüm beklemekle geçiyordu. Tıpkı kendi Anakin'inimi beklemem gibi.

Otobüs durağına birkaç adım kalmıştı; kabanıma iyice sarıldım, atkımı boynuma güzelce sardım ve çantamın askılarını sıkıca tuttum. Hasta olmak istemiyordum.

Tam artık ıslanmayacağım diye sevinirken yoldan geçen bir kamyonet, adeta gökten düşen bütün yağmur damlalarını üzerime bocaladı. Bir kere! Bir kere de şu lanet olası kader yüzüme gülsün.

Sinirle soluk verdim, gözlerimi sıkıca yumup bekledim. Bekledim ki sakinleşeyim. Normalde hiç böyle gergin biri değildim aslında, sadece yağmurlu havaları sevmiyordum.

Son adımlarımı da atıp tıklım tıklım dolu olan durağa ulaştım, yağmur damlalarının -ne kadar mümkünse artık- üzerime gelme olasılığının en az olduğu yere geçtim. Sırt çantamı kucağıma doğru çekip iki yandan kollarımı doladım.

Rüzgar öyle güçlüydü ki, ağaçları neredeyse yerinden kopartacak kadar sert esiyordu. "Korkunç bir görüntü," diye mırıldandım. Sözlerimle yanımdaki kadın gözlerini bana çevirmişti. Duraktaki banka oturmuş kucağına da çocuğunu oturtmuştu, gözlerinde korku vardı.

"Daha önce böyle bir şeye şahit olmadım." Dedi, sesi titriyordu.

"Dünya lanetlenmiş sanki." Diye ekledi genç bir çocuk.

"Daha kötülerini de gördüm."

"Bundan kötüsü de olur muymuş."

İnsanlar kendi aralarında konuşurken yan tarafımdan gelen tanıdık sesle bakışlarım hızla o tarafa dönmüştü.

"Baba!" Dedim şaşırdığımı belli ederek. "Ne işin var senin burada?" Gözlerini yüzüme dikmiş, öfkeyle bakıyordu. Hayır, bir şey de yapmamıştım ki! Evden çıkmış, dün telefonda gördüğüm işe, girebilir miyim diye bakmak için gitmiştim. Bu sinirinin kaynağı neydi?

Ağzını açıp tek kelime etmedi, nefretle yüzümü izliyordu. "Baba?" Diye mırıldandım. Dudaktaki insanların bakışlarını üzerimizde hissediyordum.

"Hayatımı mahvettin." Diye fısıldadı. "Senin yüzünden hayatımız mahvoldu!" Bağırmaya başladığında çantamı tutan parmaklarım sıkılaşmıştı. Elini hızla cebine attı, çıkardığı şeyi göremedim. Evucunun içinde tutup anlayamadığım birkaç kelime mırıldandı.

"Rivayn te kreymki fraum, akranca srevoni mruem me travya."

Babam sustu, gözlerimin içine bakmaya devam etti sanki gözlerini kaçırsa bir şey olacakmış gibi dikkatle baktı. Ne görüyordu? Bana dikkatle bakarken avcunun içinde tuttuğu şeyi sertçe yere fırlattı, yere çarpan cismin çıkardığı tok sesle gözlerim hızla yere çevrilmişti. Attığı şeyi göremesem de zeminde oluşmaya başlayan kara bir delik vardı!

Bakışlarımı ondan ayırıp tekrardan babama çevirdim, gözlerindeki öfke hala yerli yerindeydi. Ondan çektim bakışlarımı, duraktakilere döndüm. Uçuyorlardı! Nasıl oluyordu? Durak, durağa yanaşmak için yavaşlayan otobüs; hepsi uçuyordu!

Kafamı başka tarafa çevirdim, her şey, her şey uçuyordu!

İnsanlar, evler, arabalar, koca koca binalar, ağaçlar! Yer çekimi sanki bir anlığına dünyayı terk etmişti! Yalnızca babam ve ben vardık, yalnızca ikimiz. Deli gibi bir o yana bir bu yana döndüm, en sonunda koşarak burdan uzaklaşmaya karar verdim. Deliriyor muydum?

Koştum. Ayaklarımın altındaki siyahlık attığım her adımda daha da genişliyordu. O şey beni takip mi ediyordu? Omzumun üzerinden dönüp babama baktım, artık orada değildi.

Az önce ne yapmıştı, rüya falan mı görüyordum? Bütün bunların bir açıklaması olmalıydı, ben kafayı yemek üzereydim!

Şaşkınlık içinde arkama bakarken yüzümün sertçe bir şeye çarpmasıyla kıç üstü yere düşmüştüm. "Allah kahretsin!" Ellerim iki yanımda dururken bileklerimde hissettiğim çekimle gözlerim kocaman açılmıştı. Hızla sağa döndüm, babamın zemine attığı şey yüzünden oluşan siyah karartı bileklerime tırmanmıştı! Durmuyordu; Venom'daki o kara şey gibiydi hareket ediyor, dirseklerime kadar uzanıyordu. Çevrede kimsenin olmamasını bilmeme rağmen haykırdım, "Yardım edin!" Herkes, her şey uçuyordu. Bu bir rüya mıydı? Nasıl bu kadar gerçekçi olabiliyordu?

Siyah şey kollarımdan omuzlarıma kadar çıkmıştı, hareket etmemi engelliyordu. Bacaklarım da siyah şeyin esiri olmuştu. İki yandan tüm bacağımı kaplayan şey, kalbimin korkuyla teklemesine neden oldu. Bana ne yapıyordu? Babam neden bir anda bana nefret kusmuştu?

Siyah, çamur benzeri şey boynama kadar yzanıyordu artık. Bu kadar hızlı yayılması korkutucuydu! Boynuma tırmandı, oradan yanağıma uzandı en sonunda gözlerimi de geçtiğinde karanlığın esiri olmuştum.

☆

Karanlık.

Her yer karanlık.

Yağmur durmuş ama hava hala soğuk.

Sessiz, her yer sessiz. En ufak bir çıtırtı yok. Ne araba sesi ne de bir kuş cıvıltısı. Ölüm gibiydi. Her şey ölmüş müydü? Bu yaşadıklarım kıyamet miydi? Onlar gerçek miydi?

Gözlerim artık yavaştan ışığa alışmaya başlamıştı, ayağa kalktım. Temkinli adımlarla ilerlemeye çalıştım, sanırım kapalı bir alandaydım gökyüzü gözükmüyordu. En son bayılmış olmalıydım, günün berbatlığı sinirlerimi germiş olmalıydı. Her şey üst üste gelmişti, evet evet kesinlikle bu yüzden bayılmıştım ve şimdi de bir dükkanın içerisinde olmalıydım!

Duvarlardan, içerisinin soğuğundan başka bir şeye odaklanamadım, sanki büyük bir soğuk hava deposundaydım içerisi korkunç rutubetliydi, biraz daha burada kalırsam kokudan ölecektim.

Gözlerimi birkaç kez kırpıştırdım, ileride bir ışık gözüküyordu. Işığa doğru ilerledim, ben yürüdükçe içinde bulunduğum yerin duvarları aydınlanıyordu. Adımlarım duraksadı, burası soğuk hava deposu falan değildi. Bir mağaradaydım! Mağara! Yaşadığım semti geç, şehirde bile bir mağara yoktu. Sağ elimi kaldırıp duvara yasladım, destek almaya ihtiyacım vardı. Başım çok ağrıyordu, ağrıması yetmezmiş gibi birde dönüyordu.

Neler oluyordu!

Mağarada olduğum gerçeği adımlarımı daha temkinli bir şekilde atmaya başlamama neden oldu, gözlerimi kısa bir an için yere indirdim, köşede bir taş vardı hızla onu elime alıp tekrar doğruldum. Neredeydim? Başıma gelen o şeyler gerçek miydi?

Yavaş yavaş mağaranın çıkışına doğru yürüdüm, zemin nemliydi muhtemelen yağmur yağmıştı.

Yağmur.

İrkildim.

Mağaranın çıkışında durup tuttuğum nefesimi üfledim. Orman!

Ormandaydım!

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.