Hayat uzun ve çekilmezdi. Biz vampirler için ise daha berbattı. En azından insanların ölmek gibi bir şansı vardı. Biz ise uzun bir ömür yaşıyorduk ve özel yollarla öldürülmediğimiz sürece ölmüyorduk. Bu yakılarak, gümüş suyundan yapılan bıçak gibi keskin aletlerden, kalbimize bıçak saplandığında ama o bıçağın bile gümüş suyuna bastırılması ve ölü bir insanın keniğinden yapılması gerekiyordu. Gerçi bunlar bile sınırlı olarak işey yarıyordu. Sadece bedenimiz ölüyordu. Ruhumuz ise fazla günahkarsak cehenneme şanslıysak kıyamete kadar dünyada kalıyor ve kıyametten sonra ise arafa gdecekti. Yani cennet bizim için yoktu. Çünkü biz Cehenneme ağittik, Cehennemin çocuklarıydık. İnsanların deyimiyle şeytanın melez çocuklarıydık. O yüzden şanslı olanlarımız, günaha aşırı derecede batmayanlarımız veya Tanrıdan af dileyerek günahlardan uzak duranlarımız kıyametten sonra atafa gidecekti. İnsanlara göre bu korkunçtu ama unuttukları bir şey vardı. Onlardan da arafa gidecek olanlar vardı. Ve cehennemlik olanları. Oysa insanlar hep kendilerini günahsız, iyi insanlar olarak görüyordu. Ne yanılgı
ama.
Bu geceki davetliler için terziye gidiyorduk arkamdaki kardeşlerim Nomi ve Zorayla.
"CORA" diye bağırdığında Zora gözlerimi kapattıp bir süre sakinleşmeye çalıştım. Kulağımın çınlaması kesilince Zoraya dönerek ters ters bakmaya başladığımda mahçupça gülümsüyordu. Ah ne hoş. O güzel dişlerinden bir an kolye yapasım gelmişti.
"Üzgünüm Abla. Sadece bazen vampir olduğumuzu unutuyorum. Ve şu güzel kumaşı görünce dayanamadım." Dediğinde bana şirince sırıtmataya başladı.
"Zora, zamanımız yok. Biliyorsun bu akşam önemli misafirler var. Ve gecikmemeliyiz." Dediğinde Nomi kafamla onu onayladım ve gözlerimle Zoraya Nomiyi gösterdim.
"Duydun değil mi?" Dediğimde yüzü düştü. En küçük olanımız olduğu için en çılgınımızdı. Nomi ise ortancamız ve tabi ki ablaları olan ben en büyükleriydim. Aramızda kaç yıllar vardı bilemiyorum. 5 belki on belki daha fazla. Biz vampirlerin çocukları oluyordu ama insanlara göre biraz daha zordu, insanlar gibi değildik çünkü uzun ömürlüydük. Bu da vampir olmanın getirilerinden biriydi. Yıllar sonra ancak hamile kalıyordu vampirler. Tabi eğer bir cadıdan yardım istemediyse.
"Ama biz vampiriz. İnsanlar gibi yavaş değiliz." Dediğinde derin bir nefes aldım. Bu kız kafasına koyduğunu almadan rahat etmezdi.
"İyi git al ve vampir hızıyla geri gel öyleyse." Diyerek arkama döndüğümde bir yabancıyla çarpıştım.
"Seni ucube. Önüne baksana!" Dediğimde kafamı kaldırıp karşımdaki kişiye bakınca bir an duraksadım. Uzun boylu beyaz tenli siyah saçlı bir erkekti. Yüzüne bakınca vampir olduğunu anlamam uzun sürmemişti ve kokusuna. Çünkü insanlar gibi kokmuyor ve kalbi insanlar gibi atmıyordu.
"Ah hanımefendi kusura bakmayın önünüzde birden belirdiğim için." Dediğinde kaşlarımı çattım. "Bu arada iltifatınız için teşekkürler. Bu aralar ucube olmak bile zor." Dediğinde saçma esprisine yanıt olarak 'sen ciddi misin' dercesine yüzüne baktım.
"Sadece bir şakaydı. Lütfen bu kabalığımı telafi etmem için benimle bir çay için. Sizin gibi bir hanımefendinin gözünde 'ucube' olarak kalmak istemem." Dediğinde hiçbir cevap vermeden yanından geçip gittiğimde açıkca onu reddettim. Arkasını döndüğünü hissettim. Ve onun da bunu hissettiğimi bildiğini biliyordum.
"Tekrar görüşeceğiz Cora." Dediğinde fısıltı şeklinde, tekrar kaşlarımı çattım. Her şeyi bilerek yapıyordu. Önüme çıkması bile kasıtlı olmalıydı. Bunu bilmek öfkeyle solumama neden oldu.
İlerlerken hissettiğim rüzgar ve kokuyla gelenin Zora olduğunu anladım.
"O yakışıklı beyefendi de kimdi öyle?" Dediğinde meraklı bir sesle, Zora'nın bu hâline gözlerimi devirdim.
"Kim bilir? Belki de sadece benimle yatmak isteyen biridir." Dediğimde zoraya döndüm. Zora kaşlarını çatmış büyük ihtimalle dediğim şeyi düşünüyor veya doğrulamya çalışıyordu. "Her neyse, sonuçta geride kaldı. Boş ver onu." Dediğimde yüzüme tuhaf tuhaf bakıyordu.
"O adamın hiç öyle biri olduğunu sanmıyorum. Az önce sen gittikten sonra birden ciddileşti. Büyük ihtimalle rol yapıyordu." Dediğinde kaşlarımı çattım.
"Her neyse, onu düşünmemeyi bırakın da gidip bir an önce terziden kıyafetleri alalım." Dediğinde Nomi kafamı onu onaylarcasına salladım ve yürümeye devam ettim.
Terziden kıyafetleri aldıktan sonra eve gelip yemek masasını hazırladık.
Kristal kadehler, kırmızı kan şarabı ve tatlılarla birlikte hamur işi yemekler vardı. Bizler insanlar gibi pek yemek yemezdik. Yesek bile insanlar gibi zevk almazdık.
"Hadi kızlar siz de hazırlanın." Dediğinde annem kızlar yukarı çıkarken annem bana seslendi.
"Cora?" Dediğinde arkamı dönüp anneme baktığımda yanımda belirmişti. "Bu akşam daha fazla kendine özen göster. Biraz makyaj yap. Ve güzel bir koku sık." Dediğinde annem, kaşlarımı çattım.
"Neden?" Dediğimde sadece gülümsedi.
"Bu davet senin için verildi." Dediğinde anlamya çalıştım. Annem ne dediğini anlamdığımı anlayınca ellerimi tuttu.
"Artık kendi evini, yuvanı yönetecek yaşta ve olgunluktasın." Dediğinde duraksadım. Tahmin ettiğim şey olamamsını dieldim. "Akşamki misafirlerden biri seninle evlenecek olan adam. Soylu ve varlıklı birisi." Dediğinde bir adım geri gittim.
"Evlenmek istediğimi hiçbir zaman söylemedim ve istemedim." Dediğimde babamın gür sesi salonu doldurdu.
"Söylemene veya istemene gerek yok çünkü zorundasın. Hayatını bir ölü gibi yalnız yaşayamazsın." Dediğinde sesi kesindi. "O adamla evleneceksin. Konu kapanmıştır. Şimdi çık ve bir hanımefendi gibi hazırlan. Geldiklerinde bir hanımefendi gibi ol." Dediğinde anneme baktım bir şey demesi için.
"Baban haklı." Dediğinde öfkeyle arkama dönerek hızla odama gidip kapıyı sert bir şekilde çarptım.
Saçmalıktı. Biz vampirdik. Ne desem babamı ikna edemezdim.
Yatağımın üzerindeki kırmızı elbiseye baktım. Derin bir göğüs dekoltesi olan, sağ bacağımda da yırtmaçlı şık göz alıcı bir elbiseydi. Üzerimdekileri çıkatıp elbiseyi girdikten sonra aynaya baktığımda üzerimde daha dikkat çekici olduğunu gördüm. Bunu annem diktirmişti. Bilseydim o terziye giderken kaçardım. Onlar da bunu düşünmüş olacak ki şimdi söylüyordu.
Kapı çaldığında misafirlerin sesini duyuyor ama umursamıyordum. Ne kadar becerirsem. Zoraki bir şekilde yüzüme makyaj yapıp güzel bir çiçek kokusunu sıktım. Siyah topukluları giydiğimde hazırdım.
Merdivenlerden inerken yemek masanın oradan gelen seslerden, masaya oturduklarını anladım. Basamaklar bittiğinde ve ben yaklaştığımda masaya sesler kesilmişti. Geldiğimi fark etmişlerdi. Masaya vardığımda yüzüme yerleştirdiğim zoraki gülümsemeyle baktığımda, masadaki bir yüzde duraksadım. Tandık bir yüzde.
Misafirimizden biri terziye giderken çarptığım daha doğrusu bir an önümde beliren adamdı. Bana bakıp başıyla selam verdiğinde bende aynı tepkiyi verdim.
"Cora, hadi otur. Biz de seni bekliyorduk." Dediğinde babam, masaya oturdum. Yutkunmamak için zor tutuyordum kendimi.
Dediği gibi olmuştu.
