Hayata ne diye geldim?
Kim, niye getirdi beni hayata?
Her şeyin başında: Ben kimim?
Bu sorunun altına sadece şunlar mı gelir:
Adım, soyadım, baba adı, anne adı, yaşım, memleketim...
Bu kadar basit bir değer altına sınırlanabilir miyim ki?
Bu kadar ömrümü sadece bunları öğrenerek mi geçirdim?
Bizi biz yapan bildiklerimiz değil midir?
Ben kimimin altına şunlar yazılır asıl:
Hobilerim, hayatın bana kattığı şeylerin özeti, sevdiğim insanlar, anıların en etkileyicileri, sevdiğim müzikler, sevdiğim yemekler, örnek aldığım kişiler, hayatımı etkileyenler, hayat felsefem...
Bizi biz yapan şeyler her zaman bunlardı. Ama biz sayılara baktık. Nesnellere baktık. Herkes tarafından onaylanabilecek şeylerin biz olduğumuza inandık ya da inanmaya zorlandık. Annen ve ablan en sevdiğin yemeğin farklı söyleyebilirler. Bu nesnel değil. Ama senin adını doğru söylerler değil mi? Kendini doğru gösterme çabası öyle sarmalamış ki ruhlarımızı biz daha kendimiz ne olduğu bilmeyen bir koyun sürüsü olduk.
Asıl acıtan şey ise: Bizim, bizi seven kişi sayısı kadar değerli olduğumuza inandırdılar. Çoğu insan öyle benimsedi ki bu fikri canına kıydı. "Kimse beni sevmiyor, değersiz birisiyim." fikri öyle güzel sardı hücrelerini yaşamaya değer görmedi kendini.
Yaşamaya değer olmak diye bir şey var mıdır ki yahu?
En önemsiz gördüğümüz bir böcek bile yaşarken insan kendine nasıl yaşamayı uygun görmez aklım almıyor. Siz bir böcekle dalga geçip kahkahalarda boğulurken de o böcek yaşıyordu, ondan önce de, ondan sonra da yaşayacak. Elbet ölecek. Ama kendi canına kıyarak değil.
Kabul, bazen oldukça boğulmuş, yorgun, güçsüz hissederiz. Sağımıza, solumuza, önümüze, arkamıza ve bazen öyle ümitsiz olmayız ki üstümüze ve altımıza bakarız. Arkadaşımız, ailemiz var mı diye. Bazen olmaz. Bazen olur. Ama bu zamanların sonsuz olmadığı, çabalayıp ya da bekleyerek arzumuza ulaşabileceğimizi bilmeli ve ona göre hareket etmeliyiz.
Bir şeye daha deyineyim. Sevgili okurum; bizi biz yapan şeyler hiçbir zaman sayılar olmaz, değerimiz insanlarla biçilmez. Bizi biz yapan şeyler asıl o zamanlardır. Gücümüzün, yoldaşımızın, aklımızın bile yerinde olmadığı o zamanlar... İşte o zamanlarda tutunacak dalımızın olmadığını bilsek de yanımızda bir ağaç olduğunu bilecek bir umuda ihtiyacımız vardır.
Gözlerinden öper, bir sonraki bölüme kadar kendine iyi bakmanı dilerim.


