Gözlerimi yavaşça araladığımda askeriye dışında bir yerde olduğumu hissedebiliyordum. Bunun en büyük göstergesi de ranzada olmamamdı. Yavaşça doğrulmaya çalıştığımda sol kolumun acıması ile her şey yavaş yavaş netleşti. Sol kolum alçıdaydı. Görev için Amerika’ya gitmiştik. Deşifre olmuştuk. Bir anda gözlerim doldu. Ciğerimden boğazlarıma yükselen bu yanmanın ne anlama geldiğini anlayabiliyordum. Kaybetme korkusuydu bu. Ama kimi? Kimi kaybetmekten korkuyordum ben? Sonra aklıma bir isim düştü. Laura. Her şey zamanla daha da netleşiyordu. Laura vurulmuştu! Semy onu gözlerimin önünde vurmuştu! Doruk? O neredeydi? Ben bazı şeyleri idrak etmeye çalışırken odanın kapısından içeri hemşire olduğunu düşündüğüm bir kadın girdi ve konuşmaya başladı.
‘Merhaba Hayat üsteğmenim. Ben Hemşire Alya. Şu an aklınız karışıyor olabilir. Size kısaca nerede ve kimlerle olduğunuza dair bilgileri vereyim. Şu an Amerika’daki bir Türk üssünün revirindeyiz. Kafanızın karışması ve sağlıklı düşünememenizin tek nedeni ise narkoz altında olmanız. Sol omzunuz ile dirsek kemiğinizi bağlayan Humerus kemiğinize bir kurşun saplanmış. Bu nedenle kolunuzu alçıya aldık. Durumunuz iyi. Narkozun etkisi geçince çıkabilirsiniz.’ Dedi. Benim kafama ise sadece iki isim vardı. Doruk ve Laura. Alya hemşire sanki ne soracağımı anlamış gibi tekrar konuşmaya başladı.
‘Ben Doruk komutanı soracağınızı varsayarak siz sormadan cevap veriyorum. Doruk komutan kapının önünde. Benim sizi konuşturmam gerekiyordu ki sağlığınızdan yani akıl sağlığınızdan emin olayım ki siz gayet sağlıklı duruyorsunuz. Ben en iyisi Doruk komutanı çağırayım.’ Dedi ve dışarı çıktı. Dışarı çıktığı anda Doruk içeri girdi.
‘Komutan,’ Dedim. Sağlıklı olduğunu görmek mutluluk vericiydi. ‘İyisin.’ Bana baktı. Koyu kahve gözleri çok şey anlatıyordu aslında. Her zamanki o dik duruşunu takınmıştı. Duygularını saklamış, beton gibi bir suratla karşıma çıkmıştı. Bu benim tanıdığım Doruk değildi! Bu o değildi! ‘Doruk…’ Dedim. ‘Laura?’ Dedim. ‘O nasıl oldu. Şu an durumu nasıl?’ Doruk bu sefer ne yapacağını bilmiyor gibiydi. Yavaşça uzandığım yatağın ayak ucuna oturdu ve elimi tuttu. Biraz bekledi. Sanki cümlesini toparlamaya çalışıyordu. En sonunda benle göz teması kurdu.
‘Bak Hayat, bu haber nasıl verilir bilmiyorum fakat…’ Ne haberinden bahsediyordu?
‘Ne haberinden bahsediyorsun Doruk? Anlamıyorum.’ Dedim. Doruk tekrar konuşmaya başladı.
‘Doktorlar çok uğraştı Hayat.’ Devam etti. ‘Ellerinden geleni yaptılar fakat Laura’yı kurtaramadılar Hayat.’
‘Ellerinden geleni yaptılar fakat Laura’yı kurtaramadılar Hayat.’ Boğazımdaki yangın azaldı diye sevinmiştim çünkü Doruk’u görmüştüm fakat bu haber yangının çoğalmasına sebep oldu. Nefes almak zorlaştı ve gözlerim doldu. Sanki bir kâbusun içinde gibiydim fakat bu ne o kadar korkutucuydu ne de bir rüya olabilecek kadar güzeldi her şey. Ağlamaya başladım. Susmadan. Her şey berbat olmuştu. O bizim, benim yüzümden ölmüştü! Ben onu kurtaracaktım hani…?
Kurtaramamıştım.
Doruk orada benim dakikalarca ağlamama izin vermişti. Ben zihnimden geçenleri sesli bir şekilde konuşmaya başladım. Bir yandan da ağlıyordum
‘Semy onu hiç sevmedi ki. Gördüm ben. Ona hep Vanesa’dan bahsetti. Hep onu övdü! Asla Laura olduğu için sevmedi ki onu!’ Ağlamaya devam ediyordum fakat Doruk beklenmedik bir hamle yaptı ve bana sarıldı. Sol kolum acımıyordu. Aksine rahatlamış gibiydi. Ağlamaya omzunda devam ettim.
‘Her şey mahvoldu Doruk. Laura öldü Doruk. Laura öldü...’ Biraz daha sarıldıktan sonra ben sakinleşmiştim. Sadece ağlamam durmuştu. Doruk yüzüme baktı.
‘Bak Hayat, ben sığınağa vardığımda Laura henüz ölmemişti. Bana ve sana kedisi Diamond’u emanet etti. Laura seni unutmadı Hayat. Sende onu unutma, fakat kendini hırpalaman veya yerden yere vurman Laura’yı geri getirmeyecek.’ Gözlerim dolu bir şekilde Doruk’a baktım.
‘Teşekkür ederim Doruk, benimle, benim yanımda olduğun için. Her zerremle teşekkür ederim...’ Dedim.
‘Sana bir şey sorabilir miyim Hayat?’ Buruk bir gülümseme belirdi yüzümde.
‘Sorabilirsin.’
‘Evlenelim. Mesleğimize, zıtlıklara her şeye inat evlenelim. Ben seninle bir aile kurmak istiyorum. Ben değil de biz, Hayat ve Doruk, Üsteğmen ve Komutan, Mavi ve Siyam olmak istiyorum. Şimdi soruyorum sana Hayat, benimle evlenir misin?’ İkisi aynı anda nasıl olur bilmiyorum fakat bugün benim hayatımın hem en kötü hem de en güzel günü olmuştu.
‘Doruk. Bu hayatımda aldığım en güzel teklif. Buna eğer net bir cevap istersen sonuna kadar evet fakat ben kardeşim bugün ölmüşken seninle şaşalı bir düğün yapamam fakat evlenelim Doruk. Evlenelim. Sadece ben kardeşim öleli şaşalı bir düğün yapamam. Bu Laura’ya haksızlık olur. Evlenelim Doruk. Sadece aşırı şaşalı bir düğünümüz olmasın olur mu? Sanki evlendiğimizi bütün dünyaya duyurur gibi değil de sadece bizim bilmemiz gerekiyormuş gibi bir düğün yapalım. Ben değil biz olalım. Fakat benimde senden bir isteğim var.’
‘Söyle Hayat, ne dersen tamamım.’
‘Önce Laura’nın evine gidelim. Diamond’u sahiplenelim. Sonra Türkiye’ye dönelim. Bir saniye dahi dinlenmeden izin alıp memleketlerimize gidelim. Ailemle tanış. Sonra beni istemeye gelirsiniz. Yıldırım nikahı ile evleniriz Doruk. Ne dersin?’ Doruk bana baktı. Buraya ilk geldiğindeki kadar boş bakmıyordu mesela. Ayağa kalktım. Doruk’ta sağıma geçti. Elimi tuttu. Biz bu saatten sonra birbirimizi bırakmamaya dair sözlü olmayan bir yemin etmiştik ve o yemini sonuna kadar bozmayacaktık.
5 SENE SONRA
‘Bakın çok sıkıldınız farkındayım ama burayı hepiniz çok seveceksiniz.’ Dedi Gece. O günün ardından 5 yıl geçmişti. Ben Doruk’la, Defne Kenan’la, Aylal Gece’yle, Dora ise Caner’le evlenmişti. Bizim Işık adında bir kızımız olmuştu. Doruk ise düşündüğümden çok daha iyi bir baba olmuştu. Bir tık fazla kıskanç olması henüz 5 yaşındaki kızımı sinir ediyordu. Defne’nin Ali adında bir oğlu, Dora’nın ise Irmak adında bir kızı olmuştu. Aylal ise hamileydi. Şu an yıllık iznimiz ile Gece’nin bin bir kez övdüğü o dere gibi olan yere gidiyorduk. Yanımdaki kızıma döndüm. Araba tuttuğu için babasının kucağında yüzünü buruşturmuş olan ve aşırı derecede bana benzeyen sarı saçlı mavi gözlü kızıma baktım.
‘Anneciğim bulanıyor mu miden?’ dedim. Bana mutsuz bir suratla baktı.
‘Evet anne. Ne zaman varacağız?’ dedi.
‘Valla bilmiyorum anneciğim. Gece amcana sor’ dediğim anda Doruk konuşmaya başladı.
‘Gece hızlı git biraz! Kızımın midesi bulanıyor!’ Buradan sonrası bende yoktu. Aniden bastıran o tatlı uyku ile uyuya kalmıştım. Kızımdan 1 yaş küçük Ali’nin beni uyandırması ile uykumdan uyandım.
‘Hayat teyze! Hadi uyan. Geldik!’ sakince gözlerimi araladım. Ali’nin saçını okşayıp etrafıma bakındım. Ağaçlık bir yerdi. Ortada akan bir dere vardı. Havuz kadar genişti fakat havuz kadar derin değildi. Katlanılabilir masayı kıyıda bir yere kahvaltılıklarla birlikte yerleştirdik. Katlanabilir sandalyelerimizi de tek tek yerleştirip masaya oturduk. Bir yandan kahvaltımızı yaparken bir yandan da sohbet ediyorduk. Ben, kocam, kızım ve arkadaşlarım. Daha güzel bir son yazılamazdı bu hikâyeye. Doruk’a baktım. Sadece Doruk’un duyabileceği bir şekilde konuşmaya başladım.
‘Seni çok seviyorum Doruk.’
‘Bende seni çok seviyorum Hayat’ Kızıma baktım. İnatla kahvaltı yapmak istemediği için Ali’yi ve Irmak’ı yanına alıp suda oynamaya başlamıştı. Sonra arkadaşlarıma baktım. Aylal’ın canı yemek yemek istemiyordu fakat Gece bir iki lokma yemesini yoksa bebeğin aç kalabileceğini iddia ediyordu. Caner ve Dora kavga etmiş olmalılardı. Biraz fazla tartışıyorlardı fakat 5 dakikaya barışırlardı. Garip bir ilişkileri vardı fakat anlaşma stilleri buydu. Defne ise Kenan’a bir hastası ile yaşadığı bir anıyı anlatıyordu. Bu bizdik. Her şey bir askeriye koridorunda başlamıştı. Herkes tekti o zamanlar. Şimdi ise bir aileydik. Geri bıraktıklarımızla, yarım kaldıklarımızla, yanımıza aldıklarımızla bir aileydik. Bu, ne kadar yarım kalsada sevdikleri ile tamamlananların hikayesi.
SON