İçeriğe geç

Okyanusun Derinliklerindeki Kehanet

Bölüm 1 · 8 dk okuma

Okyanusun Derinliklerindeki Kehanet

Bölüm 1

Giriş

Küçük ama şirin odamda boy aynamın karşısına geçmiş, kahverengi, dalgalı saçlarımı toplarken aynı zamanda kıyafetimin iyi olup olmadığına bakmaya çalışıyordum. Bol, turuncu, örme kazağımın altına giydiğim kot pantolonum gideceğimiz sahil kampımızda şimdilik iyi olur mu diye düşünüyordum. Saçlarımı topuz yapıp topuzdan birkaç dalgalı tutam dışarı çıkardım. Kendi etrafımda dönerek aynadan üstümü bir kez daha inceledim. Yüzüme tam gittiğini düşündüğüm bu saç stili ve kıyafetlerimle hazır hissediyordum.

Aynamın önünden çarşafları darmadağın yatağımın üstündeki sırt çantamı da sırtıma alıp odamdan çıkıp, salonda oturan annem ve babamın yanına gittim. Kapının eşiğinden başımı uzatarak “Anne ben hazırım!” dedim. “Kızım iyi, hoş, eğleneceksiniz ama başınıza bir şey gelmesin?” Salondaki tekli koltukta otururken gazatesini okuyan babam başını gazateden kaldırdı. “Hanım, sende abartıyorsun. Çocuk değil ya bunlar, koskocaman gençler oldular. Kaçırılacak halleri yok ya.” Annem tam ağzını açıp bana bir şey diyecekken durdu ve bir hışımla babama döndü. “Ne yani? Ben endişelenmiyim mi hiç?!”

“Tamam, hiç endişelenme demiyorum ama biraz rahat ol Meltem.” dedi ağdalı ağdalı. Annem sinirini babamdan çıkarırken bende sessiz sessiz onları izliyordum. “Öyle olsun bakalım ama yine de ben senden haber almak isterim Mercan. Telefonunu aldın mı kızım?” Bir anlığına duraksadım. Telefonumu çantama koymuş muydum? Duraksadığımı gören annem derin bir nefes çekti ve oturduğu koltuğundan kalktı. Kapıdan geçip, koridorda ilerlerken söyleniyordu. “Bu kız kime çekti hiç bilmiyorum. Her şeyi unutuyor. Arkasını hep annesi toplasın.” Annemin homurdanmalarla karışık söylenmesi devam ederken bende annemin arkasından odama ilerledim. Her şey, hep, yine aynıydı. Ben ilk defa arkadaşlarımla tatile gidebilecek yaşa gelmiş olmama rağmen.

Annem odamda etrafa bakınmaya başladığında “Anne ben bulurum sen uğraşma.’’ dedim ama nafile. Annem odamda aranmaya başlamıştı. “Sen bulamazsın şimdi on saat. Ben telefonunla edemedim. Evet anne, sanırım havluda almamıştım...

Daha konuşmadan hemen banyoya girdim. Bir iki uzun havlu, birde saç havlusu alıp hepsini sırt çantama sıkıştırdım. Tekrar odama döndüğümde annem elinde telefonum, şarj aletim ve kendimi bildim bileli yazdığım günlüğümle kapı girişinde duruyordu. “Günlüğünde buradaymış. Onu da al, kamptan dönünce bize yazdıklarını okursun.” Şefkatli ses tonu ve çocuksu yanımı her zaman taze tutan annem, bana daha ilkokul zamanlarımda günlük tutmaya alıştırmış. ‘Yazmak rahatlatır, yorgunsan ve kendinle konuşmaya ihtiyacın varsa yaz kızım’ derdi. Evet, hayatımda buda biraz klişe denilebilirdi ama benim ve annem için ne kadar özel olduğunu dışarıdan bakan bir insan pek anlayamazdı. Anlamasına da gerek görmüyordum bu yaşımda.

Annemin verdiklerini de alıp çantama hepsini yerleştirdikten sonra anneme kollarımı açtım. Bana gülümsemesini sunan annem bana doğru geldi ve canım annemi kollarımın arasına aldım. Annemde bana sımsıkı sarıldı. Ayrıldığımızda annemin yumuşacık yanağına bir öpücük kondurdum. ‘‘Ben yol için yaptığım poğaçaları kutuya koyayım sonra onları da alırsın.” Pamuk yürekli annem ve onun poğaçaları yola çıkmadan önce içimde umut, heyecan karışımı, hissetmeyi en çok sevdiğim duyguya kendimi bırakmam için yeterli bir sebep olunca bu çok uzun sürmedi.

“Tamamdır Meltem sultan.”

Annemin gülümsemesi genişlerken odamdan çıktı. Bende derin bir nefes alarak turuncu ve sarı renkli duvarlarımdaki, yavaş yavaş yanıp sönen sarı led ışıklarıma baktım. Sonra yatağımın başlığına, kapının kenarlarına ve çalışma masama astığım yapay sarmaşıklarda gezdirdim bakışlarımı. Son olarak da küçücük bir balkona açılan pencereli kapıma ve büyük pencereme baktım. Batmaya yüz tutmuş güneş, ışıklarının son kırıntılarını balkonum ve odam arasında paylaşıyordu. Çalışma masamın kenarında, duvara monteli olan led ışıklarımın anahtarını aşağı çektim ve ledlerim kapandı. Bende ardından odamı son kez süzdükten sonra kapıdan çıktım ve arkamdan odamın kapısını kapattım.

Biraz durdum. 20 senelik hayatımın her evresinde hayatımdan izler bıraktığım odamdan 3 ay boyunca ayrı kalacaktım. Ortaokuldayken arkadaşımla beraber resim ödevimizi yaparken yanlışlıkla boya fırçasını elimde sallarken boya sıçrattığım duvarlarımın o zamanlar her yeri yeşildi. Sonra biraz büyüdükten ve liseye geçtikten sonra kendi seçtiğim boyalarla odamı babama boyattım. Bir keresinde de bir anlık sinirle dolabımın kapağına tekme attığımda kapak yere düşüvermişti. Stresten ne yapacağımı bilemezken birde annemler eve gelivermişlerdi. Yakalanmamın ardından dolabımı da yenilemek zorunda kalmıştık ancak bu benim azda olsa lehime olmuştu. Hatırlarken bile gülümseyebildiğim hayatımdan odama ait ufak anılar geçti. Benimle çok anı yaşayan odamdan ayrı kalmak üzücüydü ancak sonuçta beni bu yaz muhteşem bir gezi ve eğlence bekliyordu. Bu tatil planını on sekizimden beri hayal etmiştim. Hayalleri ve gelecek planlarını sevmişimdir.

Bazen böyle çocuksu düşünmeyi de sevmişimdir. Kendimi büyük görmek istemiyordum çünkü çocuk olmak, çocuksu olmak hayalperest olmak demekti. Bende zihnimi donduran yetişkin düşüncelerine sahip olmak istemiyordum işte. Hayatın ağırlığı hemen beni bulsun istemiyordum. Çünkü yaşımı ve üniversitemi bitirmeme çok zaman kalmamıştı. Derinlemesine düşünce kuyusuna dalmadan önce çıkmayı başardım.

Hareketlenip yan tarafımdaki mutfağa girdim. Annem poğaçaları kutuya koymuş, kutuyu da bir poşetin içine koyuyordu. İşi bittiğinde poşet içindeki kutuyu bana uzattı. ‘‘Al bunu da koy. Sonrada evden çıkarsın.’’ Annemin uzattığı poğaçaları alıp çantama koydum. ‘‘Anne sakın beni merak etme. Hep haber vereceğim sana.’’ dedim. Söylerken bile annemin en ufak bir terslik yaşanırsa, bana ulaşamazsa yada en fazla on iki saatten çok benden habersiz kalırsa karakol yollarına düşüp evham yapabileceği fikri zihnimin arkalarında büsbütün bariz bir gerçekti ama yine de tatile odaklanmalıydım, değil mi?

Bu annemi en azından şimdilik tatmin etmiş olmalı ki başını onaylama anlamında sallarken bana mutfak masasındaki çikolatalardan birini uzattı. Bende asla geri çeviremeyeceğim çikolatayı annemin elinden bir hışımla aldım ve paketini açtım. Ağzıma ilk lokmayı attığımda küçükken babamın bana aldığı çikolatalar ve bayram şekerleri geldi. Her zaman almazdı ama ben isteyince de almamazlık ettiği olmamıştır. Annem mutfağı biraz toparladığı sırada bende masaya oturup çikolatayı bitirdim. Çikolata paketini çöp kutusuna atarken çantamdaki telefonum çaldı. Apar topar açtığım arama bizim sahil kampı tayfasından Batur’du. Aramayı açıp telefonu kulağıma koydum. ‘‘Efendim.”

Telefonun ardındaki heyecanlı Batur konuştu. ‘‘Kızım, hazır mısın? Biz Deniz’in arabasıyla senin evin aşağısındayız, hadi gel!’’

Batur, grubumuzun mizah çeşmesi.

Şaşkınlıkla cevap verdim. ‘‘Ne ara geldiniz? Tamam, tamam ben hemen iniyorum!’’ ‘‘Hadi bekliyoruz bak.’’ diyen Batur’un yanındaki İnci ve Ada’nın anlaşılamayan içten kavga seslerinin kulağıma gelmesinin hemen ardından telefon kapandı.

İnci, grubumuzun derinliği ve sakinliği.

Ada, grubumuzun sosyal kelebeği.

Dehşet dolu bir heyecanla ve hızla anneme döndüm. ‘‘Anne bizimkiler aşağıya gelmişler.’’ Şaşıran annem ‘‘Allah Allah, tatile çıkmaya ne meraklılar, duramamışlar bir saat daha.’’ Annem ve arkadaş çevreme olan sevgisi daima göz yaşartırdı. Hızla ayaklandım. ‘‘Evet anne ama benimde şuan aşağı inmem lazım.’’ dedim annemin sözlerine. ‘‘Tamam. Batur’a dikkat edin, o böyle yerlerde coşmaya yer arıyor zaten. Birde İnci kızımla, Ada kızıma benim hatırıma selam söyle.’’ Anneme şaşırdım kaldım. ‘‘Anne diğerleri insan değil mi? Onlara selam söylemeyeyim mi?’’ Bahsettiğim grubun erkek tarafıydı. Annem ciddiyetini koruyarak ‘‘Söyleme.’’ dediğinde ağzım yarım açık öyle baktım. Laflarına alışıktım o yüzden çok uzatmadan bir iki uyarıcı bakış atarak toparlanmak için adımlamaya çalıştım. Evet Batur ve ondan hoşlanmazdı. Bu biraz hoşnutsuzlukta sırf erkek oldukları içindi. Yoksa annem ve erkek arkadaşlarım gayet iyi anlaşıyorlardı. Son evimize proje ödevi için misafirliğe geldiklerinde annemin onları apartmanda terlikle ve onların iki çift ayakkabılarıyla kovalamaları dışında…

‘‘Anne şimdi bunun için sana daha şaşırmayacağım. Hadi gitmem lazım!’’ mutfaktan hızla çıktım. ‘‘Tamam kızım, hadi o zaman.’’ dedi annem ve evin kapısına geldim. Ben ayakkabılarımı giyerken annem babamı salondan kaldırıp geldiler. ‘‘Görüşürüz canım kızım. Gel bir kere sarılayım sana.’’ dedi babam. Ayakkabımın son düğümünü atıp doğruldum. Babam beni kalıplı kollarının içine, kanatlarının altına aldı. Beni sevgi dolu şekilde iki kolunun ve şişkin göbeğinin arasında sıkarken galiba bu yaz daha denize girmeden babamın kollarında boğulma riski geçirecek gibiydim.

Zar zor babamın kolları arasında ‘‘Baba yeter, boğuluyorum!’’ dedim. Babamda bunu dememle kollarını gevşetti ve benden ayrıldı. Ben nefes almaya çalışırken ‘‘Ne yapayım kızım? Çok özlerim seni sonra.’’ Doğru, özlerdi. O bir karısına bir kızına dayanamazdı. Biricik kızı da ben olduğuma göre sanırım boğulma tehlikesi oldukça normal karşılayabileceğim bir şeydi. ‘‘Anladım babam da ölüyordum.’’ Babam hep yaptığı gibi geçiştirici tonlamasıyla ‘‘Olsun, olsun.’’ derken kapıyı açtım. Kendi anahtarımı pantolonumun cebine attım. ‘‘Görüşürüz canım ailem.’’ dedim ve elimi dudaklarıma götürüp anneme doğru hayali bir öpücük yolladım. ‘‘Görüşürüz Mercan’ım. Sahile gelince, birde çadırları kurunca ara beni.’’ dedi annem. Arayacağımı söyleyip son kez babama da görüşürüz dedikten sonra bizim kata gelen asansöre bindim. Asansörden inince apartmanın kapısını ittirerek açtım ve dışarı çıktım.

Tam karşımdaki mavi arabanın camından bana seslenen Ada’yı gördüğümde güldüm. ‘‘Mercan arabanın arka koltuğuna gel!’’ diyen Ada’yı içeri çekip kendini bana gösterip gülümsemeye çalışan İnci’ye gülerken yanımda biten Batur’u görmemiştim. ‘‘Mercan ben çantanı bagaja koyayım sen otur.’’ Derken göz kırpan ve eşzamanlı olarak çok centilmen bir arkadaş olduğundan prens gibi elini bana çantayı vermem için uzattı. Batur’a çantayı kolumdan indirerek verdim. Batur arabanın arkasına ilerlerken bende arabanın arka koltuklarının kapısını açtım. ‘‘Kızlar, ben geldim!’’ dedim ve gülerek koltuğa oturdum. ‘‘Hoş geldin kız! Bu yaz, bizim yazımız olacak!’’

‘‘Evet!’’ diyerek güldüğüm esnada şoför koltuğunda olduğuna dahi dikkat edemediğim, Deniz’in tok sesi kulaklarıma doldu. ‘‘Hadi bakalım, Mercan’ı da evinden aldık. Artık tam kadro yola çıkabiliriz.’’ Sesini duyar duymaz ona döndüm. İlk üstündeki lacivert polo yaka tişörtüne göz gezdiriverdim. Ardından hafif dağınık koyu kumral, aralarında açık kumralında olduğu saçlarına baktım. Özenle taramaya çalışmış ama her zamanki gibi biraz dağınık bırakmıştı.

Deniz, grubumuzun herkesten önce, ilk düşüneni.

‘‘Yalnız ilk benzinlikte durmalısın çünkü bu yolculuk uzun sürecek ve galiba annemin yaptığı poğaçalar bize yetmez.’’ derken gözlerimiz arabanın ortasındaki, köşelerine kızlar olarak arabanın rengine uyumlu olsun diye yapıştırdığımız çıkartmalar olan aynada denk düştü. Güneş kadar parlak, güneş ışıkları denk geldiğinde tüm yıldızlardan parlak olan açık kehribar rengi gözleri şaşırdığını belli etti.

Hafif dolgun kaşlarını kaldıran Deniz ‘‘Annen poğaça mı yaptı?’’ diye sordu. ‘‘Hem de patatesli.’’ dememin ardından Batur önümdeki koltuğun kapısını açtı ve koltuğuna kendini adeta fırlattı. Hemen arka koltuklara, bana döndü. ‘‘Annen patatesli, baharatlı poğaça mı yaptı? Eminim, poğaçaları yerken parmaklarımı da yerim.’’ dediğinde bir elini yumruk yapıp baş parmağını bana kaldırıp salladı. Kısa konuşmamızın bittiğinde Deniz önüne döndü ve ‘‘Tatile çıkıyoruz, hazır mıyız?’’ diye bağırarak bize sordu. İnci, Ada ve ben hep bir ağızdan “Tabiki!’’ diye bağırdık. Batur’da cevap olarak esnemiş bulundu. Hemen ardımızdan gelen, arabayı hareketlendiren gazın sesinden sonra artık yolumuza çıkmıştık.

Ben ise Mercan, grubumuzu en çok seven kişi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.