İyi okumalarrrr.
•••
YARIŞMAYA BİR HAFTA KALA;
Stresi iliklerime kadar hissederken artık biraz olsun üzerimdeki yüklerden kurtulmuştum. Okul sınavları bitmişti. Ve hepsi çok iyi geçmişti. Beklenmedik bir şekilde gerçekleşen bu şey, benim motivasyonumu git gide arttırıyordu. Normalde sınav zamanları pek motivasyonumu koruyamazdım. Bir sınavım düşük gelirse diğerlerinin de öyle olacağını düşünürdüm. Şimdi öyle değildi.
Ayrı olarak Eflin ile Bora’nın grup olduğu o çalışma iptal edilmişti. Hoca Bora’nın bir yarışmaya hazırlandığını ve vakti olmadığını gördüğünden Eflin’i başka bir gruba katmıştı. Kattığı grupta Liya ve Altay’ın grubuydu. Yani şakasız bir şekilde böyle bir şey yaşanmıştı. Tesadüf? En azından Bora ile grup değillerdi. O açıdan bakıyordum. Liya zaten gayet akıllı bir kız olduğundan nerede durması gerektiğini bilir, rahatsız olduğu durumlarda nasıl davranmalı bunu bilirdi. İçim o açıdan rahattı. Bora projeyi daha sonra verebilecekti.
Berke ise anlamlandıramadığım bir şekilde Bora’ya hâlâ sinir oluyordu. Siniri nedendi bilmiyordum ama sınıflar arası maçtan kalma bir gıcık olduğunu düşünüyordum. Onun dışında başka ne olabilirdi ki?
Şu an öğle arasıydı ve Aras hoca beni yanına çağırmıştı. Müzik sınıfında olduğunun notu ise düşmüştü.
Şunu da söylemeliydim ki son iki üç gündür yaptığımız provalara Buket hocada katılmıştı. Bizi gayet başarılı bulduğunu, yapabileceğimizi söylemişti. Kendisi oldukça güzel bir kadındı. Upuzun kahverengi saçlara sahipti. Gözleri kehribar, yanakları al aldı. Tuhaf bir albenisi olduğunu inkar edemeyecektim. İnsan resmen hoş oluyordu. Hocamı da övmezsem olmazdı.
Müzik sınıfının olduğu kata indiğimde cebimdeki telefon titreşti. Anında telefonu elime alıp gelen bildirimi açıp baktım.
~Barçınss
Okyanus, Bora mesajlarıma bakmıyor. Ona da haber verir misin?
Barçın hocadan gelmişti. Arkamı dönüp indiğim merdivenlerden tekrar çıktım. Yalnızca iki kat aşağı inmiştim. Şimdi ise o indiğim merdivenleri çıkıyordum…
Bora’nın sınıfının önüne geldiğimde yüzüme gelen saçlarımı kulağımın arkasına sıkıştırdım. Ardından sınıfa girdim.
Bora direkt olarak görüş açıma girdiğinde başını sıraya koymuş, öylece durduğunu gördüm. Kaşlarım çatıldı. Bana bakanlara bakmadan ya da ben başka yerlere bakmadan hemencecik Bora’nın yanına gittim. Yanında kimse oturmuyordu. Yeri cam kenarı, ikinci sıraydı.
Liya burada yoktu çünkü o şu anda bizim sınıfta Berke ile vakit geçiriyordu. Beni de bekliyor olabilirlerdi.
Bora’nın yanına oturduğumda uyuyup uyumadığını bilmiyordum. Yavaşça yutkundum. Gözlerimi kırpıştırırken işaret parmağımı omzuna doğru kaldırıp hafifçe onu dürttüm. Anında başını kaldırıp etrafa baktı. Göz göze geldiğimizde kısılan ela gözlerindeki o mahmurluğu görebiliyordum. Tebessüm ettim. “Barçın hoca bizi müzik sınıfında bekliyormuş. Sen mesaja bakmayınca ben geldim.” diye bir açıklama yaptım.
Oturduğu yerde dik bir konuma geçti. “İyi yaptın. Yoksa buraya yapışıp kalacaktım.” Yeni uyandığından sesi daha kalın çıkmıştı. Kalbim hızlandı. Neşeyle kıkırdadım. Sonra ayaklandım.
“Hadi, hocayı daha fazla bekletmeyelim.”
Başını aşağı yukarı salladı. Ardından ellerini yüzüne götürüp sıvazladı. Sanırım daha ayılamamıştı. Birkaç saniye sonra o da oturduğu sıradan kalktı ve birlikte sınıfın çıkışına doğru yürüdük. İstemsizce bu sefer bakışlarım sınıfa kaydığında Eflin’le göz göze geldik. Bütün ciddiyetiyle yüzüme bakıyordu. Ben ise tebessüm ettim. Yüzünde oluşan o küçümseyici ifade yıllar öncekiyle aynıydı. Bakışlarımı ondan çektim. Bana karşı olan o nefretini hiçbir zaman anlamayacaktım.
Sınıftan çıktık. Koridor boştu. Yan yana yürüyorduk. “İyisin değil mi?” Başımı ona doğru çevirdim.
Boğazını temizledi. “İyiyim, neden sordun?”
Dudaklarımı büzdüm. Bakışlarımı önüne çevirirken merdiven başına gelmiştik. “Hasta gibisin.”
“Öyleyim.”
Niye, neden hastaydı? O hastaysa bende hasta olurdum. Psikolojik olarak mı bilmiyorum sanki benimde bi boğazım ağrımaya başlamıştı. Boğaz arası? Boğaz arası mı?!
Yok başka yerim ağrısındı. Başım ağrır mısın? Boğazım ağrırsa ben şarkı nasıl söylerdim?
“Geçmiş olsun.” diye mırıldandım düşünceli bir sesle. Yüzüme gelen saçlarımı kulağımın arkasına sıkıştırmaya çalıştım. “Eğer sorun olmayacaksa bir şey soracağım.”
“Sorun?” Dedi kaşları çatılırken. Şimdi merdiven sonundaydık. Ama çok geçmeden bir merdiven daha karşıladı bizi. “Ne sorunu olacak? Sor tabii.” Sesi o kadar soğuk geliyordu ki önceki samimiyeti yoktu. Hasta olmasından kaynaklı olduğunu düşündüm. Başka bir şey düşünmek istemedim.
“Eflin benim hakkımda konuşuyor mu?”
Bakışları bana döndü. Bende ona baktım. Göz göze geldik. “Buna vereceğim cevap bir kavga başlangıcı olacaksa söylememeyi tercih ediyorum.” Dedi onda o anlık yakaladığım alaycı tonla. Kaşlarım çatıldı. Demek ki arkamdan konuşuyordu.
Sinirlenmemek elde değildi. Bakışlarımı Bora’dan çektiğimde sinirden dudaklarımı kemirmeye başladım. Onun bana bakmaya devam ettiğini hissedebiliyordum. “Demek arkamdan konuşuyor.”
“Öyle bir şey demedim.”
“Dediğin şey o çıkarımı yapmama neden oluyor.”
“Kavga çıkarmana mı?”
Bu defa sinirli bakışlarımı ona çevirdim. “Beni sinir etmekten hoşlanıyorsun.”
“Hoşlandığım başka şeylerde varken bu dediğin yalnızca ufacık bir şey.” Bu merdivenin de sonuna geldiğimizde uzun koridorda yürümeye başladık.
Sinirimin geçip gitmesini istemiyordum çünkü şuan ciddi kalmamı o sağlıyordu. Olabildiğince ciddi durmaya çalıştım. Tepkisizce suratına bakarken içim içimi yedi. Bana alttan alttan laf çarpıtıyordu. “Ben şuan oldukça ciddiyim.”
O da ifadesini oldukça ciddi yaptı. “Bende aynı şekilde, sen gibi oldukça ciddiyim.”
“Hı hı, çok ciddisin.”
Gülmemek için alt dudağını dişlerken müzik sınıfına oldukça az bir mesafe kalmıştı. “Çok ciddiyim.” Dedi beni onaylarcasına.
Müzik sınıfının önüne geldiğimizde kapıyı üç kez çaldı ardından kapıyı açtı. Önden onun girmesini bekliyordum. O girdikten sonra sınıfa girecektim lakin kendisi geriye çıkıp bana yolu açtı. Bakışlarımız anında kesişirken ne tepki vereceğimi bilemedim. Öylece ona bakarken bana yardımcı olmak ister gibi elini belime yerleştirmiş belimi tamamen kavramamıştı. Hatta beni rahatsız etmekten korkuyor gibiydi. Yalnızca parmak uçlarını tam anlamıyla belimde hissettim. Beni öne doğru ittirdi. Onun ittirişine uydum.
Hızla içeri girerken öğretmenler masasında oturan Barçın hocayı sonra da Barçın hocanın hemen yanına sandalye çekipte oturan Buket hocayı gördüm.
Anlık ellerimi nereye koyacağımı bilemediğimden önümde birleştirdim. Bora’da hemen arkamdan kapıyı kapatıp içeriye girdi.
“Nasılsınız?” Diyen Barçın hocaya tebessüm ederek baktım.
“İyi hocam, siz?” Dedim hem Barçın hocaya hemde Buket hocaya bakarak.
İkiside tebessüm ederken başlarını önlerine eğdiler. Aynı hareketleri aynı anda yapıyorlarken buna şaşırmadan edemedim. Bunu nasıl yapmışlardı. Gözlerimi kırpıştırırken Barçın hoca konuştu.
“Artık son bir hafta kaldı. Stresinizi, kaybınızı ve olumsuz düşüncelerinizi anlıyorum. Sizden bu duygularınızı yok sayın diyemeyeceğim çünkü yok saymaya çalışsanız da sayamayacaksınız. Sadece içinizi rahatlatmak istiyorum.” Boğazını temizledi. Sınıftaki herkes Barçın hocaya kitlenmişti. “En başından başlayıpta konuşacak olursam, Okyanus. Senin sesini keşfettiğim an başkalarınında keşfetmesini istedim. Bu yeteneğini herkes görsün, o içine kapanıklığın gitsin diye uğraştım. Ve umarım bütün uğraşlarıma değecek.”
O kadar içten bir tebessümle bana bakıyordu ki aynı tebessümü ona sunamayacağımdan korktum. Bakışlarını Bora’ya çevirdi. “Gelelim Bora’ya. Bora’nın zaten yıllardır elektro gitar çaldığını öğrendiğim gün ise böyle bir şeyin çok nadir bulunacağını biliyordum. Çünkü bazı insanlar yeteneklerimi geç fark eder. Geç fark etmeleri onlar için kötü bir şey değildir ama erken fark edenler hatalarını daha güzel kapatır, daha doğru dersler çıkartır. Bora’da benim için tamamen böyleydi.” Benimde bakışlarım Bora’ya döndü. Bütün içtenliğimle baktım. Bir bana bir de Barçın hocaya baktı. O gülmüyor tebessüm de etmiyordu. Lakin gözlerimde gördüğüm o parıltılar benim için yeterliydi.
Buket hoca’da hemencecik araya girdi. “Barçın hocanız çok haklı. İkimizde pırıl pırıl, çok yetenekli gençlersiniz. Benim güvenim size tam.” Bakışlarım Buket hocadayken ona da tebessümümü sundum.
“Sizden tek bir ricam olacak. Okyanus, bol su iç. Kafeinden uzak dur. Bora sende her zaman yaptığın o parmak egzersizlerini yapmaya devam et.” Dedi Barçın hoca.
Bora ile ikimizde aynı anda “Tamam hocam.” Dedik. Ardından başımı ona doğru çevirdim. O da aynı şekilde bana bakıyordu. Ben onun gözlerine o da benim gözlerime kitlenmişti. Bu elaların en çarpıcı özelliği de beni içine çekmesi ve hiç bırakmamasıydı. Bütün duyguları en güzelliyle yaşamak, hissetmekti.
Yarışma gününe ve Nerissa’nın kimliğinin açıklanmasına son bir hafta vardı.
•••
İKİ GÜN SONRASI
Nerissa:
Sana son kez “nasılsın?” diye sorsam…
🖤:
Bu son konuşmamız mı yani?
Nerissa:
Benim Nerissa senin ise siyah bir kalp olarak kalmayacağın son konuşmamız, evet.
Siyah kalp, derin duygusal bağlılık, güçlü sadakat ve gizemli aşkın yanı sıra keder, yas, melankoli ve kara sevda gibi yoğun üzüntüleri de temsil eder. Benim için siyah kalp bir platoniklikti. Tek taraflı bir ilişki. Ama o yarışma gününden sonra bunun böyle olmayacağını hissediyordum. Onun ise Okyanus’u Nerissa olarak gördüğünü de…
🖤:
Demek siyah kalp olarak kaydettin beni.
Nerissa:
Sen beni ne diye kaydettin.
🖤:
Yazılı olan adın yani Nerissa.
Ekrana bakarak tebessüm ettim. Benim yüzümü güldürmeyi nasıl başarıyordu bilmiyordum ama bunu her zaman yapması sinir bozucu oluyordu. Ben her zaman gülen biri değildim. Çevrem tuhaflığımı fark ediyordu. En çokta babam. Ona yarışmaya katılacağımı yarışmaya üç hafta kala söylemiştim. Biliyordum biraz geç kalmıştım ama içimden o an söylemek gelmişti. Kalbimin sesini dinlemeyi severdim.
Babam bana destek çıkacağını söylemişti. Benim ise ondan tek bir isteğim vardı. Yarışmalarıma gelmesi…
Bunun olacağından emin değildim. Hatta hiç emin değildim. İçimden bir his hiçbir yarışmama gelemeyeceğini söylüyordu. İş, iş ve iş. Hayatı bundan ibaretti. Bir kezde Okyanus, Okyanus ve Okyanus olsaydı sanırım aklıma babam geldiğinde modum düşmezdi.
Nerissa:
Az zaman kaldı. Bir soru sorsam sorun olur mu?
🖤:
Sorun? Ne sorunu, sor tabii.
Bu diyalog bana bir yerlerden tanıdık geliyordu.
Nerissa:
Heyecanlı mısın?
🖤:
Hem de nasıl. Bir bilsen.
Nerissa:
Sabırsızlanıyorum.
🖤:
“Sabret Bora.” Derken iyiydi. Kendin ettin kendin buldun.
Nerissa:
Pişman değilim.
🖤:
Bende ilk başta senin mesajına cevap verdiğim için pişman değilim.
(🤍)
•••
Bölümü nasıl buldunuz?
Bora hakkında ya da Okyanus hakkında düşünceleriniz varsa lütfen belirtin. Bol bol yorum yapmaktan asla çekinmeyin. Hepsini olabildiğince bakmaya, okumaya çalışırım. Eleştirilerinizi, düşüncelerinizi okumak yazma istediğimi arttırıyor.