İçeriğe geç

Okyanus Kızı - Sirena

Bölüm 5 · 12 dk okuma

Okyanus Kızı - Sirena

Bölüm 5

SONUN BAŞLANGICI

Belkide ne kadar düşünürsek düşünelim varacağımız nokta hep başladığımız yer olacaktı çünkü çözüm bile sonuca vardığında yeniden başa dönen taraf oluyordu.

Güneşin ışıkları ile gözümü yavaşça araladım, odanın içi güneş ışınlarını çok rahat alıyordu, perde sonuna kadar açılmış, tüm güneş ışığı bu odayı aydınlatıyor gibiydi, kollarımdan destek aldım ve kendimi geriye doğru ittirerek yavaşça yatakta doğruldum, iğnenin verdiği etkiden sanıyorum ki biraz daha iyi hissediyorum, ağrılarım biraz daha gitmiş ve yaralarım kabuk bağlamıştı bile, normalde bu kadar kolay ağrılarım geçmez ama o adam işini iyi yapıyor, dün eve geldikten sonra bütün gün uyumuştum ve şimdide sabah olmuştu,

Yaklaşık 10 saatte fazla uyumuşum ve hala uykum var, gariptir ki uykum hep oluyor, sabah sabah düşüncelerimi bölen ses kapıda olan tıkırtı sesiydi, kapıya doğru döndüm ve kapının çalması ile her zaman yüzümü gülümseten o güzel sesi duymam ile hafifçe tebessüm etmek istemiştim ama biranda dudağımda hissettiğim acı ile duraksadım, elimi dudağıma götürerek yara olan yerim üzerine koymuştum ve acı ile yüzümü buruşturarak annemin içeri gelmesi için ona seslendim fakat duymamış olacak ki içeri hala gelmiyordu, bu sefer sesimi biraz daha yükselterek içeriye girmesini söyledim.

"Gelllll"

Kapının açılma sesi ile kapıya doğru baktım, içeri giren anneme baktım, annem gözleri ile elindeki tepsiyi işaret ederken ben çoktan o tepsiye bakakalmıştım bile, tepsinin içinde olan kahvaltılık çok fazlaydı ve bizim her zaman aldığımız veya alabileceğimiz türden değildi şaşırmıştım.

"Ben geldim, sana kahvaltı hazırladım"

Annem yavaşça içeri girip kapıyı kapattı ve yanıma gelerek yatağa oturdu, tepsiyi zaten uzatmış olduğum bacağımın üzerine koydu ve bana baktı.

"Hadi, ye bakalım."

"Ne zamandan beri bu tarz kahvaltılıklar bizde var anne?"

"Ne alaka annecim? Ben sana bu tarz kahvaltılıklar hazırlamıyor muyum?"

Basit bir cevap olacaktı belki ama bunun cevabı barizdi.

"Hayır, hazırlamıyorsun."

Annem iç çekti ve göz devirdi, sanki istesem yapmaz mıyım der gibi bakıyordu, zaten gerçeği de böyleydi beni iyi bir şekilde büyütmek isterdi ama ben küçükken babam ile annem ayrılmış ve annem bana tek bakmak zorunda kalmış, bilemiyorum, onun için bazen çok zor ve katlanılamaz biri olduğumu düşünüyorum ama o bana yinede iyi davranıyor sanırım bu dünyada tek bana ben olduğum için iyi davranan kişi annem.

Annem kahvaltıyı artık ye der gibi uzattığında çatalı elime alarak biraz birşey yemeye başladım, yerken dediği şey ile başımı kaldırıp anneme baktım.

"Bunları müzik öğretmenin almış, çok nazik biri, sabah bunları getirdiğinde başta almadım ama almam için zorladı, karşılığında herhangi bir gün onu yemeğe davet etmem yeterliymiş."

Öğretmenler genelde böyle midir?

Hangi öğretmen böyle yardımseverki?

Önüme döndüm ve susarak yemeye devam ettim, niye bilmem ama içimde bir burukluk hissettim, sanki bu zamana kadar annemin bana yedirdiği az çok yemekle daha rahattım ama bu yemeğin başka biri tarafından alınması beni rahatsız ediyordu, yemek sanki boğazımda kalıyordu aç kalmamak için yemeyi denedim ama buna daha fazla katlanamazdım, yemek yemek acı verici değildir ama bu bana acı veriyordu, yemek boğazımdan geçmiyordu, kahvaltılık tepsisini anneme doğru tuttum, annem meraklı gözlerle bana baktı.

"Yemeyecek misin kızım?" Dedi.

Yemeyecektim, zaten istesemde yiyemezdim.

"Ağzımın içi acıyor, yemek istemiyorum"

Aslında acımıyordu ama başka türlü yemek yemeyişime izin vereceğini sanmıyordum.

Elini omzuma koydu ve sıvazladı.

"Pekâlâ, geçince yersin."

Başımı olumlu anlamda salladım fakat onun aldıklarından yemeyecektim.

Annem tepsiyi alıp içeri götürmek için odadan çıktığında üzerimde olan yorganı hafifçe kaldırdım, bir bacağımı yavaşça yere koyarak yataktan çıkmak için hareket ettim, diğer bacağımıda yere atarak zorla da olsa bacaklarımı yataktan çıkarabilmiştim, ayağa kalkmak için yatağın başlığından tutundum ve yavaşça doğrularak kalktım, zor değildi, yürüyebiliyordum, sadece biraz acıyordu ama katlanılmaz değildi zaten alışmıştım.

Biraz dışarı çıkmak istedim, nasıl olur diye düşündüm fakat annemin izin vermeyeceğini biliyordum.

Yine de şansımı denemekten zarar gelmezdi, izin isteyecektim belki yürürsem iyileşirdim, annem hep babamın şu sözleri söylediğini dile getirirdi.

" Yaranı kapatmak için yaranın iyileşmesini beklemezsin, kapatmak için acının üzerine gidersin sonuçta acı bile başka bir acıya dayanamaz."

Bu sözü hep düşünürdüm, haklıydı eğer düşersen,kolun ve dizin aynı anda yaralanırsa hangisinin acısını düşüneceğini bilemezdin, bacağını kapasan kolun acırdı, ikisinin acısını kapatmak için uğraşırken acını unuturdun, buna hep denk gelmişimdir.

Bu yüzden yürümek istiyordum, eğer yürürsem ağrılarım geçer gibiydi, anneme de babamın sözünü bu sefer ben hatırlatırdım belki.

Yavaş adımlarla dolaba doğru yöneldim, içinden siyah bir sweatshirt aldım, altım içinde siyah bir eşofman yeterliydi, ikisinide elime aldım ve üzerimdekileri çıkararak dolabın hemen yanındaki eski kahverengi olan kirli sepetine attım, temiz olan kıyafetleri giyindim ve aynaya doğru yürüdüm, aynaya baktım yüzümün şekli şemalı hicbirşeyi kalmamıştı, bir sürü yara izi vardı, sanki on tane adam bana dalmıştı, bu düşünce ne kadar beni güldürse de bir yandan üzüyordu, nasıl bir duruma düşmüştüm ben, kim derdi ortaokulda popüler olan kızın lise de patlayacağını, birkaç zorba kız yüzünden oyuncak olmuştum ama oyuncaklar bile eğlenceli olur ve zarar gören şeyler olmazdı, ben resmen zarar görüyordum hatta öyle bir zarar görüyordum ki yatalak hale gelmiştim, okula da gitmemiştim bu halde gidemezdim.

Muhtemelen uzun bir süre daha da gitmeyecektim, uzun süre dediğim üç gün falan, annem fazla devamsızlığa izin vermezdi, keşke okul denen şey olmasaydı.

Aynalı masanın önündeki tarağı elime aldım ve saçlarımı taramaya başladım, saçlarımın dipleri çok acıyordu, biraz daha tarayıp düzenledikten sonra aynada kendime son bir kez baktım, tabii ki de makyaj falan yapamazdım zaten bu suratı da hiçbir boya badana geçiremezdi, üzerimi son birkez düzenlediğimde odadan adımlarımı hızlandırarak çıktım, mutfağa doğru gitmek istediğimde kapıda telefonla konuşan annemi gördüğümde duraksadım o da beni görmüş olacak ki

telefondaki kişiye kapatması gerektiğini söylerek telefonu hızla kapattı ve yanıma gelerek kolumdan tuttu.

"Kızım ne işin var senin burda?Yataktan niye çıkıyorsun?"

"Anne iyiyim ben, gayet yürüyebiliyorum, senden birşey isteyecektim"

Anneme yavru bebek gözlerimle bakmaya başladım ne istediğimi anlamış olacak ki kafasını iki yana salladı.

"Olmaz Sirena, biliyorsun her yerin ağrıyor, ya bayılırsan yolda ben naparım?"

Cebimden telefonumu çıkardım ve anneme göstererek salladım.

"Bak telefonumun şarjı 100, şifreyi de kaldırdım, senden başka kayıtlı kimse yok zaten, seni ararlar hemen."

"O ne demek o? Sana bişi olsun mu yani?"

" Ya olmaz, olursa haberin olur manasında dedim hem babamın dediğini hatırla, sen söylerdin hep, biraz yürürsem acılarımın üzerine gidersem iyileşirim belki, hm?"

Annemim damarından vurmuştum sanırım başını olumlu anlamda salladığında gülümsedim.

"Yesss be"

"Çok geç kalma lütfen kızım, biliyorsun meraktan çatlıyorum burda, nereye gideceksin?"

"Kütüphaneye, her zamanki kütüphaneye işte."

Annem başını tamam anlamında salladı ve ben kapıya doğru yönelirken kolumdan tutarak bana yardım etti, kapıya geldiğimizde ayakkabılarımı giymek için eğilirken belimde hissettiğim acı ile belimi tuttum ve ağzımdan çıkan iniltiye engel olamadım, canım yanmıştı, annem hızla belimi tuttu ve ayakkabımı giymeme yardım etti, sonunda giydiğimde kapıya çıkmıştım.

" Ah be kızım, çok geç kalma."

"Tamam anne, geç kalmam."

Son bir kez anneme elimle öpücük attım, o da bana attığında gülümsedim ve binanın dış kapısına doğru gittim, kapıyı hızla açarak dışarı çıktım ve havayı içime çektim.

Nefes almak bazen çok iyi hissettiriyordu, tek gereken dışarı çıkıp nefes almakmış gibi geliyordu sanki, hafif yüzüme çarpan rüzgar ile gülümsedim.

Her zaman yaptığım gibi hep gittiğim kütüphaneye gitmek istedim, evet kitap okumak bana iyi geliyordu. Adımlarımı hızlandırdım ve zaten evimize on dakika uzaklıkta olan kütüphaneye gitmek için yürümeye başladım. Yolda giderken etrafa göz gezdirdim, yolda yürüyen insanlara baktım sanki hepsinin gideceği yer aynıydı, farklı tarzlardalardı, gidecekleri yer farklı gözüksede hepsinin ruhu aynıymış hissi veriyordu.

O eski kütüphanenin kapısına geldiğimde duraksadım, o kadar eskiydi ki sanki içine girdiğimde içinden doksanlardan fırlamış insanlar çıkacak gibiydi. Bana huzur veriyordu, burası beni bu hayatta iyi hissettiren tek yer diyebilirdim. Sanırım artık yeni yerler de bulmalıydım.

Adımlarımı hızlandırdım ve kapıdan içeriye girdim, girdiğim anda gelen o kitap sayfalarının kokusunu içime çektim, evet tek gereken buymuş, sanki bütün acılarımı unuttum ruhum kitap okumak ve dinlenmek için can atıyordu.

İçeriye geçtiğimde beni karşılayan o yaşlı adama baktım, her zamanki gibi bana selam vermişti ve bende onu selamlamıştım, o tam da istediğimi yapıyordu, uzun zamandır buraya gelmeme rağmen kütüphanenin içinde gelip benimle sohbet etmiyordu, sadece selam verip bana olan iyi niyetini gösteriyordu ve buraya gelme sebebimi gerçekleştirmeme izin veriyordu, zamanımdan almıyordu, bunu bilerek yaptığını kısa sürede anlamıştım bu yüzden bu adamı iyi biri olarak görüyordum. Selamlaştıktan sonra içeriye doğru gittim ve okumak istediğim kitaba karar vermek için biraz gezindim, bir önceki kitabı zaten iki gün önceki gelişimde bitirmiştim, bir kitabı çok hızlı bitiriyordum bazen buna ben bile hayret etsem de oluyordu, konusu güzel olan her kitap okumaya değerdi.

Kitap ararken gözüme bir tane kitap kestirdim, konusunu aşk sanıp hemen elime almıştım fakat aşkla ilgili olmadığını gördüğümde yüzümü buruşturdum. Tamam, benden aşk romanları okuyup hayaller kuran bir kız vibe'ı almadınız ama öyleyim işte elbette klasik ya da farklı türde kitaplar okuyorum ama yine de düşünceler farklı olabilir, bana iyi gelen türde buydu.

Kitabın dışına biraz göz gezdirdim ve konusunu okudum, biraz değişikti. Konusunda bahsettiği şeyler okyanusla ilgiliydi. Okyanus mu? Daha önce okyanusla ilgili bir kitabı okumamıştım. Ayrıca bu kitap eskiydi, görünümü garipti ve bende bu kitabı okumak istemiyordum, kitabı yerine koymak istedim ve diğer kitapların arasına koyacakken biranda düşmesi ile irkildim ve etrafa bakarak sessizce eğilerek kitabı aldım, kitabı tekrardan koymak için elimi uzattığımda kapı açılma sesi ve tanıdık gelen bir grup kız sesi ile kapıya döndüm.

"Hassiktir ya..!" kısık sesle ettiğim bu küfür duyulmamıştı.

Onlardı, her zerrelerinden sonuna kadar nefret ettiğim o kızlardı, nasıl olur da burda da beni bulurlardı? Artık bu durumdan sıkılmıştım, burada bana bir şey yapmazlar diye düşünürken bana doğru geldiklerini gördüm ve hızla arkamı dönerek oradan uzaklaşmak için kitabı kollarımın arasına aldım ve bir masaya doğru ilerledim. Tam biryere oturacakken bana seslenmeleri ile o tarafa doğru bakmak zorunda kaldım.

"Pişşt baksana yaralı kuş!"

"Bırak yaa, bizim yaralı kuş tatlı tatlı kitap okumaya gelmiş, bırakalım da okusun."

"Senin kollarını kırmamışmıydık biz ya, nasıl tutuyorsun o kitabı?"

Birbirlerine bakışıp gülüşen bu üç kız cidden sinirimi hoplatıyordu fakat o an bir şey diyemezdim bu yüzden sadece sustum ve gitmelerini dileyerek bekledim.

Dileğimin gerçekleşmesi fazla uzun sürmedi ve o iyi kalpli yaşlı adam geldi ve eliyle sessiz olmalarını işaret etti. Kızlar adama ters ters baksalar da adam onlara boş bir masayı gösterdi, kızlardan biri göz devirerek boş sıraya oturduğunda diğerleri de yanına gidip oturmuştu.

Adama son bir kez bakarak gülümsedim ve teşekkür ettiğimi belirten şekilde ellerimi önde birleştirerek salladım. Oradan biran önce ayrılmak istediğim için dışarıya hızlı adımlarla çıktım, arkamdan gelmeleri düşüncesi ile yürümeye devam ettim, boş bir sokağa geldiğimde durdum ve etrafa baktım, daha sonra elimde olduğunu hatırladığım kitap ile elime baktım. Kitap bende kalmıştı ama şuan gidip geri veremezdim elimde o kitap ile yürümeye devam ettim.

Nereye gittiğime ya da gideceğime dair bir fikrim yoktu ama bıkmışlığın verdiği his ile öylece yürüyordum.

...

Sonunda ormanlık bir alandaydım, burası neresi? Saat kaç? Bilmiyordum ama içimdeki bir his beni buraya itmişti, yavaş yavaş ilerledim, saat o kadar geç olamazdı hava hala kararmamıştı. Gezinmeye devam ederken ileride sanki bu ormanın çıkışı olan bir yer gördüm ve oraya doğru ilerlemeye devam ettim. Çıkış sandığım yere vardığımda aslında o yerin çıkış olmadığını fark ettim, arkamdaki ağaçlık yeri geride bırakmıştım, burayı yolun çıkışı sanmıştım fakat burası yolun bitişiydi.

Bu karmaşadan kurtulmak için kaçmıştım ve bir çıkış yolu aramıştım ama aradığım yol beni sona getirmişti, burası okyanusa açılan bir uçurumdu ve yolun devamı yoktu belki de bu benim için bir işaretti yolun sonuna geldiysem kendi sonumu da yazmış olmalıydım yine de ben sonumu yazmamıştım. En azından sonumu orada yazacağımı düşünüyordum.

Kalbimde oluşan sızı ve sanki bir alev gibi yanan acıyı biranlık bile olsa hissetmiştim. Sanki önümde duran koca okyanus durmuş ve beni izliyordu. Hatta durmuş bana gel diyordu ama ben öylece onu izliyordum. Bir büyüleyici etkisi vardı ve o etki beni okyanusa itiyordu.

Uçurumun sonuna, okyanusa doğru birkaç adım attım, adımımın uçurumun sonunda olduğunu, bastığımda okyanusa düşen birkaç toprak ve taştan sonra anlamıştım, o an orda durdum ama kalbim benden okyanusun içine atlamamı istiyordu, sanki bu hayatta beni içine alıp, sarıp sarmalayacak tek şey okyanustu.

Yapar mıydı? Okyanus beni kabul eder miydi?

O an elimde hissettiğim kitap ile elimde olan o okyanusla ilgili kitaba baktım, şu an o kadar çıkmazdaydım ki bu kitap bile bana bir işaret gibi geliyordu. Kitabı bırakmadım, benimle gelmesini istedim.

Nereye mi? Tabii ki de Okyanusa..

Nefesimi sonuna kadar aldım ve içime çektim, düşününce bu nefeslerim bile benim son nefeslerimdi, ne mi yapacaktım? Bu yüksek uçurumdan atlayıp Okyanus'un kollarına kendimi bırakacaktım ve bu acımasız hayatta var olmamak adına ilk ve son adımımı atacak, intihar edecektim. Ben ölecektim ve bunu kaderimle değil de kendim yapacaktım. Sizlerin tabiri ile ben hayata gözlerimi yumacaktım ama bu beni iyileştirecekti. Çoğunuza bir ödül olarak verilen hayatlarınızın aksine ben yaşamamayı tercih ettim, benimde ödülüm buydu.

...

Ve o beklenen an gelmişti, bir ayağımı havaya kaldırıp düşmeyi bekledim ama dengemi korumuştum, korkak biri olmamdan kaynaklı olacaktı kendi isteğimle kendi bedenimi öylece okyanusa bırakamıyordum. Bunu ne pahasına olursa olsun istiyordum ama korkuyordum.

Bir adım geriye çekildim, yapamayacağımı düşündüm, elimdeki kitaba baktım ve sayfalarını merak ettiğimden kitabı rastgele elimle karıştırdım ve bir sayfasını açtım, okuduğum şey ile duraksadım ve donakaldım sanki kitap bana akıl veriyordu, korkularımla yüzleşmem için beni uçurumun sonuna sürüklüyordu. Kitapta yazan o cümle şuydu ;

'' Eğer bir okyanusun içinde boğulacağınızı düşünürseniz boğulursunuz, sonuçta deli olan okyanus korkakları değil cesurları sever, cesaret okyanusun ruhudur.''

O an her şeye tam olarak emindim, okyanus beni çağırıyordu ve ben korkak olmayacaktım, sonuçta okyanus korkakları sevmezdi, ben okyanusun beni bu sonsuzlukta koruması için cesaretli olacak ve kendimi ona ait edecektim.

Kitabı kapattım ve kollarımın arasına alarak kitabı kendime sardım, son kez veda etmek istediğim biri vardı ama ben sadece ağzımdan çıkan bu sözlerle yetinebilirdim.

'' Hoşçakal anne.. ''

Son bir kez sanki dünyadaki tüm nefesi içime çeker gibi nefesimi içime çektim ve bedenimi benim için öyle olan o sonsuz boşluğa bıraktım. Ölüm olduğu için mi bilmem ama o an hava da olan ve düşen bedenimin her zerresini hissettim ve rüyalarda bile bir saniye olan boşluğa düşme hissi şu an hiç bitmeyecek gibiydi.

Sonunda hissettiğim soğukluk ile bedenimin suya düştüğünü anladım, suyun soğuk olmasını bekledim ama su bu sefer sıcaktı, belki de ölürken cehenneme yakınlığımdı bu sıcaklık. Bedenimin yandığını hissettim, bilinçaltım beni zorluyordu.

Acı vericiydi belki ama ben gözlerimi yummuş okyanusun altında ölümü beklemeye devam ediyordum. Yavaş yavaş hiçliğe dönen bilinçaltım artık ölmeyi bile düşünemiyordu artık o bir hiçti, ben bir hiçtim.

Hiçliği sonuna kadar hissettiğim an içimde yanan ateşin daha da çoğaldığını hissetmeye başladım, sanki bedenim ölümün ötesine geçmiş ve yeniden doğuyordu bedenim benimle oyun mu oynuyordu?

Bilmiyordu,ölüyor muydu?

Yoksa yeniden mi doğuyordu bilmiyordu.

Okyanus onu ele geçiriyordu

ama o buna izin veriyordu,

bitmesi istenmeyen bir ferahlık gibi,

Okyanus onun saf ve küçük bedenini

ele geçirirken onun yaptığı tek şey

okyanusa ruhunu feda etmek ve boğulmaktı,

bedeni hafifliyordu,ruhu çekiliyordu

ama o şikayetçi değildi,

Okyanus onu kabul görmüş

ve belkide hayatta

kimse tarafından bilinmeyen

bir kızı kalbi ya

pıyordu,

Okyanus'ta buydu işte

Yenilik ve en çokta delilik istiyordu.

O an anlamamıştım belki ama işte o zaman benim sonum sandığım hayatım aslında herşeyin başladığı yermiş...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.