İkinci maç başladığında bu kez John'la aynı takımdaydım.
İlk başta birkaç top kaçırmış olsam da oyunun ilerleyen dakikalarında iyice açılmıştım. Artık John'un nereye pas atacağını tahmin edebiliyor, o da benim nerede duracağımı biliyordu.
"Olivia solunda!!"
John'un sesini duyar duymaz topa doğru atıldım. Parmak uçlarımla dokunduğum top fileyi aşıp rakip sahaya düştü.
"Sayı!"
John yanima gelecek elini kaldırdı
"Çak bir beşlik"
Gülerek avucuna vurdum ve sarıldık
Elinde dondrumayla gelen Daniel bizi görünce suratı düştü ve elini yumruk yapıp sıktı ve sinirli bir şekilde yanımıza geldi ve bize selenerek
"Olivia eğleniyor musunuz."
Diye sordu imalı imalı john kaşlarını çatarak Daniele baktı aralarındaki gerginliği hissedebiliyordum John'nun kolundan tutup
"John bak sakın kavga falan edeyim deme tamam mı!"
John bana baktı ve dudağını ısırarak iç çekti
"Olivia şu herf birazdaha şöyle ters ters bakarsa hiç hoş şeyler olmayacak."
John'un sözleriyle kalbim hızlandı.
"Lütfen..."
Diye fısıldadım.
"Bugün kavga çıkmasını istemiyorum."
John birkaç saniye bana baktı. Çenesindeki kaslar belirginleşmişti ama sonunda derin bir nefes verdi.
"Sen istediğin için."
Daniel, elindeki dondurmanın külahını biraz daha sert kavradı.
"Ne oldu?" dedi alaycı bir gülümsemeyle. "Birbirinizi korumaya mı başladınız?"
John bu kez bir adım öne çıktı.
"Ne demek istiyorsun?"
"Sen anladıysan bir şey dememe gerek yok."
"Daniel..."
Diye araya girdim.
"Lütfen."
Daniel bana döndü.
"Olivia, sen farkında değilsin ama bazı insanların niyeti sandığın kadar masum olmayabilir."
John kısa bir kahkaha attı.
"Komik."
Daniel kaşını kaldırdı.
"Nesi komik?"
"Kendini insan sarrafı sanman."
"Sana bakınca karar vermek zor olmuyor."
John'un yüzündeki gülümseme tamamen kayboldu.
"Beni tanımıyorsun."
"Tanımama gerek yok."
İkisi de birbirlerine öyle sert bakıyordu ki sanki etraflarındaki herkes yok olmuştu.
Aralarına girip John'un kolunu tuttum.
"Yeter."
John gözlerini Daniel'den ayırmadan konuştu.
"Sen çekil Olivia."
"Hayır."
Bu kez sesim daha kararlı çıkmıştı.
"İkiniz de çocuk gibi davranıyorsunuz."
Daniel alaycı bir şekilde güldü.
"Bak, seni bile sinirlendirdik."
John başını hafifçe eğdi.
"Son bir kez söylüyorum."
Sesi artık sakindi ama bu sakinlik daha ürkütücüydü.
"Bir daha bana o tavırla konuşma."
Daniel de geri adım atmadı.
"Yoksa ne olacak?"
Sahildeki herkes konuşmayı bırakmış, bize bakıyordu.
Tam John bir adım daha atacakken iki eliyle göğsüne hafifçe dokunup onu durdurdum.
"John."
Gözlerini bana çevirdi.
"Lütfen..."
Birkaç saniye boyunca bana baktı. Sonra çenesini sıkarak başını iki yana salladı.
"Şanslısın."
Dedi gözlerini tekrar Daniel'e çevirerek.
"Bugün Olivia araya girdi."
Daniel tek kelime etmedi.
John bana kısa bir bakış attı. Gözlerindeki öfkeyi ilk kez bu kadar net görüyordum.
Dişlerini sıkarak Daniel'e döndü.
"Bak, bunu bir kez söyleyeceğim."
Sesi sakindi ama o sakinliğin altında sert bir öfke vardı.
"Olivia araya girdi diye bu konu burada kapanıyor."
Daniel alaycı bir gülümsemeyle kaşını kaldırdı.
"Öyle mi?"
John bir adım yaklaştı.
"Ama bir daha aynı tavırla karşıma çıkarsan..."
Kısa bir an durdu.
"...kimse araya giremez. O zaman sonuçlarına da sen katlanırsın."
Daniel gözlerini ondan ayırmadı.
"Bu bir tehdit mi?"
John dudaklarının kenarını hafifçe kıvırdı.
"Nasıl anlamak istiyorsan öyle anla."
İkisinin arasındaki sessizlik, söyledikleri cümlelerden daha ağırdı.
Hemen aralarına girdim.
"Yeter! İkiniz de."
İkisi de bana baktı ama bakışlarını birbirlerinden ayırmaya hiç niyetleri yok gibiydi.
Bir süre daha birbirlerine baktılar.
Sonunda Daniel derin bir nefes verdi ve bakışlarını John'dan çekti.
"Boş ver."
Dedi sakin bir sesle.
"Bugünlük uzatmayacağım."
Elindeki dondurmadan bir ısırık aldı, ardından bana döndü.
"Olivia, seni bu durumda bıraktığım için özür dilerim buradan asla olmayacak emin ol."
Başımı hafifçe salladım.
"Tamam."
Daniel giderken omzunun üzerinden son kez John'a baktı. John da aynı sert bakışla karşılık verdi ama bu kez tek kelime etmedi.
Daniel gözden kaybolunca derin bir nefes verdim.
"Sonunda..."
Diye mırıldandım.
John bana döndü.
"Özür dilerim."
Anlayışla yüzüne baktım.
"Sorun değil"
Yüzündeki öfke tamamen kaybolmuştu.
"Normalde kendimi daha iyi tutarım."
Gülümsedim.
"Bir dahaki sefere kavga etmek yerine konuşmayı deneyebilirsin."
John hafifçe güldü.
"Deneyeceğim."
"Gerçekten mi?"
"Sen istediğin sürece."
İstemsizce gülümsedim.
"Peki."
John elini ensesine götürüp saçlarını karıştırdı.
"Eee..."
Dedi gülümseyerek.
"Az önce yarım kalan rövanş maçını ne yapıyoruz?"
Gülerek başımı iki yana salladım.
"Bugünlük benden bu kadar."
"Neden?"
"Bu kadar kaos yeter bana yoruldum."
John kahkaha attı.
"Haklısın."
Plaj çantamı omzuma astım.
"Ben eve geçiyorum."
John bana bakıp hafifçe gülümsedi.
"Yarın yine gelir misin?"
Onun umutlu bakışlarını görünce gülümsemeden edemedim.
"Belki."
"Belki mi?"
"Evet."
Dedim omzumu silkip.
"Biraz merak et."
John başını iki yana sallayıp güldü.
"Tamam Olivia... Yarın görüşürüz."
"Yarın görüşürüz."
Ona el sallayıp sahilden ayrılırken, arkamdan hâlâ bana baktığını hissedebiliyordum.
Gülümsedim.
Yaz tatili düşündüğümden çok daha ilginç geçmeye başlamıştı.





