İçeriğe geç

Okul

Bölüm 4 · 7 dk okuma

Okul

Bölüm 4

4.bölüm

7 gün sonra

gözlerimi açtığımda yine zil çalmıştı herkez uyanmıştı kimisi ayakkabılarını giyiyordu kimisi yatağını düzlüyordu "günaydın arkadaşlar"dedim poyraza poyraz da"günaydın cemal"dedi o sırada kapı çaldı emrah " gir" dedi bu arada emrah ın soyadı erdem di bir çocuk gelmişti, " müdür herkesi ön bahçede bekliyor" dedi " haydi arkadaşlar müdürün yanına gidelim" dedim sonra ön bahçeye vardığımızda herkes oradaydı, müdür " susun evladım müsadenizle sizi sevindirecek bir şey anlatacam" dedi sonra devam etti " arkadaşlar şimdi canınızın sıkıldığını düşünüyorum o yüzden kalan günlerimizde bir yarışma düzenliyoruz yarışma her gün bir kere olacaktır bügünün yarışması yeşil ışık kırmızı ışık kural şu yeşil ışık dediğimdi koşacaksınız kırmızı ışık dediğimde duracaksınız" dedi bizde" Okay" dedik müdür "ilk önce kendimi tanıtayım ben okulunuzun yeni müdürüyüm" dedi, birazdan kesin çağıracaktı ( okurlarım uzun süre yoktum sebebi aklıma fikir gelmemesiydi iyi okumalar

14 saat sonra

Herkes içeri giriyordu. Ben de Poyraz'la birlikte yatakhane odamıza gittim. Yarışma bayağı eğlenceliydi. Yeşil ışık kırmızı ışık oyununu daha önce hiç oynamamıştım. Müdür bey çok iyi bir adamdı. Bize böyle bir fırsat verdiği için çok mutluydum. Yarın ne yarışması olacağını merak ediyordum.

Yatağıma uzandım ve gözlerimi kapattım. Aklıma yarınki yarışma dışında başka bir şey gelmiyordu. Uykuya dalmadan önce Poyraz'ın sesini duydum.

"Cemal, uyanık mısın?" diye sordu.

"Evet, uyanığım. N'oldu?" diye cevapladım.

"Sen bu yarışmanın neden yapıldığını hiç düşündün mü?" diye sordu.

"Yok, niye düşüneyim ki? Müdür bey dedi ya, canımızın sıkılmaması için." dedim.

"Ya, öyle mi? Peki neden bize hiçbir şey söylemiyorlar? Neden burada olduğumuzu, nereden geldiğimizi, ailelerimizin nerede olduğunu bilmiyoruz? Neden bizi burada tutuyorlar?" diye sordu.

"Ne diyorsun ya? Sen deli misin? Biz burada okuyoruz işte. Ailelerimiz de evlerinde." dedim.

"Öyle mi? Peki sen aileni hatırlıyor musun? Onların yüzünü, sesini, ismini?" diye sordu.

"Tabii ki hatırlıyorum." dedim ama yalan söylediğimi anladım. Ailemle ilgili hiçbir şey hatırlamıyordum. Sadece burada olduğumu ve okuduğumu biliyordum.

"İşte görüyorsun ya. Biz burada değiliz Cemal. Biz buraya hapsolduk." dedi Poyraz.

"Ne? Ne saçmalıyorsun?" dedim ama sesim titriyordu.

"Bak, sana bir şey göstereceğim." dedi ve elindeki cep telefonunu çıkardı. "Bu telefonu gizlice saklıyordum. Burada internete bağlanabiliyorum. Bak ne buldum." dedi ve bana telefonunu uzattı.

Telefonda bir haber sitesi açıktı. Başlıkta şöyle yazıyordu:

Bıçak Çetesi Çökertildi: 50 Çocuk Kurtarıldı

Haberde, bir çocukları esir tutma çetesinin polis tarafından yakalandığı ve kaçırılan 50 çocuğun kurtarıldığı yazıyordu. Haberde ayrıca çetenin amacının çocukları zorla yarıştırarak bahis oynamak olduğu belirtiliyordu. Haberde bizlerin fotoğrafları da vardı.

Telefonda gördüğüm fotoğraflara bakakaldım. Orada eski arkadaşlarım vardı. Biz buraya hapsolduğumuzu anladım. Bize hiçbir şey söylemiyorlardı. Sadece her gün bizi yarıştırıyorlardı. Kimin ne kadar kazandığını veya kaybettiğini bilmiyorduk. Sadece müdür beyin sesini duyuyorduk.

Poyraz bana baktı ve "Ne düşünüyorsun?" diye sordu.

"Ben... Ben bunu anlayamıyorum." dedim.

"Anlayamazsın. Çünkü bize yalan söylediler. Bizi burada tutmak için bize ilaç verdiler. Hafızamızı silmek için." dedi.

"İlaç mı? Ne ilacı?" diye sordum.

"Bak, bunu da buldum." dedi ve telefonda başka bir sayfa açtı. "Bu, çetenin kullandığı ilacın formülü. Bu ilaç, insanların hafızasını silip, onları kolayca yönetilebilir hale getiriyor. Ama etkisi kalıcı değil. Zamanla geçiyor." dedi.

"Sen bunu nereden buldun?" diye sordum.

"İnternette araştırma yaptım. Bu ilacın adı .... Bu ilacın üreticisi ..... adlı bir şirket. Bu şirket, bu ilacı gizlice çeteye satmış." dedi.

"Peki sen bu ilacın etkisinden nasıl kurtuldun?" diye sordum.

"Ben... Ben bu ilacı almıyordum." dedi.

"Nasıl yani?" diye sordum.

"Ben, her akşam yemekte bize verilen hapları yutmuyordum. Onları saklıyordum." dedi ve elindeki küçük bir kutuyu gösterdi. Kutunun içinde bir sürü hap vardı.

"Neden böyle yaptın?" diye sordum.

"Çünkü ben, burada olduğumuza inanmıyordum. Bir şeylerin ters gittiğini hissediyordum. Bu yüzden hapları almamaya karar verdim. Ve zamanla hafızam geri geldi." dedi.

"Sen... Sen ne zamandır bunu biliyorsun?" diye sordum.

"Birkaç gün." dedi.

"Peki neden bana söylemedin?" diye sordum.

"Çünkü sen de onlardan biri olabilirdin. Güvenemiyordum." dedi.

"Peki ya şimdi?" diye sordum.

"Şimdi... Şimdi sen de hatırladın. Sen de benim gibi hapsoldun. Sen de benim arkadaşımsın." dedi.

"Biz... Biz ne yapacağız?" diye sordum.

"Biz... Biz buradan kaçacağız." dedi.

Poyraz'ın söylediklerine inanmakta zorlanıyordum. Ama telefonda gördüklerim gerçekti. Biz buraya hapsolmuştuk Ve bizi burada tutanların amacı bizi misafir tutmak değil bizi yarıştırarak para kazanmaktı . Bu gerçeği öğrenmek beni çok korkutmuştu. Ama aynı zamanda çok da öfkelenmiştim. Bize bunu yapanlardan intikam almak istiyordum.

"Peki nasıl kaçacağız?" diye sordum.

"Ben bir plan yaptım." dedi Poyraz. "Yarınki yarışmadan sonra, bahçedeki duvarın yanına gideceğiz. Orada bir delik var. Ben onu gizlice açtım. Oradan dışarı çıkacağız." dedi.

"Ya yakalanırsak?" diye sordum.

"Yakalanmayacağız. Çünkü onlar bizi izlemiyorlar. Onlar sadece bahis oynuyorlar. Bize güveniyorlar. Çünkü bize ilaç verdiklerini sanıyorlar." dedi.

"Ya diğer arkadaşlarımız?" diye sordum.

"Onları da alacağız." dedi Poyraz. "Onlara da anlatacağız her şeyi. Onlar da bize katılacaklar." dedi.

"Ya müdür bey?" diye sordum.

"O... O aslında çetenin lideri." dedi Poyraz. "O bize yalan söylüyor. O bizi kurtarmak için değil, kullanmak için buraya getirdi." dedi.

"O zaman ona ne yapacağız?" diye sordum.

"Ona... Ona bir ders vereceğiz." dedi Poyraz ve gözleri parladı.

Ertesi gün, yarışma zamanı gelmişti. Müdür bey bizi bahçeye çağırdı. Biz de gittik. Müdür bey bize gülümseyerek bakıyordu.

"Merhaba arkadaşlar, bugünün yarışması ne olduğunu biliyorsunuz, değil mi?" diye sordu.

"Evet, biliyoruz." dedik hep bir ağızdan.

"Bugünün yarışması kızgın köpek." dedi müdür bey.

"Kızgın köpek mi?" diye şaşırdık.

"Evet, kızgın köpek. Şöyle ki, bahçenin ortasında bir köpek var. Bu köpek çok kızgın ve saldırgan. Sizin yapmanız gereken, bu köpeğin yanından geçip, karşı tarafa ulaşmak. Ama dikkat edin, köpek sizi yakalamasın. Eğer yakalarsa, çok acı çekersiniz." dedi müdür bey ve kötü bir kahkaha attı.

Bahçenin ortasına baktık ve orada büyük, siyah, tüylü bir köpek gördük. Köpek zincirle bağlıydı ama zincir çok uzundu. Köpek bizim geldiğimizi görünce havlamaya başladı ve dişlerini gösterdi.

"Biz... Biz bunu yapmak zorunda mıyız?" diye sordum korkuyla.

"Tabii ki yapmak zorundasınız." dedi müdür bey. "Bu bir yarışma sonuçta. Ve bu yarışmada kazanan olacak."

"Kazanan ne alacak?" diye sordum.

"Kazanan... Kazanan özgürlüğünü alacak." dedi müdür bey ve gülümsedi.

"Nasıl yani?" diye sordum.

"Şöyle ki, bu yarışmada ilk karşı tarafa ulaşan kişi, buradan gitme hakkını kazanacak. Ama diğerleri... Diğerleri burada kalacak." dedi müdür bey.

"Biz... Biz buradan gitmek istiyoruz." dedim.

"O zaman yarışmaya katılın. Belki siz kazanırsınız." dedi müdür bey.

"Ya... Ya köpek bizi ısırırsa?" diye sordum.

"O zaman... O zaman çok üzülürüm." dedi müdür bey ve alaycı bir şekilde güldü.

Poyraz bana baktı ve göz kırptı. Ben de ona anlayışla baktım. Bizim başka bir planımız vardı. Müdür beyin planını bozacak bir plan.

Müdür bey, yarışmanın başlamasına az kaldığını söyledi. Biz de hazırlandık. Köpek bize doğru havlıyordu. Müdür bey, elindeki düdüğü çalmaya hazırlanıyordu.

Ve düdük çaldı.

Biz de koşmaya başladık. Ama köpeğe doğru değil, müdür beye doğru koşuyorduk

B

iz müdür beye doğru koşarken, arkamızdan köpeğin havladığını duyduk. Ama bize yetişemiyordu. Çünkü zinciri kısalmıştı. Biz bunu fark etmiştik ama müdür bey fark etmemişti.

Müdür bey bizi görünce şaşırdı ve korktu. Bize ne yaptığımızı sordu. Biz de ona, onun bize yaptıklarını anlattık. Onun bizi hapsettiğini, bizi ilaçladığını, bizi yarıştırarak para kazandığını söyledik.

Müdür bey bunları inkar etti ve bize yalan söylediğimizi söyledi. Bize burada iyilik yaptığını, bizi eğittiğini, bize bir gelecek sunduğunu iddia etti. Ama biz ona inanmadık.

Ona, onun çetenin lideri olduğunu, onun bize yalan söylediğini, onun bizi kurtarmak için değil, kullanmak için buraya getirdiğini söyledik. Ve ona, ondan intikam alacağımızı söyledik.

Müdür bey bize güldü ve bizi durdurabileceğini söyledi. Elindeki düdüğü tekrar çaldı ve köpeği çağırdı. Ama köpek gelmedi. Çünkü zinciri kısalmıştı.

Biz bunu görünce daha da cesaretlendik ve müdür beye saldırdık. Onu yere yatırarak dövmeye başladık. Ona acı çektirdik.

Bu sırada diğer arkadaşlarımız da geldiler. Onlara da her şeyi anlattık. Onlar da bize katıldılar ve müdür beye saldırdılar.

Müdür bey çok bağırdı ve yardım istedi. Ama kimse gelmedi. Çünkü bahis oynayanlar bizim hapsolduğumuzu fark etmemişlerdi.

Biz müdür beyi iyice dövdükten sonra onu bağladık ve bahçedeki duvarın yanına götürdük. Orada Poyraz'ın açtığı deliği gördük. Oradan dışarı çıktık.

Dışarıda kimse yoktu. Çünkü gece olmuştu. Biz hemen oradan uzaklaştık ve polise haber verdik.

Polis geldiğinde müdür beyi ve çeteyi yakaladı. Bize de teşekkür etti ve bizi koruma altına aldı.

Biz sonunda özgür olmuştuk. Bize bunu yapanlardan intikam almıştık.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.