İçeriğe geç

Okcunun yolu

Bölüm 1 · 3 dk okuma

Okcunun yolu

Bölüm 1

Tetsuya

Tetsuya."

Oğlan şaşkınlıkla yabancıya baktı. "Kentteki kimse Tetsuya'nın elinde yay görmemiştir," diye karşılık verdi. "Buradaki herkes onu marangoz olarak bilir."

"Belki de vazgeçmiştir, çekinmiştir, orası beni ilgi-

lendirmez," diye üsteledi yabancı. "Ama sanatını kenara bıraktıysa, artık ülkenin en iyi okçusu kabul edilemez. Ben onca gündür bunun için yollardayım: Ona meydan okumak ve artık hak etmediği şana nokta koymak için." Oğlan tartışmanın fayda etmeyeceğini anladı: En doğrusu, yabancı yanıldığını kendi gözleriyle görebilsin

diye onu marangoza götürmek olacaktı.

Tetsuya evinin arka tarafında bulunan atölyede çalı- şıyordu. Gelenin kim olduğunu görmek için arkasına döndüğünde dudaklarındaki tebessüm dondu kaldı. Göz- lerini yabancının taşıdığı uzun bohçaya dikti.

"Aynen düşündüğünüz gibi," dedi yeni gelen adam. "Buraya geliş amacım efsaneleşen şahsınızı küçük düşür- mek ya da kışkırtmak değil. Tek istediğim, yıllarca yaptı- ğım talimlerin sonucunda artık kusursuzluğa ulaştığımı

ortaya koymak." Tetsuya önündeki işe dönmeye yeltendi; bir masa- nın bacaklarını takıyordu.

Koca bir nesle örnek teşkil etmiş bir adamın sizin yaptığınız gibi ortadan kaybolması yakışık almaz," diye konuşmayı sürdürdü yabancı. "Oğretilerinize uydum, ok çunun yolundan şaşmamak için itina gösterdim, beni ok atarken izlemenizi hak ediyorum. Ricami yerine getirir- seniz sizi rahat bırakacağım ve ustaların ustasının yerini kimselere söylemeyeceğim."

Yabancı, bohçasından upuzun, kabzası orta kısmın biraz altında bulunan, cilalı bambudan bir yay çıkardı. Egilerek Tetsuya'ya selamlayıp bahçeye çıktı ve başka bir yöne doğru eğilerek yine selam verdi. Ardından kartal tüy- leriyle süslenmiş bir ok çıkardı, atış yapmak için sağlam bir temel oluşturabilmek üzere bacaklarını açtı, bir eliyle yayı yüz hizasına kaldırıp diğer eliyle oku kirişe yerleştirdi.

Oğlan suratında coşkuyla şaşkınlık arası bir ifadeyle

olan biteni izliyordu. Tetsuya da işine ara vermiş, merak- la yabancıyı izlemeye koyulmuştu.

Adam yayı -ok kirişe yerleşmiş halde- göğsünün or-

tasına yaklaştırdı. Başından biraz yukarı kaldırdı ve aşağı

indirirken kirişi çekerek germeye başladı.

Ok, yüzünün hizasına geldiğinde yay tamamen ge- rilmişti. Geçmek bilmeyen bir an boyunca okçu ve yay hiç kımıldamadan durdu. Oğlan okun nereye nişanlan- dığını anlamaya çalışsa da bir şey göremedi.

Aniden kirişi tutan el serbest kaldı, kol geriye doğru sekti, öteki elin tuttuğu yay zarifçe gevşedi; okun gözden kaybolmasıyla uzaklarda belirmesi bir oldu. "Git oku getir," dedi Tetsuya,

Oğlan elinde okla döndü: Ok kırk metre ötedeki bir ağaçtaki kirazın bir yanından girip öbür yanından çıktık- tan sonra yere düşmüştü.

Tetsuya okçuyu saygıyla eğilerek selamladıktan son- ra atölyesinin bir köşesine gitti ve narin kıvrımlı ince uzun bir sopayı andıran, etrafına deri bir kuşak sarılı bir

nesne çıkardı. Hiç acele etmeden kuşağı çözünce yaban- cınınkine benzer bir yay ortaya çıktı - bu yayın ötekin- den farkı, epey daha yıpranmış görünmesiydi.

"Okum yok, sizin oklarınızdan birini kullanmam ge- rekecek. Ricanızı yerine getireceğim, ama siz de sözünü- zü tutmak zorundasınız: Yaşadığım köyün ismini asla kimseye söylemeyeceksiniz. Beni soran olursa, izimi sü- rerek dünyanın öbür ucuna kadar gittiğinizi, sonunda da bir yılan tarafından ısırılıp iki gün içinde öldüğümü keş- fettiğinizi anlatacaksınız."

Yabancı başını olumlu anlamda salladı ve okların- dan birini Tetsuya'ya uzattı.

Upuzun bambu yayının bir ucunu duvara dayayan Tetsuya epey uğraştıktan sonra kirişi takmayı başardı. Ardından, tek kelime etmeksizin dışarı çıkıp dağlara doğru yürümeye başladı.

Yabancıyla oğlan da adama eşlik ettiler. Bir saat bo- yunca yürüdükten sonra, iki koca kayanın arasından akan gür bir derenin kıyısına geldiler: Karşı kıyıya ulaş manın tek yolu, çürük ipleri kopmak üzere olan köhne bir köprüden geçmekti.

Tetsuya istifini hiç bozmadan –ürkütücü bir biçim- de salınıp duran- köprünün ortasına kadar yürüdü, karşı kıyıya doğru eğilerek selam verdi, sonra da yayını tıpkı yabancının yaptığı gibi hazırlayıp kaldırarak göğsüne yaklaştırdı ve oku fırlattı.

Oğlanla yabancı, okun yirmi metre ötedeki olgun bir şeftaliyi delip geçtiğine tanık oldular.

"Siz bir kirazı deldiniz, bense bir şeftaliyi," dedi Tet- suya, sağ salim kıyıya döndükten sonra. "Kiraz şeftaliden küçük. Siz kırk metre ötedeki bir hedefi vurdunuz, be- nimkiyse yarı mesafedeydi. Öyleyse benim yaptığımı tekrar edebilmeniz gerekir. Köprünün ortasına gidin ve aynısını yapın bakalım."

Bölüm sonu

1 yorum