Keyifli okumalar🕊
Şarkılar;
Sıla, Sevişmeden uyumayalım
Emir Can İğrek, Kor
8. BÖLÜM
Kendi isteğin doğrultusunda yaptığın her şey sana gayet normal gelir. Yaptığın şeyle kimseyi suçlu çıkaramazsın, çıkarmamalısın. Bu doğru olmaz, olmamalı. Sana doğru gelse bile bu doğru değildir. Ben kendi isteğimle buraya gelmiştim Emir'in payı var mıydı, kısmen vardı. Bana gel demişti ben de bir istekle kendimi burada bulmuştum. İşte bu konuda onu suçlayamazdım beni zorla getirmemişti.
Şimdi kulaklarımda olan o tanıdık ses ile gözlerim yemeğini yemekle meşgul olan Emir'de asılı kalmıştı. Gelen o'ydu. O tanıdık sesin kim olduğunu biliyordum. Bilmemem imkansızdı. Hemen hemen her gün gördüğüm suretin sesi kulaklarımdaydı.
Çağrı.
Gözlerimi yavaşça karşımdaki manzaradan ayırıp arkama doğru, omzumun üzerinden baktım, şaşkın gözlerle bana bakmaya devam eden kişiye. Dudakları şaşkınlıkla aralanmıştı, giyindiği siyah gömlek ve kaban omuzlarına oturmuştu, kısa saçları, hafif sakalları ve simsiyah gözü. Şaşkınlığını bir kenara bırakarak bize doğru bir adım attı.
Dışarıdaki şubat soğuğu kokusu sinmiş kabanını çıkartırken gözleri yemek yemeye devam eden Emir'e kaydı. Tekrar gözlerime baktı ve kabanını hemen yan tarafımda duran boş sandalyenin sırtına attı. İkimiz de şaşkın şaşkın bakışırken dudakları aralandı gözleri gözlerimdeyken.
"Hoş geldin." dedi kısık çekingen bir sesle.
Sesi mutfakta dağılırken bir şey demeden gergin omzumu indirdim ve önümdeki yemeğe dönüp baktım. Onun burada ne işi vardı? Bilmiyordum. Yan tarafımdaki sandalye yavaşça geri çekildiğinde ürkek bir nefes aldım. Hiç değilse yalnız değildim. Çağrı buradaydı. Sandalyesine ağır hareketlerle oturduğunu gördüm, göz ucuyla. Mutfakta yankılanan tek ses Emir'in tabakta bıraktığı tiz çatal sesiydi.
Çağrı kim mi?
Bilmiyordum. Olduğum her ortamda bulunan ve bana zararı dokunmayan kişiydi. Hep yanımda oldu diye de onu tanıyor olmazdım, meselâ sandrada olan çoğu kişiyle konuşmuşluğum vardı ama onları tam anlamıyla tanımış değildim. İşte onlardan biri de şu an omzu omzuma değen Çağrı'ydı. Dün bile onunla sandrada karşılaşmıştık, bizim yanımıza gelmezdi fakat sürekli Yantu onun yanındaydı.
"Yemeğini ye!"
Emir'in sesi çoğu kez olduğu gibi bir komut gibiydi. Hemen tabağımın kenarına yasladığım çatalımı parmaklarım arasına aldım. Salçalı suya bulanmış bir parça ete çatalımı batırdığımda hemen kulaklarımın yanında olan ses Çağrı'nın derin nefesleriydi. Ellerini tabağımın yanındaki boş alanda birleştirerek masaya doğru eğildi. Omzu omzumdan sürtünerek uzaklaştı. Bir şey söylemek istediğini anlıyordum ve söyleyeceği şeyi söylememesi için geride kalan tüm hayatım boyunca nefesimin kesilmesini istedim bunu ona nasıl açıklayacaktık.
Ve en önemlisi Çağrı neden buradaydı.
Çatalımda olan eti ağzıma doğru yola çıkartırken kafamı önümden kaldırdım, ellerini çenesinin altında bağlayıp bana bakam Emir ile göz göze geldim. Ne kadar süredir bana baktığını bilmiyordum gözlerimi kaçırmak istesem de kaçırmadan ona karşılık verdim sadece, saniyeler sonra gözlerini benden ayırıp neden burada olduğunu bilmediğim Çağrı'ya baktı.
"Aç mısın, kendine bir şeyler hazırla."
Çatalın soğuk dokusu dudaklarım arasına vardı ve eş zamanlı olarak etin dilimin üstünde varlığını hissettim. Çatalı dudaklarımdan uzaklaştırdığımda biraz önümde duran Çağrı'nın omuzları yukarı doğru havalandı. "Değilim." dedi sesli bir nefesi dudaklarından dışarı üflerken.
Omuzları tekrar eski yerine oturdu. Eti dilimle dişlerim arasına kıstırdım çiğnemeye başladığımda Çağrı'nın omuzlarında olan bakışlarımı ondan ayırıp Emir'e çevirdim tekrar, Çağrı'ya bakmaya devam ediyordu.
"Bejna'nın neden burada olduğunu sorsam cevap verir misin? "Sorusunu sorarken ikisinin de kapkara gözbebekleri birbirinden ayrılmıyordu. İşte korktuğum soru yaklaşıyordu. Kalbim heyecanı tatmış gibi hızlanırken Emir cevap verdi.
"Buna kendisi cevap versin."
Ağzımdaki eti yutulur şekle kadar uzun uzun çiğnediğimi fark ettiğimde yavaşça yuttum. Soruyu benim üzerime yıkmıştı. Peki ben ne diyecektim ah evet 'karşında duran adamla tek gecelik bir birliktelik yaşadım ve adam öğretmenim çıktı en gülünç şey de şu an onun evinde olmam bu işten ne çıkartıyorsun Çağrı?'
Gözlerimi kırpıştırarak ne diyebileceğimi düşündüm birkaç saniye, ikisinin de gözleri bendeydi. "Emir, benim öğretmenim, ek ders vermesi için buraya getirdi beni."
Her harfin üstüne bastıra bastıra söyledim, kelimeler bir cümle oluşturarak Emir'in kulağına ilişmişti. Siyah göz bebeklerinin üstüne yavaş yavaş çöken gri sisli duman ürpermeme neden oluyordu.
"Anladım." dedi Çağrı fazla uzatmadan.
"Sen neden bu kadar erken geldin?" Emir, siyah gözbebekleri benim suretimdeyken Çağrı'ya sorusunu sormuştu. Yanıtını benim gözlerime bakarken bekliyordu.
"Yapacak bir işim yoktu. Malum..." Diye mırıldandığında gözlerini üzerime değdirdi sonra tekrar Emir'e döndü. Gözlerimi zorlukla Emir'den kopardım ve boğazım ıslak olmasına rağmen zorlukla yutkundum. Sessiz yanıtı, dikkatimi üzerine çekmişti. Onun burada olmasının nedenini sormak istedim. Fakat çekingen yanım henüz geri çekilmemiş buna izin vermiyordu.
Emir, "O iş dışında başka bir hayatın var." ses tonu gayet düz, ifadesiz ve duygudan yoksun çıkmıştı.
Çağrı, "Hayır yok, o iş benim hayatım haline geldi bunu sen de biliyorsun." derken birleştirdiği ellerini birbirinden ayırmış, tek elini havaya kaldırıp işaret parmağını Emir'e doğru yönelterek onu göstermişti.
"O işi hayatına dönüştür demedim bunu kendin istedin neden istediğini bile anlamış değilim." Emir bu sözleri söylerken kaşlarım çatılmıştı sesinde sakladığı sorular vardı.
Gözlerim bir Emir'de bir Çağrı'daydı ortada ne dönüyordu ve bu iş neydi dahası Çağrı'nın bir işi mi vardı?
"Konu ne?" Sonunda kendimi konuşurken bulduğumda sesim bir yanıt vermeleri için yalvarıyordu.
"Hiçbir şey." Soruma yanıt veren Emir olmuştu. Sesine dönmeden aklımın bir köşesinde hiç durmadan duvarlara çarpan o soruyu dillendirdim.
"Sen neden buradasın? Emir hoca ile bağlantın ne?" Çağrı merakla karışık sesimle omuzları üzerinde, biraz gerisinde kalan bana baktı.
Gözlerine baktığımda Emir'in gözlerine bakıyormuşum gibi hissettim karanlık ve kuytuydu gözleri. Bu his içimi kemirirken gözlerimi ifadesiz tutmaya çalıştım ve vereceği cevabı bekledim. Gözlerine bakmaya devam ederken Emir'in tekrar yemeğine devam ettiğini, gelen tıkırtılardan anlamıştım.
"Evime geldim." Düz ses tonuyla söylediği bu kısa cümle kaşlarımın derin bir çukurla çatılmasına ve dudaklarımın aralanmasına neden olmuştu. Evim mi demişti burası onun evi ya da Emir'in eviydi. Birlikte yaşıyorlardı. Peki ev arkadaşı olarak mı yoksa, aralarında bir kan bağı mı vardı bunu nasıl soracaktım?
"Ev arkadaşısınız." soruya karışık yanıtımla, kaşlarım tekrar düz bir hâl aldı.
"Onunla on dokuz yıldır ev arkadaşıyız." Dudaklarını büzdü ve minik bir açıyla omzunu kaldırıp indirdi.
Beynim şaşkınlığını komuta çevirdi, gözlerime komut verdi Emir'i görüş açıma aldı. Yemeğini bitirmek üzereydi ve bizi dinlemiyormuş gibiydi. Kaşlarını çatmış ağzındaki yemeği sinirli bir şekilde çiğniyordu.
Bunlar kardeş miydi? Hayır kardeş olma zorunluluğu yoktu iki kuzen de aynı evde yaşayabilirdi. Yemin ediyorum beynim almıyordu. Çağrı'yı hemen hemen her gün yanımda görüyordum kendi halinde sandrada takılan biriydi.
Emir desen..
Onunla daha bir ay bile olmamıştı. Tanışmak demiyorum ya da tanımak. Biz hiç birbirimizi tanımadık, tanışmadık. Tanımadığım iki kişinin evinde kalıyordum şu an ve yemeklerini yiyordum. Ben neden buraya gelmiştim bilmiyordum ani bir duygusal kararla burada bulmuştum kendimi.
"Kardeşiz yani."
Çağrı konuşmasına yeni bir şeyler ekleyerek devam ettiğinde ben onu duyuyordum ama bir tepki veremiyordum. Evet bir tepki vermeliydim, konuşarak ya da onun gözlerine bakarak fakat ben onun sesini duymaktan başka bir tepki veremiyordum. Onlar kardeşti.
Biri, birkaç gün önce birlikte olduğum kişi. Diğeri yaklaşık beş aydır hemen hemen her gün olduğum ortamda olan kişiydi bu ikisi kardeş olarak hayatımın bir kısmında yer alıyorlardı. Bir tepki vermeliydim.
Ama veremeden sessiz kaldım.
🧸
Elimde olan elbiselere baktım, ardından hemen önümde dikilip duran Emir'e döndüm. Hafif kırmızı olan gözlerinin akına, dağılmış saçına, günün yorgunluğu çökmüş yüzüne ve çökük omzuna.
"Tamam ben giyineyim." dedim kısık bir sesle.
O gece geldiğimiz ev değildi burası. Şu an olduğum bu büyük odada o gecenin hatıralarını anımsatan bir şey yoktu bu beni içten içe mutlu ediyordu. En büyük hatıra şu an önümdeydi ve ben bu hatırayı o geceden değil de okul hayatım boyunca benimle yol alacak bir öğretmen olarak anımsıyordum.
Mutfakta Çağrı'nın söylediği o kelimelere verecek tek tepkim donmak olmuştu tek bir hareketle bile tepki vermemiştim. Belki söyleyecek bir şeyim yoktu ne denirdi ki o konuşma sonrasında Çağrı odasına çıkacağını söylemişti ve hemen karşı kapıda olan odaya girmişti.
Emir ise sessizliğimden fırsat bulmuş olacak ki beni hemen buraya yöneltmişti. Bilmiyordum, genelde kimsenin sözünü dinlemezdim ama onun her bir kelimesi, hareketi bana bir emir gibiydi. Şu an sabah erken saatlerden beri giydiğim okul elbisemle onun yorgun yüzüne bakıyordum.
Yorgun kızarmış gözler öylece gözleri gözlerimden ayrıldı yere baktı ardından, "Giyin görmediğim bir şey yok." benimle aynı ses tonuyla deyip bana bir daha bakmadan büyük yatağa hızlı adımlar atarak yüz üstü kendini yatağa attı. Yüzü hemen yastığa denk gelirken ellerini yastığın altına koyup yastığı küçük bir boyuta getirdi. Onun bu hareketiyle ağzım apaçık kalırken elimde bulunan elbiselere tırnaklarımı geçirdim. Başta beni ders için bir sınıfa çağırmıştı, tamam. Sonra sandrada kalamazsın bende kalacaksın dedi ona da, tamam. Gel seni kalacağın odaya götüreyim dedi ona da, tamam. Şimdi olduğum odada benim bu gece yatacağım yatağıma uzanmasına asla tamam diyemezdim.
"Sen ne yapıyorsun?" Diye sesimi yükselttim, birkaç adım atıp yatakla aramızdaki mesafeyi azalttım.
Yüzü bana değil de duvar tarafına çevriliydi. Uyuyup uyumadığını bile bilmiyordum fakat birkaç saniyede uyumayacağını tahmin ediyordum. Sorumu yanıtsız bırakırken sırtına bakmaya devam ettim. Eğer bu etekle yatağa çıkıp onu itebilseydim hiç vakit kaybetmeden hemen şu an yapardım ama bu etekle olmazdı.
Elimde tuttuğum pijama ve tişörtü giymek için yataktan biraz uzaklaşıp kapalı kapıya sırtımı dayadım. Üstümde olan beyaz gömleğin düğmelerini hızla açarken gözlerim yatakta hareketsizce uzanan Emir'deydi. Gömleğimi hızla üstümden sıyırıp siyah sütyenim ve sütyenim gözükmesin diye giydiğim beyaz atletimle kaldığımda el hareketlerimi hızlandırıp tişörtü üstüme geçirdim. Aynı hızlı işlemleri pijama için de yaptım ve okul elbiselerimi odanın köşesinde olan berjere attım. Evet şimdi daha rahattım ve eğer bu adam sözümü dinlemezse onu yataktan fırlatırdım, gerçekten fırlatırdım. Önce uyarmalıyım diye düşündüm ve bunu tepkilerime yansıttım.
"Emir?" Ona seslenirken yatağa doğru adımlamaya başlamıştım..
Yanıt yoktu.
"Emir?" Diye tekrarladığımda şimdi yatağın ayak ucunda dikiliyor durumdaydım.
Tekrar sorum yanıtsız kaldı.
"Odana gitsene." Dediğimde onun yüzünü görmek için kafamı biraz yana eğdim
Ve onun yüzünü gördüm. Kapalı gözlerinin ardında, bir tiyatro sahnesinin perde arkasında olan o telaşlı seslerin huzurunu barındırıyordu. Sanki onun rüyasını görüyor gibiydim. Yüzünün bir kısmı yastığa yaslı olduğu için dudakları hafifçe aralanmıştı ve oradan ona hayat veren nefesin geçtiğini biliyordum.
Peki ben bu adamı nasıl uyandıracaktım ayaklarımda olan ev terliğini çıkartırken yatağın köşesine dizlerimi sırayla koydum. Yatak benim ağırlığım ile hafifçe çökmüştü. Ufak ve minik adımlarla attığım diz darbeleri ile onun vücudu yavaşça sallanıyordu. Tek bir kez daha uyandırmak için adını seslenecektim eğer bir tepki vermediyse elimden gelen tek şey salonda uyumak olacaktı.
Dizlerimle, kalçasının yanına kadar geldim. Bana dönük olmayan yüzüne doğru eğildim ve kendimi ona değdirmemek için vücudumu kastım. Onun derin nefesleri yakından duyulurken, dudakları her nefes alışverişinde hafifçe kımıldıyordu.
"Emir?" Diye fısıldadım yüzüne doğru kirpikleri bile kımıldamıyordu. Uyanık olsaydı kirpiği titrerdi değil mi?
Tekrar seslenmeden onun üzerinde olan gölgemi onun vücudundan uzaklaştırdım. Kalçamı ayak topuklarıma denk getireceğim şekilde oturdum. Burası onun eviydi, onun odasıydı, onun yatağıydı, üstümdekiler onun elbiseleriydi benim ona söyleyebilecek bir şeyim yoktu, var mıydı?
Sırtında olan dalgın bakışlarımı ondan ayırıp yatağın boşta kalan tarafına baktım. Onunla uyumamalıydım. "Ben salonda uyuyacağım." düşüncelerim dudaklarımı bulurken yatakta hareketlendim. Kalçamı kaldırdığımda onun sesini duydum.
"Beraber uyuyabiliriz." Boğuk sesiyle dudaklarında gevelediği sözleri duyduğumda hareketlerimi durdurdum.
"Uyumamış mıydın sen?" diye sorarken benden yana olmayan yüzünü seçmeye çalışıyordum.
"Hayır uyuma numarası yapıyordum yanında uyuyayım diye. Gelsene beraber uyuyalım." dediğinde yatakta döndürdü bedenini, ben ise hala aynı şekilde oturuyor pozisyonundaydım.
"Seninle uyumam doğru değil Emir. Çıkar mısın yataktan, uyuyayım yarın erken uyanmak zorundayım." derken kısık gözlerine bakıyordum.
"Yanlışsa bu gece biraz erteler misin, bu sefer doğru olarak gör ve benimle uyu." Elini uzattı ve bacaklarımdaki elimi avuçları içine aldı. "Sadece bu gece." Derken sesi bana muhtaçmış gibi çıkıyordu.
Gözlerimi ondan kaçırıp birleşmiş ellerimize baktım. Uyuyabilirdim, onunla birlikte olduğuma göre bunu da yapardım. Bunu düşünmem bile vücudumun alev almasına neden olmuştu. Utancı bir kenara bırakarak gözlerimi gözlerine kaldırdım. "Sadece bu gecelik." dediğimde koyu gözleri parıldar gibi oldu. Elimi bıraktığında yatakta hareketlendi.
Ayağa kalkıp yatağın etrafından dolanarak altında olduğu örtüyü kaldırıp içine girdim bende. Bana doğru dönen bedenini gördüğümde ona doğru döndürdüm bedenimi. Yüz yüze, yan bir şekilde uzandığımızda göz göze geldik. Gülümsedi, gülümsedim.
"Teşekkür ederim uyumama izin verdiğin için." ardından bir yanıt vermemi beklemeden devam etti. "Yarın erken uyanacağım dedin, neden?"
"Burası okuldan uzak durağı bulup okula gitmem uzun sürebilir." derken yüz hatları gerilmişti.
"Sabah arabam olmasına rağmen durakta mı bekleteceğim seni?" diye sorduğunda sesi sertti.
"Evet kendim gidebilirim." dediğimde yüzümü yastıkta hareketlendirdim.
"Yarın beraber okula gideriz erken uyanmana gerek yok, seni uyandırırım." dediğinde karşı çıkmamı istemiyor gibi sözlerini sonlandırdı.
Konuşamadan onu seyrettiğimde utancım tekrar bedenimi sardı birkaç dakika sessizce birbirimizi seyrettikten sonra sessizliği bozdum. "İyi uykular."
Sırtımı ona dönüp uzandığımda o tam arkamda aynı şekilde kalmıştı. Bu değişik bir duyguydu hemen arkamda bir gece tüm benliğime sahip olan adam vardı. Karnımdan kasıklarıma doğru ufak tatlı bir sızı nüksettiğini hissettim bacaklarımı birbirine sertçe bastırıp sızının yok olmasını diledim.
Gözlerim, sessizlikle beraber günün iyisiyle kötüsüyle karşılaşan o sahnelere direncini kaybederek karanlığa sürüklendi sessiz ufak bir nefes hapsettim ciğerlerime. Huzurluydum. Değişik bir şekilde huzurluydum. Evde olduğumda şimdi kapıyı çalacak farklı bir adam düşüncesi yoktu meselâ. Ya da bir gün bile sandrada kalmam, kaldığım odaya girecek erkeklere diyecek bir sözüm olamaması korkusu yoktu. Yine de onunla kalmam pek uzun olmayacaktı en kısa zamanda buradan ayrılacaktım.
Şimdi sırtım ona dönük olsa bile huzurluydum. Hiç olmadığım kadar.
Arkamda bir hareketlilik olduğunu anımsadım gözlerim açılmak istemiyordu eğer açarsam bu tatlı rüyanın adımlarının kaybolması an meselesiydi. Olduğum yer bir kaç kez sarsılmıştı ve nerede olduğumu bile unutmuştu bilincim. Sonra belimi yavaşça kavrayan bir kol hissettim. İrkilmek gibi bir lüksüm yoktu. Sonra vücudum geriye doğru biraz sürüklendi.
Sürüklenmenin sonunda sırtım sıcak bir göğüsle karşı karşıya geldi. Eş zamanlı olarak sımsıcak bir nefesin saç diplerimde olduğunu hissettim. Kıpırdamak istiyordum ama bu uykudan uyanırsam tatlı rüyanın ayak izlerini bulmam zor olacaktı, tekrar uyumanın imkansız olduğunu biliyordum. Sırtım ona yapışık olmasına rağmen kalçamda hiçbir şey hissetmiyordum bu beni mutlu etmek yerine hüzünlendirmişti. Evet belki saçma olacaktı ama benim onu her görüşümde, bunu kabul etmesem de onu istiyordum.
"Beni istemiyorsun." diye mırıldandım, boğuk uyuşuk bir sesle.
Uykumun derinliklerinden uzaklaşmaya başlarken bunu isteğim dışında mırıldanmıştım. Bilincim uyku ve uyanıklık arasında mekik dokurken duygularım yoğunlaşmıştı. Beni istemiyordu eğer isteseydi o gece bitmiş olmasına rağmen vücudumuzun her kıvrımı birbirini tamamlamazdı ama şimdi sadece göğsü sırtımdaydı.
Belime sardığı kolu donakalırken sıcak nefesinin saç diplerimden uzaklaştığını hissettim. Sıcak saç diplerim arasından, odanın havası soğuk olmamasına rağmen soğuk bir havanın geçtiğini hissettim. Sırtım ve onun göğsü birbirinden hafifçe ayrıldı. Benden uzaklaşıyordu.
"Ne?" Kulaklarıma yakın olan ağzından çıkan bu iki harf uykumun uzaklaşmasına neden oldu.
"Benimle bir daha birlikte olmak istemiyorsun." Uyku mahmuru dudaklarımdan çıkan ses sarhoş birinin söylediği kelimeler gibi yaylak yaylak çıkmıştı.
"Bunu nereden çıkardın?" dedi şaşırmış gibiydi.
"Kalçanı kalçama dayamadın. O gece uyuduğumuzda öyle yapmıştın." Sesim şimdi ağlamaklı çıkıyordu gözlerimi açmamak için son çaremi kullanıyordum. Neden böyleydim şu an?
"Yapma, bunu bana yapma." Dişlerini sıktığını anımsadım ama sesi öyle kısık geliyordu ki sinirli değil sakindi.
"İstemiyorsun değil mi?" Ağlamak üzereydim ne oluyordu bilmiyordum ama içimde oluşan ağlama dürtüsü yükseliyordu.
"Keşke istemesem cefâpîşem." Bana tekrar o kelimeyle hitap etmişti.
Beni istiyor muydu?
Kendime sorduğum soruyu hemen dokunuşlarıyla yanıtladı. Eli tekrar belimi sıktı ve göğsüne beni çekti. Sırtım tekrar onun göğsündeydi. Az öncekinden farklı olan tek şey kalçamda olan o sertlikti. Hayır tekrar birlikte olmak istemiyordum içimde her ne kadar büyük bir istek olsa bile. Kalçamda olan o sertlik kasıklarımda olan o sızının gün yüzüne çıkmasını sağlamıştı. Bacaklarımı tekrar birbirine bastırdığımda arkamda bulunan sertliğe kalçalarımın sürtündüğünü hissettim. Sertti.
"Ne istiyorsun?" Dişleri arasından boğukça mırıldandığında yüzünü boynuma gömdü ve kalçasını biraz daha bana itti.
Gözlerim aralanmak üzereyken sımsıkı yumdum. Ellerimden birini karnımda olan elinin üstüne koydum. Karnımı az da olsa sıkmasına rağmen elinin damarları belirli bir şekildeydi. Eline, avuç içimi hafifçe bastırarak ellerine dokundum.
"Hiçbir şey istemiyorum." Diyebildim kısık sesimle.
İstiyor muydum? Duygularım karmakarışıktı.
"Uyuyalım." derin bir iç çekti ve ardından tekrar o kelimeyi söyledi. "Sana yakıştırdığım kelimeyi bana her an yaşatıyorsun cefâpîşem." dedi ve yüzünü saçlarım arasına iyice gömdü.
🧸
Ekranda gördüğüm isimle ister istemez mutlu oldum. Beni merak etmiş olmalıydı hiç zaman kaybetmeden aramayı yanıtladım.
"Efendim?" Sesim gayet düz çıkarken mutluluğumu sesime yansıtmadım.
"Neredesin kızım tüm gece seni aradım telefonlarıma da cevap vermedin?" Vahit telefonun diğer ucunda köpürürken gözlerimi hemen yan tarafımda olan kişiye çevirdim.
Sabah uyandığımda yanımda yoktu ve dün geceyi ufak ufak hatırlıyordum ben ona beni artık istemiyor musun diye sormuştum ve kahretsin ki cevabı gayet iyi bir şekilde vermişti. Beni istediğini söylemişti ve mızmızlandığım konuda beni susturmuştu.
Giyindiği siyah gömlek ve siyah takım elbisesi onu çok çekici bir hale getirmişti. Saçlarını geriye doğru taramıştı ve daha dün tıraş olmasına rağmen sakallarının ucu çıkmaya başlamıştı. Arabayı sürmeye devam ederken yüzüme bakmıyordu. Önünde akıp giden yola bakmaya devam ederken beni dinlediğini biliyordum.
"Bir arkadaşımda kaldım merak etme."
"Merak etme mi? Hadi ben bir mallık yapıp okuldan erken çıktım. Sen çıkışta neden beni beklemedin. İt gibi kapının önünde seni bekledim dakikalarca." Sesini yükseltirken dudağım istemsizce kıvrıldı, bakışlarımı Emir'den ayırdım ve önümdeki yola çevirdim.
"Önemli değil ben de son ders hemen arkadaşımla çıktım haber veremedim." Onu sakinleştirmeye çalışırken ses tonumu gayet normal çıkarmaya çalıştım.
"Tamam sen okula gel seni göreyim. Sonra geri giderim, seni merak ettim." dediğinde gülümsedim içtenlikle.
"Çirkin birini özlemişsin." Sesim keyifli çıkmıştı.
Vahit'in söyleyeceği şeyi merakla bekledim ama daha Vahit'in sesini duymadan motorun sesi kulaklarımda çınladı öne doğru atıldım, elimi hemen önümdeki torpidoya koyarken açık saçlarım yüzümü kapatmıştı.
Bu da neydi böyle?
Adrenalinle inip kalkan göğsüme telefonlu elimi koyarken telefondaki aramayı sonlandırıp, nefeslenmeye çalıştım. Az önce ne olmuştu kaza mı? Hayır bir çarpışma sesi yoktu. Ani frenle öne doğru atılmıştım. Saçlarımı yüzümden çekmeden kafamı kaldırıp Emir'e baktım, kasılmış çenesi ile yüzüme bakıyordu.
"Ne oldu?"
Nefesimi düzene koymaya çalışırken gözlerim vücudunu tarıyordu. Evet kaza değildi lakin onu kontrol etme isteğini durduramadım. Vücudunda önemli bir şey olmadığını anladığımda gözlerimi kapkara gözlerine taşıdım.
"İn." dedi kasılmış çenesiyle.
"Ne, okula gitmeyecek miyiz?" İnce beyaz parmaklarımla saçımı kulaklarımın arkasına sıkıştırdım.
"Beraber gitmemizi mi istiyorsun?" diye sorduğunda kaşlarımı çattım.
"Şey hayır." Diye geveledim doğru söylüyordu onunla okula giremezdim bu çok dikkat çekiciydi.
Pencereden dışarı doğru baktığımda okula çok az kaldığını görüyordum ama etrafta bizim okuldan kimse yoktu. Dizlerimde olan çantamın kopçasını kavradım ve sinirli yüz hatlarına sahip olan Emir'e bakmadan kapıyı açtım. Soğuk hava içeri nüksederken oturduğum koltuktan kurtularak dışarı çıktım.
Çantamı omzuma asıp ellerimi montun cebine koydum, elimde sıkıca tuttuğum telefonum soğuk havayla ekranın nemlendiğini anlıyordum. Arabanın içine doğru kafamı eğerken bana bakmaya devam eden Emir'e sahte bir gülümseme yolladım.
"İyi dersler."
"Çıkışta tekrar burada ol, ne bir dakika fazla ne bir dakika az." Oldukça otoriter ses tonuyla yüzümü buruşturdum.
"Çıkışta sandraya gideceğim. Beni bekleme zaten dün seninle neden geldiğimi bile bilmiyorum." dedim ve hızlı hareketlerle kapıyı kapatıp yokuş aşağı yürümeye başladım.
Arkamdan kornanın sesini işitirken sinsice gülümsedim. Bu söylediğim doğruydu nasıl olmuştu bilmiyordum ama kendimi orada bulmuştum ve bir daha o eve girmeyecektim hele ki dün gece olan o hareketlerimden sonra. Tüm vücudum bu soğuğa rağmen ısınırken omzumun üstünden arkama baktım arabayı yavaşça sürerek beni takip ediyordu.
Soğuk havaya rağmen içim de dışım gibi yanarken yokuşu inmeye başladım. Yokuşun hemen sonunda okulumuz vardı ve buradan görüldüğü üzere çoğu kişi dışarıdaydı. Bu soğuk havaya rağmen banklarda oturuyorlardı.
Sonunda okul bahçesine geldiğimizde, Emir'in peşimden geldiğini bile bile yavaşça yürümüştüm. Bahçe kapısından içeri adımlamaya başladım ve çaprazımda kalan bankta Vahit'i gördüm Emir'in arabasına bakarken yüzünde anlamlandıramadığım bir ifade vardı.
Yanına yürüdüğüm süre zarfı içinde yüzüme bakmamıştı. Bir kolunu bankın sırtına atmıştı diğer eli kucağındaydı. Her zaman olduğu gibi rahat elbiseler giyinmişti. Banka bir adım kala konuşmaya başladı. "Arkadaşın erkekmiş." Yüzü yüzüme hiç çevrilmeden bana ithafen konuşmuştu.
Adımlarım olduğu yerde buz keserken, "Anlamadım." dedim.
"Bizim Emir diyorum sana da mı öyle şeyler yaptırdı."
Nasıl şeyler?
🧸
Bölüm sonu.
Arkadaşlar ben pek alışık değilim bu kitabımın bu kadar az okunup oylanmasına daha önce bunu yayınladığımda 1 milyon okunup, yorumlar ve oyları bayağı iyiydi böyle olunca biraz üzülüyorum. Lütfen oy ve yorum verin❤️
Bir sonraki bölüm hafta içi gelecek, bölümün bir kısmı Emir anlatacak ve🙊🙊🙊 neyse spoiler vermeyeyim yeni bölümde görüşmek üzere❤️
