İçeriğe geç

OFSAYT

Bölüm 1 · 10 dk okuma

OFSAYT

Bölüm 1

11/E

"Yüzümdeki gülümseme özgürlüğümden değil, giydiğim en güçlü zırhtan ibaretti."

Yaz tatili benim için hiçbir zaman deniz, güneş ya da özgürlük demek olmadı. Dört duvar arasında, annemin bitmek bilmeyen söylenmeleriyle geçen koskoca üç ay nihayet bitti de rahat bir nefes aldım. Garip gelebilir ama okula başlayacağım için içten içe seviniyordum. En azından evden kaçmak, o boğucu havadan sekiz saat de olsa uzaklaşmak demekti bu.

Sabah alarmın o sinir bozucu sesiyle gözlerimi açtığımda, geçen hafta taktırdığım diş tellerinin zonklaması direkt beynime vurdu. Bütün gece gözüme uyku girmemişti zaten, sabah da pes etmeye hiç niyeti yoktu. Mutfaktan mis gibi kızarmış ekmek kokusu geliyordu ama dişlerim birbirine her çarptığında içim çekildiği için tek bir lokma bile yiyemezdim. Kahvaltıyı pas geçip doğruca odamdaki aynanın karşısına geçtim.

Saçlarımı maşayla geniş kıvırcıklar yapıp omuzlarıma saldım. Yüzümde son zamanlarda coşan ve baktıkça sinirimi bozan sivilceleri kapatmak için hemen fondötene sarıldım. Kapatıcı, biraz da maskara... Yüzümdeki pürüzler kapandıkça kendimi daha iyi hissediyordum. Tam son dokunuşu yapıyordum ki odanın kapısı paldır küldür açıldı.

Annem kapının eşiğinde durmuş, elleri belinde beni süzüyordu. Gözleri yüzümdeki makyaja kaydığı an kaşları çatıldı, o nefret dolu bakışını attı.

"Sil şu yüzündekileri! Okula mı gidiyorsun yoksa pavyona mı?"

Yine aynı laflar, yine aynı aşağılayıcı ton... Eskiden olsa oturup ağlardım ama artık alıştım. Bu evde ne giyeceğime, ne hissedeceğime, hatta hangi liseye gideceğime bile ben karar veremedim ki. Güzel sanatlara gitmek varken sırf onların zoruyla bu Anadolu lisesindeydim işte. Tartışmanın hiçbir şeyi değiştirmeyeceğini bildiğim için sadece gözlerimi devirmemek adına kendimi zor tuttum.

"Tamam anne," dedim en ruhsuz sesimle. Aynaya dönüp makyaj pamuğuyla siler gibi yaptım, sadece biraz hafifletip bıraktım. Bu evdeki tek savunma mekanizmam duymazdan gelmekti.

İçinde sadece birkaç boş defter olan çantamı tek omzuma takıp kendimi dışarı attım. Sonbahar rüzgarı yüzüme çarpınca derin bir nefes aldım, evdeki o ağır koku üstümden kalkmış gibiydi. Durağa doğru yürüyüp servisi beklemeye başladım.

Birkaç dakika sonra servis geldi. İçeri adım attığımda gözlerim direkt tanıdık birini aradı ve orta sıralarda Beyza’yı gördüm. Önceden konuştuğumuz için hiç tereddüt etmeden hemen yanındaki boş yere geçip oturdum. Beyza, sabahları ne kadar gergin ve çekilmez olabileceğimi çok iyi bildiğinden, diş ağrımı ve suratımdaki o asık ifadeyi görür görmez hiç üstüme gelmedi. Okula varana kadar tek bir kelime bile etmedi, sadece anlayışla sustu. Ben de kulaklığımı takıp yol boyunca dışarıyı izledim.

Okulun bahçesinde servisten indik. Yan yana yürürken aklıma takılan soruyla başımı Beyza’ya çevirdim.

"La sen hangi sınıftasın?" Beyza’nın yüzü anında düştü. Omuzlarını çökertip, farklı sınıflara düştüğümüzü sanmanın verdiği o buruk ses tonuyla konuştu:

"11/E..." Bir an kaldım, sonra yüzümde kocaman bir gülümseme patladı. Sabahki diş ağrım da annemin lafları da o an buharlaştı.

"Oha lan, ben de 11/E’deyim!" diye bağırdım.

Beyza’nın gözleri parladı bir anda. Hızlı adımlarla koridoru geçip sınıfın kapısına dayandık. İçeri girer girmez hedefimiz belliydi: Duvar kenarı, en arka dörtlü. Çantaları masaya fırlatıp yeri anında kaptık. Lisenin en stratejik noktasıydı neticede; hem gözden uzak hem her şeye hakim.

Sınıf yavaş yavaş dolarken kapıda Aybüke belirdi. Etrafına şaşkın şaşkın bakıp kendine yer arıyordu. Bizi hiç fark etmeyip gitti, hocanın dibindeki en ön sıraya çantasını bıraktı.

Onun o saf halini görünce kendimi tutamayıp arkadan bağırdım: "La Abükee!"

Aybüke sesin geldiği tarafa dönüp bizi en arkada görünce yüzünde kocaman bir şaşkınlık belirdi. Küçük bir sevinç çığlığı atıp çantasını kaptığı gibi bize doğru koşmaya başladı. O an, bu yanlış lisede ve bu baskıcı hayatın ortasında bana nefes aldıracak ekibin tam anlamıyla tamamlandığını hissettim.

Aybüke yanımıza gelip çantasını masaya bıraktı.

"Oğlum siz nerede çıktınız, ön sıraya mahkum kalıyordum az daha!" diye soluk soluğa konuşurken yüzündeki o kocaman gülümseme içimi ısıttı.

"Biz hep buradayız kızım, gözünü aç biraz ablan burdaa," diye takıldım ona. Aybüke Beyza'nın yanına oturdu. zilin çalmasını beklerken sınıfa giren çıkan her arkadaşımızla selamlaşmaya başladık. Ece olarak okuldaki bu popülerliğimi seviyordum; kapıdan giren neredeyse herkes bir "Ece naber ya!", "Kızım yazın hiç gözükmedin" kafasında selam veriyordu. Evde ne kadar eziliyorsam, bu koridorlarda o kadar "ben" olabiliyordum. Yüzümdeki o yapmacık ama güçlü gülümsemeyi takınıp herkesle tek tek muhabbet ettim.

Aybüke ile Beyza kendi aralarında konuşurken konu ister istemez yaz tatilinde ne yaptığımıza geldi. Beyza hemen söze girdi, gülümsüyordu ama gözlerinde garip bir heyecan vardı. "Kızlar ben yazın biriyle tanıştım..." dedi kısık sesle.

Aybüke ile ikimiz aynı anda pür dikkat Beyza'ya döndük. Tam olarak aynı saliseyle ve aynı şaşkınlıkla baktık kıza. Aybüke girdiği şoktan çıkamayarak, "Ne?!" diye bağırdı. Sesi sınıfta öyle bir çınladı ki öndeki birkaç kişi dönüp bize baktı.

"Ne bağırıyon rezil ilk günden!" diyerek peçeteyi fırlattım. Aybüke hızlı hızlı poğaçasını yemeye başladı.

"Oğlum yavaş yut, boğazında kalacak itleşme!" dedim Aybüke’ye takılarak, sonra direkt Beyza’ya dönüp masaya doğru eğildim.

"Lan sen yaz boyunca evden çıkmadım demiyor muydun? Kim bu, çabuk dökül!"

Beyza bizim bu abartılı ve senkronize tepkimize kıkırdayarak yüzünü kapattı. Yanakları anında kızarmıştı. Kaptırmıştı kendisini üzüleceğine emindim. Yavaşça ellerini yüzünden çekip arkasına yaslandı ve başladı anlatmaya.

"Kızlar anlatıyorum ama sakin olun, aramızda kalacak," diye fısıldadı önce. Ben hiç vakit kaybetmeden gözlerimi devirip,

"Yok kanka ne aramızda kalması, birazdan belediyeden anons verdiririm ben," dedim düz bir sesle. Aybüke bu lafıma kıkırdarken Beyza omzuma hafifçe vurup,

"Ya Ece dalga geçme, dinleyin!" diyerek gözlerini parlatıp anlatmaya devam etti:

"Kanka hani bizim servisçi Yunus abi var ya? Hani bana hep 'Seni oğluma gelin alacağım kız' diye takılıp duruyordu. Meğer adam şaka yapmıyormuş! Bir gün Yunus abi yine lafını açınca yarı şaka yarı ciddi 'Ver abim numarasını bir tanışalım o zaman' dedim. Valla Yunus abi de hiç ikiletmedi, numarayı verdi." Aybüke’yle birbirimize bakıp gülümsedik ama Beyza o kadar kaptırmıştı ki hiç oralı olmadı.

"Kızlar, yaz boyunca aralıksız konuştuk," dedi sesini iyice kısarak. "Sonra bir gün kalktı, bizim TOKİ’ye yanıma kadar geldi. Onu ilk gördüğüm an var ya... Yemin ederim nutkum tutuldu. Bayağı uzun boylu, esmer, tam bir esmer yakışıklısı yani. Öyle sıradan lise çocuklarına falan hiç benzemiyor. Zaten çocuk 20 yaşına girecek yakında, yaşça bizden büyük. Ama ben hiç sorun etmiyorum, çocuk o kadar olgun ve kibar ki bana yaklaşımı falan acayip farklı." Elini göğsüne koyup hayran hayran iç çekti. "İlk başta sadece arkadaş gibi takılıyorduk, ortam muhabbeti yapıyorduk güya. Ama mesajlaşmalar falan derken iş zamanla değişti tabii. Şimdi bayağı bildiğin flörtleşiyoruz. Bana öyle bir değer veriyor ki anlatamam..."

Onun bu pembe bulutlar üstünde gezen hallerini izlerken içimden bir ses 'İnşallah üzülmezsin kızım' diye geçirdim. Aradaki yaş farkı ve çocuğun durumu bana biraz garip gelse de Beyza’nın heyecanını o an bozmak istemediğim için daha fazla üstelemedim.

Beyza anlatmasını bitirince Aybüke’yle tekrar göz göze geldik. Yüzündeki o saf, körü körüne heyecanı görmek içimi biraz cız ettirse de durumu açıkça konuşmak şarttı.

"Kanka bak, mutlu olmana sevindik tabii, yanlış anlama ama..." dedim, sesimi biraz daha ciddi bir tona çekerek.

"Çocuk 20 yaşında, sen daha 16 yaşındasın. Erkeklerin kafası farklı çalışıyor, aradaki yaş farkından faydalanıp seni kullanmaya kalkabilir. Yarın bir gün saçma sapan istekleri veya beklentileri olursa sakın kabul etme, kanma sakın."

Aybüke de hemen beni destekleyip başını salladı.

"Harbi diyorum Beyza, Ece çok haklı. Erkek zihniyeti bazen hiç düşündüğün gibi olmuyor, dikkatli ol. Kimsenin seni yönlendirmesine veya sınırlarını aşmasına izin verme. Ama sen ben mutluyum diyorsan, temkinli olduğun sürece biz her zaman arkandayız."

Beyza ikimizin de bu korumacı ve uyarıcı tavrı karşısında biraz duraksadı, sonra gülümsedi. "Merak etmeyin kızlar, ben ne yaptığımı biliyorum," dedi içimizi rahatlatmak istercesine.

"İyi bakalım," deyip sırtımı duvara yasladım. "O zaman çıkar şu telefonunu da görelim bakalım şu bizim yakışıklıyı. Nasıl biriymiş en azından bir fotoğrafına bakalım."

Beyza heyecanla telefonunu cebinden çıkardı, galeriye girip ekranı ikimizin ortasına doğru uzattı. Aybüke’yle aynı anda telefona doğru eğildik. Fotoğraftaki çocuk esmer, keskin yüz hatları olan, boylu poslu biriydi.

Aybüke ıslık çalar gibi bir ses çıkarıp, "Oha kanka," dedi gözlerini ekrandan ayırmadan. "Valla haklıymışsın, harbi yakışıklıymış adam."

Ben de ekranı biraz daha inceleyip başımla onayladım. "Harbi ha, tip olarak bir şey denemez şimdi, maşallahı var. Ama bak tekrar söylüyorum, dikkat edecen." Beyza iltifatları duyunca gururla gülümsedi, telefonu geri cebine koydu.

İlk gün olduğu için dersler boş geçiyor, hocalar sadece yoklama alıp sınıftan çıkıyordu. Hal böyle olunca koridorlar festival alanı gibiydi; diğer sınıflardan millet bizim sınıfa doluşuyor, bizimkiler dışarı çıkıyordu. Sıramızda otururken kapıdan her giren çıkan Ece diye bana sesleniyordu.

"Ece naber ya!", "Kızım yazın hiç sesin çıkmadı!", "Ece akşam grupta var mısın?"

Gelen geçenle selamlaşmaktan, muhabbet etmekten çenem yorulmuştu. Yüzümdeki o popüler, neşeli Ece maskesini takıp herkese laf yetiştiriyordum. O sırada yan sınıftan bir çocuk kapının önünde durup bana el salladı, ben de öylesine bir kafa sallayıp gülümsedim.

Çocuk gidince Beyza kolumu dürttü.

"Ece, farkında mısın bilmiyorum ama okulun yarısı senin peşinde kanka. Yazın bana kaç kişi senin Instagram'ını sordu haberin var mı?"

Aybüke masaya vurup gözlerini açtı. "Harbi mi lan? Kim istiyor oğlum, dökülün bakayım!"

Ben de şaşkınlıkla arkama yaslanıp kaşlarımı kaldırdım. "Harbi kim istiyor oğlum, ilk günden ne bu hız? Hayır, Instagram'ımı alan ne yapacak sanki."

Beyza derin bir nefes alıp parmaklarıyla saymaya başladı: "Ömer sordu, yan sınıftan Batuhan sordu... Ha bir de 12'lerden Kaan sordu."

Aybüke’nin gözleri yuvalarından fırladı, elini masaya vurup "Oha! Kaan mı?" diye bağırdı. "Kızım Kaan okulun en gözde tiplerinden biri, o bile senin peşindeyse artık yavaşlayın yani!"

Onların bu şaşkınlığına ve heyecanına sadece acı bir tebessümle karşılık verdim. Arkama yaslanıp kollarımı göğsümde birleştirdim. Yüzümdeki o neşeli, popüler kız maskesinin arkasında aslında nelerin yattığını en iyi ben biliyordum.

"Gözde olması ya da yazması hiçbir şey değiştirmez kızım," dedim sesimi biraz düşürerek. İkisi de bir anda ciddileşip bana döndü.

"Ben bu kadar popülerken, etrafımda bu kadar insan varken kimin beni gerçekten tanıdığını sanıyorsunuz? Çoğu sadece dışarıdan gördüğü o süslü, umursamaz kıza geliyor. Beni gerçekten ben olduğum için değil, kendi ego tatminleri için kullanacaklar. Çevrem var diye gelecekler bana. Kimse benim evde ne yaşadığımı, içimde ne fırtınalar koptuğunu bilmiyor, bilmek de istemiyor."

Gözlerimin içine merakla bakan Beyza ve Aybüke’ye doğru hafifçe eğildim. Söylerken canımı acıtsa da kabullendiğim o tek gerçeği açıkça dile getirdim:

"O yüzden kendinizi boşuna yormayın. Beni gerçekten kimse sevemez."

Sınıfın uğultusu devam ederken ikisinin de bakışları üzerime kilitlendi. Söylediğim şeyin ağırlığı bir an için masadaki havayı tamamen değiştirdi. Aybüke tam lafa girecekken elimi hafifçe kaldırıp onu durdurdum. Derin bir nefes alıp omuzlarımı silkerek gözlerinin içine baktım.

"Yani öyle 'Ece çok havalı, Ece çok popüler' demekle olmuyor bu işler," dedim, sesimdeki o kırgınlığı gizlemek için hafif ukala bir ton takınarak.

"Kızım... beni kimse sevemez..." derin bir nefes alıp devam ettim, "Annem babam sevmemiş niye başkası sevsin la."

Aybüke dudaklarını birbirine bastırıp sessizleşti, Beyza ise gözlerini benden kaçırdı. Onların bu acıyan bakışlarını görmemek için hemen toparlanıp sırtımı duvara yasladım, yüzüme yine o alışıldık umursamaz gülümsememi oturttum.

"Ayrıca çok da umrumdaydı sanki. Biri gelse ne olacak, iki gün sonra arkasını dönüp gidecek. Hiç uğraşamam valla." diye mırıldanıp kıkırdadım, sonra derin bir nefes alıp masadan kalktım.

"Yürüyün bakalım kantine, bir çay içelim de kendimize gelelim, bendenn."

Kantine doğru inerken merdivenlerden itibaren etrafım sarılmaya başladı bile. Sadece bizim sınıftan değil, üst sınıflardan ve alt dönemlerden kızlı erkekli bir grup etrafımı kuşattı. Kimisi yazın ne yaptığımı soruyor, kimisi okul çıkışı bir yerlere oturma planlarına beni dahil etmeye çalışıyordu. Yüzümdeki o popüler, neşeli Ece maskesini hemen taktım, herkese tek tek laf yetiştirip kahkahalar atarak kantin sırasına doğru ilerledim. Tam kantin sırasına girmiş, etrafımdakilerin muhabbetine kafa sallıyordum ki arkamdan gür ve bir o kadar da tanıdık bir ses yükseldi:

"Ece! Kızım ne bu kalabalık, miting mi düzenliyorsun yine?"

Beden eğitimi hocamız Orhan Hocaydı bu. Dokuzuncu sınıftan beri evdeki durumlarımı, ailemin üzerimdeki baskısını az çok bilen, beni resmen kendi öz kızı gibi koruyup kollayan tek insandı bu okulda. Onun sesini duyunca yüzümdeki o yapmacık gülümseme anında yerini gerçek, sıcak bir tebessüme bıraktı.

Etrafımdakilere "Bir saniye kankalar," deyip Orhan Hocanın yanına doğru adımladım.

Orhan Hoca kollarını göğsünde birleştirmiş, babacan bir gülümsemeyle bana bakıyordu. Yaklaştığımda başını hafifçe iki yana sallayıp, "Kızım ilk günden yine çok havalısın, okulu arkana takmışsın bakıyorum da," diyerek takıldı.

"Aman hocam ya, bildiğiniz gibi işte," dedim gülerek. "Yaz bitti, yine bunların çenesini çekiyoruz."

Orhan Hoca yüzündeki takılma ifadesini yavaşça yumuşattı, gözlerinde o her zamanki korumacı bakış belirdi. "Nasıl geçti yaz bakalım? İyisin değil mi, bir sıkıntı yok?"

Buraya kadar okuduğun için teşekkür ederim! Ben Ece.
Tam da bu noktada ufak bir itirafta bulunmak istiyorum: Az önce okuduğun ve bundan sonra okuyacağın olayların büyük bir kısmı tamamen gerçek. Hayatın bana sunduğu (ve bazen yaşatırken zorladığı) bu tecrübeleri kurguyla harmanlayıp seninle paylaşmak istedim.
"Bu kadarı da olmaz" dediğin anlarda bunun yaşanmış bir hikaye olduğunu hatırla. İkinci bölümde görüşmek üzere! Kendinize dikkat edin.
Yorum yaparak ve beğenerek destek olursanız sevinirim.lockquote>
Bölüm sonu

3 yorum