Üniversitede birinci ayım dolmuştu. Bazı insanlar yorucu, bazıları iyiydi. Arkadaşlarım vardı, sevmediklerim de vardı.
Üniversitem iyiydi ailemin zoruyla. Ailemin zoruyla okullarda birinci olurdum. İkinci olsam bile yine suçlu olurdum. Aile baskısı hiç bir çocuğun görmek istemeyeceği bir dramdı. Lakin insan alışırdı. İstemesen de dayanırdı...
Üniversitem sayısal bölümündeydim. Sayısalım iyiydi. Ve de edabiyatım da. Edebiyat dersim iyiydi ve kitap okumayı severdim. Ne sevdiğimi sormayın... Her tür okurum ben. Smut, klasik, bilim kurgu, fantastik, mitoloji, konum için sayısal kitaplar okurdum. Ben galiba deli bir okurum çünkü her tür okurdum.
En nefret ettiğim birisi vardı. Yalçın. Birinci ayın ilk gününden itibaren hep birbirimize laf atar, zorbalardık. Hoşlanmazdım ondan. Nefret ederdim. Hep bir didişirdik. Lakin saygıyı eksitmezdik. İkimiz de kırmızı çizgilerimize basmazdık. Lakin çok kötü laf atardık. Nefretim ilk günden.
Kantinde havuçlu kek alıp yediğim sırada telefonumdan Instagram'a bakıyordum. O sırada kafamı kaldırdığımda kantine doğru gelen Ece ile Nil'i gördüm. Mutlu olmuşsum çünkü bana doğru geliyorlardı. Gülümsedim lakin onlar sevgililerin yanına varmışlardı. Kırılmıştım. Tabii bunu fırsat bilen Yalçın sırıtarak "Noldu ağlayacak gibisin. Arkadaşların manitlerin yanına gittiler. Sen de bakire kaldın." Diyip güldü. Ben de sertçe soluyup "Sen nesin acaba? Bana mafya tipi olup seksi iyi bilen erkeklerden gelmiyorsun da Yalçın. Ona göre sordum." Diye tersçe cevap verdim. Yalçın da"Eğer beni hak eden kadın okursa zevkle mafya tipi erkek olurum sen merak etme Tuğçecim." Diyip göz kırptı nefret dolu gözlerinin ardından.
"O zaman hep beklemek zorunda kalırsın çünkü seni isteyen kadın yok bu dünyada." Dedim.
Bu gibi erkekleri isteyen kadınlar salaktır. Argo kelimeler kullanan, kendini havalı sanan, kadınlara yalakalık eden erkelerden utanırdım. Onkarı isteyen kadınlardan da. Erkekler kadınları oyuncak sanarlardı. İlk önce sevgiliolup takılırlar, seks yaparlar sonra çekip giderlerdi. Geri döndüklerinde bir bahane bulurlardı ve bizi başka erkeğin yanında görürlerse kıskanırkardı.
Bunlara ben bok erkekleri derdim. Ve de bu erkekleri asla istemiyordum. Tabii, onlar da beni istemiyorlardı. Duygularımız karşılıklıydı.
Bazen yalnız olduğum için mutluyum, bazen de ufacık değer görmek isterdim. Ama her halükarda güçlüydüm.
"Göreceğiz yavru kedi." Diyip dil çıkardı.
Şu dil çıkarmasına inanılmaz sinir oluyordum. Biz çocuk muyuz da dil çıkarıyoruz?
Masadan kalktım ve "Seni bir kadın niye istesin ki? Sen kendini havalı sanan bir erkekten başkası değilsin Yalçın." Dedim gitmeye yeltendim ama o hemen kalkıp beni tek eliyle iki ellerimi tutup sandalyeye oturttu. Sonrasında ellerimi masaya dayadı. Ellerim masadayken mecburen başım da masadaydı. O ise bana eğildi. Burunlarımız çarpıştı. "Korkak." Diye sessizce söylendim ama o duydu. Niye dedim bilmiyorum ama keyfinin kahyası istemişti. O da sırıtarak "Bence şu an kim korkuyor ikimiz de biliyoruz. Ve de beni her kadın ister Tuğçe buna sen de dahil." Diye sakince konuştu. Ben de "Seni istemiyorum ve de senden nefret ediyorum mızmız." Diye söylendim. O sırada da üstümden hemen kalktı ve çekip gitti. Noldu bilmiyordum lakin iyi olmuştu.
Yarım saat bir yerlerde oyalandıktan sonra ders çalışmak için sınıfa girdim. Sınıf boştu. Çünkü bu derse genellikle kimse görmezdi buna ben de dahil. Hoca hem bizi bunaltıyor, hem de ders etkinlik gibi bir şeydi. Biz de sevmezdik o yüzden sınıf boş olurdu ve hoca da o yüzden gelmezdi.
Çantamdan Matematik kitabımı çıkardım ve ders çalışmaya koyuldum.
3-4 saat ders çalıştıktan sonra -tabii o sıralarda hocalar ders de işlemişti sınıfa başka kişiler de gelmişti- yorulmuştum. O yüzden telefona bakacaktım. Çantamı aldım ve karıştırdım. Telefonu bulmaya çalıştım ama yoktu. Daha hızlı karıştırdım ama yoktu! Ve tek fark ettiğim bu da değildi. Cüzdanım da yoktu! Hemen kargo pantolonumun cebine baktım ama bulamadım. Neredeydi bu lanetler?
Belki kantinde düşürmüş olabiliceğimi fark ettiğimde hemen kapıya yöneldim. O sırada karşımda Yalçın vardı. Hemen yanından geçtim ama refleksi iyi olduğu için beni kolumdan tuttu ve endişeli halime kaşlarını çattı. "Ne oldu yavru kedi? Bir şey mi oldu?" Diye endişeyle sordu. Ben de ona tıp bakış atıp "Bu seni alakadar etmez. Hadi bas git." Diye hızlıca söylenip gitmeye çalıştım ama beni bırakmadı. Ve "Bak Tuğçe. Söyleyebilirsin bana. Ne kadar birbirimizden nefret etsek de endişelk durumunda sana yardım edebilirim. Söyle ve çağresine bakalım." Diye nazikçe ve güzelce konuştu. Çok yakınımdaydı ve onun ferahlatıcı parfümünün kokusunu alabiliyordum.
Şaşırmıştım. Bir insan ilk defa benim için uğraşıyordu. Bu benim için harika bir şeydi. Belki de ona ilk defa güvenebilirdim. "Cüzdanım ve telefonum yok. Onları bulmaya çalışıyorum. Kantindedir diye oraya gidecektim." Diye minik bir açıklama yaptım. O da beni anlayarak kafasını salladı ve "Gel beraber arayalım" dedi endişeli ses tonuyla. Ne kadar şaşırsamda bir kişi tarafından umursanmak çok mutlu bir şeydi. İçim çok mutluydu. Ben de kafamı salladım ve kantine gittik.
Her yere baktık ama yoktu. İnsanlar da farklı bakışlar atıyordu. Herkes sorduğu için açıklama yaptım ama kimsenin umurunda değildi.
O sırada Yalçın kahkahalar atmaya başladı. Anlayamadım ama sonrasında "Kızım sen salak mısın? Ben kim sana yardım etmek kim? Cüzdanını ve telefonunu ben aldım. Salak ya. Bir de akıllıyım diye ortalıkta dolaşıyor. Sen benim niye umurumda olacan ki? Bir kendine bak salak ya." Diye güldü ve kantindeki ayılar da -bazıları ama çoğu- gülmeye başladı.
Gözlerim doldu.
"Anne yapma!"
"Yardım et anne?"
"Baba neredesin baba bak bana kötü davranıyorlar."
"Vurma baba lütfen çok canım acıyor."
"Anne niye beni sevmiyorsun ben sana ne yaptım? Söyle de hatamı düzeltiyim ve beni sev."
"Kimse beni umursamıyor. En kötü yanı ise artık buna alışık olmak."
Hayır, şu an bunları düşünme. Yapma. Ağlama. O sırada zar zor Ece ile Nil'i gördüm. Bana doğru geliyorlardı. Beni tutup sınıfa götürdüler. O sırada onları durdurdum ve arkama dönüp Yalçın pisliğine yaklaştım. Telefonumu ve cüzdanımı sertçe aldım. Ve hiç bir şey demeden sınıfa doğru yürüdüm. O sırada tanımadığım bir insanın sesini duydum. "O nereden anlasın ki? O hiç sevgi görmemiş biri. Saf yavru gibi herkese inanıyor. Annesi bunu dövse haklı." Diye güldü.
Sabır kotam doldu. Arkama dönüp öyle sert bir yumruk attım ki ses geldi. Çocuğun ağzından kan aktı. "En azından senin gibi yavru köpekler gibi ağlamıyorum." Dedim ve arkadaşlarımla sınıfa çıktık. 5 dakika sonra ders vardı zaten.
İki ders de bitmişti ve çıkma vaktimiz gelmişti. Bugün cumaydı ve yarın maalesef tatil yoktu. Ah, o eski gü-
Hayır, eski günler gelmesin.
Nil bana bakıp"Yarın partiye geliyorsun." Diye şart koştu.
Her hafta sonu öğrencilerin kafası dağılsın diye gece 10 gibi parti başlardı ve gece yarısına kadar sürerdi. Ben bazen giderdim bazense gitmezdim. Ve şu an na gitmek istemiyordum. Halim yoktu. Eve gidip zıbarmak istiyordum. Yarın da zıbarmak istiyordum. Nil'e tama itiraz edicektim ki Ece ağzımı kapatmıştı. "İtiraz edersen sana zorla balık yediririm." Diye şart koştu. Balıktan nefret ederdim. Yalçın gibi. Balık benim midemi bulandırıyordu. Ve de galiba partiye gitmek daha makuldu. Kafamı salladım ve kabul ettim.
Akşam eve varıp yatağa yatmıştım. Asla o kadar çok dersleri seven bir insan değildim. Anne ve babam zoruyla masaya oturtturulur, zorla ders çalıştırırlardı. Tabii şu an neyseki öyel yapmıyorlardı.
Birinci olmak benim için önemli değildim. Kendimi başarılı ve zeki zannetsem yeterliydi. Ama bugün kendimi inanılmaz aptal zannediyordum. Yalçın'a nasıl güvenirdim? Bu kadar mı gözüm kör olmuştu benim? Ofladım ve Netflix'ten Titanic filmini açtım. Üç kere izlememin bir anlamı yoktu. Sevdiysen yine neden izlemeyim ki...
Film sona ermişti ve canım sıkılmıştı. İçeriden yine bağırış sesler geliyordu. Bir su alıp odama tekrar gidecektim. Hiç kavgalarına karışmazdım.
Kapımı açtım ve tam da koridorda kavga ediyorlardı. O yüzden beni görmüştülerdi. Annem "Ooo prenses hazretleri odasından çıkabilmiş." Diye dalga geçti. Göz devirmemek için kendimi zor tuttum.
Saygı, o senin annen. Saygılı ol.
Mutfağa girmek için adım atmıştım ki annem beni durdurup "Dur hele bir. Sen böyle yatarak kocanı nasıl mutlu edicen?" Diye sordu. Babam da başını salldı. Yine o sohbet açılmıştı. Anlamıyorlar ki okumak istediğimi. "Anne ben evlenmeyeceğim. Ben okuy-" diyemeden tokat attı. Dudağım patlamıştı. Ama acı çekmiyordum. Normaldi çünkü. Babam "Okuyacaksın lakin sana koca bulduğumuzda hemen bırakacaksın okumayı. Kocan seni beğensin diye okutuyoruz sen ne zannediyon be köpek!" Diye bağırdı. Ben de başımı yukarı kaldırıp "Evlenmeyeceğim ve okuyacağım." Dedim bir şey demelerine müsaade etmeden odama girip fizik çalışmaya başladım.
YALÇIN
Pişmandım. O gözleri görünce pişman olmuştum. Gözleri çok derin bakmıştı. Gözlerinde ki derinliği ise gerçekten oraya bakanlar anlamıştı. Ama bir yandan da pişman değildim. Canı yandığı için mutluydum. Ölse bile mutlu olurdum. Ondan o kadar nefret ediyordum.
Okulda birinci olması en sinir olduğum şeydi. Dersi hep onu geçmek için çalışırdım. Ama onu kimse geçemiyordu. Kız akıllı ama aptaldı. Bana inanması gibi... Ama bir şeylr vardı. Acıları vardı. Ve de merak etmiştim. Bulmadan da onu bırakmayacaktım. Belki de böylece onun canını daha da fazla yakabilirdim.
Gece olmuştu ve yatağıma girmiştim. Tek istediğim sabah olup okula gitmekti.
