İçeriğe geç

OCEANO

Bölüm 3 · 11 dk okuma

OCEANO

Bölüm 3

2

İkisi de aynı anda ne diye tepki vermiş olsa da o kadar farklıydı bu tepkileri. İz olan bitenleri tahmin ediyordu, hatta olayı bilmese de neden bu halde olduğumu biliyordu sadece söylediğim şeye şaşırmıştı. Ama Çağın, o bu olayın yaşanmasına şaşkındı. Beni neden öldürmek istediklerine şaşkındı. Söylediğim şeyin ardından gözlerine baktığımda o soğuk duvarın ardından bir şaşkınlık geçti, bu onun gözlerinde bu zamana kadar gördüğüm ilk ve tek duyguydu.

"Deniz ne saçmalıyorsun sen?"

"İz bir sakin olur musun?"

"Anlatmanı bekliyoruz Deniz"

Çağın'ın buz gibi soğuk çıkan sesi, söylediğim yalan için pişman olmama yeterdi. Ama ona ne gerçeği söyleyebilirdim, ne de kim olduğumu. O yüzden yalandan bir hikaye kurdum kafamda ve başladım anlatmaya..

"Bugün işe arabayla değil de yürüyerek gitmek istedim. Evden erken çıktığım için para almayı unutmuşum, atmye gittim ve para çektim. Kahveciden kendime bir kahve alıp yayınevine gittim. İşlerimi hallettikten sonra 17.45 gibi işten çıktım. Ara sokaklardan geri dönerken bir adamın kadına şiddet uyguladığını gördüm. Adamlar ayırıyordu falan, ben de kadının yanına gittim ambulans falan geldi. Oradan ayrıldıktan sonra saat 19.20 falandı, hava iyice kararmıştı. Bir ara sokağa girdiğimde birisi eliyle ağzımı kapattı. Çırpındım ama beni ıssız bir sokağa çekti."

Dediğimde ikisi de pür dikkat beni dinliyordu, İz'in gözlerine baktığımda bu manyak ne anlatıyor dermiş gibiydi, Çağın ise buz gibi soğuktu.. Gözlerimi duvarda bir yere sabitleyerek sanki anlatması benim için çok zormuş gibi anlatmaya devam ettim

" Para istedi, çantamı almaya çalıştı. Vermedim, olan gücümle çığlık atıyordum ama kimse gelmiyordu, sonra çantamı aldı daha fazla para istedi, olmadığını söylediğimde ise beni ölesiye dövmeye başladı, eğer şikayet edersen seni bulur bu sefer yarım bıraktığım işi bitiririm dedi"

Dolu dolu baktığım gözlerimi elimin tersiyle sildiğimde ikisi de hala daha bana bakıyordu. Ama bu sefer onun gözlerinde tanımlayamadığım bir duygu vardı, hüzün desen değil, sinir desen değil, acıma desen değil, neydi bu duygu böyle. Bugün onda gördüğüm bu ikinci duygu neydi? Çağın bir şeylerden hala daha şüphe ediyordu ki soru sormaya başladı.

"Telefonun çantanda değil miydi?"

"Telefonumu hiç bir zaman çantama koymam"

"Üzerini aramadı mı?"

"İzin vermedim."

"Üzerinde ne vardı"

"Suratını görmedim"

"Karanlıktı sokak haklısın"

"Öyle"

"Güvenlik kameralarına bakarım yarın"

Sokakta güvenlik kamerası olmadığını biliyordum. Issız bir sokaktı, kimse oraya gitmezdi. O yüzden orayı tercih etmiştim. Tepede kalıyordu. Uzun uzun hala daha yanımda olduğuna inanamadığım adama baktım. Ne kadar da çok seviyordum onu, saçının teline zarar vereni bu dünyadan silecek kadar, yapmadığım şey değildi nasılsa.. Çağın'ın polislik görevine başladığı ilk seneydi..

18.08.2016

""Tamamen bitmiş üniversitemin diplomasına bakıyordum evde, sevdiğim bölümü okuyarak bir taşta iki kuş vurmuştum, hem Çağınla aynı yerde üniversite okumuştum, hem de istediğim bölümü. Şimdi sırada bir yayınevinde iş bulmaktı. O gün üzerimi giyinmiş dışarı çıkmak için hazırlanmıştım. Üzerimde mavi çiçekli bir elbise giymiş, saçlarımı salmıştım. Ayağımda beyaz spor ayakkabılarım vardı. Telefonumu elbisemin cebine koymuş, bel çantamı da almış ve kapıyı kilitleyip kendimi dışarı atmıştım. Arabaya binmek istemediğim için yürüyordum. Bir yarım saat geçtikten sonra deniz kenarındayken bir telefon geldi. Edaydı.Üniversiteden arkadaşım. "Deniz, nerdesin?, bir şey diyeceğim ama sakin ol tamam mı" dediğinde kötü giden bir şey olduğunu anlamıştım. Sesi aşırı endişeliydi, "Eda, ne oldu?" dedim soğuk sesimle. "Çağın" dedi ve sustu. O anda kalbim ağırlaştı, kendimi taşıyamadım bir an, sendeledim. Gördüğüm ilk banka gidip oturdum ve "Ne oldu Çağın'a" cevabını beklediğim soru beni şimdiden yaralamıştı. Nefesim ona bir şey olacak düşüncesiyle bile sıkışırken Edanın "Omuzundan vurulmuş" kelimesi nefesimi kesmişti. İstemsizce gözyaşlarım akmaya başladığında "Hangi hastane?" dediğimde kalkmış, koşuyordum. Söylediği hastane şehrin diğer ucundaydı. Ama ben koşuyordum. Ciğerlerimdeki hava bitene kadar koşacaktım, yanımda bulunan okyanusun bir parçası olan deniz beni koştukça daha çok dalgalanıyordu. Gözyaşlarım aktıkça daha çok hırçınlaşıyordu. Bir anda güneşli güzel gün yerini lodosa bırakmıştı. Kaç saat koştum, kaç saat ağladım bilmiyorum ama hastaneye vardığımda güneş batmak üzereydi, kapının yansımasından gördüğüm kadarıyla gözlerim kıpkırmızıydı. Üzerim ıslaktı, umursamadım. Hastaneye girdiğimde danışmaya yöneldim direk, kadın beni gördüğünde endişeli gözleriyle bana baktı, titreyen sesimle "Ç-Çağın" dedim "Çağın Yıldırım, vurulmuş, bugün gelmiş, nerde" dediğimde kadın hemen bakmıştı bilgisayara. "4.kat 78.oda" dediğinde merdivenlere doğru koşarken kadın arkamdan "Asansör var, ona binin lütfen" dediğinde "Bekleyemem" dedim merdivenlere koşarken. İkişer ikişer, üçer üçer çıktığım merdivenlerin sonunda 4.kat yazısını görmüştüm. 78.odayı gördüğümde oraya doğru adımladım. Kapıda Ömer, Eda, Enes ve Selçuk'u gördüğümde hepsi kafasını bana çevirmiş, şok olmuşcasına bakıyorlardı. Eda direk yanıma gelip "Sen iyi misin?" dediğinde cevap vermeden odanın kapısını açıyordum ki Ömer beni tuttu. "Girme bence şimdi?"dediğinde "Neden, gireceğim çekil" dedikten sonra elini tuttup ve olay anına baktıktan sonra kolunu ittim ve kapıyı açtım. Karşımda Çağın vardı yatakta uzanan ama gülen ve yanında o kız, Melisa.. Benim kapıyı açtığımı bile fark etmemiş olacaklardı ki o kız yani Melisa "Siz kimsiniz acaba?" dediğinde Çağın da dönüp bana bakmıştı, diyecek kelime bulamamıştım. "B..be..ben, yanlış gelmişim kusura bakmayın" diyip odadan çıkmış gitmek için merdivenlere yürürken Ömer arkamdan seslenmişti "Deniz, bekle.." peşimden geliyordu, onu beklemeden kendimi denize bıraktığımda ortadan kayboldum. Aradan geçen yarım saatin ardından denizden çıktıktan sonra cebimdeki telefona baktım. Eda dan bir çok mesaj, Ömer'den aramalar ve Enes'ten bir mesaj, telefon numaramı nerden bulduğunu düşünürken Edayla sevgili oldukları geldi aklıma, hala daha alışamamıştım. Mesaja girdiğimde;

ENES'TEN

Merhaba Deniz, telefon numaranı Edadan aldım, seni teselli edecek tek bir cümlem bile yok o yüzden sana sadece şunu söyleyeceğim, Sen gittikten kısa bir süre sonra Melisa da gitti, Çağın da seni sordu, eğer ki onu görmek istersen bu gece ağrısı olmasın diye uyutulacakmış o zaman gelebilirsin, refakatçisi Ömer olacak. Haber vermek istedim. Kendine iyi bak..

Kimseye cevap yazmadan Çağın'ı vuran adamın peşine düşmüştüm, denizdeyken onu fazlasıyla araştırdığım için şuan hangi çöplükte saklandığını biliyordum. Taksiye bindiğimde gideceğim yerin adresini verdim . Bana oraya kadar gitmeyeceğini, iki sokak aşağıda bırakacağını, benimde gitmemem gerektiğini söyleyip durduğunda onu dinlemedim. Kısa bir zaman sonra beni dediği yerde indirdi ve yolu tarif etti, tutarın iki katını verdiğimde ise ağzını kimseye açmamasını tembihledim. Tarif ettiği yola geldiğimde onu gördüm. Sigarasını içiyordu. Beni gördüğünde yarım ağız sırıtmaya başladı. Ona doğru yürürken etrafı kolaçan ediyordum, ne bir kamera vardı, ne de bir insan. Ona yaklaştığımda sırıtışı genişledi. "Ooo güzelliğe bak hele, yavrum bana doğru geliyor.." dediğinde iğrenç sözleri midemi bulandırmıştı. aramızda 10 adım kaldığında artık kendimi durduramıyordum. Saçlarım dalgalanmıştı, gözlerim ışıldıyordu, gövdemden su çıkmak için çırpınıyordu, bırak bizi, boğalım şu adamı diyordu her bir su damlası, aramızda sadece 3 adım kaldığında adamın gözleri olabilecek kadar açıktı. Korkuyordu, titriyordu, aramızda 2 adım kaldığında yalvarmaya başladı. "Sen" dedim "benim sevdiğime nasıl zarar verirsin, ona sıktığın o kurşunu, canınla ödeteceğim sana, yalvarışlarına kulaklarımı tıkayacağım, titreyen bedenine ise gözlerimi.. , seni öyle bir yok edeceğim ki asırlar da geçse kimse bulamayacak seni, seni öyle bir öldüreceğim ki bu dünyada hiç var olmamışsın gibi.." yalvarmaya başlamıştı bile, ama içimdeki su çıkmıştı çoktan, istesem de durduramazdım onu artık, istemiyordum da. Gözlerime baktı ilk önce en acı vahşeti yaşattım ona, etrafı su ile kaplıyken içini cayır cayır yaktım, gözlerime baktı yine içi cayır cayır yanarken buzullara yolladım ve gözlerime baktı yine bu sefer sonu olacağını bile bile, içindeki ateş organlarını yaktı, dışarıdaki buzul bedenini korudu, etrafındaki su okyanusa gömdü.. İşim bittiğinde kendimi yere attım. Bileklerim morarmıştı.

Kendimi kalkmaya zorlayıp, hastaneye gittim. Yine aynı kata çıktım, aynı kapının önünde bekledim. Bugün olanları düşündüm. Kapıyı aralayıp baktığımda Çağın dışında kimse yoktu. Uyuyordu. Telefonumu çıkartıp Ömer'e mesaj attığımda kafeteryada olduğuna dair cevap yazmıştı. O sırada hızla Çağın'ın yanına gittim. Enes ilaçla uyutacaklar dediği için rahattım. Yatağın kenarına oturup o güzel yüzüne baktım. Çok güzel be dedim içimden, ellerimi saçlarında gezdirmek istedim, sakallarına dokunmak istedim ama yapmadım, cesaret edemedim. Konuşmaya başladım sanki ona anlatıyormuş gibi..

"Canımı nasıl yakıyorsun, ah bir bilsen.. Yaram senken, merhemim yine sensin ama bundan haberin yok, bazı gecelerde deli gibi ölmek isterken seni göremezsem ne yaparım diye düşünüyorum, sen benim sakinleştiricimsin, sen benim nefesimsin, umutlarımsın, yarınlarımsın.. Yaşama nedenimsin. Bir şarkıda diyor ya hani "Birini bu kadar sevmek yasaklanmalı" birini bu kadar sevmek gerçekten yasaklanmalı Çağın, ben kendimden geçtim seni yaşıyorum. Kafamı çevirdiğim her yerdesin, aklımdasın, kalbimdesin, gözlerimdesin, hayallerimdesin, sen benimlesin, imkansız olmana rağmen çok isterdim beni sevmeni, çok isterdim beraber olmayı, çok isterdim seni doya doya öpmeyi, sarılmayı, kokunun üzerime sinmesini.. beni neden sevmedin?" dediğimde gözyaşlarım bağımsızlıkla akarken artık gitmem gerekiyordu. Ayağa kalktığımda ona baktım uzun uzun, eğilip şakaklarından öptüm onu, geri çekildiğimde mırıldanmaya başlamıştı.. 'gitme, seni bekleyeceğim' rüyasında sayıkladığını anladığımda derin bir nefes aldım ciğerlerime sonra odadan çıktım. Kapıdaki koltukta oturan Ömer'i gördüm, elinde iki kahve ile oturuyordu. Beni görünce uzattı kahvelerin birini.

"Nereye kayboldun bugün?"

"Buralardaydım, kafamı dinlemem gerekliydi" dedim uzattığı kahveyi alırken ama onun gözü bileğimdeki morluklara takıldı. Kaşlarını çatarken sordu

"Bileklerine ne oldu?"

"Sorma"

"Deniz, ne oldu?"

"Ömer sorma lütfen" dediğimde kafasını salladı ve konuşmaya başladı.

"Çağın seni sevmiyor olabilir, reddetmiş olabilir, sana karşı soğuk duvarları da olabilir ama Deniz, sana değer veriyor, bugün sen gittikten hemen sonra Melisa da gitti, kavga etmişler, ama senin yüzünden değil, nedenini ne biz sorduk ne de o anlattı her neyse, odaya girdiğimizde Edaya sürekli seni aramasını iyi olup olmadığını sordu, ona kırgın gözlerle bakmışsın, zaten bir enkaz gibi gözüküyormuşsun o anda daha da kötü olmandan korktu, sürekli seni sordu, uyurken bile bana sana ulaşmam için talimatlar verdi"

"Her ne kadar kabul etmese de beni enkaza dönüştüren o, beni oradan çıkartabilecek olan yine o" dediğimde ayağa kalkmıştım. "Kendinde iyi bak Ömer, bana da bir şey olursa haber ver" deyip oradan uzaklaşmıştım ama eve gitmemiştim, dışarıdaki bankta tüm gece beklemiştim. Sabah olduğunda Çağın'ı hastaneden çıkartmışlardı. Eve kadar gizliden takip etmiş, sonra kendi evime geçmiştim""

GÜNÜMÜZDEN DEVAM

"Yarın karakola gel de ifadeni alalım ama beni bul"

"Tamam" dediğimde ayağa kalkmıştı

"Gideyim artık ben"

Gitmeden son kez bana dönerek

"Yalnız dışarı çıkma, kendine dikkat et olur mu?"

Bir şey dememe fırsat vermeden odadan çıktı, peşinden de İz. Göz yaşlarım gözlerimi doldururken küvete doğru yürüdüm, artık tutamağım yaşlar gözümden akarken hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım. Gitmişti işte, gelmeyecekti bir daha, aramayacaktı beni, bu kadardı her şey, imkansızımdı o benim, olmazdı, olmazdık. Küvet kısa bir sürede dolmuştu. O kadar çok ağlıyordum ki kendimi durduramıyordum. İz geldi yanıma. "Yine mi göz yaşlarınla doldurdun küveti?" diye sordu bildiği sorunun cevabını. Küveti boşaltıp normal su ile doldurarak bekledi. Işıkları kapattı ve küvetin yanına oturdu. Küçük bir çocuk gibi hayran hayran bana bakmaya devam etti. Vücudumun su ile temasından yine mavi ışık yayılıyordu ve işte başlıyorduk. Su değdiği her yaramı iyileştiriyordu, vücudum iyileşiyordu peki ya kalbimdeki yaralar? Su vücuduma bu kadar iyi gelirken, kalbimdeki yaraya neden iyi gelmiyordu? İz suyu izlerken aynı anda da ne olduğunu sordu, aklıma bugünkü olay geldin de anlatmaya başladım:

" Orta yaşlı bir adam, karısını dövüyordu, kadın hamileydi, karnı şişti ama adam hiç acımadan tekmelemeye devam etti, o anda yanlarına gidersem herkes görürdü, biliyorsun sinirliyken gözüm hiçbir şeyi görmüyor. O anda kalabalıktan bir adam atıldı ve adamı tuttu. Kadının yanına gittim hemen ben doktorum dedim, yalandı biliyorum ama bebeği kontrol etmem gerekti. Kadının karnına elimi koyduğum anda bebeğin sesi gelmedi İz. Onunla konuştum ama bana cevap vermedi. Ben de kadına sordum böyle şeyleri anneler hisseder derler ya hani ama kadın bebeğim, bebeğim diye ağlıyordu o anda kan geldi kadından anlamıştık ikimiz de, hissetmişti o, ölmüştü bebek. Hem de ne bebek annesinin kokusunu almış, sıcaklığını hissetmişti, ne de annesi bebeğini koklamış, öpmüştü.. O anda ambulans geldi. Ve kadın gitti. Nefretle baktı kocasına giderken "öl" diye fısıldadı duydum. Ben de adamı peşimden sürükledim. Issız bir ara sokağa girdik, baktım kimseler yok, boğdum adamı, o kadının yalvarışları gibi yalvardı, yeminler etti, bir daha yapmayacağına dair ama bu dünyada bir anne doğmayan bebeğini kaybetti, bir bebek yaşama hakkını kaybetti.. Adamı denize gömdüm, en dibe kimsenin bulamayacağı kadar dibe. Sana ilk cinayetimi anlattığımda bana bir şarkı dinletmiştin denizler cinayet işlemezler, aslında kimseyi istemezler diye, sizin gözünüzde ne kadar da masum deniz, okyanus.. Biz masum değiliz İz, şarkının devamında diyor ya hani suçluyum belki ben, sen sularımda ölürken, güldüm keyfimden o kadar doğru ki İz, geçmeseydi, bize ne diyoruz, insanlar denizlere karşı yalan söyleyemezler, canları bu kadar kıymetliyken yalan söylemeye kimsenin gücü yetmez, kimin iyi, kimin kötü olduğu anlaşılır, üstelik bunları kendileri itiraf ederler.. ben katilim ama hiç iyi birini öldürmedim İz.."

Ağlıyordum tekrardan, sessiz sessiz düşüyordu gözyaşlarım gözlerimden..

"Sen iyi birisin Deniz"

Elini sırtıma koyup sıvazladı, mavi ışık sönmüş yaralarım artık geçmişti.

"İz" dedim "Ben çok can aldım, çok can yaktım, sevilmemişliğim hep bundan"

"Deniz"

Kafamı dağıtacak bir şeyler söyleyecek gibiydi devam etti

"Sevdiğin adam geldi"

"Çağın" dedim ".. geldi, ben aradım ve geldi, bana dokundu, beni taşıdı, bana baktı, gözlerime baktı İz, gözlerimin içine baktı. Kokusu doldu burnuma, sesi kulaklarıma, ben bugün onu izledim, onun o güzel yüzünü inceledim, ben rüya görmem ama bu bir rüya mıydı İz?"

Tebessüm etti bana bakarak;

"Bu bir rüya değildi."

Kendinden emin ve güven verici sesiyle sonra ekledi.

"Hadi artık yatalım."

Küvetten çıkıp üzerimi değiştirdim ve yatağa girdim. İz de yanıma geldi. Sıkı sıkı sarıldı bana, sanki yaralarımı sarmak ister gibi, sanki artık mutlu ol der gibi..

"İyi geceler Deniz Perim"

"İyi geceler Yara İz'im"

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.