İçeriğe geç

Ocean Side

Bölüm 1 · 15 dk okuma

Ocean Side

Bölüm 1

Bölüm 1

Yüzüme yediğim yumruklar dengemi sarıyordu ama hâlâ ayaktaydım. Tökezlesem de yere düşmemek için diretiyordum çünkü yere düşersem kontrol tamamen giderdi.

Duvara tutunarak güç aldığımda aldığım alkolden dolayı midem bulanmaya başlamıştı.

Şuan ben dünyaydım, dünya ise güneşti ve dönüyorduk. Öyle bir dönüyordu ki kafam allak bullak olmuştu. Bence bunun yumruklarla kesinlikle alakası yoktu. Gözlerimi sıkıca yumduğumda kafamın yere çarpmasıyla gözlerimi aniden açtım.

Kollarımla yüzümü kapattım çünkü artık yüzüme darbe almak istemiyordum. Tekme atma sırası karnıma gelmişti. Karnıma geçirdiği tekmeler midemi sarsıyordu. Yerde solucan gibi kıvranırken doğrulmaya çalışıyordum. Gerçekten kontrol benden gitmişti.

Saçımdan tutup kafamı kaldırdığında tekrar yumruk attı. Aldığım darbeler akıllıca düşünmeme engeldi fakat midemin bulantısı işe yarayabilirdi. Karnıma tekme atmasını bekledim. Adamın yüzüne kustuğumda geriye çekildi ve çelme taktığımda yere düştü.

Evet! Sanırım artık kontrol bendeydi. Adamın üstüne çıktığımda sıra bendeydi ve sayısızc yumruk attım. Nefesim öyle bir hızlanmıştı ki göğsümün inip kalkışını durduramıyordum.Bedenim o kadar yorgun düşmüştü ki afallıyordum.Dünya ve güneş dönmeye devam ediyordu. Yüzümden akan kan adamın gözüne düşmüştü. O damlanın düşüşüyle kendime gelmiş gibiydim.Taktığı maske yüzünden sadece gözlerini görüyordum ama başımın dönüşü gözlerini de ayırt etmemi engelliyordu ve sadece isteğim gözlerini oymaktı. Adam ağzından çıkan kanı yüzüme tükürdüğünde kolumla gözümü kapattım.

Sağımdan gelen motor sesini duyunca göz ucuyla baktığımda Ryan görüş açıma girmişti. Kıvırcık saçlarının ıslandığını gördüğüm de yağmurun yağdığını yeni idrak etmiştim. Oceanside da çok sık yağmur yağmazdı. Yağmur damlaları her yerime temas etmişti. Ryan'ın gelmesiyle kaçan adamın arkasından bakıyordum.

Ryan hızlıca yanıma geldiğinde "İyi misin?" diye sorarak elini uzattı. Ona tutunarak ayağa kalktım ama ayakta duracak halim yoktu. Kafamı salladım. "Gerçekten deliler beni buluyor" dedim ve motoruma bindim.

Ryan yere ve üstüme baktığımda sormak istediği soruyu anladım. "Okuldan sonra içmiştik ya onun sonucu bu" dedim ve kocaman bir kahkaha patlattı ve onun bu ılımlı tepkisi beni de güldürmüştü. Vücudum öyle bir gerilmişti ki şuan yeni anlıyordum. Kendimi kasmayı bıraktım.

Kıvırcık saçlarından ve yüzünden hâlâ su damlıyordu. Ve koluyla anlını sildi. Cebinden bir peçete çıkarıp bana uzattı. Cebimdeki telefonu çıkarıp kamerasını açarak yüzümdeki kanları sildim.

Ryan "O adamı tanıyor muydun?" diye sorduğunda bende kendime bu soruyu sordum. O adamı tanıyor muydum?

"Tanımıyorum ama tanımadığı birini neden döversin ki?" diye sorduğumda "Legend'tam olabilir. Belki birilerinin gene canı sıkılmıştır"dedi. Gerçekten kendilerini iyi olarak adlandırıyorlardı ama canları sıkıldıkça Mythic'e saldırıyorlar. Bende bunlardan biri olabilirdim.

O da motoruna bindiğinde "Motor kullanabileceğine emin misin bak bir çevirmeye falan yakalanırız uğraşmayalım" dediğinde "Beni kaç kere çevirmeye yakalanmış şekilde gördün" dedim. Ryan'ın yeşil gözleri adeta renk değiştirmişti ve kaşlarıyla arkamı işaret etti. Kaskı takmak üzereyken arkamı döndüm. Kasabanın şerifi William Derek arabasıyla yanımıza yaklaştığını gördüm.

Az önce söylediğim kelimeyi Ryan bana hatırlattığında hızlıca kaskımı taktım ve plakayı ittirdim. Ryan'a gitmesini işaret ettim ve bende onun arkasından takıldım. Arkama baktığımda Derek daha az önce olduğumuz yere varmadığı için vaktimiz vardı ve hızlanarak izimizi kaybettirmeye çalıştık. Arkamızdan megafonla bağırdığını duysak da durmadan devam ettik.

Polislerden kaçmak yasalara pek uymazdı burada fakat polislerin ne kadar adaletli olduğuna bağlı. Derek Legend'ın köpeği olmuştu artık. Cebinden 5 dolar çıkarıp versen seni suçsuz gösterirdi fakat bu Mythic için geçerli değildi. Sadece zenginlere çalışıyordu.

Büyük ihtimalle yüzümüzü görmemişti ama akşam Mythic'e gelip motoru olanları soruştururdu.

Mythic'de fazla motor olması avantajdı. Hâlâ arkamızda olmadığına göre izimizi tamamen kaybettirmiştik.

Ryan'ı takip ederek evine gelmiştik.

Ryan burada ikiz kardeşi Lauren ve babasıyla yaşıyordu. Lauren de Ryan gibi yeşil gözlüydü ama saçları sarıydı. Babası eve çok uğramasa da arada gidip geldiğini görmüştüm.

Derek'ten öyle bir kaçmıştık ki her yerimiz toz toprak olmuştu. "Ryan motorları saklamalıyız. Derek gelir ve motorları görürse biz olduğumuzu kesinlikle anlar" dedim ve motorun ayağını kaldırarak yürütmeye başladım. Ryan da benim gibi yaparak evin yanındaki boşluğa götürüp yere yatırdık. Üstlerine muşamba örterek tamamen fark edilmeyecek şekilde kapattık.

İçeri girip ilk yardım çantasını aldım ve dışarı çıktım. Ryan'ın evinin yanında kocaman ağacın altına geçtik. Ryan'ın evi okyanusun hemen yanında olduğu için genelde onun evinde hep beraber takılıyoruz. Legend tarafındaki sahillerden çaldığımız 6 tane şezlongları sahile yerleştirmiştik.

Ağacın yanındaki hamağa Ryan oturduğu için bana oturacak yer kalmayınca ağaca yaslanarak cebimdeki telefonu çıkardım ve kamerasını açarak kaşıma baktım. Kaşımdan yüzüme akan kanlar kurumuştu ve onları silerek başladım. Bu konularda kimseden yardım almak istemediğim için Ryan müdahale etmiyordu. Önce patlayan dudağıma merhem sürerek yuvarlak yara bandını yapıştırdım.

Ryan pür dikkatle beni izliyordu. "Öğrenmek mi istiyorsun" diye sorduğumda sırıttım. "Hayır sadece neden hastaneye gitmek istemeyip inat ettiğini anlamıyorum"dedi.

"Daha kaç kere söylemem gerek oraya gitsem beni tedavi etmek yerine önce hapse atarlar sonra da para isterler. Hem hastane Legend kısmında olmasa belki giderdim ama oraya iyileşmek için giderken daha beter yararlanacağımdan eminim" dedim. Söylediklerimi doğru bulduğu için daha çok işime karışmamaya karar vermiş gibiydi.

Kaşıma 3. dikişi atıp eşyaları kaldırdım. Tam o sırada Lauren yanımıza geldi. Yüzüme bakıp "Gene ne yaptınız, yüzünün haline bak" dedi ve kaşıma dokundu. Eline vurduğumda "Daha yeni yaptım elleme mikrop kapar" dedim ve geri çekildi.

Çantasını yanıma bırakıp şezlongların olduğu tarafa yöneldiğinde bende onun peşinden gittim.

Uzandığımızda Ryanda yanımıza uzandı.

Lauren şezlongların altındaki kumları kazıyarak biraları çıkarıp bize uzattı.

Biraz zaman geçtikten sonra eve araba yaklaştığını görünce Ryanla iskelenin ordaki tekneye koştuk ve içine girip üstümüzü örttük.

O sırada Lauren gelen Derek'i karşıladı. Derek "İki tane motorlu arıyorum buradalar mı"dediğinde Lauren :

"Ne motoru"

"İki genç biri siyah diğeri kırmızıydı"

"Görmedim görsem de söylemezdim zaten" dedi. Ama Derek Lauren'in yanından geçerek şezlongların yanına geldi. "Burada 3 tane bira var hepsini sen mi içtin yoksa yanında iki kişi daha mı vardı?" diye sorduğunda Lauren ciddileşerek gözlerini devirdi. Mythic'ten kimse onu sevmiyordu.

"Neden gezini Senteria da yapmıyorsun?" diye sorarak konuyu değiştirdi. "Ayrıca 3 tane bira içemez miyim?" diye kısık sesle sormuştu fakat burdan biz bile duymuştuk.

"Yapmadığımı nerden biliyorsun?" diye başka bir soru konuya dahil olduğunda "Burada kimse yok" deyip koluyla evin girişini gösterdi. Onu kovuyordu. Derek bahçenin her yerini gezdikten sonra aracına bindi. Camı indirip "Abine selam " söyle dedi.

Lauren Derek'in gittiğinden emin olup bize doğru yaklaştı ve "Abiymiş" deyip kahkaha attı ve Ryan'ın saçlarını karıştırdı.

Bizde olduğumuz yerden çıkıp eski yerimize geri geçtik.

Lauren'in atışması onu rencide edip buradan göndermesi işimize yaradı. Bir süre daha rahat edebilirdik.

Çok geçmeden Caleb ve Maddie de yanımıza geldiğinde ellerindeki poşeti kuma bırakıp yerlerini aldılar.

Şezlongları yuvarlak şekilde dizerek oturduğumuz da Caleb elindeki şişeleri dağıttı. Caleb saçları dalgalıydı ve kahverengi gözlüydü. Ortamın en hiperaktif kişisi olabilirdi gerçekten.

Maddie ise sakinliğiyle grubun dengesini sağlıyordu. Maddie'nin dudakları dolgundu ve saçları koyuydu, gözleri ise maviydi.

Yaklaşık beş dakika sonra Sara da yanımıza geldiğinde tamamlanmıştık. Sara ise tamamen kumraldı ve Caleb gibi saçları hafif dalgalıydı.

Ryanda sigarasından çıkarıp herkese verdikten sonra her zamanki konuşmalar devam etti.

Caleb poşetten aldığı çikolatalı dağıttı. Sıra bana geldiğinde "Sana almadım" diyip gözünü devirdi.

Neden gözünü devirdiğini anlamadım bunu benim yapmam lazımdı.

Nedenini daha sorgulamadan yanımda oturan Sara'nın elindeki çikolataya baktım ve fıstıklı olduğunu görünce anladım. Omuzlarımı indirip kaldırarak "Bir gün yemin ederim tüm marketler de sadece fıstıklı çikolata olduğu için ölücem!"

Caleb"Üzgünüm Nora yarın tedarik geliyormuş"

"Ne demek tedarik yok" diyerek elimdeki boş bira şişesini kafasına fırlattım. Kafasını eğsede işe yaramadı ve kafasına çarptı. O da aynı şekilde yerden şişeyi alarak bana fırlattı.

Ayağa kalktığımda "Tamam, tamam sakin ol" diyerek cebinden farklı bir çikolata çıkarıp attığında havada yakaladım ve bademli çikolata olduğunu gördüm.

"Siktir" diyerek olduğum yere oturdum.

Yediklerimizi sindiremeden Caleb ayağa kalktı. "Kafama attığın şişenin intikamını almayacağım falan mı sandın" diyip ayaklandı.

"Sanırım 1 saat önce attığım şişeyi yeni idrak ettin" dediğim de diğerleri bana katıldı.

Caleb kaşlarını çatarak "Gülmeyin" diye emir verdiğinde bu tepkisine daha çok gülmüşlerdi. Fakat o daha çok gaza geldiği için üstüme yürümeye başladı.

Caleb çok güçlü olduğunu bildiğim için son sürat ondan kaçmaya karar verdim.

Bende ayaklanarak hızlıca iskeleye koştum ama Caleb peşimden geliyordu.

Şuanlık geri geri yürüdüğümüz için gidebileceğim tek iskeleydi. Ama orasıda çıkmaz sokaktı.

Yaşanan kaosu tahmin edip Caleb ve benim peşimden gelen diğerleri görüş açıma girdiğimde belki de onu tutarlar sandım ama yanılmışım.

Arkama bakmadan koşmaya başladığımda başım allak bullak olsa da durmadan iskelede buldum kendimi.

Avuç içimde kumlar vardı ve ben bunu ayağa kalmadan önce almıştım. Eğer işe yararsa onu alt edebilirdim.

Önde Caleb olmak üzere onlarda iskeleye çıktı.

Elimi arkamdan çıkarmadan "Uzaklaş yoksa sadece şişeyi değil uçan tekmeyi de kafana yersin" dediğimde beni ciddiye almamış olacaklar ki kahkahaları kafamda yankılandı.

" Gülmemenizi kendi hayatınıza devam edebilmeniz için tercih etmem" dedim ve bir an olsun sessizlik yaşandıktan sonra devam ettiler.

"Siz bilirsiniz" diyerek iskeleye son adımımı attım ve gerçekten son adımımdı. Caleb daha da dibime girdiğinde elimi arkamdan çıkarıp elimdeki tüm kumu yüzüne fırlattığımda acı bir ses duyunca kendimi soğuk suya teslim ettim.

Planım gayet de işe yaramış gibi duruyordu.

Bir an olsun soğuk sudan çıkmak istemedim. Etraf çok karanlık olsa da kendimi derin suya bırakmak istedim.

Sanırım alkolden olması gerekiyor ama kapkaranlık suyun içinde babamın suluyetini gördüm.

Karanlık suyun içinde bembeyaz gömlek giymiş babam bana bakıyordu.

Onu o kadar çok özlemiştim ki delirdiğimi düşündüm. Ona sarılabilmek için yüzerek yanına gelmeye çalıştım ama ben ona ne kadar yaklaşsam da o benden o kadar uzaklaşıyordu.

Bir an olsun o kadar yakındık ki nerdeyse ona dokunma şansı tanımıştım ama elim değdiğinde bir anda ateşlerin arasından kaybolan babamı bir daha göremedim. Panikle çırpınmaya devam edip onu aradım ama onu bulamadım.

Suyun yüzeyine çıktığımda diğerleri yukarıdan bana bakıyorlardı. Hiçbir şey olmamış gibi "Su çok güzel, gelsenize" dedim. Aslında su çok fazla soğuktu ama onları kandırmak için ufak bir yöntemdi. Caleb kafasını sağa sola salladı. Maddie onu omuzlarından iterek suya attığında "Bacını sikiyim" diye bağırıp o da suya gömüldü.

İskeleye baktığında onu iteni görünce "Sen ittiysen sıkıntı yok" deyip merdivenlere yönelince onu bacaklarından tutup tekrar suya çektim.

Diğerleri de teker teker atladıktan sonra Caleb "Seninle işimiz bitmedi küçük velet" diye üstüme doğru yüzünce bende Maddie'nin arkasına kaçtım. Buradaki herkes çok güzel yüzüyordu fakat Maddie hem yüzme takımındaydı ayrıyeten bir sürü 1.liği olduğu için beni kurtarabilecek ve merhamet edebilecek tek kişi oydu.

Arkasına geçerek ondan yardım dilendiğimde "Beni karıştırmayın lütfenn!" diyerek yüzmeye başladı.

"Sana güvenende kabahat! Bir daha benle konuşma" diyerek suyun içinde kaybolmaya çalıştım.

Fakat pek işe yaramadı olduğumuz bölge sınırlıydı Senteria bölgesine geçersek ve yakalanırsak ceza yerdik. Kocaman okyanusta minicik bölgede dört dönüyorduk. Ne o beni yakalayabiliyordu ne de ben pes ediyordu.

Son anda ensemden tutup beni suya sokup çıkarmaya başladığında "Sana bunu-" devam ediyordu. "Sana bunu ödeti-" tekrar soktuğunda "Ebenin amı" dediğimde uzun süre çıkarmadı.

Elimle uzamış tırnaklarımla karnını cimciklediğimde bıraktığında adeta oltaya gelmiş ve daha sonra da kaçmış balık gibi hissediyordum. Bu kaçışımı gördüklerinde kahkaha attılar. Hepimiz teker teker teker merdivenlerden çıktık ve yerlerimizde tekrar geçtik. "Senin yüzünden beynime su girdi" dedim ve tekrar cimcikledim.

"Hangi beyin" dediğinde "Bak çocuk seni döverim" dedim ve "Denesene" dedi.

Maddie "Bu kadar gırgır yeter" deyip sırıttı. Caleb "Çok haklısın biliyor musun"dedi.

Bir süre sonra herkes evlerine dağıldı.

Ben kendi evimde anneannemleydim ve dedem hâlâ ortalıkta yoktu. Kim bilir nerde sızdı.

Ona ilaçlarını ve yemeklerini vermek bana kalmıştı ve dolapta sadece çorba vardı ve o da anneanneme yetecek kadardı.

Anneannem babamın ölümü ve annemin kardeşimi alıp bizi terk edişinden kısa bir süre sonra felç kalmıştı. Ona bu kadar acı fazlaydı ve bende bu dünyadan gidersem ona kim bakar ve, etkisinden ne kadar zaman sonra çıkar diye düşünmeden edemiyordum. Dedem -uzun boylu yeşil gözlü ve kahverengi saçlıydı, beyazlar saçına tek tük düşmüştü- onu huzur evine göndermekte ısrarcıydı fakat yaşadığım sürece onu oraya göndermeyi düşünmüyordum.

Hızlı bir şekilde ilaçları ve çorbayı alarak yanına gittim. Beni görür görmez mutlu olduğunda bende çok mutlu oluyordum. Ama yüzünün düşmesi de bir olmuştu. Gözleriyle kaşımı süzdükten sonra kaşlarını çatarak işaret etti. Cebimden telefonumu çıkarıp yarama baktığımda attığım dikişlerin bir kısmı açılmış ve biraz kanamıştı ve ben bunu fark etmeyecek kadar kafam uçmuştu.

Sıkıntı yok iskeleden çıkayım derken dengem sarsıldı ve düşmemeye çalışırken merdivenlere kafamı vurdum dedim ve geçiştirdim. Odamdan bir parça pamuk alarak hemen kanı silip tekrar yanına öyle gittim. Genelde evde olmadığım için onun çok sıkıldığını anlayabiliyordum ve o yüzden sürekli televizyonda sevdiği programları açarak onu mutlu etmeye çalışıyordum.

Evde olduğum süre zarfı boyunca da sürekli onla konuşarak vaktini güzelleştiriyordum.

Son yemeğimiz de bittiğine göre aç kalmıştım. Anneannemin emekli maaşı vardı fakat dedem alıp ufak bir kısmını veriyordu ve bende miktar az olduğu için sadece ona harcıyordum. Çalışarak kazandığım parayı sadece kendime harcıyordum.

Ama bu sıralar sürekli Legend'tan sipariş alıyordum ve orda ki müşterilerin çoğunu beni tanıyor ve Mythic'ten olduğum için bahşiş vermiyorlar. Sadece maaş gününü bekliyodum.

Fakat şuan maaşımı almama 15 gün var. Ve dolapta hiçbir şey cebimde de beş kuruş para yok.

Saate baktığımda mesai saatinin geldiğini gördüm ve üstümü değiştirmek için odama girdim.

Gece boyunca çalışacaktım ve gündüz kavurucu sıcak olsa bile geceleri soğuk olabiliyordu. Üstüme düz siyah tişört altıma ise gri eşofman giydim. Son olarak motorcu ceketimi alarak evden çıktım. Saçımı da sokakta at kuyruğu yaparak kendime tamamen konfor yarattım.

Dükkanda Ryanla buluşup "Uzun zamandır bahşiş alamıyorum ne Legend'tan ne de Mythic'ten" dedi.

Durum pek iyiye gitmiyordu. Ryan "Bak seni 3-4 saatliğine tek bırakıyorum lütfen dayak yeme" dedi ve dükkandan ayrıldı.

Saat sabah 6 olduğunda evden çantamı alıp üstümü değiştirmeden evden çıktım. Okula geldiğimde saat çok erken olduğu için kimse yoktu. Bende okulun arkasındaki boşluk yere giderek evden getirdiğim kahveyi çıkardım. Hava hâlâ ısınmamıştı. Ceketimin cebinde kalan son sigarayı da yaktığımda bittiğimin resmiyettiydi bu. Sigaram bitmeden birinin gölgesinin bana doğru yaklaştığını gördüm. Gelen Drew'di.

"Huzurumu mu kaçırmaya geldin?" diye sorduğumda tam karşıma aynı benim gibi omzunu duvara yaslayarak oturdu. Drew nerdeyse 190 boyunda ve gözleri çekikti. Etrafta sürekli bu genini babasından aldığını söyleyerek övünürü.

"Hayır senle konuşmaya geldim" dediğinde şaşırdım. Durup dururken ne alakaydı. Üstelik Legend'tan kimse insani bir şekilde konuşmak istemezdi. Ve Drew benden ölesiye nefret ederdi.

"Ne istiyorsun" diyerek elimdeki sigarayı söndürdüm ve ayağına fırlattım. Göz ucuyla yerdeki izmarite bakarak "Seninle medenice konuşuyorum ve yaptığın şeye bak" deyip 32 diş sırıttı.

Tekrar "Ne istiyorsun" dediğimde sesimin ciddiliği beni bile germişti.

"Benimle bir motor yarışına katıl 12 kişi olacak" dedi. Bu teklifi oldukça saçma gelmişti. "Hadi diyelim ki katıldım benim bundan çıkarım ne ya da beni geçtim, yarışa katılırsam senin çıkarın ne?" dedim.

"Yarışta bende olacağım ve eğer ben seni geçersem istediğim bir şeyi yapacaksın eğer sen beni geçersen aynı şekilde" dediğinde "Birinciye bir ödül var mı?" diye sorduğumda "Birinciliği napıcaksın?" diye başka bir soru yönelttiğinde daha da ciddileştim.

Ciddi olduğumu görüp "Kazanabileceğini mi düşünüyorsun?" diye başka bir soru daha yönelttiğinde sinirli bir şekilde ayağa fırladım.

"Sıkılmaya başladım" dedim ve o da ayağa kalktı. Burnumdan su gibi bir şey aktığını hissettiğimde elimi burnuma götürdüm. Şaşkınlıkla baktığında "O da neydi öyle?" diye sorduğunda iyice tepem attı ve çantamı alıp yürümeye başladım.

Önümü kestiğinde "Başka soru soracak mısın yoksa seni şuracıkta öldüreyim mi?" dedim.

"Ne değişti de bir anda beni düşünmeye başladın?" dedim.

Sanırım bende soru sorma işini abartmıştım.

Drew'in gözleri sürekli boş bakardı ama bu sefer farklıydı.

Tekrar burnumdan akan kanı sorduğun da "Senin küçükken hiç mi burnun kanamadı, neresi garip bunun" dedim.

Daha sonra "Her neyse bana saati ve konumu atarsın" dedim ve bir adım ona yaklaştım. "Nasıl olsa kolay olacak" dedim ve oradan ayrıldım.

Yaklaşık beş dakika sonra mesaj geldiğinde telefonumu cebimden çıkarttım ve saatine baktım. Saat gece 1 ve ödül ise 20 bin dolardı.

Saati normalde sorun olmazdı ama bu sıralar fazla uykusuz kaldığım için beni zorlayabilirdi.

Bizimkiler yavaş yavaş okula toplanmaya başladıklarında tarih sınıfına geçtik. Tarih hocası okulun en garip hocalarından biriydi Jason Sahel. Adam tamamen psikopattı ve kendine göre farklı bir çok kuralı vardı. Dersine giren veya girmeyen herkes onun dominantlığından korkar.

Fakat biz bunu unutmuş olacağız ki Ryanla birlikte uyumaya karar vermiştik.

Ne kadar süre geçti bilmiyorum ama masamızın sallanışı ardından da sandalyenin yere düşüşüye uyandık.

Ne olduğunu anlamadan Sahel "Dersimde uyumaya nasıl cüret edersiniz!" diyerek sesini yükseltince yankılanan ses kulağımın ağrımasına yetmişti. Ryan ayağa kalkıp elini bana uzatıp kalkmama yardımcı oldu. Yere düşen sıramızı kaldırırken bizi kahkaha ararak izleyen sınıfı yeni fark ediyordum.

Sahel arkası dönük bir şekilde "Böyle bir saygısızlığı bir daha yaparsanız sizi tarih dersinden asla geçirmem" dedi.

Ryan sessiz bir şekilde "Sanki annesine bir şey dedik dünyaları başımıza yıktı adam" dediğinde bu sefer bende güldüm. Sara alay ederek "Senin dünyan okulun dandık sırası mı" dedi.

Çaprazımda oturan Lara koyu siyah gözlerini üzerime dikti. Uzun siyah saçlarını savurdu ve "Akşama yenileceğin yarışa babamla bizde geleceğiz" dedi alaycı bir gülümsemeyle.

Aslında Lara ve Drew birbirlerine çok benziyorlardı. Övünebilecekleri tek şey babaları ve zenginlikleriydi. Bende aynı onun mimikleriyle taklit ederek "Övünmek için seni sevmeyen babana ihtiyacın var değil mi?" duraksadım ve elimle Drew'i gösterdim. "Tıpkı onun gibi" dedim ve arkama yaslandım.

Larayı zayıf noktasından vurmuştum.

Yaptığım yanlışın farkındaydım fakat umrumda değildi çünkü Lara'nın yaptıkları yanında az kalırdı bile.

Küçümseyici gülüşü bir anda sinire ve ciddiyete dönüştü. Ağzından çıkacak şeyleri tahmin ediyordum ve kendimi çoktan buna hazırlamıştım. "Biliyor musun.. En azından beni sevmeyen bir babam va-" cümlesini tamamlamadan Lauren lafa atladı. "Yeter bu kadar" dedi ve Lara önüne döndü. Lara Laurenden o kadar korkuyordu ki nedenini hâlâ öğrenmiş değildik. Laurende sürekli bunu kullanıyordu.

Omzumda arkamda oturan Sara'nın elini hissettim. Sara varlığını böyle belli ederek genelde beni sakinleştiriyordu. Omzumdaki elini yumuşak bir şekilde tuttuktan sonra elini yanımda oturan Ryan'ın omzuna koydum. Sara utansa da elini çekmedi.

İkilinin arasındaki inanılmaz çekim beni bitiriyordu. Sara grubumuza doğuştan katılmasa da asla belli olmuyordu. Sara 9 yaşında İspanya'dan buraya ailesiyle gelmişti.

Önceden oralarda varlıklı olsalarda babası battırdığı şirketi yüzünden onları buraya sürüklemişti.

Caleb "Ne yarışı bu Nora" diye sorduğunda endişelendiğini gördüm.

Evet burda yapılan yarışlar pek güvenli değildi ama bana güvenmesi gerekiyordu. Dudaklarımı yapmacık bir şekilde bükerek "Bana güvenmiyor musun yoksa 7. yarışım bu benim" dedim.

Caleb "Kızım ben sana güveniyorum çevrene güvenmiyorum" dediğinde klasikleşmiş bir yalan attı ortaya.

Hafif sağıma dönüp en arkada oturan yeni çocuğa baktığımda onunda bana baktığını gördüm. Babası Oceanside şehrinin başkanıydı fakat o hiçte onun oğluymuş gibi davranıyordu. Simsiyah gözleri o kadar farklı bakıyordu ki, diğerleri gibi duygusuz bakmıyordu. Ya da onu gözlemlediğim kadarıyla bana bakışları farklıydı.

Sol kolunun tamamı dövmeyle kaplıydı ve dikkatimi çekmişti.

Diğer ders Raven Morgan'ın dersiyleydi ve bu kadın o kadar kaprisli ve süslüydü ki kimse ona tahammül edemiyordu. Kendine ait oturma düzeni bile hazırlamıştı ve ben bu ders başkanın oğluyla oturuyordum.

Bir süre sonra "Yüzüne ne oldu" dediğinde tanışmasakta rahatça soru sormasını garipsemiştim. Cevap vermedim ve yüzünü süzdükten sonra "Seninkine ne oldu?" dedim. Onun yüzünde de yaralar vardı.

"Önemsiz bir şey" dedi ve bende onu tekrar ettim.

Gözümden hâlâ uyku akmasına rağmen dik durarak bir şeyler odaklanmaya çalışıyordum. Daha sonra önümdeki kitabı açarak alakasız bir sayfaya sağ çaprazımda oturan Maddie'nin yan profilini çizdim.

Gerçekten grupta çizdiğim resimlere en çok değer veren ve çizdiklerimi verdiğimde en çok sevinen Maddie olmalıydı.

Zil çaldığında tam sayfayı koparacakken arkamda birini hissettim ama bizimkilerdendir diyip bakmadım.

Sayfayı koparır koparmaz üstüne gelen turuncu içecekle ayağa fırladım ve arkama baktığımda Larayı gördüm. Söylediğim şey onu baya sinirlendirmiş olacak ki resimlerime zarar veriyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.