İçeriğe geç

Obsidyen Alevleri

Bölüm 1 · 2 dk okuma

Obsidyen Alevleri

Bölüm 1

1. Bölüm

Efendim uyanın!

Efendim!

Leydi Phince!

Neler oluyor?

Andrea krallığına yolladığımız elçi...

Elçi ne-

Olamaz!

Bunu tahmin etmeliydim lanet olsun seni piç, bunu yapacağını tahmin etmeliydim!

Sınırda durum ne?

Leydim sınıra Andrea'nın lordu ile 100.000 kişilik bir ordu geliyor.

Düzensiz orduları hazırlayın bulabildiğiniz kadar adam bulun, halktan gönüllüleride toplayın ÇABUK!

Leydim sakın savaşa katılacağınızı söylemeyin lütfen.

Lucas katılmam gerekiyor sakın bana engel olamaya kalkma!

Lucas ağlamaklı bir şekilde bakıyordu ama onu düşünecek zamanım yoktu, düşman kapıdaydı!

Saraya aceleyle gidip kral Philip'in yerine geçen kraliçeden savaş fermanı için izin almaya gittim.

Kraliçe! Bu saygısızlığım için bağışlayın lakin şu an durumlar hiç iyi değil lütfen savaş fermanı için izin verin, halkın desteğine ihtiyacımız var!

Olmaz, sonra diğer krallıktaki kardeşlerime ne söylerim, düşük statüdeki çobanlara nasıl yalvarırım!

Her saniye çok önemliydi çünkü her an sınıra varabilirlerdi.

Kraliçenin küstah tavırlarına daha fazla dayanamayıp oracıkta öldürdüm ve hemen savaş alanına gittim.

Sınıra vardığımda çoktan savaş başlamıştı, kan gövdeyi götürüyordu.

Ne yapacağımı düşünmeden üstüme askerler atlıyordu.

Uzun bir süre dayanmamıza rağmen, sınırı düşman askerleri çoktan geçmişti.

Savaş devam ederken diğer ülkelere kaçış için halkı emirlerle yönlendiriyordum.

Savaşın başlamasından bu yana 1 saat geçmişti, artık orduyu daha fazla komuta edemiyordum.

Birden Stephan göründü. Anlık öfkemle üzerine gitmeye başladım.

İlk benim saldırmama izin verdi. Sanki köpek oynatıyormuş gibi bana karşılık veriyordu.

Gözlerinde bana karşı bir öfke birikmişti.

Ama neyin öfkesi olduğunu kavrayanıyordum. Asıl benim ona öfkelenmem lazımdı.

Babamı öldüren biriydi Stephan.

Önceden siyasi nedenlerle nişanlanmıştık, ona karşı duygularım vardı,

Onun da bana sanıyordum.

Yanılmışım, bizi sadece başa geçebilmek için kullanmıştı,

babamı en yakın dostum Lucas'ın gözü önünde öldürmüştü.

Ama neden onu unutamıyorum içimdeki nefret neden yok oluyor anlamıyorum.

Stephan sinirli ve istemsiz bir yüzle bana saldırmaya başladı,

Darbeleri güçlüydü ama karşılık veremeyeceğim kadar değildi.

Darbelerini savunurken yara alıyordum ama vazgeçmiyordum. Elimde olsa hemen elimdeki kılıcı bırakır beni öldürmesi için yalvarırdım.

Ama bu savaş sadece benim değildi.

Yolda bana gül hediye eden, her gittiğim zaman elim boş göndermeyen köylülerin, arkadaşlarımın, kanı yerde kalan askerlerimin savaşıydı.

Durmam için nedenim yoktu. Öleceksem aptalca arzularım için değilde vatanım için ölmeye razıydım.

Aniden dikkatim dağıldı ve Stephan karnıma kılıcı gecirecekken kaçırdım. Sıyrılmıştı ama keskin bir noktaya denk gelmişti.

Acı çekişimi umursamadan darbe uygulamaya devam ediyordum.

Stephan sanki isteyerek yapmamış gibi bir yüz takınmıştı. Bu hangi yüzüydü artık düşünmemeye çalışıyordum.

Yorgun olduğumdan dolayı zorlanarak savaşmaya devam ediyordum.

Tekrar savuşturamayıp birbdarbe daha aldım. Yara çok büyüktü.

Artık dayanacak gücüm kalmamıştı son olarak bütün gücümle bir darbe indirip yere kapaklandım.

Gözlerim buğulanmıştı artık hiçbirşeyi umursamıyordum.

Stephan eğilip bana birşeyler demeye çalıştı, tam duyamıyorum.

-neden bana-

bunu yaptın?.....

Ağlıyor gibi görünüyordu.

Ben ne yapmıştım?

Gözlerimi artık tam kapatmıştım.

Artık rahat hissediyordum aklıma takılan tek şey Stephan'ın son sözleriydi.

Gözlerim aniden açıldı. Cennete falan miydim?

Kırmızı saçlı bir kadın beni tutuyordu.

Aa-

Konuşamıyorum! Ses tellerime darbe almamıştım o zaman bu da neydi?

Acıktın mı bebeğim?

Ne! Bu mümkün olamaz! Bana bir bebek olduğumu mu söylüyorsun?

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.