İçeriğe geç

O Kız

Bölüm 1 · 8 dk okuma

O Kız

Bölüm 1

Matilda

Yine her zamanki gibi sabah erkenden kalktım. Yurttaki odamızdaki cam kenarındaki ranzanın alt katında (tabii ki kıskanç Emily yatakları değiştirmemiz için kavga çıkartmazsa) hep ben uyurum, üst katı da her zaman boş olur. Üstelik ranzanın yanında duran giysi ve atıştırmalık dolabım ve çalışma masamın üstünde de çok fazla eşya olmaz ama bugün hem ranzanın üstünden gelen bir gıcırtı duydum hem de çalışma masasının üzerinde benim eşyalarıma ek olarak birkaç kitap ve kalem var. Bunun tek bir anlamı olabilirdi: Okula yeni bir kişi kaydolmuştu. Benim okulda herhangi bir arkadaşım yok ve her zaman yalnızım. Belki bu kişi, benim asla gerçekleştiremediğim hayalimi, yani arkadaş edinme hayalimi gerçekleştirirdi belki! Heyecanlıyım, bugünün her zamanki gibi alelade geçmeyeceğine eminim. Şu an saat 08.00 ve kahvaltı saati 15 dakika önce başladı. "Kesin yemekhaneye gitmiştir" diye düşünüp ayağa kalktığım an ranzanın üst katında sessizce resim çizen çok güzel bir kız gördüm. Kızın upuzun saçları, çilleri ve kahverengi, büyük, güzel gözleri vardı. Acaba o neden kahvaltıya inmemişti? Neden şu an odada? Ben ona bakarak düşüncelere dalmışken o da bana bir şey mi oldu bakışı attı. Utanmıştım ama bir anda "Şeyy, arkadaş olalım mı?" dedim. Sanki kelimeler kontrolümün dışında ağzımdan çıkmıştı. Kız esneyip ranzanın merdivenlerinden yavaşça indi ve bana cevap bile vermeyip odadan çıktı. Ben de yatağıma yattım çünkü hiç iştahım yoktu. Yalnızca bir kelime söyleyecektin! Evet ya da hayır.

Tam 1 saat sonra

"Kalk hadi! Kalk."

Birdenbire gözlerimi açtım. Kız odadan çıktıktan sonra yatağımda uyuyakalmışım. Şimdi de beni uyandırmaya çalışıyor. Siyah kol saatime baktım. İlk derse sadece 20 dakika kalmış! Kıza teşekkür edip yataktan kalktım. Yüzümü yıkadım, saçımı taradım, üstümü giyindim ve çabucak hazırladığım çantamı alıp tez adımlarla sınıfa doğru gittim. Ders henüz başlamamıştı ve ucu ucuna yetişmiştim. Ben sınıfta arka köşede otururum ve önümdeki sıra her zaman boş olur fakat bu sefer önümdeki sıranın üstünde kırmızı bir kalemlik var ve sıranın yanındaki çanta askısında da siyah bir çanta var. Kesin o yeni kızın sırası diye düşündüm ve o anda Mr. Samuel ile o kız kapıdan içeri girdiler. Mr. Samuel boğazını temizleyip "Matilda, sizin yeni sınıf arkadaşınız. Lütfen onunla iyi geçinin. Okula alışması zaman alabilir, bu yüzden ona yardımcı olun. Evet Matilda, kendini tanıt." dedi. Demek ismi Matilda'ymış... Matilda da hemen" Benim ismim Matilda Wright. Kendimi şu an detaylı bir şekilde tanıtamasam da, sizinle arkadaş olduğumda hakkımda epey şey öğrenebilirsiniz. Umarım iyi geçiniriz." dedi gülümseyerek ve sırasına gitti ve otururken elini arkaya uzatıp masama minik bir not bıraktı. Notta "Öğle arasında benimle yurdun önündeki 2. çardakta buluş, teneffüslerde boşuna arama beni" yazıyordu. Bu Matilda denen kız neden durmadan kaçıyor ki... Umursamadım ve yalnızca Mr. Samuel'ın bayıcı sesiyle anlattığı dersi dinlemeye çalıştım.

Öğle teneffüsünde

Aynı Matilda'nın söylediği gibi o yağmurlu havada bahçeye çıkıp yurdun önündeki 2. çardağa gittim. Orada siyah hırkasıyla Matilda oturuyordu. Koşarak çardağa gittim ve koşarken az kalsın kocaman bir su göletine düşüyordum. Yanına oturdum ve ona "Neden her şeyi bu kadar uzattın ve neden benden kaçıyorsun?" dedim. Matilda da dediklerimi umursamayarak "Demiştin ya arkadaş olalım mı diye, ben de olur diyorum. Sahi, ismin neydi senin?" dedi. Ben de amacıma ulaşmış gibi bir edayla "Ben Laura. Memnun oldum Matilda!" dedim ve ilk arkadaşımı edindiğim için çok mutluydum. Matilda da beklenmedik sıcakkanlı bir biçimde "Ben de memnun oldum Laura! Artık arkadaş olduğumuza göre, istediğin zaman yanıma gel, sohbet edelim takılalım! Zaten 1 merdiven yukarıdayım" dedi. Gerçekten mutluydum. Ardından " Pekala, son iki dersimiz var, galiba ikisi de müzik." dedim. Birlikte müzik sınıfına kadar gittik, 5 dakika kalmıştı dersin başlamasına. Enstrümanlarımızı müzik sınıfındaki büyük dolaba önceden koymuştuk. Derken ders başladı ve müzik sınıfına bir kadın girdi. Saçları bukle bukleydi ve yüzüne ağır bir makyaj yapmıştı. Suratı biraz yaşlı gibi görünüyordu ama sesi güzeldi. İsmini bile söylemeden "Merhaba çocuklar, dersinize artık ben gireceğim." dedi. Herkes nedenini sorsa da cevap vermedi. Bir gariplik sezmiştim bunda. Çok geçmeden Matilda'nın da tıpkı benim gibi keman çaldığını öğrendim. Gayet iyi çalıyordu ve benim de mükemmel çaldığımı söyledi. Bunu duymak beni sevindirmişti.

Dersler bittikten sonra yurda doğru gittiğimizde Emily ve Irene ile karşılaştık, ikisi de okulun popüler kızlarındandır. Zorbalık yapmaktan ikisi de son derece büyük haz alıyorlar. Bizi görünce birden bire bize yaklaştılar ve Irene "Haha! Bizim küçük Lulu'muz arkadaş mı edinmiş! Hey sen, ismin Matilda'ydı sanırım, böyle ezikler ile arkadaş olmak yerine bizim gibi popüler ve eğlenceli arkadaşlar edinmeye ne dersin? Sen de popüler olursun!" dedi. Emily de başıyla onayladı. Yüzümün kızardığını hissediyorum, hatta kendimi tutmasam gözüme yaşlar gelecek. Benimle uğraşmayı neden bu kadar sevdiklerini bilmiyorum... Ben bunları düşünürken de Matilda " Kimlerle arkadaş olacağıma kendim karar veriyorum, ayrıca Laura'ya laf etmek yerine kendi durumunuza bakın bence. Onunla sıkıntınız nedir hiçbir fikrim yok fakat bence bir daha böyle bir şey yapmasanız iyi edersiniz. Hele de onun yanında ben varken..." dedi. İki kız da sustu ve herhangi bir tepki vermediler. Çok duygulanmıştım çünkü ilk defa birisi beni savunmuştu. Derken biz de yurttaki odamıza gittik. Aynı zamanda da bizim ranzamızın yanındaki ranzanın alt katında yatan Amy ağlayarak yatağına yattı. Saçları karman çormandı. Ne olduğunu sorduğumda da "Sevgilim beni terk etti!" diyerek ağlamaya devam etti. Nasıl yani, cidden Amy gibi kibirli bir yalancıyı seven var mıydı bu hayatta? Kimdi acaba? "Kimdi ki peki?" diye sorduğumda aldığım yanıt hem beni sevinçten ağlayacak dereceye getirmişti hem de şoke etmişti. Ewan'mış! Ewan Gardner! O egoist çocuk... Aslına bakarsak ayrıldıkları iyi olmuş, o çocuk kim bilir o zavallı kıza neler çektirmiştir... Gerçi ikisinin de iyi pek bir yanı yok gözümde

1 Hafta sonra

Bu sabah önceden hiç karşılaşmadığım ve dehşet verici bir olay oldu: Bize okulun çatı katında 2 tane ceset bulunduğunun haberi verildi. O cesetleri gören okul müdürümüz direkt olarak tüm okulu karantinaya alma kararını aldı. Artık adam dayanamıyordu, müzik hocasının uzun devamsızlığı, beraber bulunan 2 tane ceset artık müdürün sabrını tüketmişti. Bu yüzden 2 hafta boyunca okula gitmeyecektik ve hatta gidemeyecektik. Polislere de haber verilmişti. Okulda tekrar arama başlatılacak ve tüm şüpheliler tek tek aranacaktı bence. Katili bulmak o kadar basit olmayacaktı okula bu kadar kolay sızdığında göre...

1 Gün sonra

Okulumuzun çatı katında cesedi bulunanlardan birisi, bizim yurt odamızda Emily'nin yattığı ranzanın üst katında yatan Sadie Murray ve diğeri de sevgilisi Archie Palmer. İkisinin de yaşadıkları ve öldükten sonraki zaman boyunca beraber olduğunu ve mutluluklarını hayal etmek çok güzel. Keşke bu, ben ve Ewan için de geçerli olsaydı... Fakat bir düşününce ölüm bir taraftan üzücü bir şey... Belki onların hayattayken gerçekleştirmeyi çok istedikleri hayalleri vardı...

Tam ben evde, odamın penceresinin kenarında bulutlu gri gökyüzüne bakarak düşüncelere dalmışken kapı çaldı. Hemen merdivenlerden inip kapı deliğine baktım. Siyah hırkalı bir kız, tekrar tekrar kapı zilini çalıyordu. Ben de kapıyı açtım. Kapı deliğinden baktığımda tanıyamadığım bu kız Matilda idi. Neden bu kadar zahmet etmişti bu yağmurlu havada yürümeye... Çok oyalanmadan kızı içeri aldım, hırkasını falan alıp portmantoya astım ve ikimiz salona gittik. Çok üşümüştü. Hemen kaloriferi yaktım ve mutfağa gidip çay yaptım. Çay hazır olduktan sonra küçük fincanlara koyup salona götürdüm. Matilda biraz kızarmıştı, bir şey diyecekmiş gibi dudaklarını kıpırdattı ve vazgeçti. Sehpaya çayları koyup "Bir sorun mu var?" dedim. "B-ben" dedi utançla "büyük bir istek ama sizde kalabilir miyim 2 hafta?". Ben de kötü bir şey oldu zannettim... "Tabii ki kalabilirsin utanmana gerek yok." dedim. Yatağını falan hazırladım, buzdolabında kalmış bir kaç nugget'ı çıkardım, pişirdim ve akşam yemeğimizi de yedikten sonra uyuduk.

Sonraki gün uyandığımda Matilda yatağında yoktu. Her yere baktım ama bulamadım. Bahçede de yoktu üstelik... Sonra evimizin yakınlarındaki yerlere gittim. Orada da bulamayınca gölde olabileceği fikri geldi aklıma. Göle doğru da koştum, nefes nefese kalmıştım, soluklanmaya çalışırken kafamı kaldırdığım gibi gölün önünde bir kız gördüm. O olabilir miydi acaba...?

Not: Resimde yanlışlıklar varsa özür dilerim, şimdilik resimler için yapay zekayı kullanmak durumundayım.

Kıza doğru koştum ve hâlâ soluk soluğaydım, gerçi bu pek de umurumda değildi çünkü iki haftalığına aynı evi paylaştığım kişi ortadan bir anda kaybolmuştu. Kızın Matilda olduğunun farkına vardım ve farkettiğim anda ona sarıldım. Nedenini bilmiyorum ama büyük ihtimalle sadece biraz duygusallığım tuttu... Sonra bir anda hafiften irkildi ve "Korkuttun beni!" dedi Matilda. Ben de gülümseyerek karşılık verdim. "Seni buralara hangi rüzgar attı?" diye sordu ve ben de "Seni çok merak ettim! Birden bire kaybolduğun için gereksiz fazla endişelenmişimdir boşver..." dedim. O da küçük ve samimi bir kahkaha atıp "Sadece sabah yürüyüşüne çıkmıştım!" dedi ve bir an rahatladım. Sonra onu eve götürdüm, evde patlamış mısır patlattım ve biraz film keyfi yapalım dedik. Tam da geldiğimizde yağmur yağmaya başladığı için romantik bir şeyler seçeyim dedim ve Matilda'nın omzuna yaslandım ve beraber filmi izlemeye başladık.

~Amy Lawrance'in evi~

"Of çıldırmak üzereyim nerede bu şey?!" diye bağırma sesleri geldi o beyaz kapının içinden. Kapının üzerinde "Amy'nin Odası" yazıyordu. Ama odanın sahibinin işleri pek de yolunda değilmiş gibi görünüyordu. Ve evet, Amy'nin hayatı tamamen kararmıştı artık hem sevgilisiyle ayrılmış, hem tırnağı kırılmış hem de kıyafetlerini bulamıyordu. Bunlardan dolayı bile hayatın çok acımasız olduğunu düşünüyordu. Derken bağırışlarının ve yakarışlarının ortasında bir anda bir bildirim sesi geldi. Bu sefer de "Yine kim beni rahatsız etti" diye agresif bir şekilde mırıldandı. Sinirden titrese bile asla bir bildirimi görmezden gelmeyeceğini çok iyi biliyordu. Telefonunu açtı ve bildirime baktı, bu bir mesajdı. Mesaja tıkladı. Öğretmeninden gelmişti. Okumaya başladı, "Değerli öğrencim Amy. Seni anlıyorum, okulunda birden bire iki tane ceset bulunması stres verici olabilir, sonuçta aramızda bir katil dolaşıyor olabilir... Fakat ben sizin, yani sınıfımdaki öğrencilerimin öyle korkunç bir şey yapmayacağı hakkında onlar güveniyorum ve herkese olduğu gibi sana da güvenim tam. Bu yüzden sınıfımdaki her bir öğrencime bunun gibi bir davetiye mesajı gönderdim! Ne davetiyesi dersen, o da bir kamp! Nasıl olsa öğrencilerimin hiçbirinin öğretimden mahrum kalmasını istemem, bu nedenle buralardan biraz uzakta ormana yakın harika bir ev ayarladım. Orada 7 gün boyunca isteyenler kalacak ve benim hazırladığım çok da sıkı olmayan ders programına göre ders çalışacak! Umarım en azından 1-2 kişi gelir, o kadar hazırlığın boşuna olmasını istemem... Her neyse, umarım katılmak istersin seni aramızda bekliyoruz!" diyordu. Amy için hayat şu aralar çok “stresli” olduğu için bu programa katılmaktan zarar gelmezdi. Fakat bir sorun vardı, Amy ders çalışmaya karşı nefret duyardı. Ve derse karşı nefreti programla ilgili tüm heyecanını kaçırmış, umudunu kaybettirmişti.

Bölüm sonu

4 yorum