İçeriğe geç

O Gün

Bölüm 2 · 71 dk okuma

O Gün

Bölüm 2

Beni destekleyen aileme, arkadaşlarıma ve bazı sevdiklerime…

Beril’e Beren’e…

1. Bölüm

Siz şanslara inanır mısınız? Peki ya aşka? Ya nefrete? Benim yaşadıklarım hepsine inanmamı sağladı. Bir insanın sözleri sizi ne kadar etkiler? Ne kadar canınızı yakar? Benim canımı yaktı.

O gün okula gitmek hiç iyi fikir değildi. Okula yeni gelen erkek gurubundan bahsetmesem olmaz. Birden geldiler ve okulun gözdesi oldular. SAÇMALIK. Hayır kıskanmıyorum, etraflarında okulun şımarık kızları varken kıskanmama lüzum yok. Hürkan, Ömer ve Bora. İsimlerinden belli. Dün en yakın dostumun neler yaptığına inanmakta güçlük çekiyorum hala. En iyisi anlatayım...

Okulun kapısından girdiğim gibi "mükemmel erkekler" tayfayı gördüm yemekhanede. Her zamanki gibi etrafında okulun popüler kız gurubu ve şımarık kızları vardı. Gizemi aradı gözüm, ama bulamadım. Dolabıma giderken şokla Ömer'in yanında gördüm Gizem'i. Gülüşüyorlardı bana bakıp. Gizem yanına çağırdı beni, keşke giymeseydim diyorum. Yemekhanenin kapısını açar açmaz üstümden soğuk sular aktı. Gerçekten. Yere yığıldım. Ortamda ölüm sessizliği hakim oldu. Ne yapacağımı bilemedim. Birden bir kahkaha koptu. Hürkan idi. Evet evet, Hürkan Ömer ve hatta Bora ve hatta Gizem bile... Nasıl oldu, kim yaptı bilmiyordum. Anında öğretmenler geldi. Görünüşe göre bazıları beni kullanmaya çalışıyordu. O an bir az bekledim. Videoya fotoğrafa çekenler oldu. Kafamı kaldırdığımda sinirli bir şekilde Hürkan ve diğerlerine baktım. Hürkan bana acınası şekilde bakıyordu. " Yaptığının hoş olmadığını biliyorsun. Ne kadarda ilgi bağımlısısın, istediğin ilgiyi benden arama." dedim. Güldü. Hatta kahkaha attı. Neydi bu kadar komik olan? Bana sadece "Bu halini merak etmiştim daha iyi oldu." dedi. "NEDİYOSUN SEN?" dedim ve arkamı döndüm sinirden patlıya patlıya gittim. Bir hafta olayın dinmesini bekledim.

Okula tekrar gidince kızların azındaki dedikoduların duydum belli ki bir hafta boyunca gündemdeymişim. Okula geldiğimde hiç kimseyi görmek istemedim, ama kapıdan girdiğim gibi Bay muhteşem kolumdan tuttu.

"Ne var?"

"Neden bu kadar sinirlisin çilek kız?"

"Hürkan benden uzak dur!"

"Yoksa bana kızgın mısın?"

Elimi bırak dercesine çekiştiriyordum. "Sakin ol çilek kız" dedi bana tam konuşacaktım ki Gizem kapının önünde belirdi...

2. Bölüm

İnsanların neler yapabileceğine hiç kimsenin aklı ermiyor. Beklenmedikler hayatın parçası peki ya değişimler?

Gizem bana doğru yürüyordu. Ancak bana değil Hürkan'ın yanına yanaştı.

"Hürkan, Ömer çağırıyor bu geceki yemek için. Geliyorsun dimi?”

"Neyden bahsediyorsun Gizem?"

"Bu geceki ya nasıl unuttun mu?"

Neyden bahsediyorlardı bilmiyordum. Ama bildiğim tek şeyin Gizemden nefret ettiğim. Nasıl bu kadar hızlı olmuştu bu küslük anlımıyordum. Ancak olan o ki Gizemde yaptığından pişman değildi. Hürkan'a döndüm. Diyeceğini merak etmiştim.

"Ben gelmiyorum ne yemeği?"

" Hadi ama gelmelisin"

Bunlar konuşulurken sadece Hürkan'a bakıyordum. Birden Gizem bir bakış attı bana. Anın yürümeye başladım. Ne Hürkan ne de Gizem arkasını döndü. Bu benim umurumda olmamalıydı. Çok geçmeden unuttum. Gün sonunda hiç bir şey olamamış gibi devam ettim. Eve geldiğimde her zamanki gibi kitap okudum yemek yedim derken uykuya dalmışım.

Bir dakikalığına telefonum çaldı. Bakmak istemedim, ama telefonun zil sesine dayanamadım. Açtığımda hiç kimse konuşmadı ve kapattım. Anında kapım çaldı. Saate baktığımda üç buçuk olduğunu gördüm. Kim bu saatte kapı çalardı ki. Yataktan doğrulurken aynı numaranın tekrar tekrar aradığını gördüm. Neler oluyor diye haykırdım. Dışardan çıt çıkmıyodu. Yataktan çıkamadım. Aynı numaranın tekrar tekrar aradığını görünce iyice gerildim. Cesaretimi toplayıp yataktan indim. Merdivenlerden aşağıya indim. Kapı ben inerken iki üç kere tekrar çaldı. Bunun bir şaka olduğunu düşünüp kapıya kadar gelecek cesareti topladım. Kapıdan artık ses gelmiyordu kapıyı araladığımda ise hiç kimse yoktu. Ne oluyor ya kim bana neden böyle bir şaka yapmak ister ki. Evde tek olduğum için iyice gerildim. Ne yapacağımı bilemedim kapıyı kapattım ve kilitledim(çok işe yarıyacakmış gibi)

Bir az bekledim televizyonu açıp. Kulağıma sesler çınlıyordu. Belki de bana öyle geliyodur diye çok umursamadım. Fakat on beş dakika içinde on beş kere aynı sestonun da aynı kişiymiş gibi bağırışmalar duymaya başladım. Artık emindim biri veya birileri bağırıyor hatta çığlık atıyordu. Polisi aramak geldi içimden. Ama daha ne olduğunun kimin veya kimlerin bağırdığını bilmiyordum. Belki de kimse konuşmuyordu bile. Beklemeye karar verdim. Bir az daha bekleyince artık her kimse beni kurtarın çığlıkları atıyordu. Hem de neredeyse tüm mahalleyi ayağa kaldıracak kadar. Dayanamadım tekrardan cesaretimi toplayıp elime beyzbol sopasını hissederk dışarı çıktım. Sesin nereden geldiğini çözmeye çalışıyordum. Ses bizim çok yakın bir komşumuzun arka bahçesinden geliyordu. Bahçe sessiz ve basık bir vibe veriyordu. Sessiz adımlarım susturarak kapıya ulaştım. Kapıyı çaldım. Evde değillerdi. Belki uyuyorlardır dedim. Cama bir kaç kez taş attım. Ama ne bir ses nede hareket vardı.

Ne yapacağımı bilemedim. Yapacak bir şey yoktu o an da tek çare çığlıkların olduğu tarafa doğru yöneldim. Elimdeki sopayı kaldırdım havaya. Sesler artık çok yakında idi. Bir ağacın arkasından gelen sesler beni kendine çekiyordu. Ve orda

3 . Bölüm

Çok küçüktüm o zaman. Beni bıraktıkları zaman. Annemin, ağabeyimin ve babamın. O günü asla unutmayacaktım. O anı hatırlıyordum, "kızım." dedi annem boğuk bir sesle sanki boğazı bağlanmış konuşturulamaz gibi. Babamın tek umursamazlığı yoktu. Benim gidişimi bırakışını. Bilmiyordum beni bırakıp gideceklerini. Yurtlardı hep benim evim hiç gerçek evim olmadı. Belki de istenmedim.

Tüm gece boyunca kulağıma çınlayan o sesin peşinde idim. Elimde sopam, üstümde pijamalarımla. Sesin komşumuzun ıssız arka bahçelerinden geliyordu, bir ağacın ardından. Merakla sesin peşine düşmüştüm. Bakımsız bahçede ilerlerken ısırgan otları derimi yakıyordu. Artık sesin nereden geldiğini biliyordum. Ses kaynağının artık dibindeydim. Artık sesin orman içinden geldiğine emindim. Ormana daldım korkusuzca. Sesin sahibini çokta uzak olmadığı bir yerde buldum. İlerlerken bu sesin Gizem'e ait olduğunu anladım. Koşmaya başladım. Oranın tam ortasın da Gizem'i ağaçlar ardında sayıklarken buldum. Üstü başı dağınık ve kan içindeydi daha yakından bakınca bazı yerlerinde kesikler olduğunu gördüm. Şok içersin de Gizem'e bakıyordum. Kimin yaptığını bilmeden etrafıma bakındım. Ne bir ses nede ayak sesi vardı. Ağaçların arasındaki hışırtı sesleriyle ürktüm. Ağacın arkasında bir çift ayak bir kol gördüm. "Daha yeni başlıyoruz" diye fısıldadı. Genç idi, sesinden on sekiz- on dokuz yaşları olduğu anlaşılıdı. Yüzünü görmeye çalışırken koşarak uzaklaştı.

Artık bir yanımda Gizem vardı. Gizemin uyumuş olma ihtimali umuduyla sırtladım ve soğuk sokaklarımızda yol almaya başladım. Eve varınca anahtarla evi açıp içeri kendimi zar zor attım. Sırtımdan Gizemi yavaşça kanepenin üstüne bıraktım. Ciddi bir yarası yoktu. Polisi ara maya karar verdim, ancak bu durum kesinlikle ne olduğu belli değildi. Gizem'e minik bir yatak hazırladım. Hala sayıklıyordu. Kelimeleri pek anlaşılır değildi. Ama sesleri kalp atışı yavaşlayıp düzene girince dedikleri netlendi. "o gün..."

Sabahı zor ettim. Dün olanları anlayamıyor, kabullenmekte zorluk çekiyordum. Kim yapabilirdi ki böyle bir şeyi. Neden. Tüm bunlar kafamın içinde dönüp dolaşırken Gizem diklendi.

"Gizem! İyi misin?"

" Merve. Neredeyim ben? O!"

"Sakin ol Gizem güvendesin."

"Merve özür dilerim yapmamalıydık. Ama-"

Derken kapı çaldı. Merve yorganını burnuna kadar çekti. Kapıya yöneldim. Kapıyı açtığımda Ömer karşımda duruyordu.

"Merve! Gizem burada mı?" elimle Gizemi gösterdim. Ömer büyük mutlululukla sarıldı Gizem'e. Kapının ardında Hürkan'ı gördüm. Selamlaşmak istedi ama izin vermeden göz devirdim. Ne yapmalıydım ki en iyisi ona konuşmamaktı. Gözlerim Ömer'e kaydı. Çok mutluydu. Merve'nin yurtta kalması gerekiyordu. Ama olanlardan sonra bende kalabilir diye düşünmüştüm. Ömerler Merve'nin eşyalarını alamanın doğru olacağını söyledi.

Arabayla alıp markete uğrayıp geri gelecektik. Arabaya yönelince Boranında arabada olduğunu gördüm. Bora yakın arkadaşımdı eskiden, aynı mahallede oturuyorduk. Sonra ağabeyi CEO olunca işler değişti taşındılar. Görmeyeli çok değişmiti.

Arabanın ön koltuğundan bana göz kırptı. Adeta öne otur der gibi. Öylede yaptım. Herkes yerleşince Bora arabayı çalıştırdı. Merve'nin eşyalarını aldık. Markete uğramadan eve döndük. Bora arabayı durdururken Merve kapıya koştu. Ömer arkasından, Hürkan'da arkasından takip etti. Bende kapıyı açar açamaz ayağımda el hissettim. Boraya döndüm.

"Konuşmamız lazım"

"Konuşalım?"

"Merve bak bana inanmayabilirsin ama buralarda birileri dolaşıyor Gizem'i bu halede onlar soktu. Senden tek isteğim-"derken elimi tuttu, ve Hürkan cama vurdu. Ödümün patladığına yemin edebilirim. Boranın ne diyeceğini merakla bekliyordum, sözün bitir diyecekken Hürkan kapıyı açtı. Bora sert bir bakış attı Hürkan'a. Birden konuşmaya başladı Bora, "Bak ne olursa olsun bana söyliye bilirsin. Daha fazla konuşuruz. Yeni numaranı verir misin?" "Tamam 0556*******" . Vedalaşıp kapıdan indim. Hürkan'ın ne yapmaya çalıştığını çözemiyodum. Aniden evden bir çığlik koptu.

4. Bölüm

"En son seninle olmayı tecih ederdim."

Aniden evden gelen çığlığa yöneldim. Gizem elinde büyük ekmek bıçağıyla kendi ellerine tutuyordu. Ömer korkudan Gizeme yaklaşamadı. Hızlı bir haraketle Gizem'e koştum. Gizem arkasını dönmeden elindeki bıçağı aldım. Ömer soğuk kanlılığını korıyamadı. Gizem sinirli sinirli bana bakıyordu. "AKLINIMI KAÇIRDIN SEN?" Hürkan çıkıştı: "Gizem anladık abartma bıçak ne demek oyun mu oynamak istiyorsun? Taciz mi edildin ne bu kadar üstüne gelen noluyor?!" Sesinin her nefesi ayrı kızgınlıkta arta arta gidiyordu. İçimden bir ses onu sakinleştirmem gerektiğini söyledi. Hürkan'ı kolundan tuta tuta arka bahçeye sürükledim. "Merve bırak, daha diyeceklerim var." Hürkan'ı arka bahçeden ormana sürükledim. Arkadan küfür savuran Hürkan direniyordu. Ama sonunda bir ağacın altına götürmeyi başardım.

Hürkan'a dik dik bakıp konuşmasını diliyordum. Ancak daha dayanamıyıp sessizliği ben bozdum. "Hürkan sakin ol. Bak psikolojisi iyi değil. Geçmişte annesi, abisini kaybetmek zor çok zor ama-" Hürkan daha fazla konuşmamam için elini kaldırdı. "Sana hem ben hem o haksızlık ettik tüm okulun karşısında. Hatta öğretmenler varken bile! Neden kızgın değilsin! Neden neden neden! Ben sinirden patlıyorum çünkü. Hem sana yaptıklarımdan hem her şeyden." Karşımda tahtaları yumruklayıp küfür savuran biri ile ne yaparsınız?

Neydi şimdi bu öfke patlaması mı? Benden nefret etmek istiyen biri ile düştüğüm durum ne kadar mantık dışı? Hala bağıran Hürkan'a dönüm, "ÇÜNLKÜ SANA DEĞER VERMEK İSTİYORUM!" birden ikimizde sustuk. Aklıma babamla bir anımız geldi.

Her zamanki gibi piknik yapma fikri benden çıkmıştı. Annem bunun iyi bir fikir olacağını düşünüp piknik çantası hazırladı. Babama söyledim tabii. Çok sevinmişti dışarı çıkıp garajdan kamp malzemeleri çıkardık. Geceyi piknik olucak yerde yapmaya karar verdik. Ama ne yazık ki annem ile babam sorunlu insanlardı. Annem ve babam kavga ettiklerinden sonra pikniği arka bahçede yapmaya karar verdik. Babamla akşama kadar oynamıştık. Akşam olunca da annem bize eşlik etmişti. Çadırın içinde babam bana masal anlatıyordu. Annem kuru yemiş getirdiğini bizi bahçede beklediğini söyledi. Babam çadırı haşinle açtı, annem o sırada öyle yemeğinde yediğimiz masadaki tabakları toplayıp mutfağa götürmeye hazırlanıyordu. Babam masadaki tavayı eliyle kavrayıp annemin suratına geçirdi. O an, annem, babam ve ben aynı ormanda, şu an ben ve Hürkan'ın olduğu ormanlıkta bir kadın yaralanmış kaç kere darp edilmişti. Bu olanların farkındaydım. Ama babama karşılık gelirsem, olanlar hep aynı olacaktı. Gece odama giricek, beni uyandırıcak, soyucak ve kendi eğelencesine kullanacaktı. Berbat bir babam vardı. Aldatan, kullanan, yalancı... Daha neler neler. Anlatmasak iyi olur.

Orada o ve ben benim bağırmam. Hürkan yüzüme boş boş bakıyordu. Ama gözler yalan söylemezdi. Gözleri hüzün ve hayal kırıklığıydı.

Benim kızgın olmam gerekiyordu.

Öyleydim.

Benim yıkılmış olama gerekiyordu.

Öyleydim.

Yıllarca gördüğüm zorbalıklar. Babamın anneme yaptıkları. Sıranın bende olması. Korkulu rüyalarım. Gereksiz arkadaş ortamları. Hakla etkisinde olduğum sınav stresleri. Bağırmak istiyordum. Haykırmak o an aklıma bir kitap alıntısı geldi: "Sen çığlık atarsın, dünya fısıltı duyar"...

Hürkan'la bakışa kaldık susamadım "Ben gidip Gizem'e bakacağım. İstediğin kadar kal burada." Arkama bakmadan gittim.

(HÜRKAN'IN ANLATIMIYLA)

Gizem'in elindeki bıçağı gördüğüm an aklıma, evimizin soyulma günü geldi. Sanki farklı kişilerle aynı olayın olmasından korkuyordum. O gün keşke bir şeyler gelseydi elimden. Hayatta ne kadar çok "O gün" dediğimiz an var değil mi? Pişmanlıklarımızın, mutluluklarımızn olduğu sizce hangi gün "O gün"?

5. Bölüm

" Elimden ne gelir ki?"

Annem ilk kez korkulu görünüyordu o gün. Ayça Yıldırım. O da biliyordu. Büyük miktarda geliri olan babamın düşmanları olduğunu. Ama bilmiyor ki bende onlardandım. Biz ağabeyimle oynarken, annem kitap okurken başladı her şey. Camlar patladı, kapı kırıldı. Korkudan sıçramıştım. Ağabeyim annemi haykırırken aşağıdan annemin bağırışları geliyordu. Bir adam gelip beni ve ağabeyimin kolundan çekiştire çekiştire aşağıya sürüklemişti. Korkudan yerinden fırlayacak kalbim, annemin korku dolu çığlıklarıyla bütünleşip benliğimi kaybetmeye sürüklüyordu beni. Anneme silahla vurdular. Ağabeyimi de. Bana sıra gelmeden siyah saçlı uzun boylu soluk göz rengine sahip bir adam annemin kafasına dayadı silahını. "Nerede?" diye kükredi. "Ney nerede ne istiyorsunuz?" diye çıkışan ağlamaklı sesli annem korku akıyordu gözlerinden. " Hadi ama Ayça. Biliyorsun, sen bize istediğimizi ver biz senin canını kurtaralım ne dersin." neydi acaba istedikleri. Annem anlamaz gözlerle soluk gözlü adama bakıyordu. Sanki aralarında bir meseleleri vardı. Hatta bundan emindim. Ama neydi? Tam o sırada ağlamaya başlayan annem cam gözlerini bulatıyordu. Ağabeyim dayanamadı. "Annemi rahat bırakın ben size istediğinizi veririm canını yakmayın!" çok geçti cam gözlü annem. Hep mutluluktan ağlamasını istediğim insan şimdi Ölümden ağlıyordu. Soluk gözlü adamın gözlerinin içine baktım. Boş bomboş ve boştu.

***

(MERVE'NİN ANLATIMIYLA)

Askılıklara bakılı kaldım birden Gizem'i sakinleştirmiştim. Ömer'in koynunda uzanıyordu. Odama çıkıp üstümü değiştirdim. Elime telefonumu alıp aşağıya indim. Merve uyuyordu. O an Ömer'in ne kadar huzurlu olduğunu gördüm. Gülümsedim birden. Sebepsiz, mutluluktan belki de. Çok yorgundum. Tek istediğim okula dönüm saçma sapan ne varsa son son yapıp gitmek istiyordum. Ama eskisi gibi olabileceğini düşünmüyordum. Sonuçta en yakın arkadaşım ne yapabilirdim. O benim kardeşim gibiydi ne olmuştu ki? Koltuğuma sinerken Bora geldi aklıma, Hürkan ile bir işleri olduğunu söyleyip çıkıp gitmişlerdi. Bu ikilinin son günlerde nereye kaybolduklarını merak ediyordum. Kafamı kaldırıp Ömer ve Gizem'e baktım. İkisinin de uyuduğunu gördüm. Yan yana. Gizem huysuz bir şekilde yerinde gözleri kapalıyken Ömer tam tersi çok mutlu, huzurlu sanki sanki halinden hoşnuttu.

Saate gözümü kaydırdırm. Saat dokuz buçuk olmuştu. Telefonu elime aldım. Bora'nın söylediği numarayı notlarımdan bakıp aradım. beklediğim gibi "Aradığınız kişi şu anda ulaşılamıyor. Lütfen daha sonra tekrar deneyiniz." sesini duyduktan sonra aramalardan çıkıp mesajlara girdim. Aynı numaraya mesaj attım. Mesajda uyuduğumuzu, anahtarın kapının önündeki paspasın altında olduğunu söyledim. MAŞALLAH EVE İSTİYEN GİRİP ÇIKIYOR MÜKEMMEL. Telefonu kapatıp yukarı çıktım. Havanın sıcak olması bana hem iyi hem kötü yönde etkiliyordu.

İyi yönü ev sıcak olduğu için doğal gaz vs açmak zorunda değildim. Kötü yönü de maalesef evde klima yok.

Annemlerin odasından bir pike kapıp merdivenlerden aşağıya atladım. Ömer ve Gizem ikilisinin üstünü örtüp kapıma kadar yürüdüm. Ardımdan kapadığım sesi ile yatağa atlamam bir oldu. Oradan da uyumama.

6. Bölüm

Uyandığımda hazırlanıp, çifte kumruların yanına indim. Birbirlerini uyandırıp oturuyorlardı koltukta. Gizem yerinden hopladı beni gördüğü gibi. Konuşmaya başladığında ne kadar toparladığını anladım. Sanki birlikte uyumaları iyi gelmişti ona. "Merve sana ne kadar teşekkür etsem azdır. Bana sahip çıktın çık teşekkür ederim. Gerçekten sana yaptıklarımdan o kadar utanıyorum ki. Ne desen haklısın beni affetmeni beklemiyorum." derken sarıldı bana. Acaba onu affetmeli miydim? Onu hala çok seviyordum. Ama asla aynı şey olmasını da istemiyordum. "Gizem seni çok seviyorum. Bana bir daha asla bir şey yapmanı istemesem de seni çok seviyorum." bu şey gibi oldu,

OLMAZ DEMEDEN DİNLE BENİ BİR...

SEN YOKKEN NE GECE NEDE GÜNDÜZ

NE AY VAR NE TEK BİR YILDIZ

HERYER KARANLIK VE ISSIZ GÖREMİYORUM*

Bunlar olurken Ömer sadece bizi izliyordu. Mutluydum, gerçekten.

Birlikte oturup sohbet etmeye başladık. Ne kadar saçma konu varsa hepsi hakkında konuştuk. Ardından zil çaldı. Gelenlere şaşırmadan içeri aldım. Bora içeri girerken muzip bir gülümsemeyle ve bir göz kırpmasıyla karşıladı beni. Ancak ruhsuz, mutsuz, umutsuz Hürkan Bey yüzüme bile bakmadı. Bende ona karşılık olarak göz devirmesi gerçekleştirdim. Sanki kendi babasının tapulu malına giriyor. Soruları kafamın bir kenarına bıraktım. Önüme yöneldim, salona girdim. Tüm kadro oradaydı. Gizem, Ömer, Bora ve Hürkan...

Onlar konuşurken bende mutfağa girdim. buzdolabını açıp içine baktım, iki saniye geçmeden kapattım. Çay yapmayı düşündüm. Çayı koyup bardağımı çıkarırken Bora girdi mutfağa. "Merve ne yapıyorsun?" "Çay koydum onu alacaktım. Siz neden gece gelmediniz?" yüzünü buruşturdu," Bir azcık uzadı işimiz, merak etme evden çıkıyoruz zaten." arkamı dönüp yüzüne baktım. "Neden gidiyorsunuz ki Gizem hiç bir yere gidemez. Yani o durumda değil." "Ne var bunda daha fazla rahatsızlık vermiyelim Merve her şey için teşekkürler." Ne diyor bu şimdi? " Bora bak bizim ev müsait kalın evde bir şey olmaz. Gerçekten" bir adım yaklaşıp gözünü gözüme dikti "Gözlerin öyle söylemiyor ama. Merve gözler yalan söylemez bu yazmayan bir kanundur." Eh doğru. " Olsun Bora bir gece daha kalın sonra gidersiniz." Başını salladı, sonrada aynı gülümsemesini bana gösterdikten sonra mutfaktan çıktı.

Elimdeki çayları dengeli bir şekilde odanın ortasındaki sehpaya koydum. Sohbete dalmış herkes bir biri ile uğraşıyordu. Elime fincanımı alarak oturduğum kanepeye çökmeye başladım. Bir ara sadece Hürkan'la göz göze geldik sonra gözümü kaçırdım. Ardından Gizem ben Ömer ve Bora alışverişe çıktık. En güzel Ankara AVM olan yerlere gittik. Alış verişte en sevdiğim-aslında tek sevdiğim- yer D&R oldu. En az sekiz kitap aldım.

Kitap okumak bana iyi geliyordu. Sorularımı unutmama yardımcı oluyordu. Hele ki fantastik kitaplar. Yazarları ile buluşmaya bayıldığım kitaplar hele. Bunları düşünürken asıl amacım Gizem'i mutlu etmek. Unutmasına yardımcı olmaktı.

Alışverişten sonra eve geldik. Akşama kadar alışveriş can sıkmıştı. Kendime iki tane elbisebiri turkuaz biride mordu. Mor olan kısa ve kalp yakaydı, bunu Gizem seçmişti. Turkuaz ise dizimin olduğu yerden az kısa olan V yakaydı. Bunu ise uzun süredir arkadaşım olan Bora seçti. İkisine de uyan vicut tipim sayesinde ikisini de aldım. Öte yandan Bora'nın moda anlayışı oldukça yüksekti sanırım.

Eve geldiğimiz gibi yemek söylemeyi teklif eden Ömer'e katıldık. Ancak Hürkan ortalarda yoktu. Artık endişelenme durumuna gelmiştim. Bora'ya sormak istiyordum ama yalan söyliyeceğini de biliyordum. Şimdilik susup oturmak en mantıklısıydı. Kimsenin umurunda olmaması beni şaşırtıyordu. Ya da ben çok abartıyordum.

Gelen pizzalar geldi. Yemeğimizi yerken benim aklım hala Hürkan'da kaldı. Bora'ya ara ara bakıyordum. Gün sonunda yine aynı senaryo oldu. Ömer ve Gizem ikilisi salonda kucak kucağa yata kaldılar. Bora'nı uyumuş olması gerekiyordu. Oturduğum yerden kalkıp telefonuma uzandım. Hürkan'ın numarası yoktu bende. Bu yüzden Bora'yı uyandırmalıydım. Yanına çömelip hafifçe dürttüm. Ama masum masum uyumakta olan Bora Bilgin'den gözümü alamıyordum. Nasıl neden? Tam o anda birden sıçrıyan Bora sayesinde korkudan ödüm kopuyordu. "Yahu Bora! İyi misin ya gece gece." küçük bir kahkaha kopardı. Susmaya başladığında ise elini azına götürüp kıkırdamaya devam etti. "Hadi ama komikti." gülümsedim sadece, "Hadi gel sana yatak yapalım." diye devam ettim. Başıyla onayladı.

Hızlıca bir yatak hazırlayıp Bora'yı yatırdım. Sanki dersin annesiyim. Koşar adımlarla odama gittim. Kafamı yastığın içine gömdüm ve uykuya dalmak için dua ettim. Acaba Hürkan'a neler oluyordu. Neden sürekli ortadan kayboluyordu. Sanki bizden bir şeyler saklıyordu. Ama neden Bora ile eve geldi? Tüm gece ne yaptılar? Tüm bir gece. Düşünceler içinde uykuya daldım.

Sabah kendi banyoma gidip bakım rutinini abartılı bir şekilde yaptım. Duşa girdim. Yüz yıkama jelleri, maskeleri, serumlar, daha neler neler yaptım. Ama bir türlü düzeltemedim kendimi. Kendimi hazır hissettiğimde aşağıya indim. Ama Gizem yoktu. Banyoya girmiştir diye düşündüm. Mutfağa her yere baktım. Yoktu Gizem yoktu. Bora'nın odasına gittim. Kapıyı tıklatıp açtım. Bora kalkmıştı en az yarım saat önce, her şeyi bir kenara bırakıp alel acele yanına gittim. "Bora, Gizem'i bulamıyorum. Hürkan'da evde yok." Bora anlamaz gözlerle baktı bana...

7. Bölüm

Her bir başlangıcın ardı gelir…

Salon da ki l koltukta sırayla dizilmiş ben, Ömer, Bora oturuyorduk. Hürkan yoktu. Ömer alt dudağını kemirmekten yara yapmıştı. Boray'la bakışırken gözüm Ömer'e kayıyordu. Ne diyeceğimi bilemedim. Bir süre sonra ayağa kalkıp salonda dolaşmaya başladı. Sanki çok stresliydi ve bunda çok haklıydı. Ancak Bora'nın sanki aklındaki soruları cevaplamaya çalışıyordu. Artık daha dayanamayıp beş kişi olmamız gereken yerde neden üç kişi olduğumuzu sorgulamaya başladım, "Bora. Bize anlatmak istediğin bir şey var mı?" diye sordum aniden. Bora bana anlamaz gözlerle baktı. Ne bakıyorsun tüm gece dışarda ben durmadım. " Merve ney anlatmam gerekiyor anlamadım?" ney anlatman mı gerekiyor. Mesela tüm gece ne yaptınız ve bu Gizem ile ilgili olabilir mi? "Geçen gece neredeydiniz? Bundan başlıyabilirsin."

Bora benim gerçekten eski arkadaşımdı. Onunla ilkokul orta- okul maceralarımız saymakla bitmezdi. Küçüklükten beri arkadaştık. Ama lisede yollarımız ayrıldı sanmıştım. İlk önce lisenin ilk yılı ayrı okullardaydık. Ardından ikinci senede üçüncü senede.Son sene de sınıf arkadaşlarım tarafından sorunlarım olduğu için okul değiştirmek zorunda kaldım. Ve bilin bakalım okuluma başlarken sadece benim geldiğimi sandığım üç yeni erkek daha gelmiş okula. Bilin bakalım ben bu üç erkek-artı en yakın arkadaşım- nasıl zorbaladı beni. Şaşırmaya ne gerek var yüz kaslarınız yorulmasın.

"Merve neyden bahsediyorsun. Hürkan'la kütüphanedeydik." Yalana bak bari bu sefer yalan söyleme. " Bende inandım Bora şu durumda Gizem'in durumu söz konusu, çıkar azın da ki baklayı artık”. O sırada bizi izlemekte olan Ömer'i gözü ile işaret etti. Sonrada o fark etmeden gözlerini üstüme çekti." Ben bir Hürkan'ı arıyım tekrar." Başımla onayladım. Evin ikinci katına çıktı. Ardından onu izleyen kehribar gözlerim, Ömer'in kahverengi gözleri buluştu. Gözlerinin içinden "Yardım et bulalım Gizem'i" diyordu. Bunu kendime söz verdim. Ardından kendi odama çıkım.

Merdivenden çıkmıştım ki merdivenin ilk sağ odada telefonda konuşan Bora'nın sözlerine kulak misafiri oldum. Sessizce haykıran sözlerine engel olamaması beni büyük bir şok içerisinde bıraktı." Hürkan sen saçmalıyorsun bu senin konun Gizem tamam sevdiğin biri ama ya sıra bize gelirse. Ömer ben Merve. O zaman ne yapacaksın bırak işte hallediyim. Ne demek sen karışma ben yapmıyacaksam kim yapacak acaba. Tamam ama Merve'ye bir şey olursa kim olursa olsun yaşadığına pişman ederim. Tamam evdeyiz gel anlat ne olduğunu. Ne yapabilirim Hürkan gel anlat yoksa ben anlatıcam. Görüşürüz" Bora arkasını döndüğünde ellerimi göğüsünün altında bir yanının kapıya yaslamış halimi gördü. Sessiz kalmakla yetindi. Sessizliği bozmasını beklerken sinirlenmemek için kullandığım gülümsememi yerleştirip bekledim. Ama konuşmadığı için daha fazla sinirlenip kıkırdamaya başladım. "Eeee ne var ne yok Hürkan'dan neredeymiş. Yoksa olay mı olmuş. Keşke kendi aranızda tutmasaymışsınız keşke minicik olan beyninizin bir kısmını kullanarak merakta çatlıyan Ömer'e yada bana anlatma gibi bir kabiliyetinizi kullansaydınız." Boş boş yüzüme bakan Bora'ya bakıyorken merdiven sesleri gelmeden odaya çat kapı dalan Ömer gelince ekip tamamlandı.

Bora'dan bir açıklama bekliyordum. Bora beni kolumdan tutup aşağıya çekiştirdi. Aşağıya hiç sorgusuz indim. Beni koltuğa oturtturduktan sonra daha fazla bekliyemiyeceğimi bekliyerek söze daldı." Merve sanırım bir açıklama bekliyorsun. Her şeyi yakında açıklığa kavuşacağını düşünüyorum. Şimdilik bir az daha da bekliye bilirsin." derken sözünü kestim: " Hayır Bora. Hürkan anlatmadan sen anlat yoksa kim bana zarar verecekse onlara soracağım." şaşkın şaşkın bana bakan Bora cevap verdi." Offf tamam. Bak Hürkan'ın küçükken annesi öldürüldüğü gün evlerinin basan bazı adamlar vardı."

Hürkanların evi yaklaşık o sekiz yaşındayken bir gurup mafya gurubu tarafından basılıp annesinin öldürüldüğünü ve ağabeyinin alındığını anlatmıştı. Ama bu olaydan sonra bir daha böyle bir şekilde olay olacağını kimse düşünmemişti. Gizem'in gitmesini anlamamıştım. Neyse ki sıranın bana gelmesine daha çok vardı. Yani öyle düşünüyordum..8. Bölüm

Bu konuşmalar olurken birden kapının çalmasıyla yerimden sarsıldım. Ayağa kalkıp kapıyı açtığımda karşımda Hürkan duruyordu. Onu içeri aldım, ardından da kapıyı kapattım. İçeri girip koridoru geçen Hürkan'ın anlatacaklarını gerçekten de merak ediyordum. Gizem neredeydi? Biri eve girip oku kendi evimden götürmüş müydü? Sırada ki ne olabilirdi? Peki ya şimdi ne yapacaktık? Sorularımı susturmaya çalışırken salona geçip koltuğa oturup Hürkan'ı dinlemeye başladım. Tabi konuşursa. Hepimizin gözleri Hürkan'ı bulunca dayanamayıp sesli bir şekilde iç çekti. Ardından anlatmaya koyuldu. "Bakın ben bir işe bulaştım. Benim babamların eskiye kalma bir hesaplaşma durumu var. Benim annemi ellerimden aldıktan sonra babam susmayı tercih etti. Ama ben hıncımı alamadım. Hem ağabeyimin hem de annemin benden uzaklaşmasına göz yumamazdım. Geçen gece eve geç geldiğimiz gece Bora ile bildiğim bir konaklama yerini ateşe verdik. Bizi yakalama olasılıkları çok yüksekti." minik bir gülüştükten sonra devam etti. "Ama malesef ajan Bora ve ajan Hürkan kaçmayı başardı." İkisde minik kahkahalar kopardıktan sonra Bora bu sefer söze devam etti," Ama acılarını çıkarmak için sanırım Gizem'i aldılar. Gerçi biz giderken biri arkamızdan bağırırken biriniz gidicek demişti" derken gülmeden duramadı. Ne? Söze daldım" siz iyi misiniz? Kız orda Allah bilir nerde yanında kim var. Nasıl, bir yerinde bir şey var mı diye endişeleneceğinize burada şakalaşıp gülüyorsunuz. Şaka mı bu? Kendinize gelin. Biz burada Ömer'le kafayı yerken siz orda gülüşüyorsunuz. Kız belki de ne halde şu anda." Sinirlenip ayağa kalktım." Bana o kızı oradan getirecek bir plan bulmadan gelmeyin yoksa elimden bir kaza gelicek." arkamı dönüp söylene söylene gittim.

Elime bir kitap alıp okumaya başladım. beni rahatlatmasını düşündüğüm için ilk kitap okuma yöntemine başvurdum. Yaklaşık yarım saat ben, kulaklığım da ki müzikler ve kitabım ile geçirdim. Yarım saat sonra odama giren Hürkan'ın sesi ile irkildim. Kulaklığımı çıkarıp gözümü gözüne kenetledim. O ise sadece bana bakıp yanıma oturmak için izin ister bakışı atıp yanıma oturdu.

Her zaman ayrısı olduğum okul ortamı, onlara fazlalık olduğum ailem, beni istemeyen arkadaş çevresi. Annemin böbrek yetmezliğinden her gece evimde korka korka uyumam. Babamın her geceleri sessizliği bağıra bağıra bozması... Ben güçlü olamıyordum artık. Aynı olmayan çocukluğum gibi. Sevilmek tek amacım, sevmek tek yaptığımdı o zaman ne yaparsam yapayım olmayan bozulan oyunlarım önemliydi o zaman. Şimdi...

Hürkan yanıma oturdu. Bir süre etraftaki sessizliği dinledim. Sonrasında konuşmaya başladım. "Evet mafya bey. Planımız nedir öğrenebilir miyim?" İç çekmekle yetinen Hürkan susamadı "Bak Çilek kız, şu an kızgınsın bu çok normal ama bana güvenmen lazım. Ne olursa olsun Gizem'i orada bırakmam. Senin sadece bana yardımın sessiz kalmak olur tamam mı? Senin bana yardım etmen gerektiğinin sende farkındasın. Ama şu durumda senin bana yardımın sözümüzden çıkmaman olur." neydi şimdi bu BAŞKA PAŞAM? "Hayır Hürkan aklının ucundan bile geçirme Gizem ve senin bana yaptıklarınızı unuttum ve sizi evime aldım. Şimdi iznin olmadan arkadaşımın iyiliğini düşünüyorum." lafımı bitirir bitirmez ayağa kalktım. Hürkan'da bunun üzerine kolumu tuttu" Bak Çilek kız seni bir odaya kapatıp işim bitene kadar orda tutmak istemiyorum. Duydun mu beni." Kolumu çekiştirerek elinden kurtarmaya çalıştım. Başarısız olunca kolumu serbest bıraktım. "SAÇMA KONUŞMAYI KESER MİSİN HÜRKAN. Artık seni dinlemek zorunda değilim. Hiç değildim şimdi bana en başta ihanet eden arkadaşımı kurtarmak istiyorum izninle." dedim ve kapıyı yüzüne kapattım. Ve evin en son odasına yol aldım. Daha başka kimseyle konuşmak istemiyordum.

9. Bölüm

Bazı insanlar sizi anlamaz. Bazıları anlamak istemez. Bazılarınız ihanet eder dinlemek ister. Bazıları istemeden olur nasıl mı?..

Küçüklükten beri elimin yakın dövüş sanatlarına, silah kullanımlarına alışmıştır. Doğuştan gelen bu özelliğimi annemler malesef geç yaşta fark etmişler. Sonrasında ise babam karşı gelip bu konuda bana ilgi göstermemişlerdi. Neyse ki bende bu özelliğimi görmezden gelmiştim. Ama elimin ağır olması aileden gelen bir şey değildi. Böyle özelliklerim olmasına rağmen kendime yapılanlara ses çıkaramıyordum. Bu elbette benim problemimdi. Ama önüne geçilebilirdi de. Annemlerin her seferinde göz yumması da onların beni ne kadar da önemsediğini gösteriyordu. Ama ben sadece ayakta duran ama düşmekten diz kapakları soyulmuş, çizilmiş, kanıyan minicik bir kızdım.

Evin en son odasına yani kilere gittim. Sessizliğin tadını çekerdim orda. Ne zaman evde problem olursa oraya giderdim. Bir nevi sakinleşme alanıydı benim için. Her türlü sorunumu orda halletmeye çalışırdım. Tek başıma sessizce, dört duvar arasında. Bu günde her zaman olduğu gibi oraya sığındım. Ayaklarımı kendime çekip ellerimi önden birleştirerek bir top oldum. Sessizliğin sesini dinlemeye başladım. Beni dinleyen onun beni anladığı tek şeyi. Bir süre kilerin sessiz soğuk mermerlerinde oturdum. Sakin olduğumu düşündükten sora ayağa kalkıp sessiz olan evimin koridorunda yol alarak odama gitme çabasını sarf ettim. Her kötü an aklımda her ayak sesi kulağımda çınlıyordu. Gözümden gelen sıcak bir damla göz yaşına engel olamadım. Sesler kulağımda çınladığında aklıma ev de ki anılar zihnimi bembeyaz bir kağıt gibi karalıyordu. Arkamdan gelen ayak sesleri buna eşlik ederken sırtımı döndürdüm. Merdivenden çıkan Hürkan bana musun kalverenginin en koyu tonlu gözleriyle bakıyordu. Ben beklemeden kollarımı yanında minicik kalan bedenine sardım. Çok yormuştu şimdiye kadar her olay. Annemin, babamın, okul... Ona sarıldığımı sığındığımı düşünen Hürkan'da bana aynı şekilde sarıldı. Bu iyi gelmişti sesleri az da olsa susturmuştu. Ama bu çok uzun sürmedi, Bora'nın yanımıza gelene dek. Yanımıza gelen Bora bana sonrada Hürkan'a baktı, ardından da ikimizi de yanına alıp aşağıya indi. Ömer ben gittikten sonra daha sakin görünüyordu fakat Gizem'i yanımıza almamız gerekiyordu. Şimdilik sanırım en mantıklısı Hürkan'ın sözünü dinlemekti. Ama Gizem benim için çok önemliydi onu orada sadece Bora ve Hürkan'ın kurtarmasına da göz yumamazdım. Yummazdık. Ne ben ne de Ömer. Bu yüzden şimdilik onlara yardım etme seçeneğini kullandım.

Her zaman ki gibi L koltukların bir bölgesine yerleşip beklemeye başladım ancak bu bekliyiz beni her saniye daha da geriyordu. Gizem şu an ne yapıyordu. Nasıldı? Kiminleydi? Ne yazık ki şu durumda yerimde bile duramıyordum. Sözü başlattım," Evet. Bu çok uzadı. Hürkan bize Gizem'i kaçıranların yerini gösteriyorsun. Ne istiyorlarsa veriyoruz Gizem'i alıp eve getiriyoruz. Hayatımıza devam ediyoruz. Nasıl fikir?" Hepsi bana yüzünü ekşitti. Özelliklede Hürkan. "Sen bir fikir at ortaya o zaman mafya Bey." dedim. "Önce bana ismimle hitap edersen sevinirim Çilek kız. Devamında da Gizem için bir plan yaptım zaten ben Bora ve Ömer için." Ömer'in gözleri parladı. Tabi Hürkan'ın dedikleri tam bir saçmalıktı. "Ne yani siz orda elin mafya mıdır nedir adamlarının bölgesini patlatıcaksınız ve ben evde durucam öyle mi?" Bora kıkırdadı" Bence evde olman daha iyi Hürkan iyi düşünmüş." dedi ve kıkırdamaya devam etti. Göz devirmek ona yeterli bir cevaptı. Sırada ise Gizem'i Allah'ın mafyalarından kurtarmak vardı. Ne kadar zor olabilirdi değil mi? Hürkan'a döndüm ve" Ne zaman gidiyoruz?" dedim. "Beni rahat bırakmıyacaksın değil mi?" TABİ Kİ DE " Evet aynen öyle yapacağım." diyip binik bir gülümseme yerleştirdim yüzüme. Ama ben en çok gizem için endişemi saklamak adına yapıyordum bunu.

10. Bölüm

Kim bilebilirdi böyle biri olduğumu, kimlerin olduğunu?

Salondaki koltukta otururken Hürkan'ın anlattığı planı dinliyorduk. Hürkan alanın büyük olduğunu ama patlatmamız gereken yerin küçük olduğunu söyledi. Ayrıca işimizi bitirdikten sonra ardımızda hiç bir iz bırakmamamız gerektiğinden bahsetti. Bu olanlardan sonra her şey güzel geçerse Gizem'i sağ sağlim eve getireceğine söz verdi. Ayrıca bizimle gelecek bir kız daha olduğunu söylediğinde el ele aşağıya indiğimiz an geldi aklıma. Sorgulamamaya karar verdim. Sonuç olarak benim amacım Gizem'i kurtarmaktı. Daha çok Bora ile konuşmaya karar verdim. Bildiğiniz üzere bu kıskançlık değildi beni yanında ayak altında istemiyordu bende olmıyacaktım. Bu planımı aklıma yerleştirdikten sonra hepimiz üzerine düşenleri yapacaktı. Hürkan" Ben Bora ve Ömer içeri sızıcaz" derken sözünü kestim:" Nasıl yani" sert bir bakış atan Hürkan sert bakıyordu. " Sesini keser misin bir dakika?" Pardon sen kimsin? Hepimiz şaşkınlıkla Hürkan'a bakıyorduk. O ise elindeki planlamaya bakıyordu. Sert bir kişiliğim olduğu için böyle şeyleri umursamazdım ama Allah aşkına ne oluyor sana Hürkan? Stres mi bu? Siz söyliyin ne oluyor ben bir şey yapmadım. Belki de ben boş hislere kapıldım. Bilmiyorum ama şu operasyonumuzdan sonra bana ne demek istiyorsa desin ama ilk önceliğim Gizem.

Benim daha sabrım yoktu " Hürkan ne demek sus sence susmak için uygun bir zaman mı? Noluyor sana en son Gizem ile kavga ettiniz ne bu beyaz atlı prens oyunları? " malesef kafamda ne varsa söylediğim için söylediklerimden iki dakika sonra pişmandım. Ama bozuntuya vermedim " Bende geliyorum o kadar başka bir şey yoksa bana sonra anlatırsın Bora ben dışardayım." Bora başını salladı. Hürkan ne yaparsan yap bakışları atarken olayı kavramaya çalışıyordum.

O bana öyleyse ben de ona öyleyim. Beni hafife almıştı. Bunu da Gizem'i kurtardığımız gün ona da göstericektim. Elime kahvemle arka bahçemize oturdum. Hava aydınlıktı. Güneş yeni yeni ışıklarını saçıyordu. Ben ve kahvemle arka bahçenin kendine ait masasında oturuyordum. Bahçemize her baktığımda berbat his, hayal, olaylarla karşı karşıya kalıyordum. Korkuyordum. Her şekilde korkuyordum. Her kesden korkuyordum. Her an tetikte kalmak istiyen bedenimi tutamıyordum. Rahatlıyamıyordum. Bu ne zamandan beri böyle bilmiyordu.

Kendi düşüncelerimle başa başa kalırken gözümün ucuyla tüm bahçeyi süzüyordum. Her yere sanki bir daha hiç gelmicekmiş gibi bakıyordum. Bir an duraksayıp bahçenin sol tarafında gözüme bir parlaklık çarptı. Bu bahçede daha önce görmemiştim. Ayağa kalkıp parlaklığa yakınlaştım. Bir adım mesafe kaldığında eğilip bir azcık daha yakınlaştım. Bu demir bir plakaydı. Üstünde "Taylan Gümüştaş" yazıyordu. Bu soy adını kafamda tekrar ederken bir yerden tanıdık olduğunu düşündüm. Sanki bir şekilde zihnime kazınmıştı. Bulmak üzereyken, bir anda omzumda bir ağırlık hissedip yerimden sıçradım. Boray'dı bu. Birden ayaklanıp plakayı elimden yere düşürdüm. Neyse ki almaz sorgulamaz diye düşündüm. Ama plakayı eline alan Bora bir eline bir bana baktı. Ona" Aile yadigarı büyük büyük annem bana bırakmış." dedim ve bir gülümseme yerleştirdim yüzüme. Aniden elime tutuşturdu plakayı.

Neler olduğunu anlayamadan mutfaktan salona geçmiştik bile. Beş dakika önceki gibi ben Hürkan, Bora ve Ömer kalmıştık. Bora beni neden buraya getirdi anlamadım. Ama neyse ki Hürkan yüzüme bakmıyordu. Bora " Hadi bakalım ne yiyeceksiniz söyleyin." Ömer söze başladı. "Bana her şey uyar ağabey" Bende Ömer'e katıldığımı söyleyince Hürkan başını masadan kaldırıp kısa süreliğine bana bakıp gözlerini kaçırdı. " Bana da fark etmez Bora." Bora azını aça aça konuşmaya başladı" Yine bana mı kaldınız ben nerden bileyim ya. dört tane acılı çiğ köfte anlaştık söylüyorum. Daha başımı sallamadan içeri kaçan Bora'nın keyfi gayet yerindeydi lakin bizim değildi. Ömer " Bende bir lavaboya gidip geleceğim siz takılın beş dakikaya yanınız dayım." Siz takılın öyle mi? İkisine de yumruğu yapıştırmak istiyordum. Ama sinirli bakışım Ömer'in keyifiyle çarpışıyordu oda mutlu mutlu yol alıyordu.

Sonrasındaysa tahmin ettiğiniz gibi sessiz geçti. Ben koltukta bana ayrılan yerime sinmiş bir şekilde yatarken Hürkan koltuğa yaslanmış gözleri etrafı inceliyordu. Ki ben buna kanacak kadar aptal değildim. Tabi ki o da benim gibi sorularını susturmakla meşguldü. Sessizliği bilinen üzere o bozdu" Yarı için iyi dinlen yarın gidiyoruz." Birlikte gidiyoruz. "Biliyorum. Tamam" ne diyebilirdim ki. Tamam tek seçenekti. " Bak Çilek kız ne desen haklısın ama seni o mafyaların üzerine salamam. Duydun mu beni? Seni tehlikeye atamam." Ardından konuştum" Onu mafya olmadan önce düşünseydin daha iyi olurdu sanki ne dersin?" Görünüşe göre Hürkan'ı kızdırmayı başarmıştım. Sinirli yüzünde daha sinirlenseydi sanki yüzün de ki damarlar gözükecekmiş gibiydi. Zaten elinde kolunda damar yolları açılış gibi gözüküyordu. Daha konuşmadan Bora içeri girdi" Bir az beklememiz gerekiyormuş ama gelicekimiş. Siz ne konuşuyordunuz?" Ona dönüp lafımı öne sürdüm" Konuşmuyoruz. Ayrıca Ömer nereye kayboldu lavaboya gitmek için Hakkari'ye mi gitti?" Bu cümlem Boraya kısa bir kahkaha koparmasına yeterli olmuştu. Tam bu cümlemden sonra ağazını açmakta olan Bora'nın omzuna elini değidiren Ömer sayesinde Bora minik bir çığlık kopardı. "Oğlum iyi misin yüreğime indiriyordun ne diye sessiz sessiz geliyorsun sen ya?" Bu durum benim Ömer'in gülmesine yeterli olmuştu. Hürkan ise yüzünde bir mimik bile oynamıyordu. Ama çok fazla terliyordu. Neden bu kadar terliyordu ki? Yarın için m? Kim için?* Benim için olmadığı ap açık belliydi ama ne oldu da bu kadar terliyordu? Bu düşüncemi beynim de yer kalmayan bir yere sıkıştırdım. Ardından ortaya dönüp konuşmaya başladım" Ben yukarı çıkıyorum bir kaç şeye bakacağım duş alıp gelirim. Yemek gelirse beklemeyin beni siz yiyin" dedim Ömer ve Bora başını salladı. Hemen merdivene doğru yürüdüm ve odama gittim. Üstümü çıkarıp bornozumu üstüme geçirdim. Duştan sonra giyeceklerimi hazırlayıp duşa giden uzun yoluma başladım. Banyoya geldiğimde üstümü çıkarıp suyun sen soğuk tarafa çekip hiç beklemeden girip duş almaya başladım.

Acaba bugün dışarda bulduğum plaka ney ile alakalıydı. Rastgele gelemeyeceğine göre gerçekten bir anlamı olmalıydı. Lakin bizim ailemizin böyle bir soy adı yoktu. Azımda gezdirdiğim sözler plakada yazan kişinin ismini söylüyordu.

"Taylan Gümüştaş"

"Taylan Gümüştaş"

"Taylan Gümüştaş"

Kimdi bu diye sorular zihnimde gezdirirken çok fazla suyun altında kaldığımı düşünüp çıktım. Her tarafımın kızarmasını izlerken üstüme bornozumu geçirdim. Banyo dolabından bir saç havlusu alıp banyomuzdan çıktım. Çıplak ıslak ayaklarımla koşar adımlarımda odama ulaşmayı başardım. Hiç beklemeden içeri girip üstümü giyindim. Saçıma havlumu sarıp tabletimi elime alıp arama motoruna girip ismi araştırdım. Önüme binlerce sonuç çıktı. Bazıları suç haberleri bazıları da gazete haberleriydi. Bir kaç haber stesine girdikten sonra sıkılıp odamdan çıktım. Salona indiğim de Ömer Bora konuşuyor bir taraftan da telefonlarından oyun oynuyorlardı. Hürkan ise telefonunda geziniyordu. Bora ve Ömer'e selam verdim. "Yemek yediniz değil mi?" Bora yanıtladı "Biz yedik Hürkan yemedi. Aç değilmiş. Acıkmıştır yiyin kardeş kardeş." cümlenin sonunda bir yastık alıp Bora'nın kafasına vurdum. Kafasını tutan boraya zafer gülüşümü sergiledim. Ardından Hürkan'a dönüm gel işareti yaparak mutfağa çağırdım. "Neden yemedin?" Hürkan karşım da ki sandalyeyi çekip oturdu. Masada duran çiğköfteleri açmaya çalışırken söz etti" Aç değildim. Yeriz şimdi. " dedi ve sustu. Bende sustum. Sessizlikle yemeklerimizi yiyip kalktık.

Salona vardığımızda hala oyun oynayan Ömer ve Bora'ya baktım sonrasında ise " Hadi kalkın yarın Gizem'i o pis yerden evime getirmem gerekiyor." dedim. Ömer aniden kalktı. Bora "Tamam anne yatıyorum." dedi koluna yumruk atıp susturdum onu. Herkese iyi geceler mesajımı verdikten sonra yatağıma uçracasına yürüdüm. Kafamı yastığa koyduğum gibi uyudum...

11. Bölüm

Bugün Gizem'i tekrar evime getiriceğim gündü. Sabah kalkar kalkmaz banyoya girip elimi yüzümü yıkayıp hızlı adımlarla çıktım. Hürkan Bora ve Ömer beni beklemeye başlamıştı bile. Her şeyimi evde bırakıp kapıya yöneldiğimizde Hürkan kolumdan tuttu. Olabildiğince nazik tutmaya çalışıyor gibiydi. Beni kendine döndürdü ve konuşmaya başladı. "Merve. Ne olursa olsun hiç bir şey olmadan eve geri dönücez tamam mı?" başımı salladım," Hürkan. Bana sakın geride kalmamı söyleme. Aksine bana yol açarsan hem Gizem'e daha yakın oluruz. Onu çok merak ediyorum. Gidelim hadi." yürümeye başladığımda beni kolumdan tekrar tutup kendine çekti. Kollarını bana sardı. Sanki bir daha hiç görüşemiyecekmişiz gibi sarıldı bana. Bu ne anlama geliyordu ki? Bir daha görüşemiyecek miyiz? Hayır tabi ki de bunu bu kadar trajikleştirmeye gerek yoktu.

Bu Hürkan ile ilk sarılışımızdı. İlk içten sarılışımız. Şu zamana kadar hep nefretli gözlerle baktığımız için bu ikimize de ters gelmişti. Ama iyi gelmişti. Yani sanırım. Şu olduğumuz duruma bakınca bu gerçekten de ikimize de tersti. Ben onundan nasıl intikam alabilirim diye düşünürken şu anki durumumuz buydu. O ne düşünüyordu bilmiyordum. Bu sarılma iki dakika bile sürmemişken bana sanki yıllardır sarılıyormuşuz gibi geliyordu.

"Hürkan artık gitmeliyiz. Yeterli." beni geri çekip yüzüme baktı. Sonra ondan uzaklaşıp anahtarımı alıp kapıya yöneldim. Evde biri kalmışmı diye arkama bakıp kim kim olduğumuzu kontrol ettim. Ardında kapıyı çekip kilitledim. Bora arabanın sağ ön koltuğuna geçti. Hürkan ise arabanın dreksiyonunun başına. Ben ve Ömer ise arka üçlüyü kaplıyorduk.

Bu zamanlarda sakin kalmak en iyisi olduğu için bana ayrılan koltuğu kapladım ve sol tarafım da ki cama kolumu yaslayıp dışarıyı izlemeye başladım. Hiç birimizden ses gelmiyordu. Ömer'in oturduğu yerden terlediğini hissede biliyordum. Kalp atışı tüm arabayı inletiyordu. Bende aynı stresi yaşıyordum ama sessiz kalmaya alışıktım. Ne olup biteceğini kafamda planlarken ön tarafın sohbetinden de uzaklaşmaya çalışıyordum. Aklımda sadece Gizem'in nasıl olduğu, kimle olduğunu merak ediyordum. Ben sessiz kalmaya devam ederken Ömer bana döndü." Merve hiç iyi hissetmiyorum. Gizem aklımdan çıkmıyor. Nasıl stresini kontrol ediyordun ben dayanamıyacağım daha yoksa." Yüzümü ona döndürdüm, "Merak etme, Gizem az sonra seninle olucak. Biz yani ben elimden geleni yapacağım" dedim ve sakinleştirici bir yüze büründüm. Umuyordum ki bu Ömer'i sakinleştire bilirdi. Ömer arkasına yaslandı. Bir az sakinleşmeye çabalıyordu, ben ise onu sakinleştire bilmiş gibi içimde zaferimi kutluyordum.

Uzun bir zaman sonra araba durdu. Benim kalbimde durdu. Arabadan inen Hürkan ve Boraya bakıyordum ki bende zaman kaybetmeden kapım açıp arabadan indim. Etrafa baktığımda buranın büyükçe bir alan olduğunu fark ettim. Ancak buruda ne bir bina nede başka bir şey vardı. Bora'ya soran gözlere bakmaya başladım. "Burası bizim bekleme alanımız Merve" dedi Hürkan. Başımı etrafta gezdirmeye başladım. Burası ıssız bir yerdi. Sadece bir ana yolu vardı. Ardından breş dakika gibi bir süre bekledikten sonra bir motor sesi geldi. Arkamıza döndüğümüzde bize doğru bir canavar geliyordu. Evet bu Kawasaki Z 1000SX vardı. Bu motorları Türkiye'de bulmanız neredeyse imkansızdı. Kim olduğunu sorgularken bize doğru geldiğini anladım. Yanı başımıza gelene kadar hızını indirmedi. Yanımıza geldiğinde bunun Hürkan'ın bahsettiği kız olduğunu anladım.

Yanımıza geldiğinde tavırarından nasıl biri olduğunu anladım. Bana ne ki? "Selam naber Hürkan?" diyerlerine de selam verip beni bilerek atladı. Sabrettim. Ardından tekrar Hürkan'a dönüp cilveli tavırlar takınmaya başladı." Hürkan arkadaşın için bana söylediğin iyi oldu. Bilirsin ben bu konularda bir az bilgiliyim." Bilirsin? Neyi bilicek pardon? "Ah evet iyi oldu. Arkadaşlar tanıştırıyım bu Azra Azra bu arkadaşlarım Ömer Bora ve Merve." bana devirdiği gözleri beyni gibi yerden alıp yerine sokup tırnaklarımla yüzünde benden bir hatıra bırakmaz istesem de sabrettim." Şimdi arkadaşlar planımızı herkes biliyor. Ama bazı tüneller sizin için küçük ben devreye gireceğim-" durdurup söz kestim" Benim içinde. Bende bu planına dahilimdir umarım aramızda en ufak benim." başını sallayıp plana dönen Azra içinden bana pekte hoş olmayan kelimeler kullandığını biliyordum. Ve evet hoşuma gidiyordu. Planın üzerinden geçip her olasılığı düşündük. Bu olanlardan sonra arabaya geçtiğimizde midemi bulandıran o ortamı gördüm. Hürkan Azra'ya anlamlı anlamlı bakarken işi bitince ona göz kırpan Azra'nın ortamı. Ne pardon ne? Başımı çevirip önüme baktım. Ardından arabamızın haraketiyle yola başladık ve çok geçmeden de vardık.

Arabadan iner inmez stres topu oluşumun dışardan bakışını hayal ettim. Saate baktığımda saatin gece olmasını bekliyordum. Saat buraya gelene kadar on iki olmuştu. Ancak bu yeterli bir sayı değildi. Bunun yeterli olması için beklememizin komutunu veren Hürkan'a dik dik baktım. Ne oldu gözleriyle bakınca kafamı çevirdim. Belki de bu sebepsiz kıskanma evresine bir son vermeliydim. Sonuçta aramızda bir şey yoktu. Bunun oluşunu düşünemiyordum da zaten. Neyseleyip kafamı gidiceğimiz bir gurup teneke araba dolu bölgeye çevirdim.

Burası çok az kullanılmış sonrasında ise bomboş bırakılmış bir araba baisiydi. Gözümü etrafta gezindirirken bir isim teneke plaka çarptı gözüme. Paslı oraya atılıp yıllarca kalmış bir plaka. İki metre öteden gayette iyi okuduğum isimi görünce kafamın deliye döndüğünü düşündüm.

"Taylan Gümüştaş"

Arkamdaki omzuma değen kol hissettiğim anda arkamı döndüğümde bu sefer Azra arkamdaydı. Onun bana yaptığı yapmacık gülümsemeden iğrendiğikten sonra ayağa kalktım. Sonrasında ise gideceğim bölgelere baktım. Ben ve Azra aynı yerden aynı bölgelerden gidiyorduk. Bora ve Hürkan aynı yoldan giderken Ömer dışarda keskin nişancılık yapmayı karar kılmıştı. Bunu içeri girerse eli ayağı dolanacağı için yaptığını da not düştü. Herkes buna onay verdikten sonra herkese verilen yaka mikrofolarını ve kulaklıklarını taktık. Bir birimizi rahat duyup duyamadığımızı kontrol ettikten sonra artık her şey hazırdı. Tek yapmamız gereken Gizem'i oradan kurtarıp geri getirmekti. İçeri girerken her bir takım arkadaşıma baktım. Sıra Hürkan'a gelince elimi kavradı" Merak etme halledicem" dedi. Buna zamanım olmadığı için hiç bir şey hiç bir tepki vermeden ayağa kalktım. Elimdeki yakın dövüş mini bıçaklarımı arkama yerleştirip kendime cesaret verdim.

Son kez bir birimize baktık ve Bora'ya cesaret verici gözlerle baktım. Ardından ben ve Azra yolumuza geçtik artık başlıyorduk. Gizem için her şeyi yapardım. Bu seferde bunu yapıyordum.

12. Bölüm

Yürüdüğümüz yolda da okuduğumuz kelimelerle de birlikteyiz...

Ben arkada Azra önde yürüyordu. Bölgeye girişimiz ve çıkışımızın bir olması gerekiyordu. Bu yüzden olabildiğince elimin kuvvet güçüme cesaret veriyordum. Giriceğimiz yere geldiğimizde belime bağladığım mini bıçakları ikisi belime ikisi bacaklarımın kenarlarına yerleştirdim. Bu sefer tünelde en önde ben vardım. Azra önüne geçmemde pek memnun görünmese de bunu kabullendi. İlerlemeye başladığımızda karın ağrım ve ağır bir bel ağrısı çekmeye başladım. Bunun oluşu hiçte iyi değildi. Reglin tam da zamanıydı. Bunu belli etmeden arkamı dönmeye debelendim ama başarılı olamadım. Arkamı dönmeden" Azra. Ağrı kesicin var mı?" Azra dudağını bükerek" Noldu beyaz atlı prenses yoksa bu görev sana zor mu geldi?" göz devirdim ve yoluma devam ettim. Arkamda benden daha oflayan söylenen biri olunca bana ne laf yapıştırmaya çalışıyordu. Bunları unutarak önümdeki yolun bitmesi için daha hızlı adımlar atmaya koyuldum.

Bir az daha ilerlediğimde bazı erkek sesleri ve ayak sesleri işittim. Bunu üzerine Azra'yı susturdum. Seslerin kesilene kasar sustuk. Sesler kesilince havalandırma deliği olduğunu düşündüğüm yereden çıkmaya çabaladım. Kıvrak bir haraketle yere süzüldüm. Ardından Azra'nın inmesi için onu tuttum. Bana yapma bir ifade ile teşekkür eden Azra'ya mimik oynatmayarak cevap verdim. Ardından sessiz koridorda yürümeye başladık.

"Hey Merve. Hürkan hakkında ne düşünüyorsun?" ney hakkında. bu ne sorusuydu şimdi. " Bilmem hiç oturup Hürkan'ı düşünmediğim için." yüzünü çevirmeden bana cevap verdi" Biliyor musun bence bizim aramızda bir şeyler olabilir." dedi ve kıkırdadı. Kıkırdaması mide bulandırıcıydı. " Bilmiyorum artık. Öyle bir şey olursa hayırlı olsun." gülümsedi. Yolumuz devam edecekken durdum. Çok sessizdi burası. Bana ne olduğunu soran Azra'nın sorularını cevapsız bıraktıp sessiz adımlarımı attım. Bir müddet daha ilerledik. Ve işte her filmde olduğu gibi burada da kalıplı adamlar vardı. Etrafa baktığımda pek kamera görmedim. Bazı önemli bölgelere koymuşlardı. Ben bunlar olurken elimin altında olan kameraları ortadan kaldırmıştım zaten. Ancak kameraların arkasında yedi yirmi dört biri var mıydı bunu bilmiyordum. Umudum olmaması yönündendi.

Merve olarak burada ki görevimi tamamlamam gerekiyordu. Bizim girdiğimizde ki taraf Gizem'in olduğunu düşündüğümüz gerin en uzak girişiydi. Ancak en güvenli olanı olduğunu düşünüp oradan girmeyi teklif edilmişti. Bunun üzerine planlamayı yapmıştık. Ancak şu an çaprazımızda duran adamları hesaba katmamıştık. Ben Azra'ya kaş oynatarak adam olduğunun haberini verdim. Anladığını var sayarak önümüze doğru gelen ve bunu farkında olmayan adamların şok olmalarını sağlamaya başlıyordum. Belim de ki mini bıçağımı kavrarken derin bir nefes verdim. Ardından Azra ile aynı anda komutlarımızla adamarın üstüne atladık. Ben adamın boyun tarafını hedef alarak hayatını sonlandırırken Azra adamın oyununa düşmüştü. Bir birlerini teperken elimi bir çubuk gibi kullanarak ensesinin hemen üstüne geçirerek yere yığdım. Ardından ise bıçağımı kavrıyarak boynuna boydan boya bir yarık açtım. Bunun gayet normal karşılıyan Azra ile yola devam ettik.

Malesef bu seferki bir az zor olacağını düşünmeye başladım. Büyükçe bir eylenme salonunun etrafına yayılan on sekiz tane adam ile karşı karşıya kaldık. Ben önden giderken Azra arkamdan geliyordu. Artık sanki benim önden gitmem gerektiğinin kararına varmıştı. Önümde duran üç adamın nasıl yere yapıştıracağımı düşünüp minik bir plan yaptım. Ben önden giderken sağ elimde ki ve sol elimde ki bıçaklarımın bekim nereye dokunsam ateş ediyormuş gibi kullanmayı düşünüyordum. Öyle de yaptım. Sağ elimde ki bıçağımın keskin ucu karşımda ki adamların kollarına boynuna yada bacaklarına geçiyordu. Bıçağımın metal parıltısı erkek adamların cildinde gezerken gergin Merve yerine bundan keyif alan Merve geçmişti. Bunu yaparken Gizem'e daha yakın olduğumu hissediyordum. Ne kadar adam dövsem de Gizem için buna değerdi. Yoluma her seferinde daha fazla güçle devam ediyordum. Ne olursa olsun kim karşıma çıkarsa çıksın arık bu mekanın içine girmiş onlar tarafından yabancı olarak görülmüştük. Bunlar olurken hem Ömer ile hem de Hürkan ve Bora ile iletişimimizi kesmiyorduk.

Artık kaç adam dövdüğümü sayamaz hale gelmiştim. Yorgunluğu tüm bedenimde hissediyordum. Her bir damarım yorulmuştu. Ancak bunu yaparken sesimi bile çıkarmıyordum. Benim çok sevdiğim takım arkadaşım ise her seferinde bana söyleniyordu. Doğru okudun, söyleniyordu. Ben yoluma devam ederken yanımdan ilerleyen Azra yolu yarıladığımızı söyleyince umutlandım ve daha da cesaretlendim. Bana yapılan her şeyi bir kenara bırakıp bu hallere bürünmemin sebebi arkadaşlarımın bende ki değeriydi. Beni önemsiz bir ailem olduğu için onlar benim kanatlarımın sargı bezleri olmuştu. Beni ne zaman teselli ettiklerini sayamaz olmuştum. Umudum Gizem'den zerre kadar düşmemişti. Onu hala seviyordum ve onun adına korkuyordum.

Önüme çıkan iki adamı da ense patlatarak ayak altından kurtararak yürümeme devam ettim. Azra bana bunların son adamlar olması gerektiğini söyliyerek artık Gizem'in olduğu odaya girmek için sadece çok az kaldığını söyliyerek bana gaz verdi. Şimdilik aramızın iyi olması gerekiyordu. Ya da ben umursamadığım için güzel geliyordu. Yüzümde bir gülümseme belirdi ve anında soldu. Sonrasında ise normal ciddileşmeme devam ettim. Karşımda üç adam arkalarında sekiz adam vardı. Tehlikeli sulara geldiğimizi anlamıştım. Arkalarında ise üç adamın başında dikildiği bir oda kapısı duruyordu. Bu işi herkesin önünde yapmaktan başka çarem yoktu. Bilin bakalım ne yaptım. Evet birden iki adamı yere serdim. Üzerime koşan üç adamı daha hallettikten sonra en son olarak tank misali üç adamı da dahi arkadaşım Azra ile hallettik. Çok zeki olduğu için ben beş adamı öldürürken izliyordu. Ben artık daha dayanamıyacağımın haberini Azra'ya verirken o adamla cebelleşiyordu.

Kenara geçip nefeslenmeye çalışırken omzumda bir ağırlık hissettim. Kokudan elime aldığım bıçağımla bana deyen kolun doydan bir çizik attım. Bora'nın acılı inleyişini duyunca hemen arkama döndüm. Kolunu tutan Bora ve onun hemen arkasında duran Hürkan'ı gördüm. Hürkan şaşkınlıkla beni izlerken Bora bileğini kavramış sıkı sıkı tutuyordu. Kıkırdamamı tutamadım " Bora ben Ömer'e benzemem haberin olsun" dedim ve gülmeye devam ettim. Hürkan sesini kısarak" Bence bir az geç haber verdin." çıkıştım" Sen sus beyaz atlı prens. Bu komikti. Hem ayrıca seni bekleyen prenseslerin var haberin olsun." Gülmekten gözlerimde ki yaşları silerken bana ne dediğimi sorar gözlerle bakan Hürkan'a sessiz kaldım. " Şimdi, çabuk olun Bora sakin ol bacağını koparmadım. Ben Azra'ya yardıma gidiyorum." " Ne yani kızı orda tek mi bıraktın? Sen iyi misin Merve?" Pardon bunu bana Hürkan mı söylüyor? " Sakin ol beyaz atlı prens prensesini kurtarmaya gidiyorum sakin olabilirsin." sinsice gülüp ne dediğini dinlemeden arkamı dönüp Azra'ya karşı koştum. Sessiz adımlarım bu sefer Azra'ya saldıran adamın etrafında yankı yaparken ben boynuna gerekli müdahaleyi yaptım. Ellerimi bir birine vurarak Azra'yı tebrik ettim." Bravo çaylak iyi iş çıkardın." dedim ve bir kahkaha kopardım. " Evet evet ne demezsin." gülerken sessiz olmaya çalışıp kendimi susturdum. Daha dayanamıyacağımı söyleyip ilerledim. Öte yandan bir ben bir de Hürkan iyi durumdaydık ne den mi? Azra yere yatmış zaferini kutluyor. Bora elini kestiğim için neredeyse tüm dünyayı patlatacakmış inlemeler yapıyordu. Ben daha fazla daha dyanamıyıp arkama son kez baktığımda Hürkan bana anlamlı gözlerini öne sürdü ben ise sadece önüme dönüp sessizce Gizem'in olduğu odanın kapsını açtım. Ancak görünen o ki etrafa baktığımda Gizem burada değildi. Sadece bir not vardı:" Taylan GÜMÜŞTAŞ" yazıyordu. " AHHH HADİ AMA!"

13. Bölüm

Ben el ele tutuşuruz sanmıştım...

Birlikte yürüdüğümüz yol uçuruma çıkıyordu. Ben Hürkan Bora Ömer ve Gizem... Yanımda olmasını beklediğim arkadaşım şu an bilmediğim duvarların arkasındaydı. Ama ben söz vermiştim. Onu evime getirecektim. Hayır getirecektim onu evime. Ne olursa olsun evim onun evi olacaktı. Arkama dönüp Hürkan'a baktım. Hürkan bana ne oldu gözleriyle bakarken başımı iki yana olumsuz salladım. Benim yanıma kadar uzun uzun adımlar atarak geldi. O da odanın boş olduğunu görünce gözlerinden okunabilir bir şaşkınlığa uğramıştı. " Merve." yüzümü döndürmeden cevapladım" Hürkan." kimse yoktu burada. Ardından Azra geldi. O da şaşkınlıkla elini ağzına götürdü. Bora ise sessiz kalmayı tercih etti. Hürkan'ın beni izlediğini hissedince ona döndüm. " Daha zaman kaybedemeyiz. Bora gel gidelim Hürkan ikiniz sol koridordan ilerleyin. Biz de sağ taraftan ilerliyicez. Bir şey olursa hemen telsize söyleyin. Daha fazla zaman kaybedemeyiz" Bora'ya baktığımda daha iyi olmuştu. Koluna bir bez parçası sarmıştı. Kolunu tutmayı bırakınca yürümeye başladım. Hürkan kolumdan tutarak beni yavaşlattı." Merve seni tek bırakamam. " ne demeye çalışıyordu şimdi bu? " Hürkan tek değilim Bora var. Ayrıca Azra'yı bırakama. Onun eğitimi olabilir ama çok güçlü değil." Hürkan beni kendine çekti." Merve. İkimiz gidelim." "olmaz-" Bora sözümü keseti ve öbür elimden çekiştirerek yürümeye zorladı. Daha fazla direnmeden arkamı Hürkan'a dönüp yürüdüm.

"Hey, Merve hayal dünyandan çıkar mısın. Dikkatini topla" Başımı iki yana salladım. " Üzgünüm dalmışım." minik bir güldükten sonra konuştu" Hürkan'ı düşünüyordun değil mi?" " Hayır. Hürkan'ı düşünmüyorum." Evet Hürkan'ı düşünüyordum. " Hadi ama Merve. Seni çocukluğumuzdan beri tanıyorum. V evet onu düşünüyordun." Ben ve Bora sessiz koridorlarda yol alırken tetikteydik. "Bora tamam onu düşünüyordum ama sence de yaptıkları mantık dışı değil mi?" Başını salladı" Hepsinin bir sebebi var. Zamana bırak." Bu doğru olabilirdi. Bana zamana bırakmam gerektiğini söylemesi mantıklıydı. Her ne zaman bir problem olursa ona anlatırdım. Oda bana her seferinde" zamana bırak" diyordu. Onun dediklerini onun ağzından duymak daha iyi geliyordu bana.

Bir aralar Bora ile çok yakındık. Her seferinde beni zorbalıktan kurtaran o olurdu. Beni koruyan o olurdu. Ben de ona ne zaman olsa her konuda yardım etmeye çalışırdım. Bazen ödevlerimizi birlikte yapardık. Bazen de ailevi problemlerim olunca onların evine giderdim. Beni soluksuz dinlerdi. Ne olursa olsun bana destek olurdu. Ben ise ona bulduğum her seferinde yardım ederdim. Böyle bir yakın arkadaşlığımız vardı. Öte yandan Hürkan Bora'nın tam tersiydi. Ne konuşmuşluğumuz vardı ne de görüşmemiz. Bir iki kere daha zorbaladığını biliyordum. Okulda ki zorba yakışıklı çocuktu işte. Ama bana yaptığını çözemiyordum. Azra ile yakın olduklarını biliyorum ama az önce söyledikleri ne anlam ifade etmesi gerekiyordu? Bunları bir az daha düşündükten sonra ne kadar saçma bir düşünce dedim ve kafamı görevime verdim.

Olduğumuz koridorda sessiz ve karanlık olması yön bulmamı zorluyordu. Devam ederken Boranın elinden sıkı sıkı tuttum. Kaybolmak istemiyordum. Bora'yı da kaybedemezdim. Oda benimle aynı şeyi yaparak elimi sıkı sıkı tuttu. İlerlerken ayağım takıldı. Neye takıldığını anlamadım sırada hemen ayağa kalktım. " Merve iyi misin?" ayağa kalktığımda elimi yerde gezindirmeye başladım. Ama iki dakika bile olmadan takıldığım cisim şu an orada yoktu. " Şşşş Bora sessiz ol. Neye takıldığımı bulamıyorum. " Bir dakika boyunca yerde elimi gezdirdim ancak neye takıldığımı bulamadım. Ardından Bora'nın elini tutup ilerlemeye başladım. Her adım attığımızda daha da sessizleşen koridolar da ilerliyorduk. Ben her korktuğumda Bora'nın elini daha da sıkıyordum.

İlerlemeyi durdurduğumda Bora" Ne oldu Merve?" başımı sallayıp bir problem olmadığını belirttim. Neyse ki sessizlikten kimin olup olmadığını anlayabiliyordum. Üç çeşit sessizlik vardı: Sessiz olup içinde fırtına patlayan sessizlikler, sesizliğin sesini dinleyen sessizlikler ve boş sessizlikler vardı. Boş sessizlikler bu gurupta ki en ağır olanıydı. Ses çıkaramadan sessizce boş beklemek. Boş sessizlikler bazen büyük kaos ortamlarının haberci kuşları olabilirdi. Ya da belki de olmuştu.

(HÜRKAN'IN ANLATIMIYLA)

Ben ve onlar...

Zifiri karanlık koridorların etrafın da ki ayak seslerimiz. Aynı zaman da bulmam gereken bir kız. Azra ile yola yaklaşık on beş dakikadır devam ediyorduk. Beni ne olursa olsun elimi bırakmıyordu. Ben ise bundan rahatsız olmak dışında başka bir şey düşünmüyordum. " Hürkan. Merve hakkında ne düşünüyorsun. Bence Bora ile çok uyuyorlar ben çok uyduruyorum." neydi bu şimdi. Pardon insanlardan sanane seni ne ilgilendiriyor. " Azra bu tarz konuları benle konuşma. Seni ilgilendirmeyen işlere burnunu sokma." somurtmaya başladı" Yoksa ben bir şey anladım sen Merve'den hoşlanıyormuşsun. Boşver bence o seni sattı ve Bora'yla olmayın karar kıldı. Boşver onu başka insanlarda var. " hayattaki en sert bakışımı attım. Ne demeye çlışıyor bu kız? " Bir Merve'den hoşlanmıyorum. İki Bora ve Merve çok yakın arkadaş. Ona pekte hoş olmıyan şeyler yaptığım için benimle gelmek istememiş olabilir. Ve bundan sanane Azra?" " Tamam sakin sitres küpü sustum. Ama ondan hoşlanıyorsun belli." durdu ve konuşmaya devam etti" Kendine bile yalan söylüyorsun." devam ettik. "Sana son kes söylüyorum Azra bir daha bana Merve ile ilgili bir şey sorama ve buraya odaklan." başını salladı. Ve uzun süre konuşmadık. Diğer bir söylemle sessizliğin sesini dinledik.

Uzun süre yürüdükten sonra bazı konuşma sesleri duymaya başladım. Bir az bilgi topldığıma göre burası uzun süre aranan bir suçlunun yani Taylan Gümüştaş olarak adlandırılan bir adam uzun zaman önce bir kadını darp ederek altı yol hapis yatmıştı. Cezasın bitene kadar hapishanede sorun çıkardığı için bir yıl daha hapis yatmış. Cezası bitince de çıkıp gitmiş. Şu an nerede olduğu kimlerin tanıdığı bilinmiyormuş. Ta ki biz bulana kadar.

Önümde duran adamın Taylan olduğunu düşünerek kalp atışımı bile susturmaya çalıştım. Araların da ki konuşmaları kısa sürede duymaya başlayıp şok oluşumu düşündüm. " Bu gün buraya gelen kızlardan biri patronun kızıymış. Bu yüzden çok dikkatli olmamız için bizi uyardı. Aksi taktirde burayı başımıza yıkarmış." minik kahkahalar atarlarken kendimi duvarın gerisine çektim. Duyduklarımın gerçek olmamasını diledim. Azra ya da Merve elimden kayıp düşecekti. Bunun Merve olma ihtimali çok çok çok düşüktü nasıl olsa Azra geçmişimiz çok oladığı için o nun olmasını diledim. Evet dilememeliydim ama ne olursa olsun Merve benim için çok değerliydi. Ona yaptıklarımı hatırlıyınca kendimiden utanıyordum. Bunları ona unutturup ondan özür dilemek için hala zamanım vardı. Belki de onunla hala arkadaş olma zamanım vardı. Umarım ki vardı.

Azra arkamdan koluma deyince irkildim " Hürkan sakin ol benim. Ne oldu?" başımın bir şey yok gibisinden salladım. Ardından adamlar ayağa kalkıp bize doğru yürümeyen başladılar. Azra'ya göz hareketi yaparak bir adamın geldiğini belli ettim. Yakınımıza gelince adamın ilerlemesini bekliyerek elimi bir sopa olarak kullanıp ensesine geçirdim. Yere düşen adamın yanında ki adamda ne olduğunu haykırarak bana doğru koşmaya başladı. Bu sefer sıra Azra'ya geçmişti. O da adamı yere düşürerek tekme attı. Bu onlara uzun süre acı verecekti. Biz onların yanından ayrılana kadar.

14. Bölüm

(MERVE'NİN ANLATIMIYLA)

Her seferinde daha fazla yaklaşıyorduk Gizem'e. Bora ile yaklaşık bir saattir yürüyorduk. Ama sonunda geldiğimizi düşündüğüm odanın kapısını gördüm. Bora'ya baktığım da o da çok şaşırmış ve heyecanlı görünüyordu. Birlikte bir birimize son kez bakıp kapıyı araladım. "Sanırım biz Gizem'i bulmıyalım diye herkes bize beddua okumuş"

Çok küçükken ben babam ve annem bir alışveriş merkezine gitmiştik. Babam anneme kızgın kızgın bakıyordu. Babamı ne zaman yüzünü hatırlamak istesem her seferinde kızgın bir yüz geliyordu aklıma. Annem babamdan korkmaya başlamıştı. Bir oyuncak mağzasına gözümü kestirmiştim. Babama söylemeye korktuğum için ona söylememeyi düşünmüşüm. Mağzaya girince kendimi cennette gibi hissetmiştim. Hiç düşündünüz mü bunu yaptım diye babamın neden saatlerce beni dövdüğünü? Ya da annemin korkudan çığlık atınca babamın annemi de dövdüğünü? Kim bilebilir ki?

Karşımızda el ele Hürkan ve Azra duruyordu. Onların önünde de el ele Bora ve ben. Hürkan ile birbirimize bakmamaya yeminli gibi tutuşan ellerimize dik dik bakıyorduk. Neden bu kadar istekli el ele tutuşuyorlardı ki? Azra'nın gözleri parlıyordu. Bir iki saniye sonra bir bana birde ellerine baktı. Ve muzip bir gülümseme yüzünde belirdi. "Azra!" Bora elimi bırakarak Azra'ya koştu. "Bora! İyi misin?" Bora ile sıkı sıkı sarıldılar. Gözlerim iğrenir gibi baktım. Her ne kadar mutlu olduklarına sevinsem de ne Bora'yı ne de Hürkan'ı anlıya biliyordum.

Ben ne istiyordum. Nasıl mutlu olduğumu hissediyordum? Kiminle? Ne zaman? Hayır bunlara ayıracak vaktim yok. Her ne kadar değer verebileceğim bir insanın hayalini kursam da hayır. Bunlara zaman kaybedemem. Hele şimdi. En yakın arkadaşımın nerede olduğunu bilmediğim bir zaman da. Ben Gizem'i bulana kadar asla böyle bir hisse kapılmayacaktım. " Tamam arkadaşlar hızlı olmamız gerekiyor sizde biliyorsunuz hadi ilerlemeye birlikte devam edelim." dedim. Ve devam ettik. El ele tutuşan Bora ve Azra hemen arkamdaydı. En önde yürüyordum. Hemen yanımda ise Hürkan vardı. Çaprazında Azra ve yanında da Bora vardı.

Uzun süre düşündüm. Neden böyle oluyor. Neden oluyor? Bora benim için çok değerli, peki ya Hürkan. Yorulmuştum artık. Ayaklarımın altının ağrısını çekmeye başlamıştım. Her ne kadar dayanmaya çalışsam da ayaklarım da derman kalmadı. "Pişttt. Mervee." Arkamda Bora bana sesleniyordu. "Bora?" ne oldu der bakışlarımı ortaya sundum. "Sen yoruldun mu?" başımı iki yana salladım. "Hayır Boracım. Yorulmadım." kıkırdadı ve konuşmaya başladı " Merve çocukluğumuzdan beri tanışıyoruz seni biliyorum. Birazdan ayakların titremeye başlıyacak gör bak." Gözlerimi devirdim ve yoluma devam ettim. Burası koskocaman bir yer olmalı ki kaç saattir yürüyoruz saymayı bırakmıştım. Ya da bize dakikalar saatler gibi geliyordu.

Bir az daha ilerlediğimde elimi kaldırarak arkadaşlarımı durdurdum. Buradan sonra zifiri karanlık sona eriyordu. Yürümemi hızlandırıp sesimi daha fazla kıstım. Hürkan arkamda arkasında Azra ve en arkada da Bora vardı. Bir kaç uzun adım attıktan sonra kolumdan sıkıca tutan ele yüzümü çevirdim. " Merve." dedi Hürkan. " Efendim ne oldu şimdi?" Bana bir adım attı Hürkan. " Çilek kız..." Hürkan'ın yüzüne boş boş bakıyordum. " Hürkan bırak kolumu şurdan çıkınca konuşuruz." Bana bir adım daha attı. Ben ise bir adım geri çekildim. En sevmediğim şeyi yapmaya başladı. Gözlerini gözlerime dikti. Bunu burada yapmamalıydı.

Ama ah kahretsin gözleri çok güzeldi.

"Tamam çıkınca konuşalım." dedi ve sanki hiç bir şey olmamış gibi gitti. Neydi bu şimdi. Kafam karıştı ya. Ne yapmaya çalışıyorsun Hürkan ya. Bende yürümeye devam ettim. Ve uzun süre istediğimiz ışığa kavuştuk. Karşımda duran koskocaman kapıya dik dik bakıyordum. Bora hemen Ömer'e haber verdi. Ben dayanamadan kapının kulbuna eğilip kapıyı araladım. Kapının açılmasıyla kulak tırmalıyan bir ses ve kapının ardında ki odada yere bağlı bir şekilde duran Gizem... Hemen içeri atladım. Bizi duyan Gizem'in sesi ağzına bağlanmış bir bez parçasından geliyordu. Alnına yapışan sarı tutamları ve terlerine daynmadım. Elini açmam için elimi geçirdiğim ellerine değdiğimde elime bir kağıt parçası deydi. Elime aldım ve okudum:

" Hepiniz hoşgeldiniz!"

" Bu benim hoş oyunuma goşgeldiniz."

"İki takımda eşit. Bir birimize vereceğimiz ödüllerimiz."

"Tek siz kaldınız. Sizde geldiniz. Ve tekrardan hoşgeldiniz!"

" Oyunumuzun yaratıcıları sizsiniz. Biz sadece görevlerinizi vereceğiz..."

"Yapacak olursanız ödülünüzü yoksa cezanızı alacaksınız"

" Ve şimdiden itibaren oyunumuz başladı oyuncular."

" Oyunumuza hoşgeldiniz, Son oyunumuz o gün tutsakları."

Not burada bitiyordu. Her ne kadar bir birimize boş baksakta bir şeyler yapmam gerektiğimin farkındaydım. Etrafta gezinmeye başladım. Gizem'in ellerini açan bir anahtar olmalıydı. " Neydi şimdi bu?" dedi Azra. " Anlasanıza oyunun içindeyiz şu an bilmem kaç dakikada Gizem'i kurtarmamız gerekiyor." Hadi dedim onlara bana katılmaları için. Hürkan sorgulamadan bana katıldı ve etrafı darma dağın ettik. " Hadi Azra." dedi Hürkan. "Bora gelmeyi düşünür müsün acaba?" dedim bende. O neyse bende o değil mi? Beni okuyan arkadaş hayır kıskanmıyorum. Yaptığına anlam veremiyorum. Bana yaklaşmaya mı çalışıyor? Yada uzaklaşmaya mı çalışıyor? Anlam veremiyordum. Şimdilik bu kafamı karıştoran sorularımı kafamın en tozsuz raflarına kaldırmaya çalıştım.

Ne yaparsak yapalım Her yere baktık ama hiç bir şey bulamadık. Bora da dayanamayıp yere oturdu. Azra da onun yanına oturdu. Ne yapıp edip Gizem'i buradan çıkarıp evime götürücektim. Her yere bir kez daha göz gezdirdim. Ama hala hiç bir şey bulamıyordum. Son anda dikkatimi çeken kahve fincanının yanına asker adımlarımla gittim. Bardağın içilmiş tarafı daha yeni kurumaya başlamıştı bu da demek oluyor ki biri burada çok yakın zamanda gelip kahve içmişti. Ne içtiğine bakılırsa bu sade filtre kahveydi. Hemen kahve makinasına koştum. Filtre kahve makinasının kahve bölmesini açtım. Ve evet tahminlerim doğruydu. Burada bir kağıt parçası vardı. Hemen elime alıp okumaya başladım. " Evet küçük tutsak ilk ip ucunu buldun. İlk ip ucun:

" Dudaklarının, yanaklarının rengi solacak."

"Solgun güle dönecek."

" Göz kapakların aynı bir ölü gibi kapanacak."

" Hayatın son gününü nasıl ölüm ele geçirirse aynı öyle olacak. "

" Arkadaşlar ben bir şeyler buldum." dedim ve elimdekini ortaya gösterdim. " Kahve az önce içilmiş gibi daha kururmamış. Aynı zamanda ona bakarken aklıma kahve makinası geldi ve orada unu buldum." dedim ve elimde ki sözcüklerini gösterdim. Bir dakika bu Romeo ve Juliet'ten bir bölümün sahnesi?" Hepimiz anlamaz gözlerle Azra'ya bakıyorduk. Ne yani bu kız klasik mi okuyordu? " Evet bu doğru ama bu ne alaka şimdi?" O an alkıma bir şey geldi. " Anlarsınız şimdi." dedim ve kitaplığa gidip tam önünde durdum. Ve elimi attığım gibi aradığım kitabı buldum. Dedikleri sayfayı aramaya koyuldum ve kısa sürede buldum. Açtığım sayfdan bir sayfa daha çıktı. Onun içinde ise bir tebrik konuşması vardı. Onu atlıyıp anahtarın nerede olduğunu bulmaya çalıştım. Ve o cümle her şeyi açıkladı, " Anahtar kapının üstündeydi bu arada. Anahtar içinde anahtar kuralı." diyordu. Anahtarı alıp elimle masadan destek alarak ikiye böldüm. Ardından içinden çıkan anahtarı Bora'ya uzattım. O da hiç zaman kaybetmeden Gizem'i çözdü. Gizem ayağa kalkar kalkmaz bana sarıldı. Bende ona. Uzun süre sarıldık. Ardından zaman kaybetmeden burdan çıkmaya çalıştık. Bora Gizem'i kucağına aldı. Neyse ki burdan çıkış çok kolaydı. Yürürken boş boş durmaktansa en güvenli ve tehlikeli yolları tespit etmiştim. Bu şekilde önceden bir çok yararlı şey yapmıştım. Umudum işe yaraması yönündeydi.

Dışarı çıkar çıkmaz hepimiz rahatlamıştık. Ömer ve Gizem'in dakikalarca sessiz sarılışına da şait olmuştuk tabi. Ve işte kendimi bir kenara çekip rahatlama zamanım gelmişti. Arabaya doğru giderken kol tutma başarısında olimpiyatlara gitmesi gerektiğini düşündüğüm kişi kolumdan tuttu. " Merve. Çıkınca konuşalım demiştin. Çıktık konuşalım." dedi. Pardon sen kimsin? " Lütfen Hürkan lütfen eve gidip rahatlıyana kadar beni rahat bırak. Lütfen" dedim. Kolumu sakince bıraktı ve başını salladı. Dediklerime bozulmuş olma ihtimali oladığı için yoluma devam edip arka koltukta ki yerimi kapıp gözlerimi kapattım..

15. Bölüm

Sessizlik belki de şu dünyada en büyük nimet. İstediğin zaman bozabilir istediğin zaman sağlıyabilirsin. Ama maalesef huzur aynı şekilde değildir. Huzuru bulduysanız bozmamalısınız.

Kendi kendimin düşmanı olmuştum. Kaç yıldır, hep aynı olaylar. Kaç kere bende mi sorun var diye düşündüm. Acaba ben ne yapıyordum. Hayır sadece beni istiyen insanlarla tanışmamıştım. Eminim ki bu sefer kabullenebileceğim bir ortamda bulunuyorumdur. Hani herkes aynı şeyi söyler ya," Boşver takma sen." yada şey gibi" Onlar seni sevdiği için öyle söylüyor" en sevmediğim bazen şeyde oluyor" Ne yaptın da sana öyle yaptı? Bir insan boş boş öyle şeyler yapmaz." derlerdi. Bunlar tabi ki de umurumda değildi. Ama tek kalınca, her söz her kelime aklıma doluyordu. Ben neyi yanlış yapıyordum? Belki de hiç bir şeyi. Ama kabul görülmeme sebebim neydi? Bu soruları cevaplamak gerçekten zihnimi yavaş yavaş ele geçiririken gözlerimi kapatıp sessizleşmeye çalıştım. Kalp atışlarımı, nefesimi... Zihnimi artık kontrol edemiyordum. Ki bu beni epey zorluyordu. Sanırım ben diğerleri gibi güçlü değildim. Biliyorsunuz ki bu kaderi yaşıyorsanız güçlü olmak zorundasınız. Ben böyle doğmadım. Güçsüz, hep bir yerlere kapanmak istiyen, korkak biriydim ben. Korkularımdan kaça kaça ayaklarım soyulmuştu. Kimse beni güçlendirmek için yada ayağa kaldırmak için bir şey yapmamıştı. Yapmalarına da gerek yoktu. Çünkü ben bu çocuk kalbimle hiç umursamıyordum. Tabi öyle sanıyordum.

Hayatta en sevdiğim sessizliğin sesini dinliyordum. Sessin hiç bir yere çarpmadan kulağım ulaşmaması ilk defa bu kadar tatlı geliyordu. Beynimde ki sesleri, soruları susturma çabalarımı bir kenara bırakıp kendimi uykulu halime teslim ettim. Sağımda Hürkan, arkamda sırasıyla Bora, Gizem ve Ömer vardı. Hürkan'a göz ucuyla baktım, yola odaklanmış sol elinin serçe parmağının tırnağını kemiriyordu. Ona baktığımı anlayınca yüzünü bana çevirdi. " Konuşmak istiyorsun sanırım. " başımı olumsuz yönde salladım. " Peki o zaman eve gidince konuşalım." başımı bu sefer olumlu salladım. Buruk bir gülümseme gösterdi. Ardında arabayı kullanmaya devam etti. Ve o andan sonra aklım darma dağın oldu. Neden bu anı

.

yaşıyorduk? Neden biz bize... Ve sanırım ben Hürkan hakkında hiç iyi hisler beslemiyordum. Bir az düşündükten sonra kararımı verdim. Ben eve gider gitmez Gizem dışında herkesi evimden dışarı çıkaracaktım. Gizem iyi olduğu anda Ömer'in ona bir yer bulmasını istiyecektim. Daha fazla kimseyi görmek istemiyordum. En azından şu anda kararım bu yöndeydi.

Bir az yol aldıktan sonra midemde minik haraketler hissettim. Sanırım araba tutuyordu. Artık dayanamaz bir hale geldiğimi hissettim ve karnımı tutmaya başladım. Yüzümü ekşittiğimde ise Hürkan bana seslendi " Merve istersen Bir iki dakika bekliyebilirim." Gülümseyip başımı salladım. " Sağol iyi olur." Yaklaşık beş dakika sonra bir petrol istasyonunda durduk. Ben koşa koşa lavaboya gittim ve içimde ne kaldıysa hepsini çıkardım. Bir az rahatladıktan sonra elimi yüzümü yıkayıp lavabodan çıktım. Çıktığımda beni kapının önünde bekliyen Hürkan'a baktım. "Daha iyi misin?" başımı salladım. " İyiyim" dedim. "Bak istersen dinlen çok zor bir gün oldu." Başımı salladım.

Şimdi ise ben ve çocukça düşlerimin yolunda gözlerimi kapattım. Uzun süre bu şekilde bekledim. Olan şu ki belki de uykum gelir, belki uyuyabilirim diye düşündüm. Ki öyle de olmuştu. Rahat bir yerde olduğumu hissettim. Ama neresi olduğunu kestiremedim. Bu sorumu bir kenara bırakıp hayallerime bıraktım kendimi.

Bazen her ne kadar ses yapsanız da,sizi duyan olmaz. Bazen her ne kadar çabalasanız da sonucu hep aynı olur. Peki bu durumda siz ne yaparsınız? Umarım ki pes etmek son seçeneğinizdir. Aksi halde, benim hayal dünyamda ki minik kız olabilirsiniz. Her yanlış yaptığında kendine zarar veren. Kendini sevmeyen. Çocukluk yaşamamış. Susturulmuş. Hiç sevilmemiş. Ve en sonunda kendine kıymış. Halbuki ben onu çok seviyordum. Şimdi ise sadece rüyalarımı kabusa çeviriyordu. Her kabusum da kötü sözleri beni manipüle etmek amaçlıydı. Hep tek uyurdum. Yanımda bana elini uzatan bir annem yada babam yoktu. Ki buda beni daha güçlü yapmıştı. Her gece kabuslarımdan inliyerek uyanır, etrafa bakar annemlerin uyanmadığından emin olur ve tekrar uyurdum. Ve hep babamın annemin beni sevmesini dilerdim.

***

"Neden beni sevmedin anne? Ben hep seninleyim. Neden sen yoksun?"Susmamı diledi. Ve ben susmasdım. Ben onun kızıydım. Onu seviyordum. O seviyormuydu? Babam eve girdi, annem korkuyla irkildi, bense sessiz oldum. Evet babamın en sevmediği şey, ölüm sessizliği. "Nurgül, ne var niye susuyorsunuz?" Annem bana baktı. Konuşmamı istedi, ama ne olursa olsun ben vicudumda ki her bir morluğun üzerimde hissettim. Annemde bunu biliyordu, ancak beni babama yem etmeye bayılırdı. Yine aynısını yaptı. Beni babamın önüne attı, evden çıktı gitti. Evet gerisini anlatmama gerek yok. Azımızın tadını bozmak istemem.

Bu küçük kız her seferinde kaçarmış. Tek başına bilinmiyene kaçarmış. Kimse durduramazmış. O sözde ailesinden kaçmak için bir dünya kaçmış. Yeni bir aile bulma çabasıyla ülke ülke dolaşır dillerini öğrenip kendine aile ararmış. Sarı saçları büyüdükçe kahverengine dönermiş. Git gide siyahlaşırmış saçları. Hep merak edermiş annesinin mi saçları yoksa babasına mı benzerdi saçları?

...

16. Bölüm

Çok bir uzun yol aldıktan sonra uyumaktan sıkılıp gözlerimi açmaya karar verdim. Gözlerimi araladığımda Hürkan'ın kucağında merdivenden yukarı çıkıyorduk. Çok yorgundum. Hala elimi nasıl kana buladığımın şokunu atlatıyordum. Ben ne yapmıştım? Aklıma gelen her saniye gözlerimin önünden geçiyordu. Ben her seferin de bunları mı yaşayacaktım? Korku hissediyordum. Bedenimin iliklerine kadar korku hissediyordum. Bundan sonra tek başıma kalacak gibiydim. Belki de böyle olmalıydı. Evet belki de ben insanların içindeyken farklı biri oluyordum. Her neyse. İç sesimi susturduktan sonra Hürkan'ın beni yatağıma bıraktı ve yaralı bir kuş gibi elimden tutup uyumamı bekledi. Ben ise bu anın tadını çıkarmak istesem de uykuma esir kalmıştım.

***

Gözlerim kapandı, her seferinde korktuğum rüyam tekrar tekrar başlıyordu. Küçük bir kız, elinde onunla elişiler süsler yaptığı makası, ve iki dakika içinde etrafa bulaşan kanları. Etrafında hiç kimse yok. Tekli yatak odasında her adımını güçlükle atar... Odasının en kenar kolonlarından birine sağ elinde süslü makası sol eli soğuk fayans yerlerinde. Soluk gözleriyle son bir kez odasına baktı. Odanın kapasından olduğu yere kadar gelen kan izleri kendi bedenine aitti. Gözünden düşen sıcak damla tenini yakmıştı. Kendi sonunu kendi getirmişti. Ki oncada bunu o dışında herkes bilerek istiyerek yapmıştı. Kimse onu görmezken kendini dışardan izledi. Gözlerinin nasıl git gide karardığını hayal etti minik kız. Unun için dünya berbat insanlarla doluydu. Oysa o her seferinde daha iyi olmaya çalışırdı. Ancak bir süre sonra kendini tutamıyıp böyle bir şey yapmıştı. Bunun bir insanın çocuk ruhu olduğunu o bile bilmiyordu. Evet bu Merve'nin yani benim tertemiz ruhlu çocuk kalbiydi. Ama o kendi sonunu getiren küçük kıza dehşet dolu gözlerle bakıyordu. Bunu o da istemiyordu. Ama ne aksi o anda hem ben hem de küçük kız kendini bırakmıştı. Kız yattığı koyu renkli kan göletinin ortasından bana seslendi. " Sende dene..." dedi. Orada onun sim siyah gözlerine baktım. Sonrasında simsiyah bir boşluğa düşmeye başladım. Sonsuzluğa.

Sıçrayarak uyandığımda Hürkan yanı başımdaydı. Elimi sıcak eliyle kavradı. Ağlamaya başladım. Bunu görünce oturduğu yerden kalkıp yatağı tek eli ile destek alarak sarıldı bana. O bana iyi geliyordu. Her ne kadar kendi ayaklarımın üzerinde durmaya çalışsam da çökezleyip yere düşüyordum. Özgürlüğümün içinde kapana kasılmıştım. O sadece bana uzatılan bir el değil tek eldi. Bunlar aklıma geldiği an ağlamam şiddetle artıyordu. Evet korkuyordum ve korku gerçekten beni yormayı çok iyi biliyordu. Tuttuğumu fark etmediğim nefesimi verdim, ve Hürkan'ın güven veren kokusunu içime çektim. Ona tutunmak beni rahatlatmıştı. Nefeslerimizin karıştığı ve aynı zamanda küçük kızın kendi canına kıydığı odanın aynı olması beni üzüyordu. Evet ilk defa birinin yanında ağlayıp gözlerimi silmiştim. Hürkan bana özenli bakışlar atıyordu. Bende ona tebessüm ederek teşekkür ediyordum. Evet ona teşekkür edecek gücüm yoktu. Ona gülebilir ona sarılabilirdim. Ama ona teşekkür ederim bile diyemiyordum. Gücüm tükenmişti, artık ne konuşmaya ne de ses yapmaya gücüm vardı. Bazı şeyler hayatıma giriyor bazı olaylar unutulmaya çalışılıyor ve bazıları çıkıp gitmiş gibi davranıyor. Ne acı değil mi? Kalbiniz zorlanıyor sıkışıyor. Ne acı, benim bir ailem yok, ne acı benim bir yaşama amacım yok. Sizce acıtmıyor mu?

Başımı Hürkan'a çevirdim. "Çok düşündüm. Neden ben diye, çok acıttı dokunduğum dalın kırılması. Çok acıd-" sözümü yarıda böldü. "Artık düşünme yeter. Yeter Merve canını boşa yakıyorsun. Canını yakan kimse olmıyacak artık. Sen güçlüsün. Ben varım. Tamam mı ? Artık ağlama çünkü arkanda bir dünya var. Tüm herkes sussun sen konuş tamam mı?" Başımı salladım. Sesimi çıkaramadım. Boğazımda ki düğümler her konuşmak istediğimde daha da düğümleniyordu. Ne oluyordu acaba bana? Kimse beni anlamazdı. Ben yine kendime kalmıştım. Onları artık yanımda istemiyordum. Korkuyordum. Her ayak sesinden, her kalp atışından.

Ama onun ki farklıydı. O farklıydı. Onun kalp atışı, nefes alış verişi kısaydı. Farklıydı. Bazen beni korkutuyordu. Nefesi babamınkine çok benziyordu. Ben her seferinde korkuyla uyandığım kabusların sebebi sanki yanı başımdaydı. Hepsi öldü ama. Ağabeyim, annem babam. Korkuyordum. Tek olmaktan. Bir baba ve anneye sahiptim şu an farklı bir anne babaya. Onları seviyorum, ama onları daha çok özlüyorum. Ağabeyimi ve annemi.

Başımı salladım. Ona tutunarak ayağa kalktım. Yürüyecekti ki onu yanımda tuttum . Gözlerimin içine baktı. Bende onunkilere baktım. Siyaha dönük kahverengileri çok çekiciydi. Gözleri sonsuzluğa açılıyordu. Beni sonsuzlukta ki cennetine davet ediyordu. Acaba benim hakkımda ne düşünüyordu. Ne diyebilirim ki, ona tutunmak istiyorum. Belki de oda bu dalı kökünden sökecekti. Korkuyla sözlerini bekledim. Ama aniden nefes almamaya başladım. Hürkan panik yapmıştı. Ömer ve Bora'nın adlarını haykırdı. Anında oda kapısında Bora ve Ömer belirdi. Uzun bir süre nefes alamadım. Boğazımı tutuyor nefes almaya çalışıyordum. Bir süre alıp kenetleniyordum. Başımın döndüğünü hissettim. Gözlerim kararıyordu. Acıma dayanamadım ve gözlerimi kapatarak boşluğa düştüm.

"Anne," dedi küçük kız. "Babam beni bulabilir mi?" dedi gözünden bir damla yaş akarken. Yaş gözlerinden yanaklarına bir yol izledi. Annesi ise susup sessiz kalmıştı. Her ikisi de korkuyordu. Kim korkmaz ki? Canı yanıyordu onlarında. En çokta annesinin. Yavrusunu babasından saklamak yüreğini param parça ediyordu. Ne olurdu ki bir az normal aile olsalardı. Sessiz kalamadı. " Merak etme canım. Bir şey olmayacak bu sefer. Ben babanı tutucam sende ağabeyinin yanına gideceksin tamam mı ?" başını salladı küçük kız. Başka çaresi yoktu. Her seferinde yakalanıyordu babasına. Her seferinde daha çok canı yanıyordu. Ama çocuk kalbi el vermiyordu. Daha altı yaşı vardı. Kimse bilmez okula gitmez evde otururdu. Hep aynı hayali kurardı. Okula gidip arkadaş edinmek saçma sapan hareket etmek isterdi. Ama ona engel olan babasına kayıtsız kalmak zorunda kalırdı. Ağabeyi her gece eve babasına yakalanmamak için geç saatte gelirdi. O günde aynı zamanda kardeşimi yanına alacak ve babası evden gidene kadar eve girmiyecekti. Babasının ne kadar sinirleneceği aklında canlanıyordu. Açık konuşmak gerekirse babasından korkmuyordu. Babasını acınası bir hayatı olduğu için bunu onlardan çıkarıyordu. Korkmuyordu. Kardeşi aklındaydı. Annesi ve kardeşini nasıl kurtarabilir onu düşünüyordu. Ama bu neredeyse imkansızdı. O iti kopuk adam onları nereye kaçarlarsa kaçsın bulurdu. Korkuya mahkum olan annesini kurtarmak onun en büyük hayaliydi. Daha 16 yaşında olmasına rağmen annesine sahip çıkmak onun yazılı olmayan göreviydi. Bunun o da farkındaydı. Ama elinden bir şey gelmiyordu. Sadece o günü atlatmak şu anki istediği tek şeydi. Ve bunu yapacaktı. Ama herkes gibi oda olanlardan habersiz idi.

Küçük kız mutfakta annesinin hazırladığı son yemeği olduğunu bilmeden yemek yiyordu. Aniden evin kapısı ardına kadar açıldı. Babası kapıda elinde bir silahla annesine tutulu bir vaziyette bakıyordu. Bu korkutucuydu. Annesi arkasını dönmesi, çığlık atması ve patlama sesi aynı anda olmuştu. Bu korkutucu ses onun ürkmesine neden oldu. Babası mutfak dolabından bir kutu alkol alıp oturma odasına geçti. Oda olacakladan habersizdi. Küçük kız ayağa kalktı. Annesinin cansız bedenine baktı ve gözlerini açtı. Bunun anlamsız olduğunu düşündü. Sonrasında ise kıkırdamaya başladı. Çatal bıçak yerinden büyük bir ekmek bıçağını elleri ile süzdü. Korkutucuydu, bunu hiç düşünmemişti. Aldığı bıçakla oturma odasına yol aldı ve sarhoş babasına bıçağı sapladı. Adamın kalbinden uçan kan küçük kızın yüzünde ki çirkin gülümsemeyi silmedi. Daha dehşet verici bir vaziyete soktu. Ne yazık ki bu böyle olmalıydı. Minik kahkahalarla git gide deliren hisleri kontrol edilmez hale gelmişti. Ve bunun sonunda kendini ikinci kez öldürmüştü...

17. Bölüm

Uzun bir dinlenme sonucunda kendimi daha iyi hissediyordum. Kendimi toparlamak için bir az zamana ihtiyacım olduğunun farkındaydım. Bana yardım eden Hürkan'a borçluydum. Dün gece ne zaman uyansam yanı baş ucumda ya uyuyor yada oturuyordu. Kendimi çok kötü hissettim. Benim için mi bilmem ama baş ucumda durması bana iyi gelmişti. Ama ona borçlu kalmıştım. Ne yapsam diye düşünürken mutfaktan gelen Ömer'in beni çağırması bir oldu. Bu fikrimi unutmamak için kendime not bıraktım.

Her zaman ya cebimde varsa çantamda bir kalem ve bir not defteri taşırdım. O an aklıma ne geliyorsa yazar cebime yada çantama geri koyardım. Not alıp cebime sıkıştırdım kağıdımı. Ardından da beni çağırdıkları yere mutfağa gittim. Mutfakta Bora, Hürkan ve Ömer yemekleri masaya tek tek dizmiş oturmuş beni bekliyorlardı. Hürkan gece uyumu uykusunu almış gibi enerjik görünüyordu. Tüm gece uyumama rağmen ben bile daha bitkindim. Bundan sonra kararım kesindi. Ne Hürkan ne Bora ile konuşmak istiyordum. Bu onlarla geçirdiğimiz son kahvaltıydı.

Masaya oturup yapmacık bir gülümsemeyle yemeğe başladım. Aklımda ki soruları susturup az buz yemek yemek benimde hakkımdı. Keyfime bakıp kahvaltımı bitirdim. Gizem evimizin büyük misafir odasında kalıyordu. Erkekler ise salondaki kanepeleri açıp uyuyorlardı. Artık evlerine gidebilirlerdi. Neden ben evimi onlara açtım ki? Ah evet Gizem için. Sanırım neden Gizem için böyle bir riske girdiğimi merak ediyorsunuzdur. Gizem ile çok yakındık. Onu seviyordum. Ne zaman babamın bize yaptıkları aklıma gelse onlara koşa koşa giderdim. O bana yardım ederdi ben ona. Beni dinlediği için çok mutluydum. Bana neden böyle bir şey yaptı hala aklım almıyordu. Ama öte yandan onun benim yaşadıklarım yaşamasını da göze alamazdım. Onunla arkadaş kalmak bende istemiyordum. Ama onun ölmesini de isteyecek kadar cani değildim. Valla kusura bakmayın Bence Azra daha iyi. En azından bir gurup takıntılı tarafından kaçırılmamış ve en yakın arkadaşına ihanet etmemiş değil mi? Ona şimdilik güveniyordum ama güvenmekte ne kadar doğru onu da bilmiyorum. Ama güvenmek bir seçenek olursa kesinlikle ilk seçimim Azra olurdu. Her neyse kafamı iki yana sallayıp yoluma devam ettim.

Odaya adımımı atarken olabildiğince sessiz olmaya çalıştım. Gizem'i uyandırmadan baş ucuna kadar geldim. Savunmasız görunen yüzüne baktım. Her baktığımda içim acıdı. Daha fazla ona bakamadan arkamı döndüm. Tam bu esnada Gizem uyandı. " Merve... Ben özür dilerim. Her hatam için özür dileri-" sözünü yarıda böldüm " Özür dileme Gizem bir daha yapma. Ve hızlıca ayağa kalkarsan iyi olur çünkü herkes toplanmaya başladı." anlamaz gözlerle bana bakıyordu. " Nereye gidiyoruz? Niye hazırlanıyorsunuz?" ya başka ne olacaktı uyyan güzel? " Evden gidiyorsunuz ya hani. Maşallah buranın tapulu malınız gibi kullanmak ne güzel." Başka ne istiyordu ki bu kız. Bana neler yaptı göz yumdum onu kurtardım göz yumdum onu evime aldım. Bazı insanlar bencil oluyor işte. " Hadi Gizem kalkmayı düşünüyor musun?" Başını salladı ve ayaklarını yatağın kenarından sarkıtı. Ve yatağın kenarından aldığı kuvvetle ayağa kalktı. Bravoooooo. Göz devirerek elimde aşağıdan almış olduğum hem pikeler hem de yastıkları büyükçe aynalı dolaba sıkıştırdım. Ardından odaya ve Gizeme göz ucuyla bile bakmadan odadan çıktım. Pardon daha fazla Gizem görmek istemiyorum.

Bir az evi topladıktan sonra Hürkan'a hazırlanması için yardım ettim. Umarım bu teşekkür için yeterlidir çünkü geçmişte sizde pek hoş şeyler yapmadınız bay mükemmel. Kendi kendime konuşmam bittikten sonra her yer toplu her şey hazır tek isteğim tüm ekibi buradan göndermekti.

Siz ne ara ekip oldunuz pardon.

Azımdan kaçtı pardon.

Sus Merve.

İç sesim fazla zorluyordu artık. Bir sustuğu yok ki?! Susturmasam daha iyi olur sanırım o orda boş konuşabilir. Hürkan ve diğerleri artık hazır evden çıkmış arabalara sıkışmaya çalışıyorlardı. Ve okula dönecektim. Ahh evet okul var. İnanamıyorum. Bunca olaydan sonra ne yapsam yine de derslerden kaçamıyordum. Herkese el salladıktan sonra kapıyı adete gidin burdan dercesine yüzlerine kapatıp koşa koşa odama gittim. Bu gün pazardı ve pazar günleri genelde hem iyi hem de kötü olurdu. Pazar günü dinlenmek boş boş oturmak çok iyi gelirdi. Öte yandan öbür günü pazartesi olması da bir hayli üzerdi. Ama benim için şu an sadece soğuk bir duş ve yatış hayallerim aklımdan çıkmıyordu. Ve bunu da gerçekleştirdim. Hemen kıyafetlerimi hazılayıp duşa girdim.

Her bir su damlası her bir kalp atışını simgeliyordu. Ama bu benim değil rüyalarımı kabusa çeviren küçük kızın kalp atışıydı. Her bir nebzede daha fazla oluyordu. Ancak aralarında bir fark vardı. Suyu durdurabilirdim. Ama küçük kızın kalp atışları her saniye aklımdaydı. Durmuyordu. Her seferinde daha fazla yükseliyordu. Ve bu beni bir nebze rahat bırakmıyordu. Korkutmuyor, sinirlendirmiyordu. Ama bazen düşünemiyordum. Ses kulağımda çınlarken kendi kalp atışımı duyamıyordum. Bana oyun oynamaya çalışan küçük kıza kalbim ve beynim de eşlik ediyordu. Ama ne beynim ne de Küçük kız biliyordu ki bu oyunun kazananı ben olacaktım.

Kulağımda çınlayan su sesinden rahatsız olup daha fazla duşta kalmadım. Hızlıca çıkıp üzerimi giydim ve kendimi yatağa teslim ettim. Ne kısmettir ki yatağa yattığım gibi uyuya kalmıştım ve işte o kabus geri dönüyordu.

Sessizce hareket etmek istemişti küçük kız. Ama ne yazık ki babası onu fark etmişti. Kız babasından korkmuyordu. Acaba ne zaman ondan kurtulabileceklerdi. Annesi bu sefer korkudan titriyordu. Abisi yine babasından korunmak için oturdukları yerin en üç sokağına gitmiş annesinden bir mesaj alıp hızlı adımlarla yarı yanan sokak lambalarının alından geçerek kardeşini darp eden babasından kurtarmalıydı. Belki babası babalık yapmıyordu. Küçük kızın babası yoktu ama ağabeyi vardı. Ne olursa olsun ağabeyine güvenirdi. Onu babasından koruyan hep ağabeyi olurdu. Hızlı asker adımlarının her zaman bir sesi vardı. Ve hep farklı olurdu. Aynı tempoda. Onun sesini hemen tanırdı küçük kız. Bu seferde tanıdı ama ona koşamadı bu sefer. Ağabeyi onu koruyamadı. Babası ona vurdu defalarca vurdu. Annesi sustu. Babası susturdu. Ağabeyi evden kaçtı. Babası kovdu. Ses asla durmadı. Küçük kızın çığlıkları evin duvarlarından yankı yaparken babası her seferinde daha da sert vuruyordu. Annesine yalvardı küçük kız o gün. Defalarca boğazı kesilene kadar bağırdı, haykırdı annesine. Ancak annesi sustu, susturuldu. Babası yorulunca da sol kolundan çekiştire çekiştire sokağa fırlatıldı. Ağabeyinin yanına. Ağabeyi ona sessiz sessiz baktı. Ona ne yapacaktı bilmiyordu ama her ne olusa olsun babasından hemen şimdi kurtulmalıydı. Kız kardeşinin elinden tutarak çok dar olmayan yarı yanık yarı sönük sokak lambalarının ve gök yüzünün altında saatlerce yürüdüler. Keyfi yerindeydi küçük kızın. Mutluydu çocuk kalbiyle hatta çok mutluydu. Ağabeyiyle yıldızların altında yürümek onun çok hoşuna gitmişti. Bir ara " Ağabey, bunu tekrar yapalım mı ben çok mutluyum." dedi. Ağabeyinin aklında sadece bu gece nerede kalacakları sorusuydu.

18. Bölüm

Uzun sessizliklerim anlamı her zaman uzun savaşların anlamıdır. Evrenin yazılı olmayan bir kuralıdır bu.

Sabah kalkar kalkmaz geç kaldığımı düşünerek büyük bir panikle hazırlandım. Hazırlanıp evden çıktıktan bir az sonra telefonumdan saate bakınca büyük bir hüsrana uğradım. Odamın duvarın da ki saat sanırım durmuştu. En az bir buçuk saatim daha vardı. Aklıma yemek yemediğim geldi. Yol üzerinde bir kahvaltı yapabileceğim bir yer bulup yemek yedim. Yemek yedikten sonra tam kalkacakken ön masada ki adamların bana bakıp fısıldaştıkları kulağımda çınladı. Bu siyah ceketli adamları kim oldukları hakkında en ufak fikrim bile yoktu. Aslına bakarsanız korkuda hissetmiyordum. Oradan hemen kalkıp okuluma doğru yol aldım. Arkama dahi bakmadan rahat bir şekilde yolaldım.

Okula girdiğimde her şey yolunda gibi görünüyordu. Yine kavga eden on ikiler dokuzlar saati, şımarık görgüsüz kız gurubu, kendi halinde yaşayan sessiz sedasız oturan kız, zorba olanların ayak işlerini yapan kız erkek öğrenci, ve evet o gurup kız arkadaşı için her şeyi yapmaya çalışan Ömer, kendini herkesten üstün gören Hürkan, onlara takılan Gizem, olmazsa olmazımız boş konuşmakta üstüne olmayan Bora. Sadece göz ucuyla bakıp önüme döndüm. Umurumda değildi hiçbiri. Önüme bakıp yürürken neşeli bir ses benim adımı haykırdı. "Merveee." ah evet Beril. "Beril, buradayım gel." uzun süre olmuştu onu görmediğim. Birbirimize koşar adımlar atıp sarıldık. "Çok uzun zaman oldu değil mi?" başımı salladım.

Beril ile uzun zaman önce orta okulun ilk senelerinde tanışmıştık. İkimiz de çok iyi anlaşıyorduk. Ama sonrasında ben başka okula gitme kararı aldım. Ve orada yollarımız ayrılmıştı. Biz yine lise giriş sınavına kadar konuşmaya devam etmiştik. Liseye gidince ise artık birbirimizi özlüyorduk. Sorasında ise benim okuduğum şehre gelerek aynı liseye gitmek için yanıma geleceğini öğrenmiştim. Ayrıca birlikte çok güzel anılarımız olmuştu okuldan gidiyorum diye çok üzülmüştük. Neyse ki tekrar birlikte olmanın bir yolunu bulmuştuk.

"Sınıfın hangisi Beril?" yüzünü bana çevirdi. "12 A" dedi. Hayırr " Ya benim ki 12 B" dedim. Yüzünü burşturarak konuştu. "Yaa keşke aynı sınıfta olsaydık ya." dedi. Bende isterdim aynı sınıfta olmamızı. "Napalm çıkışlarda kütüphaneye gideriz o zaman. Bir er var hem kafe hem de kütüphane gideriz oraya." dedim. Beril'in gözleri parladı ve istekli bir şekilde başını salladı. Mutluluğunu gizlemeden sanki bir o yana bir bu yana zıplıya zıplıya okula giriyordu. Bu hayatı pozitif yanını gösteriyordu çevresine. Ve bu onu özel kılıyordu bence. Onun kadar enerjik insan hayatımda tanımıyorum.

Okulun kapısından girerken Azra'nın kapıya dayanmış etrafa bakarken gördüm. Bir az ilerledikten sonra beni yanına çağırdı. Ne? Ne alaka ben? "Hey Merve nasılsın?" başımı kaldırdım. " İyiyim Azra sen?" Başını idare eder gibi salladı. "Bu gün çıkışta motorla tur atmak istiyorum gelsene?" Ne? Ne alaka? " Benim motorum yok ki?"

"Merak etme sana bir motor ayarladım bile. Uzun süre önce motor kullanmayı seviyormuşsun."

" Evet bir ara motor hastasıydım. Olabilir gelirim."

" O zaman ben sana yazarım okuldan sonra konuşuruz." dedi ve gitti. Yaklaşık iki yıl önce motorları çok seviyordum. Ve yaşımı sorarsanız şu an yirmi yaşındayım. Babam ile olan sorunlar yüzünden okul okumam gecikti. Ama ben hala okul okumaya istekliydim. Bu açıklamalarımı bir kenara bıraktım. Okuluma tekrar girdim ve zihnimi boşaltmaya çalıştım.

Üçüncü kata çıkıp sınıfımda ki en son en köşe sıraya oturdum. Bu günlerde ortalıkta fazla gezinmek istemiyorum. Özellikle daha iki gün önce ekip olduğum saçma zorba gurup ile yaşadıklarım ortada olunca. Hocanın sınıfa girmesi ile kafamın yatırdığım yerden kaldırarak hocaya baktım. Bir şeyler anlatıyordu ama ne olduğunu pek dinlemedim. Kafama doluşan soruların bir kaçını susturmayı diledim. Hoca elleri ile derse giriyor bir şeyler anlatıyor sonrasında boş bırakıyor test veriyor ya da ödevlendiriyordu. Bu böyle aynı şekilde on ders boyunca böyle geçti.

Son dersin son dakikalarını yaşarken sol taraftan gürültülü bir kahkaha koptu. Tahmininiz üzerine Gizem her gözü üstüne çekmek için çok bağırarak gülmüştü. Benimde her haliyle göz ucum oraya kaydı. Hala ne yapmak istediğini anlamamıştım. Bir kaç dakika sonra önüme döndüğüm gibi bir kere daha daha sesli bir şekilde kahkaha attı. Bende azıcık beyni var sanmıştım. ek isteği her zaman ki gibi ilgi. Göz devirerek önüme baktım son saniyeler kala çok bir eşyam olmadığı için çantama bir kaç bir şey sıkıştırıp çantamı sırtlandım. Son ders zili çaldı ve herkes sınıftan çıktı. Okuldan çıktığımda kapıda Beril ve Azra konuşuyorlardı. Ben geldiğimde konuşmalarına son verip bana döndüler. " Merve saat yedi buçuk senin için uygun mu? Gece gezmeleri daha keyifli oluyor." dedi. Bir durup düşündüm. Şu anki ailem yurt dışında olduğu için bence bir sorun yoktu. "Olabilir." dedim kısaca. Başını salladı " Saat yedi buçukta evinde olurum." dedi ve gitti. Beril'de başını salladı ve bana veda edip evine doğru yol aldı. Aniden bastıran yağmur fırtınası yüzünden herkes alel acele arabalarına koşuşturuyorlardı. Ben ise sağ sağlim eve gitmek için erkenden yürüyerek yola adım attım.

Her su damlacığı, her adım sesi ürkmeme sebep oluyordu. Korkuyordum. Tekrar olabileceklerden. Yol boyu bez ayakkabılarımın ıslak kulak kemiren hışırtısının ve gök gürültüsü eşliğinde yol aldım. Ip ıslak saçlarım üstüm başım hep çamur olmuştu. Bir az daha yürüdükten sonra üstümü çıkarıp kafamın üstünde tutarak kendime şemsiye yapmaya çalıştım. Bir az şe yaramasını umarak adım atıyordum. Aniden yanıma bir araba yanaştı. "Merve inat etme bin arabaya." dedi sesin sahibi. "Hayır." dedim. Yanımda ki arabanın sahibi konuşmaya devam etti." Merve inat etme hasta olacaksın bin şu arabaya." evet tahmininiz tekrar doğru Hürkan beni arabaya binmeye zorluyordu. Aslında binsem hiç de fena olmazdı. Maalesef ayaklarım bez olduğu için azına kadar su soluydu. Saçlarım sırıl sıklam ve kıyafetlerimde kutu bir yer bile kalmamıştı. "Merve son kez söylüyorum ya arabaya binersin yada zorla bindiririm." dedi. Pardon? " Tamam be geliyorum." dedim ve arabanın kapısını açıp ön koltuğa olurdum. Oturduğum yerin ıslak olduğunu düşünmeden koltuğa sindim. Sıcacıktı koltuk sanırım ısıtmayı açmıştı Hürkan. "Bir daha böyle bir şeyi aklının ucundan bile geçirme Hürkan." Başını salladı. " Tamam. Ama çok ıslanmıştın." dedi ilgili bir tavırla. Tamam be anladık ıslandım. " Tamam Hürkan bir daha yapma çünkü istesem de gelmeyeceğim." dedim ve sustuk. Beni evin önüne kadar bıraktı. Evin önüne gelince hemen teşekkür edip eve girdim. Daha fazla yağmur altında kalırsam üşütmenin en kötü halini yaşıyacaktım. Hemen üstümü çıkarım sıcak dua girdim. Ardından ise saate baktığımda saat yediyi çeyrek geçiyordu. On beş dakikada hazırlanıp çıkmam gerekiyordu. Derin bir iç çekip çantamı hazırlayıp saçlarımı kuruttum. Ve kaskımı ararken dışardan bir korna sesi geldi. Anlaşılan geç kalmıştım. Hızlıca elime tutuşturduğum kaskı alıp aşağıya indim. Çabukça indiğim için ayakkabımın bağcığını bile bağlamamıştım. Azra bana binik muzip bir gülücük attı ve arkasındaki sip siyah Yamaha R25 gösterdi. Sanırım bu hayatımda gördüğüm en güzel motorlardan biriydi. "Tatmin olmazsan prenses değişiriz" diye tısladı. Evet istersem Kawasaki 10000 kullanabilirdim. Bu gece çok güzel olacaktı. "Hadi gidelim çok bekledik" dedim.

Hava kararmış yıldızlar kendilerini göstermeye parlamaya çalışıyorlardı. Neyse ki onlar parlamayı en iyi şekilde yapıyorlardı. Biz ise tüm İstanbul'u gezmiş ve motorları değiştirmiştik. Motorların istediği hızı yakalamaya çabalıyorduk. Onun dışında ise çok ama çok eyleniyorduk. Bir ara bunu tekrarlamamız gerektiğini haykırdım. Azra ile düşünme becerimiz bir birine benzerdi. Onun dışında ikimizin de hobileri birbirine benzerdi. İkimizde yaptığımız işi başladığımız gibi bırakırdık. İkimizde birbirimize yardım etmeye çalışırdık. Buda bizim en büyük hazinemizdi. Biz gülmekten ölüyorduk ki bizi Azra ile bir ara polis çevirmesine yakalanmıştık. Neyse ki bizi kontrol edip bırakmışlardı. Bu çevirmeden sonra biz daha beter gülüyorduk. Bir ara durup video fotoğraf çekilmiştik. Sonrasında ise yorulup bir dondurmacıya gidip dinlenmiştik. "Bir az daha duralım sonra dağılalım Azra saat on iki olacak yoksa." dedim. "Boşver biz gidene kadar on iki olur Merve" dedi. Gülüştük. Bir az daha oturduktan sonra kalkıp motorlara atladık. Sonrasında ise bizim eve doğru sürdük.

Eve gelir gelmez kaskımı çıkarıp elime aldım. " Azra çok teşekkür ederim ne kadar eylendim anlatamam. Bunu kesinlikle tekrarlıyalım." diye ekledim. Azra minik bir kahkaha patlattı. Bende bir elimle ağzımı kapatıp güldüm. Konuşmaya devam ettim. " Hey sen neyle gideceksin bu arada siyah kaplanı neyle götüreceksin?" dediğinde anında bana cevap verdi. " Bir yakınımı çağırıyorum o gelecek." dedi. Başımı salladım ve tekrar önüme döndüm. Merdivenlere yöneldiğim sırada elim de ki kaskı yere düşürdüm. Nefesim kesik kesik çıkıyordu. Olduğum yerde kala kaldım. Beril önümde merdivenlere savrulmış bir şekilde kalbine saplı bıçak ile yatıyordu....

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.