" İstemez " dedim onu itmeye çalışırken.
" Sormadım" dedi.
Neden bu kadar öküz ki?
" Dersin yok mu senin? Gitsene başımdan."
" Sen buradayken ben hiç derse gider miyim? Canım kardeşim." dedi alaylı bir ses tonuyla.
Tüm siniri bu yüzdendi.
Yalanını ortaya çıkarttım diye.
" Niye bu kadar sinirlendin ki? Aşık mı oldun sen bana? Ne bu sevgili saçmalığı?"
" Dünyada tek kız kalsa yine sana aşık olmam ben. Sadece ne dersem diyeyim itaat etmek zorundasın. Bana karşı çıkarsan bedelini ödersin , yeni gelen."
" Sen neden hiç bedel ödemiyorsun?!"
" Gücü yeten ödetsin."
Sırıttı.
Sırıtan yüzünü dağıtmak istiyorum.
" Piçin tekisin." Şaşkınlık nedeniyle kollarının gevşemesini fırsat bilerek kendimi kollarından kurtardım ve soyunma odasına girip kapıyı kilitledim.
Tabiki de şaşkınlığı çok sürmemişti.
" Aç kapıyı "
" Açmam."
" Kırarım."
Kırar mıydı?
Kıramazdı.
" Kır." dedim.
Burdan son ana kadar savaşmadan çıkmayacaktım.
" Bak çık yoksa cezanı çekersin."
" Ne cezası ya? Kimsin de bana ceza veriyorsun."
" Aramızdaki kapıya çok güvenme annesinin kızı.. O kapı kırılırsa canın yanar."
" Yansın" dedim. " Alışığım zaten."
" Beni zorlama. "
" Siktir git Uraz."
"Peki , bunu sen istedin."
Kapıyı kırdı.
Evet , kapıyı kırması saniye sürmemişti.
Aynı odada nefes alıyorduk.
Bu bir kabus olmalı.
" Bırak lütfen."
" Sana yapma demiştim."
" Uraz yeter artık!"
" Cık. Yetmez."
" Senden nefret ediyorum."
" Sınıfa gidiyoruz."
Ona inanmadım ama yine de o beni sürüklerken kolumu ondan kurtaramıyordum.
" Kıyafetlerim!" dedim son bir umut.
" Kuruyunca birisi getirir" dedi.
Sonra da sürüklemeye devam etti.
Üçüncü dersin ortasıydı ve Uraz birden kapıyı çaldı.
" Gir."
Sert erkek sesi hafif ürkmeme neden olmuştu.
" Geç kaldığımız için özür dileriz hocam."
Bunu o kadar ukalaca söylüyordu ki! O an şimdiye kadar kaç disiplin yediğini merak ettim.
" Geçin." dedi hoca.
Kim olduğumu sormadı bile.
Geçen dersler boyunca başıma gelenleri düşündüm.
Zil çalınca sınıfta kaldım. Son dersten önceki teneffüstü.
Mert yanıma geldi.
" Uraz'ın yalan söylediğine inanamıyorum."
" Selam."
Böyle bir tanışma daha normaldi.
Ve hayatımda az da olsa normal bir şeyler olmasına ihtiyacım vardı.
" Selam , Mert ben. Kusura bakma birden bodoslama girdim konuya."
" Sorun değil. Leyla bende. Ve lütfen Urazdan uzak dur."
" O biraz zor ya."
" Niye ki?"
" Biz uzak dursak o durmaz da ondan.
" Zaten kendisi öküzün teki."
" Az önce bana öküz mü dedin?"
Arkamdan gelen sesle kendime ufak bir beddua okuyarak arkaya döndüm.
" Bende tam sınıftan çıktım. Allah Allah bir şey unutmuş gibiyim. Bir baktım seni unutmuşum."
İri ellerini tekrar koluma sardı ve beni de sürüklemeye başladı.
" Bıraksana ya. Yürürüm ben."
" Öküz olmak bunu gerektirir annesinin kızı.!"
Sesi sitem doluydu.
Bir de kırılmış.
Ay yerler seni (!)
Birlikte kantine indik.
" Otur."
Urazın gösterdiği masada dört tane erkek vardı.
" Ooo yeni kız mı?" dedi birisi.
Uraz gülerek
" Gözde cariyem o benim " dedi. Daha sonra da yanağıma bir öpücük kondurarak bir şeyler almaya gitti.
Uraz'ın arkasından ooo çekerek bana bakan erkekler utanmamı sağlamıştı.
" Hoşgeldin bu arada. Ben Efe" dedi bir tanesi.
En azından birileriyle konuşup dikkatimi dağıtabilirdim.
" Merhaba" dedim kibarca.
Daha fazla konuşmak isterdim ama onun arkadaşları olmaları bile yetiyordu beni sinir etmeye.
Zaten birazdan da Uraz geldi.
Elinde bir tane Kaşarlı tost ve çayla.
" Al " dedi önüme koyarak.
" Ben kaşar sevmem."
Efe güldü.
" Ben severim ya. İşime geliyorlar."
Edepsiz şakasına ben hariç tüm masa güldü.
" Bende severim" dedi Uraz.
Daha da ileri giderek " o kategori de bir tek anneni sevmiyorum " dedi.
Bu nasıl bir hadsizlikti.
" Ben de şerefsiz sevmiyorum biliyor musun? Ama nedense sen ve babana katlanmak zorundayım."
Gözleri sinirle parladı.
" Hemen ye şu tostu yoksa canını yakacağım."
" Yemem."
" Zorundasın." Ona karşı koyacak gücü kendimde bulamıyorum.
Yavaşça bir ısırık aldım.
Sırıttı.
" Bol kaşarlı" dedi. " Tam da sevdiğin gibi." Öğüre öğüre yediğim tost sonunda bitmiş ve zil çalmıştı.
Son ders kızım.
Hadi dayan.
Derse gitmeden önce kantinden su almış ve ağzımı bir güzel çalkalamıştım.
Uraz suyu almama nasıl izin vermişti acaba?
Derse girdik.
Son ders felsefeydi.
Uyumak isteğiyle dolup taşan vücuduma direnemedim ve kafamı sıraya yasladım.
Zile son on dakika kala bir çocuk " Leyla Yılmaz ve Uraz Korkmaz'ı Dilek Hoca çağırıyor dedi.
Dilek Hoca da kim?
Uraz soru dolu bakışlarımı " rehber hocası" diyerek cevapladı.
Çantalarımızı da alıp sınıftan çıktık.
" Nereden?"
Bizi çağıran çocuğa sormuştum ama o çocuk yürüyerek başka bir yöne gitti.
Ve yine kolumu sıkan eller beni " burdan " diyerek yönlendirdi.
Sonunda kızlar tuvaletinin kapısına geldiğimizde durdu.
" Bu ne şimdi?"
" Kıyafetlerimi ver."
" Ne?"
" Seninkiler içerde. Kıyafetlerimi ver."
" T-tamam." dedim."
Tümden soyunup kıyafetlerini kapının üstüne koydum.
Ve kendi kıyafetlerimi giydim.
Bu etek neden bu kadar kısa ki?
İnanamıyorum.
Eteğim çekmiş ve küçücük olmuş.
Resmen biraz havalansa kalçam gözükecek.
" Uraaz."
" Ne var?!"
" Seninkileri çıkartmasam , yarın versem."
" Hayır!"
" Ya niye?"
" Benim olan hiçbir şey sende kalamaz!"
" Of ya of."
Urazın kıyafetlerini kapının üstüne koydum ve Uraz'a birdaha seslendim.
" Uraz!"
" Yine ne var?!"
" Gider misin?"
" Yooo!"
" Sen varken çıkamam ki ya"
" Leyla çık şurdan. Bu kapıyı da kırmayayım."
Yapardı.
El mahkum çıktım dışarı.
Eteğim o kadar çekmişti ki!
" Bu ne?" dedi şaşkınca.
" Etek." dedim.
" Nerde?" dedi sinirle.
Kendini ne sanıyor bu?
" Seninle hiç uğraşamam ben gidiyorum."
Çalan zilin sesiyle onu beklemeden yürümeye başladım.
Çıkan diğer öğrenciler yüzünden geride kalmış , yanıma gelememişti.
Derin bir nefes alarak çıkışa ilerledim.
Okulun kapısından tam çıkacakken dışarda çıkan rüzgar tüm eteğimi havalandırdı.
Ve ben arkadan beni kendine bastırıp eteğimin havalanmasını önleyen kişiye minnettardım.
Kimdi ki bu?
Kim olduğuna bakmak için kafamı çevirdiğimde gördüğüm yüzle şaşkına döndüm.
" Sen? Ama nasıl?"
" Sus ve
gel benimle."
Ben önde o arkamda siyah bir arabanın önüne kadar birbirimize yapışık olarak ilerledik.
Arabaya bindiğimizde araba ilerlemeye başladı ve benim nereye gittiğimiz hakkında hiçbir fikrim yoktu.
Allah'ım sen koru dedim içimden ve korkuyla ona değdirdim gözlerimi...

