Derin Karaca
“Sürpriz!” Kapının önünde elimde kocaman bir pastayla öylece dikilirken yüzümdeki gülümsemeyi tutmaya çalışıyordum. Karşımda duran Aras ise resmen donup kalmıştı. Bir eli hâlâ kapının kolundaydı. Üzerinde evde giydiği rahat kıyafetler vardı, saçları da sanki biraz önce uykudan kalkmış gibi dağınıktı. Gözleri önce bana, sonra ellerimde tuttuğum pastaya kaydı.
“Derin...?”
Kıkırdamamı tutamadım. “Evet, benim.” Birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemedi. Sanki gerçekten karşısında beni değil de birazdan kaybolacak bir hayali görüyormuş gibi bakıyordu. Pastayı biraz yukarı kaldırdım. “İyi ki doğdun!”
Aras'ın yüzündeki şaşkınlık yavaş yavaş yerini kocaman bir gülümsemeye bıraktı. “Sen...”
“Ben.” diye tekrarladım gülerek.
“Buraya mı geldin?”
Kaşlarımı kaldırdım. “Aras, doğum günün bugün ya.”
“Biliyorum.”
“E o zaman?”
Dudaklarının kenarı yeniden kıvrıldı. “Bana gerçekten sürpriz yaptın.”
Başımı salladım. “Tabii ki yaptım.” İçimde garip bir heyecan vardı. Sabah hazırladığım pastayı taşırken defalarca düşürmekten korkmuş, yolda her kırmızı ışıkta saate bakmış, hatta son anda pastanın üzerindeki süslemelerden birinin yamulduğunu düşünüp paniklemiştim. Ama şimdi Aras'ın yüzündeki ifadeyi görünce bütün o telaşa değdiğini anladım. Ayakkabılarımı çıkarıp içeri girdim. “İyi ki doğdun Aras!”
Aras kapıyı kapatırken hâlâ gülümsüyordu. “Bir dakika.”
“Hı?”
“Gerçekten benim için pasta mı yaptın?”
Elimdeki pastayı ona doğru uzattım. “Evet.”
“Sen mi?” dedi inanmaz bir şekilde.
“Ben.”
“Tek başına?”
“Aras!”
Kahkaha attı. “Tamam, tamam.”
Pastayı dikkatlice tutarken salona doğru ilerledim. “Doğum günün için sabah erkenden kalktım. Her şeyi kendim hazırladım.”
Aras birkaç adım arkamdan geldi. Heyecanlı bir şekilde konuşmaya devam etti. “Cidden bana sürpriz yapmak için mi geldin?”
Başımı ona çevirdim. “Başka ne için gelecektim?”
“Bilmiyorum.”
Gözlerindeki o şaşkın ve mutlu ifade içimi sıcacık yaptı. O kadar masum bakıyordu ki, bir erkek çocuğu gibiydi. “Bugün senin doğum günün. Yanında olmak istedim.”
Çok daha yumuşak bir sesle konuştu. “Hiç beklemiyordum.” Gözlerinin içi pırıl pırıldı.
Gülümsedim. “Zaten sürprizin amacı beklememen değil mi?”
Başını eğip kısa bir kahkaha attı. “Gel.”
“Ne oldu?”
“Pastayı şuraya bırak.” Salondaki masayı gösterdi. Pastayı dikkatlice masanın üzerine bırakırken ona baktım.
“Tamam. Şimdi ne yapacaksın?”
Aras'ın yüzünde bir anda yaramaz bir gülümseme belirdi. “Ne yapacağım, senin pastayı bırakmana bağlı.”
Kaşlarımı çattım. “Ne demek o?”
“Sen bırak.”
“Bıraktım zaten.”
“Tamam.” Bir sonraki saniye ne olduğunu anlamadan Aras kollarını belime doladı.
“Aras!” Ayaklarım yerden kesildi. Kahkaham bir anda bütün salona yayıldı. “Ne yapıyorsun?!”
“Teşekkür ediyorum.”
“Böyle mi teşekkür edilir?”
“Evet.” Beni havada hafifçe döndürdü. Kahkahalarım birbirine karışırken ellerimi omuzlarına koydum. Kollarımı boynuna sıkıca sardım.
“Başım dönüyor!”
“Bir tur daha?” dedi gülerken.
“Hayır!”
“Tamam.” Beni yavaşça yere indirdi ama kollarını hemen çekmedi. Bir süre sadece birbirimize baktık. Aras'ın yüzündeki gülümseme bu kez daha sakindi. “Teşekkür ederim.”
Sesindeki ciddiyetle ben de gülümsemeyi bıraktım. “Ne için?”
“Her şey için.” Gözlerini benden ayırmadı. “Bugünümü böyle yaptığın için.”
Hafifçe tebessüm ettim ve yanağını okşadım. “Daha gün bitmedi ki.”
“Benim için şimdiden bitti.”
Ona anlamazca baktım. Küçük bir sesle “Ne?” deyiverdim.
“En güzel kısmını yaşadım.”
Yanaklarım anında ısınmaya başladı. Şimdiden domatese benziyor olabilirdim. “Aras...”
Kollarını biraz daha sıkılaştırdı. “Bu hayatımda aldığım en güzel doğum günü sürprizi.”
Tam o sırada koridordan bir ses geldi. “Ben de aynısını söyleyecektim.”
İkimiz de aynı anda sesin geldiği yöne döndük. Ayşegül anne gülümseyerek bize bakıyordu. “Anne!” Aras'ın yüzündeki şaşkınlık yeniden ortaya çıktı. Ayşegül anne bana doğru gelirken ben hemen gülümsedim. “Ayşegül anne!” Kollarımı açıp ona sarıldım. “İş birliği için teşekkür ederim.”
Ayşegül anne kahkaha atarak kollarını açtı ve bana sımsıkı sarıldı. “Ben de sana teşekkür ederim güzel kızım.”
Gülümseyerek sarılmayı biraz daha sıkılaştırdım. “Aras'ın hiçbir şeyden haberi olmadı, değil mi?”
Ayşegül anne başını iki yana salladı. “Tek kelime bile söylemedim.”
Arkamızdan gelen sese döndüm. “İkiniz iş birliği yapıp beni mi yalnız bıraktınız?”
Aras kollarını göğsünde birleştirmiş, yüzüne dünyanın en dramatik ifadesini yerleştirmişti. “Yazıklar olsun size.”
Kahkahamı tutamadım. “Aras, sürprizin bozulmasın diye sustuk.”
“Ben de kendi evimde yaşananlardan habersizim.”
Ayşegül anne omzuna hafifçe dokundu. “Doğum günün diye biraz katlanacaksın artık.”
Aras derin bir nefes aldı. “Peki.” Sonra bakışlarını bana çevirdi. “Ama ikiniz de çok tehlikelisiniz.”
“Tehlikeli miyiz?”
“Evet.”
Kaşlarımı kaldırdım. “Ben mi?”
“Özellikle sen.”
Gülerek başımı iki yana salladım. “Ben sadece pasta yaptım.”
“İşte asıl sorun o.”
“Ne var pastada?”
Aras masaya doğru yürüyüp pastaya baktı. Üzerindeki süslemeleri incelerken yüzündeki gülümseme yeniden ortaya çıktı. “Her şey var.”
“Güzel olmuş mu?” dedim pastaya bakarken. Bu çocuk cidden de işini biliyordu. Beni güldürüyor, utandırıyor ve şımartıyordu.
“Derin…”
“Hı?”
“Çok güzel olmuş.”
İçimde küçük bir mutluluk yayıldı. “Beğenmene sevindim.” diye mırıldandım.
Ayşegül anne hemen araya girdi. “Beğenmez mi? Sabah beri bunun için hazırlanıyor.”
Aras şaşkınlıkla ona baktı. “Sabah beri mi?”
Ayşegül anne başını salladı. “Evet. Sabah erkenden kalkmış.”
Aras'ın bakışları tekrar bana döndü. “Sen…”
Omuzlarımı silktim. “Doğum günün sonuçta.” Gururla göğsümü kabarttım.
“Bu kadar zahmete neden girdin?”
“Çünkü sen benim için önemlisin.” Söylediğim cümleden sonra salonda kısa bir sessizlik oluştu. Aras'ın yüzündeki ifade yumuşadı.
“Derin…”
Hemen ortamı değiştirmek istercesine masanın üzerindeki bıçağı gördüm. “Tamam, duygusal konuşma yok!” Bıçağın yanına gidip elime aldım. “Pastayı kesiyoruz.”
Aras kahkaha attı. “Daha mumları üflemedim.”
“Önce pastanın sağlamlığını kontrol ediyorum.”
Ayşegül anne başını iki yana sallayarak güldü. “İkiniz de çocuk gibisiniz.”
Aras bana bakıp sırıttı. “Bugün doğum günüm. Çocuk olma hakkım var.”
“Peki.” Bıçağın ucunu pastaya doğru yaklaştırdım. “Ama önce mumlar.”
Aras yanıma geldi. “Tamam. Mumları yakalım.”
Ayşegül anne mutfağa doğru giderken arkasını dönüp bize baktı. “Ben tabakları getireyim.”
“Tamam Ayşegül anne.”
Aras da pastanın karşısındaki sandalyeyi çekti. “Gel doğum günü kızı.”
Gülerek kaşlarımı kaldırdım. “Doğum günü çocuğu sensin.”
“Bugün ikimiz de kutluyoruz.”
“Senin doğum günün.” dedim ve gözlerimi kıstım.
“Sen de bana sürpriz yaptın.”
Başımı eğip gülümsedim. “İyi ki doğdun o zaman.”
Aras gözlerimin içine bakarak gülümsedi. “İyi ki geldin.” Bakışları kısa bir an mutfağa kaydı, sonra yeniden bana döndü. “Derin…”
“Hı?” Sandalyeden kalktı. Ne yaptığını anlamaya çalışırken bana doğru bir adım attı. “Ne oldu?” Cevap vermek yerine gülümsedi. Sonra beni kollarının arasına aldı ve dudağıma yapıştı. Gözlerini kapatıp kollarını sıkıca belime sardı. Bir an ne diyeceğimi bilemedim. Gözlerim istemsizce büyüdü ama saniyeler sonra ben de kapattım. Uzun uzun durduk öylece. Aras geri çekildiğinde yüzündeki o masum gülümsemeyi görünce kahkaha attım. “Aras!”
“Hı?” dedi masum bir şekilde. Gözlerini kırpıştırdı ve başını omzuna gömdü.
“Bu neydi şimdi?”
Başını omzumdan kaldırmadan mırıldandı. “Doğum günü hediyesi.”
Ona bakıp kahkaha atmaya başladım. Bir elimi sırtına, diğerini saçlarının arasına yerleştirdim ve okşamaya başladım. “Hediyeni kendin mi seçiyorsun? Hiç adil değil.”
Aras başını kaldırıp bana baktı. Yüzündeki gülümseme hâlâ kaybolmamıştı. “Bugün benim doğum günüm.”
“Bu her istediğini yapabileceğin anlamına gelmiyor.”
“Bence geliyor.”
Gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım. “Çok şımarıyorsun.”
“Biraz.” diyip eliyle gösterdi.
“Biraz mı?”
“Tamam.” Başını eğip gülümsedi. “Çok.” Kollarını yine belime sardı ve başını omzuma gömdü. Bu hareketi beni koklamak için yaptığına yemin edebilirdim ama kanıtlayamazdım. Elimi saçlarına geçirdim ve okşamaya başladım.
“Dev gibisin..” diye mırıldandım geniş sırtına bakarken.
Aras başını omzumdan kaldırıp bana baktı. “Dev mi?”
“Evet.”
“Bu kötü bir şey mi?”
Başımı iki yana salladım. “Hayır. Sadece yanında durunca kendimi minicik hissediyorum.”
Gülümsedi. “Sen zaten küçüksün.”
Utançla kaşlarımı kaldırdım. “Aras!”
Kahkaha atarak yüzüme eğildi. “Ne var? Gerçek.”
Elimi omzuna koyup onu hafifçe ittim. “Doğum günün diye şımarıklığına izin veriyorum.”
“Çok teşekkür ederim.” dedi yine masumca.
“Rica ederim.”
Sonra tekrar bana sarıldı. Bu kez ben ona yaslandım. Başımı göğsüne bıraktım. Kollarının arasında dururken istemsizce gülümsedim. “Biliyor musun?” dedim.
“Hı?”
“Böyle sarılınca bütün günün yorgunluğu geçiyor.”
Aras'ın sesi yumuşadı. “O zaman bugün bol bol sarılırım.”
“Anlaştık.”
Tam o sırada mutfaktan Ayşegül annenin sesi geldi. “Ben hiçbir şey görmüyorum, duymuyorum!”
İkimiz de aynı anda kahkahaya boğulduk. Aras yine yüzüme eğildi ve eliyle “bir tane daha.” hareketi yaptı. Ne demek istediğini anlamam üç saniyemi bile almadan sırtına şaplağı indirdim.
“Sen şımardın Aras!”
Aras sırtını tutup dramatik bir ifadeyle bana baktı. “Ben mi? Doğum günümde kendi sevgilim tarafından şiddete uğruyorum.”
“Abartma.”
“Abartmıyorum. Bak, sırtım acıyor.” diyip sırtını işaret etti.
“Daha hafif vurdum.”
“Daha hafif mi?”
Kollarımı göğsümde birleştirdim. “Evet.”
Tam o sırada Ayşegül anne elinde tabaklarla mutfaktan çıktı. “Ne oldu yine?”
Aras hemen beni gösterdi. “Beni dövdü.”
Gözlerimi devirdim. “Ayşegül anne inanma. Bir tane hafifçe vurdum sadece.”
Ayşegül anne kahkaha attı. “Senin de suçun var oğlum. Doğum gününde bile rahat durmuyorsun.”
Aras ellerini iki yana açtı. “Ben ne yaptım?”
“Doğum günün diye şımarıyorsun.”
“Bugün hakkım.”
“Tamam, hakkın.” Ayşegül anne tabakları masaya bıraktı. “Ama önce pastayı yiyeceksiniz.”
Aras'ın gözleri hemen pastaya kaydı. “İşte annemin söylediği en mantıklı şey.”
Kahkaha attım. “Bir dakika önce beni suçluyordun.”
“Geçti.”
“Ne çabuk?”
“Pasta gördüm.”
Ayşegül anne başını iki yana salladı. “İkiniz de gerçekten çocuk gibisiniz.”
Aras sandalyeyi çekip oturdu. “Bugün izinliyiz.” Ben de karşısındaki sandalyeye oturdum.
Ayşegül anne mumları pastanın üzerine yerleştirirken Aras bana baktı. “Bu arada gerçekten çok teşekkür ederim.”
Gülümsedim. “Doğum günün kutlu olsun.”
“En güzel hediyeyi verdin.”
Kaşlarımı kaldırdım. “Pastayı mı?”
Aras kısa bir kahkaha attı. “Pastayı da.”
“‘Da’ ne demek?”
“Onu sonra söylerim.”
Gözlerimi kıstım. “Şüpheli konuşuyorsun.”
“Doğum günü çocuğuyum. Gizemli olabilirim.”
Ayşegül anne araya girdi. “Tamam, gizemli oğlum. Şimdi mumları üfle bakalım.”
Aras gülerek pastaya döndü ve salon yeniden kahkahalarla doldu. Pastadan ilk lokmayı aldığımda istemsizce gülümsedim. Gerçekten güzel olmuştu. Aras da kendi tabağından bir parça alıp başını onaylarcasına salladı.
“Çok güzel olmuş.”
“Beğendin mi?”
“Bayıldım.”
Ayşegül anne gülümseyerek bize baktı. “Derin'in eline sağlık.”
“Teşekkür ederim Ayşegül anne.”
Bir süre pastalarımızı yiyip sohbet ettik. Arada Aras'ın çocukluğundan bahsettik, Ayşegül anne birkaç komik anısını anlattı. Aras her seferinde utanarak itiraz ediyor, ben de kahkahamı tutamıyordum. En sonunda tabaklarımız boşaldı. Ayağa kalkıp tabakları toplamaya başladım. Ayşegül anne hemen elini kaldırdı. “Aman kızım, bırak. Sen misafirsin.”
“Olur mu öyle şey?”
“Gerçekten gerek yok.”
“Bir şey olmaz ya.” Gülümsedim. “Siz pastayı hazırlamama yardım ettiniz zaten.”
Tabakları mutfağa götürdüm. Arkamdan Aras'ın sesi geldi. “Derin, bırak ben yaparım.”
“Sen doğum günü çocuğusun.”
“Bu nasıl bir mantık?”
“Gayet güzel bir mantık.”
Kahkaha attım. “Sen otur.”
“Emredersiniz.”
Bulaşıkları yıkarken arkamdan mutfağın kapısının açıldığını duydum. Birkaç saniye sonra Aras yanıma geldi. Tezgâha yaslanıp beni izlemeye başladı. “Ne?” diye mırıldandım.
“Hiç.”
“Bana öyle bakma.”
“Nasıl bakıyorum?”
“Bir şey söyleyecekmişsin gibi.”
Gülümsedi. “Da ne demek, hâlâ bilmek istiyor musun?”
Elimdeki tabağı durulayıp ona döndüm. “Evet!”
Aras kollarını göğsünde birleştirdi. “Gerçekten merak ediyorsun yani?”
“Aras, yarım saattir kafama taktım.”
Kahkaha atarak “Tamam.” dedi. Bana doğru bir adım attı. “‘Pastayı da’ derken pastayı beğeniyorum.”
Başımı salladım. “Evet?”
“Bir de…” Yüzünde yaramaz bir gülümseme belirdi. “Senin verdiğin öpücüğü.”
Bir an öylece kaldım. Sonra yüzümün ısındığını hissedip gözlerimi kaçırdım. “Sen…”
Aras güldü. “Ne?”
“Bütün gün bunun için mi beni merakta bıraktın?”
“Evet.”
“Çok şımarıksın.”
“Doğum günüm.”
“Bu bahaneyi daha kaç kere kullanacaksın?”
“Bugün bitene kadar.”
Gülmemi tutamadım. Tam o sırada Ayşegül annenin sesi salondan geldi. “Ben hâlâ buradayım çocuklar!”
Aras'ın yüzü bir anda değişti. Ben kahkahaya boğulurken o başını iki yana salladı. “Annem her şeyi duyuyor.”
“İyi ki duyuyor. Yoksa ne yapacağını hayal etmek bile istemiyorum…” dedim masumca. Dudağımı büzdüm ve kahkaha atmaya başladım.
“Derin…”
Kahkaha yüzünden zar zor konuşurken “Ne var?” diyebildim.
“Bugün benim doğum günüm.”
“Evet?”
“Biraz utanmama izin ver.”
☾ ✦ ☽
Eve dönmek için hazırlanırken çantamı omzuma taktım. Ayakkabılarımı giymek üzere kapıya yönelmiştim ki Aras'ın sesi arkamdan geldi. “Derin.”
Arkamı dönüp ona baktım. “Hı?”
“Gitmeden önce bir kahve içelim mi?”
Kaşlarımı kaldırdım. Normalde böyle şeyi boş zamanlarda söylerdi. “Şimdi mi?”
“Evet.”
“Aras, eve gidecektim.”
Dudağını hafifçe büzdü. “Ama bugün benim doğum günüm.” Sonra göz kırptı.
İç çekerek gülümsedim. “Bu bahaneyi daha kaç kere kullanacaksın?”
“Bugün bitene kadar.”
Kahkaha attım. “Peki. Bir kahve.”
Yüzü hemen aydınlandı. “Gerçekten mi?”
“Evet.”
“Yaşasın!”
Başımı iki yana salladım. “Çocuk gibisin.”
“Bugün hakkım.”
Birlikte evden çıktık. Yakındaki kafeye doğru yürürken Aras'ın yüzündeki mutluluğa bakıp istemsizce gülümsüyordum. Kafeye oturduğumuzda siparişlerimizi verdik. Ben ellerimi masanın üzerinde birleştirip Aras'a baktım. “Bugün gerçekten çok mutlusun.”
“Çünkü doğum günüm. Bir de sen geldin.”
Yüzümde küçük bir gülümseme oluştu. “İyi ki gelmişim.”
“İyi ki.”
Bir süre kahvelerimizi bekledik. Tam o sırada Aras bana baktı. “Bir şey sorabilir miyim?”
“Tabii.”
“En sevdiğin renk ne?”
Kaşlarımı kaldırdım. “Ne?”
“En sevdiğin renk.”
“Bunu neden soruyorsun?” diye merakla sordum. Bugün biraz garip gibiydi. Ya da ben öyle sanıyordum.
“Merak ettim.”
Şüpheyle gözlerimi kıstım. “Lacivert.”
Aras başını hafifçe salladı. “Lacivert…”
“Evet.”
“Güzel.”
“Peki neden sordun?”
Omuzlarını silkti. “Bilmem.”
“Aras.”
Gülümseyerek kahvesinden bir yudum aldı. “İleride lazım olur.”
Bir an ona öylece baktım. “Ne için?” diye mırıldandım.
Aras sadece gülümsedi. “Belli olmaz.”
Gözlerimi kıstım. “Sen kesin bir şeyler planlıyorsun.”
“Ben mi?”
“Evet, sen.”
Kahkaha attı. “Hiçbir şey planlamıyorum.”
“Hiç inandırıcı değilsin.”
“Bence çok inandırıcıyım.”
“Hayır.”
Başını eğip gülümsedi. “Zamanı gelince anlarsın.”
O an bunun ne anlama geldiğini hiç düşünmedim. Sadece Aras'ın yüzündeki o gizemli gülümsemeye bakıp kahvemi içmeye devam ettim. Havadan, sudan konuştuktan sonra ise evlerimize yürümeye başladık. Bana çok takılıyordu. Sürekli kıvırcıklarıma dokunuyor, parmağına dolayıp duruyordu.
İkinci kez parmağını başka bir tutama geçirdi. Uzun uzun parmağına doladı ve serbest bıraktı. Arkamı döndüm ve ona baktım. “Aras…”
“Hı?”
“Saçımı bırak.”
“Bıraktım.” Elini saçlarımdan çekti. Fakat iki saniye sonra yeniden bir tutamı parmağına doladı. Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım.
“Sen gerçekten uslanmayacaksın, değil mi?”
Kahkahasını tutamadı. “Çok güzel çünkü.”
“Saçımın güzel olması, bütün yol boyunca onunla oynayabileceğin anlamına gelmiyor.”
“Bence geliyor.”
“Gelmez.”
“Bence gelir.”
Başımı ona çevirdim. “Aras.”
“Efendim?”
“Biraz önce de söyledim. Saçımı bırak.”
“Tamam.” Yine bıraktı. Ben daha gözlerimi önümdeki yola çeviremeden bu kez diğer taraftaki kıvırcıklarımı yakaladı.
“Aras!”
Kahkahayı bastı. “Ne var?”
“Sen benimle dalga mı geçiyorsun?”
“Hayır.” dedi ciddi bir şekilde.
Ona baktım ve gözlerimi devirdim. Sinirle “Emin misin?” dedim.
“Çok eminim.”
“Çünkü hiç öyle görünmüyor.”
“Ben sadece saçını seviyorum.”
Derin bir nefes aldım ve ellerimi belime yerleştirdim “Saçımı sevmek başka, onu sürekli çekiştirmek başka.”
Bana baktı ve kaşlarını çattı. “Çekiştirmiyorum.”
“Parmağına doluyorsun.”
“Bu çekiştirmek değil.”
“Aras…” Gülmeye başladı. Ben de istemsizce gülümsedim ama birkaç saniye sonra yeniden ciddi bir ifadeye büründüm. “Bak, gerçekten sinirleniyorum.”
“Tamam.”
“Bir daha yapma.”
“Tamam.”
Bir süre sessizce yürüdük. Sonra parmağının yine saçlarımın arasında olduğunu fark ettim. Olduğum yerde durdum. Ben durunca otomatik olarak Aras da durdu. İlk önce elindeki kıvırcığa, sonra bana baktı. “Ne?”
“Sen…” Kaşlarımı çatıp ona baktım. “Gerçekten imkânsızsın.”
Kahkaha atmak üzereydi. “Bir şey yapmadım ki.” dedi zar zor.
“Aras, saçımı yine eline dolamışsın.”
Masum bir ifadeyle “Refleks.” dedi uzata uzata.
“Refleks mi?”
Başını ciddi ciddi salladı. “Evet.”
“Senin reflekslerini bir gün değiştireceğim.”
“Nasıl?” O yaramaz gülümsemesi yeniden yüzüne yerleşti. Ben de daha fazla uğraşmak istemedim. Bir adım yaklaşıp onu kısa bir öpücükle susturdum. Dudağını sertçe ısırdım ve öylece bıraktım. Geri çekildiğimde yüzüne baktım.
“Uslu dur.”
Aras birkaç saniye boyunca bana hiçbir şey söylemeden baktı. Sonra dudaklarının kenarı yavaşça yukarı kıvrıldı. Hafif bir yara vardı. Isırdığım için olmuş olmalıydı. “Tamam.”
“Gerçekten mi?”
Başını salladı. “Gerçekten.”
Ona baktım ve saçlarıma dokdundum. “Saçımı da bırakacak mısın?”
“Evet.” Elini saçlarımdan çekti ve iki elini de havaya kaldırdı. “Bak, ellerim burada.”
Kahkahamı tutamadım. “Şimdi oldu.”
Yan yana yürümeye devam ettik. Aras bu kez gerçekten saçlarıma dokunmuyordu ama yüzündeki o memnun ifadeden, az önceki küçük susturma yöntemimi hiç de şikâyetçi olmadan kabul ettiği belliydi. Birkaç adım sonra bana doğru eğilip fısıldadı. “Biliyor musun?”
Başımı ona çevirdim. “Neyi?”
“Böyle susturulmayı hiç beklemiyordum.”
Gözlerimi devirip gülümsedim. “Bir daha saçımla oynarsan yine sustururum.”
Aras hemen başını salladı. “Tamam.”
Tek parmağımı kaldırdım ve ona doğru salladım. “Uslu dur.”
“Emredersin.” Elini dudağına götürdü ve yüzünü acıyla buruşturdu. “Ama canımı yaktın…”
Kaşlarımı çatıp ona baktım. “Abartma.”
“Abartmıyorum.” Parmağını dudağının kenarında gezdirip bana baktı. “Gerçekten acıyor.”
Gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım. “Sen de biraz fazla şımarıyordun.”
“Ben sadece saçını seviyordum.”
“Yarım saattir aynı şeyi söylüyorsun.”
“Çünkü gerçekten güzel.”
Başımı iki yana salladım. “Tamam, tamam. Bir daha saçımla oynama, ben de seni ısırmayayım.”
Aras'ın yüzünde hemen kocaman bir gülümseme belirdi. “Anlaştık.”
“Bu kadar kolay mı?”
“Bence çok güzel bir anlaşma.”
Kahkaha attım. “Sen var ya…”
“Ne?” dedi masum bir bakışla. Dudağı hala kanıyordu.
“Hiç değişmeyeceksin.”
“Sen yanımda olduğun sürece değişmem.”
Bir an cevap veremedim. Söylediği şey o kadar doğal çıkmıştı ki, dalga geçmek için söylediğini düşünmek bile istemedim. Gözlerimi kaçırıp yürümeye devam ettim. Aras da birkaç saniye sessiz kaldıktan sonra yanıma yetişti. “Dudağım gerçekten biraz acıyor.”
Bu kez dayanamayıp güldüm. “İyi.”
“İyi mi?”
“Bir daha saçımı çekiştirmeyi düşünürken hatırlarsın.”
“Tamam, tamam.” Ellerini yeniden kaldırdı. “Saçlarına dokunmuyorum.”
“Güzel.”
Birkaç adım daha attık. Sonra Aras hafifçe eğilip bana baktı. “Ama bir daha öpersen itiraz etmem.”
Gözlerimi büyüttüm. “Aras!”
“Tamam, sustum!”
“Gerçekten şımarıksın.”
“Doğum günüm.”
“Bunu artık bahane olarak kabul etmiyorum.”
“Ben ediyorum.”
Başımı iki yana sallayarak gülmeye başladım. Yolun geri kalanını da onun bitmek bilmeyen şakaları ve benim onu susturmaya çalışmamla geçirdik. Ama içten içe, doğum gününün böyle küçük anlarla dolu olmasına ben de çok mutluydum.
☾ ✦ ☽
Eve girdiğim anda üzerimdeki bütün yorgunluğun bir anda omuzlarıma çöktüğünü hissettim. Kapıyı arkamdan kapatıp çantamı girişteki sandalyenin üzerine bıraktım. Ayakkabılarımı çıkarırken bile içimden yalnızca koltuğa yayılmak geliyordu. Salona geçip kendimi koltuğa bıraktığımda derin bir nefes verdim. “Oh be…”
Başımı koltuğun arkasına yasladım. Bütün gün boyunca sıcak havada dolaşmış, pasta taşımış, Aras'la yürümüş, kahve içmiş ve eve dönene kadar da onun bitmek bilmeyen şakalarını dinlemiştim. Şimdi nihayet evdeydim.
Klima çalışıyordu ama dışarıdaki sıcaklık hâlâ üzerimden gitmemişti. Elimi enseme götürüp saçlarımı çözdüm. Kıvırcıklarım omuzlarıma ve sırtıma doğru dağıldığında biraz daha rahatladım. Birkaç saniye sonra saçlarımı yeniden toplayıp gevşek bir şekilde bağladım. “Şimdi oldu…”
Kendime biraz hava vermek için elime bir dergi alıp yelpaze gibi sallamaya başladım. Annem mutfaktan çıkıp bana baktı. “Ne yapıyorsun sen?”
“Hayatta kalmaya çalışıyorum.”
Annem kahkaha attı. “Bu kadar sıcak mı?”
“Anne, dışarıda resmen eridim.”
“E o zaman odana geçip üstünü değiştir, rahat bir şey giy.”
“Zaten rahatım.”
Annem üzerimdeki kıyafete bakıp başını salladı. “Daha da rahatlayabilirsin istersen.”
Kaşlarımı kaldırdım. “Nasıl?”
“Git bir tişört giy bari, kızım. Sonra klimaya yapışıp kalacaksın.”
Bir an ciddi ciddi düşündüm, sonra gülmeye başladım. “Anne, yurtta zaten rahat rahat takılıyordum.”
Annemin gözleri büyüdü. “Derin!”
Kahkaham iyice arttı. “Şaka yapıyorum!”
“Allah'ım…” diye söylendi annem, elini alnına götürerek. “Senin şu ağzın var ya…”
“Ne yapayım? Çok sıcak.”
“Git üstüne ince bir şey al. Sonra gelip burada ‘üşüdüm’ diye ağlama.”
“Tamam, tamam.” dedim üzerimdeki atlete bakıp. Annem mutfağa geri dönerken arkasından seslendim. “Anne!”
“Hı?”
“Yelpazem çok güzel çalışıyor ama.” Elimdeki dergiyi gösterdim.
Annem dönüp bana baktı. “Onu da elinden bırakma sakın.”
Gülerek başımı salladım. “Bırakmam.”
Annem uzaklaşırken koltuğa biraz daha yayıldım. Ayaklarımı uzatıp saçlarımı yeniden düzelttim. Bugünün bütün telaşından sonra evin o tanıdık sessizliği inanılmaz iyi gelmişti. Ve nedense aklıma yine Aras'ın yüzündeki o doğum günü gülümsemesi geldi. İstemeden ben de gülümsedim. “İyi ki doğdun, Aras…” diye fısıldadım.
Gözlerimi kapatıp birkaç kez derin nefes aldım. Vücudumun bütün ağırlığı yatağa yayılmıştı. Günün yorgunluğu yavaş yavaş üzerimden çekilirken düşüncelerim de birbirine karışmaya başladı. Ne kadar sürdüğünü bilmiyordum. Belki birkaç dakika, belki biraz daha fazla. Tam uykuya dalacakken bacaklarımda tanıdık bir sıcaklık hissettim. Kaşlarım hafifçe çatıldı. “Yok artık…”
Hemen doğruldum. O sıcaklığı yeniden hissedince gözlerim büyüdü. “Hayır, hayır…” Yataktan öyle hızlı kalktım ki bir an başım döndü. Elimi yatağın kenarına koyup kendimi toparladım, ardından doğruca banyoya koştum. Kalbim heyecanla çarparken mırıldandım. “Lütfen bugün olmasın…”
Kapıyı arkamdan kapatıp lavaboya yöneldim. Ve birkaç saniye sonra tahminimin doğru olduğunu anladım. Derin bir nefes verdim. “Gerçekten mi?” Başımı hafifçe geriye yasladım. Bugün zaten sıcaktı, yorulmuştum ve bütün gün dışarıdaydım. Bir de bu çıkmıştı. Elimi alnıma götürüp kendi kendime söylendim. “Tam zamanında geldin gerçekten…” Ama yapacak bir şey yoktu.
Ellerimi yıkayıp aynaya döndüm. Yüzümdeki yorgun ifadeyi görünce istemsizce güldüm. “Hayatın benimle bir derdi var galiba.” Banyodan çıkıp odama geri döndüm. Yatağın üzerine oturduğumda karnımda hafif bir ağrı hissettim. Elimi karnımın üzerine koydum. “Umarım fazla uğraştırmazsın beni…”
Sonra yeniden yatağa uzandım. Bugün yaşadığım onca şeyin ardından tek istediğim biraz dinlenmekti. Ama nedense içimde, bu gecenin düşündüğüm kadar sakin geçmeyeceğine dair küçük bir his vardı.
Telefonu elime aldım. Birkaç saniye ekrana bakıp tereddüt ettim. Saatin bu kadar ilerlediğini şimdi fark ediyordum. “Aras'ı arasam mı?” Normalde bu saatte onu rahatsız etmek istemezdim. Ama gözlerimi kapattığımda uyku gelmiyor, karnımdaki ağrı da bir türlü tamamen geçmiyordu.
Sonunda dayanamadım ve arama tuşuna bastım.Tam kapatacakken karşı taraftan uykulu bir ses geldi. “Derin?” Sesindeki uyku, birkaç saniye içinde yerini endişeye bıraktı.“Ne oldu? Bir şey mi oldu?”
Hemen başımı iki yana salladım. Onun göremeyeceğini unutmuştum. “Hayır.”
“İyi misin?”
“İyiyim.”
“Emin misin?”
“Evet.”
“Peki neden bu saatte aradın?”
Yastığa biraz daha gömüldüm. “Uyuyamadım.”
“Uyuyamadın?”
“Evet.” Sesim istemsizce yumuşadı. “O yüzden seni aradım.”
Aras'ın nefes alışını duydum. Keşke şuan ona sarılabilseydim. “Tamam.” dedi kararlı bir şekilde. “Buradayım.”
Gözlerimi kapattım. “Biliyorum.”
“Bir şey düşünüyorsan anlatabilirsin.”
“Yok, sadece…” Cümlemi tamamlayamadım. Karnımdaki ağrı yeniden kendini belli etmişti. Elimi yavaşça karnımın üzerine koyup birkaç saniye öylece bekledim. Aras sesimi duymuş olacak ki tekrar sordu.
“Derin?”
“Bir şey yok.”
“Tamam.” Sesinde hâlâ hafif bir endişe vardı ama beni zorlamadı. Bir süre ikimiz de sessiz kaldık. Sonra Aras'ın sesi yeniden duyuldu. “Bugün yirmi iki oldum.”
Gülümsedim. “Farkındayım.”
“Garip geliyor.”
“Nesi?”
“Büyümek.”
Gözlerimi tavana çevirdim. “Bana da. Daha dün çocukmuşum gibi geliyor.”
“Sen hâlâ çocuksun.” dedi Aras gülerek.
Kahkaha atacak gibi oldum ama karnımdaki ağrı buna izin vermedi. Sadece küçük bir gülümsemeyle sustum. Aras devam etti. “Biliyor musun, bazen geleceği düşünüyorum.”
“Nasıl bir gelecek?”
“Bilmiyorum… Kendi evimiz olsun mesela.”
İçimde küçük bir sıcaklık yayıldı. Kalbim istemsizce hızlandı. “Güzel olurdu.”
“Sabahları birlikte kahvaltı yaparız.”
“Sen kahvaltı hazırlarsın.” dedim zorla gülerek.
Bir süre düşübmek için sessiz kaldı. Sonra masum bir sesle fısıldadı.. “Belki bir gün çocuklarımız olur.”
O cümleyle birlikte yüzümdeki gülümseme yavaşça değişti. Elim istemsizce karnımın üzerinde biraz daha sıkılaştı. Gözlerim dolmaya başladı. “Çocuklarımız…” Kelime ağzımdan neredeyse fısıltıyla çıktı.
“Evet.” Aras'ın sesi sakin ve yumuşaktı. “Nasıl olurdu sence?”
Bir an cevap veremedim. Gözlerimi kapattım çünkü ağlayacak gibi oldum. Kafamda küçücük bir çocuk canlandı istemsizce. Kıvırcık saçlar, küçük eller ve evimizin içinde yankılanan bir kahkaha… Boğazım düğümlendi. “Bilmiyorum.” dedim dudağımı ısırarak.
Aras küçük bir kahkaha attı ve konuştu. “Kesin çok tatlı olurdu.”
İstemeden güldüm. “Bundan nasıl bu kadar emin olabiliyorsun?”
“Çünkü annesi sen olacaksın.”
Gözlerimden bir damla yaş süzüldü. Elimi karnımın üzerinde tutmaya devam ettim. “Aras…”
“Hı?”
“Böyle şeyler söyleme.”
“Neden?”
“Bilmiyorum.” Sesim titremeye başlamıştı. Sustum, Aras’ın konuşmasını bekledim.
Aras sesimi duyamayınca endişelenmiş olacak ki, “Derin?” diye seslendi. Titrek bir nefes verdim.
“Buradayım.”
“İstersen gelecekten konuşmayalım.”
Başımı yastığa biraz daha gömdüm. “Hayır…” Derin bir nefes aldım. “Konuş.”
“Emin misin?”
“Evet.”
Aras gülümsediğini sesinden belli edecek kadar yumuşak bir tonla devam etti. “O zaman bir gün gerçekten kendi evimiz olur.”
Gözlerimi kapattım. “Ve mutfakta sen yine her şeyi dağıtırsın.”
“Ben mi?” dedi inanmaz bir şekilde.
“Evet, sen.”
“Ben düzenli bir insanım.” dedi kararlı bir şekilde.
Küçük bir kahkaha çıktı ağzımdan. “Hiç değilsin.”
“Peki.” Bir süre konuşmadı, sessizce bekledi. Sonra kıkırdayarak “Belki küçük ayak sesleri duyulur evin içinde.” dedi.
Gözlerim yeniden doldu. Elimi karnımın üzerinde tuttum ve derin bir nefes aldım. Aras'ın sesi telefondan gelmeye devam ederken karnımdaki ağrı bir anda yeniden arttı. Elimi karnımın üzerine koyup gözlerimi sımsıkı kapattım. “Mh…” Bu kez sesimi tutamamıştım.
“Derin?”
Birkaç saniye cevap veremedim. Derin bir nefes alıp kendimi toparlamaya çalıştım. “Buradayım…” dedim inlememeye çalışarak.
“Ne oldu?”
“Bir şey yok.” Sesim istediğim kadar normal çıkmamıştı.
“Derin, az önce inledin.”
Gözlerimi kapattım. Ona hâlâ regl olduğumu söylememiştim. Söylemeye de hazır değildim. “Biraz ağrım var sadece.”
“Ne ağrısı?”
“Önemli değil.” Yavaşça yataktan kalktım. Telefonu kulağıma götürüp mutfağa doğru ilerledim.
“Sen nereye gidiyorsun?” dedi. Ayak seslerimi duymuş olmalıydı.
“Sıcak su torbası hazırlayacağım.”
“Derin…”
“Merak etme. İyi olacağım.” Mutfağa geldiğimde tezgâha yaslanıp birkaç saniye bekledim. Sonra sıcak su torbasını çıkarıp hazırlamaya başladım. Aras'ın sesi hâlâ kulağımdaydı.
“Bana söylemek istemediğin bir şey mi var?”
Olduğum yerde durdum ve başımı hafifçe eğdim. Kıvırcıklarım yüzüme düştü. “Şimdilik.” diye mırıldandım.
“Tamam.” Sesinde hâlâ endişe vardı ama daha fazla üstelemedi. “Ben buradayım.”
Küçükçe gülümsedim. Beni zorlamaması, ona daha da bağlanmamı sağlamıştı. Sıcak su torbasını hazırlayıp dikkatlice kapattım. Tam geri dönecekken ağrı yeniden kendini hissettirdi ve tezgâha tutundum. “Ah…” bu kez daha keskindi. İki büklüm kalmıştım. Bir elimle tezgahı, diğer elimle de tuttuğum torbayı ve telefonu kavradım. Aras hemen seslendi.
“Derin!”
“İyiyim…”
“Bence birini uyandırmalısın.”
Başımı iki yana salladım. “Biraz dinlenince geçecek.” Sonra sıcak su torbasını alıp odama doğru yürümeye başladım.
“Yatağına geçince bana haber ver.” dedi endişeli bir sesle.
Torbaya kısa bir bakış attım ve “Tamam.” diye mırıldandım. Tam odama dönecekken Aras'ın sesi yeniden kulağıma geldi.
“Derin?”
Duraksadım. “Hı?”
“Cidden neyin var?”
Bir süre cevap veremedim. Boğazım düğümlenmişti. Elimdeki sıcak su torbasını biraz daha sıkı tuttum. “Ben…” Sesim neredeyse duyulmayacak kadar kısıktı. “Regl oldum.”
“Ne?”
Aras'ın anlamadığını duyunca gözlerimi kapattım. “Aras…”
“Derin, ne demek…”
Cümlesini tamamlamasına fırsat vermeden gözlerimden yaşlar süzülmeye başladı. Ağrıya, yorgunluğa ve bütün gece bunu saklamaya çalışmış olmama artık dayanamıyordum. “Regl oldum, Aras!” sesim istemsizce yükselmişti. Bir hıçkırık kaçtı dudaklarımın arasından. Ağrı yeniden yükselince iki büklüm oldum. Bir elim tezgâhta, diğer elim karnımdaydı. “Ah…” elimle karnımı sıktım.
“Derin?”
Cevap vermeye çalıştım ama boğazımdan yalnızca kırık bir nefes çıktı. “Mh…” Gözyaşlarımı silmeye çalıştım. “Çok ağrıyor…”
Aras'ın sesi hemen yumuşadı. “Tamam. Tamam, ağlama.” diyerek beni sakinleştirmeye çalıştı.
“Dayanamıyorum…” Bir hıçkırık daha kaçtı.
“Ben buradayım. Tamam mı? Telefonu kapatma.”
Başımı hafifçe salladım bunu göremeyeceğini bile bile. “Tamam…”
“Şimdi odana geç. Yavaşça. Sıcak su torbanı da yanında götür.”
Derin bir nefes almaya çalıştım. “Tamam…”
“Ve Derin?”
“Hı?”
“Bunu benden saklamak zorunda değilsin.”
Gözlerimi kapattım. Dudaklarım titrerken küçükçe fısıldadım. “Biliyorum…” Sonra bir kez daha karnımı tutup ağrının geçmesini bekledim. Yatağıma ulaştığımda sıcak su torbasını hemen karnımın üzerine yerleştirip kendimi yatağın içine bıraktım. Dizlerimi hafifçe karnıma çekerek iki büklüm oldum. Gözyaşlarım hâlâ durmuyordu. Telefonu kulağımdan ayırmadan hıçkırarak fısıldadım. “Sen bir bok da bilmiyorsun, Aras…”
Telefonun diğer ucundan birkaç saniyelik sessizlik geldi. Sonra sesinde belli belirsiz bir gülümseme hissettim. “Biliyorum.”
Kaşlarımı çatıp yastığa biraz daha gömüldüm. “Ne biliyorsun?”
“Regl ağrısının nasıl olduğunu.”
Hıçkırıklarımın arasından istemsizce küçük bir nefes verdim. “Sen erkek değil misin?”
“Erkeğim ama annemden biliyorum.”
Başımı yastığın üzerinde hafifçe iki yana salladım. “Yine de bilmiyorsun…”
Aras bu kez cevap vermeden önce birkaç saniye sessiz kaldı. Derin bir iç çekti. “Keşke birazını ben alabilsem.”
Bu cümleyle gözlerim yeniden doldu. “Böyle konuşma…”
“Neden?”
“Daha çok ağlıyorum.”
“Tamam. O zaman ağlama.”
“Emir mi veriyorsun?”
“Hayır.” Sesi yumuşadı. “Sadece yanında olamadığım için ne yapacağımı bilemiyorum.”
Gözlerimi kapattım ve sıcak su torbasını biraz daha kendime çektim. Burnum akmıştı ama ayağa kalkmak için uğraşamazdım. Bu yüzden yastığa sürttüm. O sırada da Aras konuştu.
“Derin…”
“Hı?” dedim ağlarken. Birkaç kez öksürdüm.
“Yanına gelsem?”
Gözlerimi hemen açtım. “Hayır.”
“Emin misin?”
“Evet.”
“Şu an yalnız kalmak mı istiyorsun?”
Başımı yastığa gömüp hıçkırarak cevap verdim. “Hayır… ama seni de uğraştırmak istemiyorum.”
Aras'ın nefesi telefonda duyuldu. “Sen benim için uğraşılacak biri değilsin.”
Cevap veremedim. Karnımdaki ağrı yeniden yükselince istemsizce bacaklarımı biraz daha kendime çektim. Küçük bir inilti kaçtı boğazımdan. Aras'ın sesi anında değişti.
“Yine mi?”
Hıçkırarak başımı salladım. “Evet…”
“Tamam. Konuşmak zorunda değilsin.” Derin bir nefes aldı ve yavaşça verdi. “Ama telefonu kapatma, tamam mı?”
Küçük bir sesle “Tamam” dedim ve gözlerimi kapattım. Gözlerimi kapattım ama ağlamam bir türlü dinmedi. Hıçkırıklarım yeniden sıklaşırken sıcak su torbasını karnıma bastırdım. Birkaç dakika boyunca yalnızca nefesimi düzene sokmaya çalıştım. Ama başaramadım. Telefonu biraz daha sıkı tuttum. “Aras…” Sesim o kadar kısıktı ki söylediğimden bile emin olamadım. Aras hemen cevap verdi.
“Söyle, güzelim.”
Dudaklarım titredi, gözlerimden yeniden yaşlar süzüldü. “Yanıma… gelir misin?”
Telefonun diğer ucunda kısa bir sessizlik oldu. Sonra Aras'ın sesi hiç geldi. “Geliyorum.”
Hıçkırarak başımı yastığa gömdüm. “Gerçekten mi?”
“Gerçekten.”
“Gece gece seni uğraştırıyorum…” dedim burnumu çekerken.
“Şimdi sen dinlen. Ben gelene kadar telefonu kapatma.”
Gözlerimi kapattım. “Tamam…” Ve ilk kez o geceden beri, yalnız olmadığımı bilmenin verdiği küçük bir rahatlıkla nefes alabildim.