Cemre hazırlanmış bir şekilde odasında oturuyordu. Mete'nin yanına gidip onunla konuşacak cesareti bekliyordu evden çıkmak için ama o cesaret bir türlü gelmiyordu.
Banu'nun söyledikleri çok doğruydu. Sonuna kadar haklıydı. Cemre, Mete'nin duygularının farkındaydı. Mete de zaten hiçbir zaman gizleme zahmetine girmemişti. Tüm zorluklara rağmen hiç yılmadan belli etmişti en samimi duygularını.
Cemre ise onun kadar cesur değildi bu konuda. Doğduğundan beri çevresinde sevgi dolu çiftler görmüştü. Annesiyle babası bu konudaki en güzel örnekti mesela.
Onun korktuğu şey onlar gibi olamamaktı belki. Annesi kadar sevgi dolu olabilir miydi bilmiyordu. Mete'nin sevgisinen zerre şüphesi yoktu ama o kendinden emin değildi. Mete'yi mutlu edebilir miydi, bilmiyordu. Mete'ye bir adım atacak olsa her şeyin mahvolmasından korkuyordu. Bu yüzden sürekli salak ayağına yatıp bir şey yaşanmıyormuş gibi davranmayı tercih ediyordu.
Bugünse bu yaptığının daha kırıcı olduğu gerçeğiyle yüzleşmişti. Mete'yi ne kadar üzdüğünün farkına varmıştı.
Şimdi tüm korkularına rağmen ona gidecekti. İlişkileri çok başka bir boyuta ulaşacaktı belki. Belki de Mete artık onu istemediğini söyleyecekti.
Ofladı. Kafayı yiyecekti artık.
'Ya şimdi ya asla!' diye düşünüp, hızlı bir şekilde hareket ederek evden çıktı.
Önce pastaneye uğrayıp Mete'nin en sevdiği çilekli pastadan satın aldı. Sonra doğruca evinin yolunu tuttu.
Kapının önüne gelince derin bir cesaret nefesi çekti içine. Sonra da zili çaldı.
Kısa süre içinde kapı Mete tarafından açıldı. Cemre heyecandan titreyen ellerini yumruk yapıp heyecanını bastırmaya çalıştı.
Bakışlarını Mete'nin yüzüne çevirdiğinde karşılaştığı manzara kalbinin hüzünle dolmasına sebep oldu.
Mete'nin gözleri ağladığını belli edecek şekilde şişmişlerdi. Burnu çok silmekten dolayı iyice kızarmıştı. Saçı başı dağılmıştı. Üzerinde her depresyona girdiğinde giydiği meşhur sarı pijaması vardı.
Cemre yutkunup içinde yaşanan savaşı görmezden gelmeye çalışarak gülümsedi.
''Mete...'' Mete gözlerini kaçırdı. ''Neden geldin?'' dedi kırgınlığını ses tonuna yansıtarak.
''Seninle konuşmaya geldim.''
''Gerek yoktu.''
''O da ne demek öyle? Bana küs kalmana izin verecek değildim.''
''Küs olup olmamam senin umrunda mı sanki?''
Bu defa işi zordu Cemre'nin. Mete hiçbir zaman ona bu kadar kırılmamış, soğuk yapmamıştı. Her şeye rağmen hep ilk Cemre'ye giden o olurdu. Şimdiyse olaylar çok farklıydı. Cemre bir şey yapmazsa onu sonsuza kadar kaybedecekti.
''Sana en sevdiğin pastadan getirdim. Bak!'' dedi neşeyle. Mete göz ucuyla pastanın olduğu poşete baktı. Keşke bu defa bir pastayla geçebilseydi kırgınlığım diye düşündü.
''Canım istemiyor.''
Cemre'nin yüzü düştü. Mete ona bakmaya devam etseydi kıyamayacaktı. Bu yüzden bakışlarını kaçırdı.
''İçeri almayacak mısın peki?''
Mete bir şey demeden kenara çekildi. Bu bir 'Buyur' demekti. Cemre de ayakkabılarını çıkarıp içeri girdi.
Doğruca salona geçti. Buradaki manzara da çok enteresandı ama Cemre'ye yabancı değildi. Koca masa aburcuburlarla doluydu. Yanda da birkaç mendil kutusu ve televizyonda açılmış olan bir dram filmi... Durum çok çok vahimdi.
Cemre elindeki poşeti masanın üzerine bırakıp Mete'ye doğru yaklaştı ve tam önünde durdu.
''Mete...'' Cevap alamadı. Bir iç çekti. Ellerini Mete'nin yüzüne getirerek yüzünü avuçları içerisine aldı. ''Bak bana lütfen.''
Mete sinirle kaşlarını çatıp gözlerini Cemre'nin gözlerine dikti. ''Neye bakayım Cemre? Ben yıllardır bakıyorum sana, yüzüne, gözlerine. Özellikle gözlerine... Orada bana dair en ufak duygu kırıntısı bulma umuduyla sürekli baktım. Şimdi yine aynısını mı yapayım? Sen beni umursamadığın halde ben senden bir şeyler beklemeye devam mı edeyim? Birkaç kırıntıyla mı yetinmeye çalışayım yine? Bunu mu istiyorsun gerçekten?''
Sesi kısık ve üzgün çıkıyordu. Gözleri dolmuştu yine. Bu defa yalnız değildi ama Cemre'nin de gözleri doldu. Ağlamasına ramak vardı.
Dudakları titredi Cemre'nin. Bir şey söylediği an sesi de titreyecekti. Bu sebeple duygularını konuşmadan ifade etmek istedi ve Mete'nin yüzünü yüzüne çekerek saniyesinde dudaklarını onunkilere bastırdı.
Öylece durdular bir süre. Mete şaşkındı. Cemre ise duygularını iletme derdindeydi.
İlk çekilen Mete oldu. ''N-ne yapıyorsun Cemre?''
''Madem gözlerimde göremedin sana karşı olan duygularımı ben de bu şekilde göstermek istedim sana. Belki şimdi görmüşündür artık.''
''Yani...''
Cemre ellerini yüzünden çekip, boynuna dolayıp Mete'ye sıkıca sarıldı. ''Evet! Ben de seni seviyorum şapşal! Sadece ben senin kadar cesur olamadım hiçbir zaman bunu ifade etme konusunda.''
Mete henüz şaşkınlığını atamamıştı üzerinden. Buna rağmen mutluluğu ağır geldiğinden Cemre'nin beline kollarını dolamış, sarılışına karşılık vermişti.
Sarılmaya devam ederken ikisi de gülümesedi önce. Sonra kıkırtıya dönüştü gülümsemeleri. Az önce yaşananlar onlara komik gemişti. İkisinin de kıkırtıları birbirine karışırken bu defa Cemre biraz geri çekildi. ''Küs müyüz daha?'' diye sordu sevimli bir şekilde. Mete kıkırdadı.
''Sanki sana küs kalabilirmişim gibi...'' diye mırıldandı. ''Biz şimdi sevgili miyiz artık?'' diye sordu Cemre'nin gözlerine bakarak.
''Öyleyiz sanırım.''
''O zaman az önce yaptığını bir daha yapsana.''
Cemre, Mete'ye sarıldı yine.
''Bu değil.''
Cemre'nin yanakları kızardı. Yavaşça geri çekildi. ''Ya hangisi?'' diye sordu anlamamış gibi yaparak.
Mete sırıttı. Dudaklarını bu kez da o birleştirdi. ''İşte bunu.'' dedi dudaklarını birbirlerine sürterek. Sonra bir kez daha öptü. Cemre de karşılık vermeye başlamıştı ki kırılan bir camın sesiyle ikisi de irkilerek sesin geldiği yöne baktılar.
Mert şok içinde açılan gözleriyle dik dik onlara bakıyordu. Elindeki su bardağı yeri boylayıp kırılmıştı. İçtiği suyun bir kısmı boğazında kalmış, bir kısmı da ağzından püskürtülmüştü.
Hayatı boyunca oğlunu böyle basabileceğini tahmin bile edememişti. Ciddi ciddi şok geçiriyordu. Ne tepki vermesi gerektiğini bile bilmiyordu.
Aralarında üçlü bakışma yaşanırken Mert olayı sindirmeyi başardı. ''LAN! OHA LAN! SİZ OLDUNUZ MU!? OHA ÇOK OHA! İNANAMIYORUM! TÜM SÜLALENİN BUNU ÖĞRENMESİ GEREK! SONUNDA BE SONUNDA! BAŞARACAĞINI BİLİYORDUM OĞLUM! SİZ DEVAM EDİN. BEN GELİYORUM! NEREDE TELEFONUM NEREDE!?'' gibisinden şeyler söyleye söyleye telefonunu aramaya koyuldu telaşla.
Cemre ve Mete ise peşinden koşturup bu olayı kimseye anlatmaması için yalvarmaya başlamışlardı bile.



