İçeriğe geç

Numara Komşusu 2 (Texting)

Bölüm 26 · 3 dk okuma

Numara Komşusu 2 (Texting)

Bölüm 26

25.❤️

Nazlı'nın anlatımıyla...

Günlerden cumartesiydi. Çocuklar Nesrin ablalarda buluşma ayarladıkları için erkenden evden çıkmışlardı babalarıyla. Onları bırakıp şirkete geçecekti. Bugünlerde işleri çok yoğundu. Eve de hep yorgun dönüyordu. Farkındaydım. Yine de yorgunluğuna rağmen bizimle zaman geçirmeye çalışıyordu. Sonra da bayılmış gibi uyuyordu.

Bugün için özel bir planım vardı. Bir süredir meşguliyetten dolayı ihmal ettiğim eşimin gönlünü almak gibi...

Sabah temizliği yapıp evi düzenledikten sonra planımı uygulamak üzere yatak odama geçtim.

Beyaz bir gömlek, gri, siyah kareli bir kumaş pantolon ve fular... Bunlarla bir asistan havası verebilirdim sanırım.

Hızlıca hazırlanıp evden çıktım. Gökhan'ın şirketine yaklaştıkça heyecanım artıyordu. Tepkisi nasıl olacaktı acaba?

Şirkete girdiğimde içeride bir iki temizlik görevlisinden başka kimsenin olmadığını gördüm. Bu işime gelmişti. Hafta sonu olduğu için doğal bir olaydı tabii ama olsun. İyi denk getirmiştim.

Asansöre girip Gökhan'ın ofisinin bulunduğu katın düğmesine bastım. Derin bir nefes çekerek o kata varmayı bekledim.

Asansör durduğunda hemen dışarı çıktım. İlk önce orada bulunan mutfağa doğru ilerleyip Gökhan'ın en sevdiği kahveyi hazırladım. Sonra dikkatli adımlarla ofisine girdim.

Kapısının önünde durup kapıyı yavaşça tıklattım. ''Gir!'' dediğinde de hemen içeri girdim.

Bana bakmadı. Önündeki evraklara ciddi bir savaş içindeymiş gibi görünüyordu. Dikkati tamamen oradaydı.

Arkamda kalan kapıyı kapatıp her ihtimale karşı kilitledim. Fark etmedi.

Alt dudağımı dişleyerek masasına doğru ilerledim. Hemen yan tarafına geçip kahveyi masanın üzerine bıraktım. ''Kahveniz Gökhan bey.'' dediğimde ''Tamam. Çıkabilirsin.'' dedi bana hiç bakmadan ve işine devam etti.

Odağı cidden bende değildi. Gerçi bu durumda yanına yaklaşan her kıza bu tavrı takınıyordu demek ki. İşte seni sevmek için bir sebep daha paşam.

Yerimden hiç kıpırdamayınca sonunda dikkatini çekebilmiştim. Başını önündeki kağıtlardan kaldırıp çatık kaşlarla bana baktı. Beni görünce çatık kaşları çözüldü. İfadesi yumuşadı anında.

''Sen... Nasıl?'' dedi şapşal şapşal. Bu tatlı tavrı karşısında minik bir kıkırtı saldım.

Masumca omuz silktim. ''Sen dedin gel, asistanım ol diye. Ben de geldim işte.'' dedim dünyanın en dağal şeyini yapmışım gibi.

Birkaç saniye öylece bakıp göz kırpıştırdı. Sonra yüzünde çarpık bir gülümseme oluştu. Döner sandalyesini hafifçe ittirerek masadan biraz uzaklaştı. Sonra da elini belime sarıp beni kendine doğru çekti.

Kendimi bacaklarının arasında buldum. İki kolunu da belime dolayıp çenesini karnıma yasladı. Bana alttan alttan tatlı bakışlar atmaya başladı.

''Ben gel dedim diye geldin yani?'' dedi hoşnutluğunu belli eden bir sesle.

Ellerimi yanaklarına getirdim ve baş parmaklarımla yüzünü okşamaya başladım. ''Aynen öyle.'' dediğimde gülümsemesi büyüdü.

Başını yana eğerek avcumun içine iyice bastırdı. Gözlerini kapattığında ifadesinden çok huzurlu olduğu belli oluyordu. En çok da yanımda huzurlu olmasını seviyordum. Bu iyi hissettiriyordu. Sevdiğin kişinin yanında huzurlu olduğunu bilmek...

Birkaç dakika pozisyonumuzu koruduk. Ardından Gökhan başını geri çekti ve ani bir hamleyle arkamı dönmemi sağladı ve beni kucağına çekti.

''O zaman geçen gün sana anlattığım planımı gerçekleştirebilirim.'' İtiraz etmedim. Daha rahat olmak için kucağında biraz kıpırdandım. Sonra da önümdeki kağıtlara baktım.

Anlayamadığım, çok karışık gibi görünen yazı, terim ve sayılarla doluydu her biri.

Gökhan sandalyeyi biraz daha kaydırarak masaya iyice yanaştı. Kollarını iki yanımdan geçirdiğinde sırtımı göğsüne yasladım.

O, evraklardan birkaçını hallederken gözlerim kahveye kaydı. ''Gökhan kahven soğuyacak. İçsene onu.''

Dudaklarını saçlarıma bastırdı. ''Sen iç güzelim.'' Sorgulamadım. Canı çekmiyor olmalıydı.

Kupayı kapıp bir yudum aldım. Soğumuştu bile. Gökhan'ın elini ensemde hissettim. Başımı tek eliyle kavrayıp yüzümü ona dönmemi sağladı. ''Ben de içeyim biraz.''

Kupayı ona uzatacağım sırada çarpık bir şekilde gülümsedi. Yüzünü yüzüme yaklaştırıp dudaklarımı dudaklarının arasına hapsetti. Biraz da emdiğinde ilk defa öpüşmüyor olmamıza rağmen yanaklarımın yandığını hissettim.

Heyecandan elim titredi. Kahve neredeyse dökülecekti ki Gökhan kupayı kavrayıp masanın üzerine bıraktı.

Dudaklarımın üzerine minik bir buse kondurup gülümseyerek geri çekildi.

''Tadı çok güzelmiş.'' dedi çapkın bir tavırla. Yanaklarımın bir ton daha kızardığından emindim. Utanmazdı bu adam. Hem de çok...

Bölüm sonu

1 yorum