İçeriğe geç

Numara Komşusu (Texting)

Bölüm 48 · 3 dk okuma

Numara Komşusu (Texting)

Bölüm 48

47

Birazcık kaoslu bir düz yazı olacak. Aklınızda soru işareti kalmasın diye böyle daha iyi olacağını düşündüm. İyi okumalarr

***

Mert gözlerini açtığında karanlık karşıladı onu. En son Sena'yla mesajlaştığını hatırlıyordu. Gerisi ise koca bir muamma. Yattığı yerden doğrulup etrafa baktı. Ama karanlıktan dolayı hiçbir şey görünmüyordu.

Korku içini kaplarken bir ses duyuldu. Bir kapı açıldı, ardından loş bir ışık odayı aydınlattı. Mert'in gözleri ışığa alışınca gelen kişiye baktı. Elleri, dizleri titremeye başladı.

''Özledin mi beni oğlum?'' Üvey babasıydı. Hayatı ona zehreden adam yine karşısındaydı. Mert ürkek bir şekilde geriye çekildi. Dizlerini kendine çekip kollarını bacaklarına sardı. Bu hareketiyle üvey babasının yüzünde iğrenç bir sırıtış yer edinmişti.

''Haluk abi, yapacağım bir şey var mı? Gireyim mi içeri?'' Kapının dışından gelen ses Narin'e aitti.

''Yok kızım sen git şimdilik. Ortalıkta çok dolaşma. Yakında nikahınızı kıyacağız. Şimdi oğlumla baş başa kalmak istiyorum biraz.'' Mimiklerindeki ve sesindeki iğrenç imalar Mert'in midesini bulandırıyordu.

Narin Haluk'un sözünü ikiletmeden gidince Haluk koltuğa kuruldu.

''Ne oldu oğlum? Neden uzak duruyorsun babandan? Yaklaşsana.'' Mert titremekten başka bir şey yapmıyordu.

''Buraya nasıl geldiğini merak ediyorsun, değil mi? İnan bana o kadar zor olmadı. Annen arkadaşlarının adreslerini verdi. Ben de nerede kaldığını buldum. Seni elime geçirmem için en uygun zaman da: şimdiydi. Narin'in sana ne kadar takıntılı olduğunu biliyorsun. Onu seninle evlendireceğimi söylediğimde emirlerime uslu bir çocuk gibi uydu. Sizin kaldığınız yere gelip seni izledi. Saatlerce izledi. Ama sen farkedemedin. Akşam da herkes ortalıktan çekilince seni bayılttı. Pencerene yasladığım merdivene tırmanıp seni indirdim. Biraz kilo mu aldın sen oğlum? İyi mi beslediler seni? Seni taşımak biraz zor oldu da. Bunları sana neden anlattığımı biliyor musun? Çünkü sen hep meraklı bir çocuktun. Görüyor musun baban seni ne kadar da çok düşünüyor?''

''N-ne istiyorsun benden? Yetmedi mi y-yaptıkların?'' Mert, sesinin titremesine çok kızdı. Neden daha güçlü olamıyordu ki? Tek yaptığı ağlayıp durmaktı.

''Ne mi istiyorum senden? Bence bunu çok iyi biliyorsun.''

Haluk ayağa kalkıp Mert'e yaklaşınca Mert ''Yaklaşma! Dokunma bana!'' diye çığlık attı.

Haluk, Mert'in yanına gelip yüzüne sert bir tokat attı. ''Sana yüksek seslerden nefret ettiğimi söyledim mi, söylemedim mi? Bir daha bağırırsan...'' Tam elini kaldırmış bir tokat daha atacaktı ki kapı sertçe açıldı ve bir el Haluk'un kolunu sertçe tutup onu durdurdu.

Mert ürkekçe gözlerini araladığında sinirden boynundaki damarların belirgenliştiği Yağız'la karşılaştı. Derin bir nefes verdi. Yağız onu bilmem kaçıncı kez kurtarıyordu. Ona çok minnettardı.

''Sen benim kardeşime dokunamazsın.'' Yağız dişleri arasından sarfettiği sözlerden sonra Haluk'un kolunu arkaya doğru çevirip dirseğine sert bir yumruk attı. Haluk'un çığlığı odayı sardı. Çıkan çıt sesi kolunun kırıldığını gösteriyordu.

''Sevdiklerime uzanan eli de kolu da kırarım. Sen kimsin ulan sikik? Seni dayak manyağı yapmaz mıyım ulan şimdi?'' Haluk'u kendine çevirip yüzüne sayısız yumruk yapıştırdı.

Karın boşluğuna tekme atıp yere çökmesini sağladı. Ardından üstüne çıkıp yüzüne yumruklarını geçirmeye devam etti.

Gökhan ve Kerem içeri girdiklerinde hemen Mert'in yanına koşmuşardı. İyi olduğundan emin olduktan sonra Yağız'a dönmüşlerdi. Siniri biraz olsun azalmamıştı. Haluk'un yüzü tanınmayacak hale gelmişti. Yağız yine de durmuyordu.

Gökhan ve Kerem'in ise onu durdurmaya niyetleri yoktu. O piçin ölmesi gerekiyordu. Mert, Yağız'ın Haluk'u öldürmek üzere olduğunu farkedince yaşadığı şoktan sıyrılıp yanına koştu. Kan bulaşmış yumruklarından birini tutup onu durdurdu.

''Yapma Yağız. Ölecek.''

Yağız sert bakışlarını Mert'e çevirdi.

''Ölsün.'' Sesi fazlasıyla acımasız çıkmıştı.

''Hayır! Onun gibi bir pislik yüzünden kardeşimin ömrünü hapishanelerde geçirmesine göz yumamam.''

Polis sirenleri duyulunca Yağız, Haluk'u yere fırlatıp Mert'e sıkıca sarıldı.

''Geçti kardeşim. O piçin bir daha sana yaklaşmasına asla izin vermeyeceğim. İyisin değil mi?'' Mert başını Yağız'ın omzuna gömüp hışkıra hıçkıra ağlamaya başladı.

''H-hepsi benim yüzümden. Güçlü o-olsaydım b-bana bunları yaşatamazdı.''

''Şşşş, senin bir suçun yok. Hepsi o pisliğin suçu. Sana bunları yaşatmaya hakkı yoktu.'' Yağız, Mert'in saçlarını okşayıp onu sakinleştirdikten sonra onu alıp dışarı çıktı.

Kerem ve Gökhan da polislere olayı hızlı bir şekilde anlattı. Tanıklık yapmak için de karakola gittiler.

Bölüm sonu

6 yorum