18 Eylül sabahı, okuduğum efsane kitaplarıyla yüz yüze geleceğimi bilmeden, yeni atandığım araştırma merkezine giderken fazla heyecanlı ve gergin olduğum yüzümden kesinlikle okunuyordu. O ana kadar hep okyanusla ilgili araştırmalar yapmak istemiştim ve o an o hayal gerçek oluyordu hem de okyanusa ömrünü yatırmış olan bir araştırmacının araştırma ekibine katılarak. Orada birkaç ay kalacak ve sonrasında evime dönecektim, en azından ben öyle sanıyordum.
Çalışma merkezine ilk girdiğimde bir koşuşturma içinde olduklarını gördüm ve koşan birini zar zor durdurup ne olduğunu sorduğumda "Bulundu, bulundu" diye bağırdı sadece. Neyin bulunduğunu anlamamıştım doğal olarak. Herkes koşuşturmaya devam edip bir şeylerle uğraşırken araştırma ekibine katılacağım profesörü bulmaya çalışıyordum. Ana çalışmaların yürütüldüğü, okyanusla bağlantısı olan, bölüme girdiğimde onu dalgıç takımını çıkarırken görmüştüm. Yanına gidip kendimi tanıttım ve beni çok hoş bir şekilde karşılayıp bugün çok işimiz olduğunu, eşyalarımı bırakıp hemen ona katılmamı söylemişti. Dediğini yapmadan önce neyin bulunduğunu sordum, yüzünde büyük bir gururla cevapladı:
-"Nerelith Halkı"
Nasıl yani, gerçek miydi?
Yüzyıllardır efsanelere konu olan, hakkında onlarca kitap okuduğum ve okyanusa olan merakımın oluşmasını sağlayan o halk gerçek miydi?
Kalbim yerinden çıkmak istercesine atarken eşyalarımı araştırma merkezinde bana ayrılan hücreye bırakıp profesörün yanına gittim, koşa koşa. Profesör bana onlar hakkında bilgi vermeye başladı ama bilmediği şey benim onlar hakkında her şeyi bildiğimdi:
-Yüzyıllar önce Nereidler soyundan gelen bir grup okyanusun en karanlık yerinde hayat buldular ve bir kayıp şehre yani Mirelys'e sığındılar. Bu grup Nerelith Halkıydı. Solungaçlı tenleri, parlayan mint yeşili kuyruklarındaki pullar ve bakanı kan ağlatan gözlere sahiplerdi. Efsanelere göre aralarında tek bir dişi vardı ve tüm soy ondan doğmuştu, o kraliçeydi. Adının Nox olduğuna ve ölümsüz olduğuna inanılırdı. Eğer bir gün öldürülürse ya da başına bir şey gelirse Nerelith Halkının annelerinin intikamı için yeryüzündeki bütün suları kurutacağına, yeryüzündeki tüm canlıları, kendileri de dahil olmak üzere ölüme terk edeceklerine inanılırdı. Yine efsanelere göre okyanusun tam olarak bizim araştırma yaptığımız bölgesinde yaşadıkları söylenirdi. Tabii bu bugünden itibaren bir efsane değil bir gerçek. Onlardan ikisini kendi gözlerimle gördüm. Kitaplarda, efsanelerde söylendiği gibiydiler. Rüyada gibiydim.
Profesörün anlattıklarını her ne kadar bilsem de tekrar dinlemek heyecan vericiydi, özellikle de bulunduklarını bilerek. Profesörün peşinde araştırma ekibinin yanına gittim. Şehre girmemişlerdi sadece mercan sütunları ve içeride parlayan mint yeşili mimarlık harikası binaları görmüşlerdi. Yerini tam olarak belirleyip koordinatlarını kaydettikten sonra dalışı bitirmişlerdi çünkü canlarını tehlikeye atmaktan korkuyorlardı. Hem de halkın dikkatini çekmek o sırada pek iyi bir hareket olmazdı. Tüm bunlar içinde merak ettiğim bir şey vardı o da şehrin bulunduğu hala merkeze bildirilmemişti. Normalde böyle durumlarda merkeze bildirim yapılır ve daha büyük bir araştırma ekibi kurulurdu ama profesör merkeze bildirmeyi reddediyordu. Sebebini araştırma ekibi olarak o an anlamamıştık ama zamanı gelince çok iyi anlayacaktık.
Akşam küçük bir kutlama yapıldı. Kutlamada tüm bu yolculuk boyunca yanımda olacak ve son nefesimi beraber vereceğim o insanla tanıştım: Emir.