Mehir mesajı attıktan sonra telefonu komodine bırakıp hızlıca yatağın içine girdi, battaniyesini kafasına kadar çekti. Sanki böyle yapınca yaptığı şeyi yapmamış gibi hissedecekti.
İçi içini yiyordu. Elleri titriyordu. Hatta sadece elleri değil, tüm bedeni titriyordu.
O mesajı atmasa mıydı ki? Atmasa daha mı iyi olurdu? Aybora onun hakkında ne düşünecekti şimdi? Yanlış mı anlayacaktı? Yanlış mı ifade etmişti kendisini? Aybora görmeden silse miydi? Ama cevabı da çok merak ediyordu.
Yıllardır yalnızlığa alışmıştı. İlkokulda arkadaş edinemediği, kimsenin onu sevmediğini düşündüğü için hep eve dönüp, kendine saklanacak bir köşe bulup saatlerce ağlardı.
Ortaokulda ise cesaretli olmaya karar vermiş, en azından onunla konuşan biri olursa sohbeti devam ettirme kararı almıştı.
Olmuştu da öyle birileri ama o başaramamıştı. İstemsizce soğuk davranmıştı. Onlar da ondan uzaklaşmışlardı.
Tabii bilmezlerdi ki onlarla en ufak bir şeyi konuşmak için bile saatlerce düşüncelerini düzene sokmaya çalıştığını.
Şunu söylesem çok mu abartılı olur, böyle desem soğuk mu dururum, böylesi de gereksiz samimi olmaz mı şeklinde binlerce düşünce geçerdi aklından.
Hep en kötü ihtimali düşünürdü.
Bunun sonucunda ise bir 'Merhaba' bile diyemezdi kimseye.
Lisenin sonuna gelmişti şimdi. Ona bulaşan, onunla konuşmaya çalışan tek bir kişi bile olmamıştı. Bu onu rahatlatsa da bir yandan da çok üzüyordu.
Kendini dünyadan soyutlanmış gibi hissetmeyi de hiç sevmezdi. Zaten kim severdi ki? Yine de elinde değildi.
Öğretmenler onu bir soru için kaldırdıklarında bile gerim gerim gerilir, gözünden yaşlar gelir, konuşmayı unutur, dakikalarca belki saatlerce titrerdi. Çoğu zaman kriz geçirirdi. Kimse anlamazdı. Kimse bilmezdi.
Alışmıştı yalnız olmaya. Ta ki yaklaşık bir ay önceki o olaya kadar... Aybora'dan aldığı ilk mesajdan sonra hayatında birkaç değişiklik olmuştu.
Önce ödevi bitirir dağılırız diye düşünmüştü. Oysa içten içe bunu pek istemiyordu.
Her ne kadar tanımasa da Aybora'yı enerjisini de farklı havasını da sevmişti. Onun tam zıttıydı. Belki de bu yüzden biraz çekilmişti ona.
Sonra sunum günü yine her şey değişmişti onun için. Aybora'yla tahtaya çıkmak zorunda kalmıştı. Proje icabı...
O an onu bekleyen sürpriz ise hiç hoş değildi. Aybora sunumu kendisinin yapacağını söyleyince Mehir'in eli ayağı birbirine dolanmıştı.
Ona şaşkınlıkla bakmıştı. İlk defa bir insanın doğruca gözünün içine bakmıştı. Gözlerinde bir sürü soru işaretiyle...
Aybora ise dudaklarını birbirlerine bastırıp belli belirsiz omuz silkmişti.
Öğretmen dahil herkesin dikkati Mehir'e kaymıştı. Mehir'in ise elleri titremeye, kalbi gümbür gümbür atmaya başlamıştı. Bu emrivakiyi kesinlikle beklemiyordu.
Zar zor birkaç kelime etmeye çalışmıştı ama boğazında oluşan yumru, kesilen nefesi ve titreyen sesinden dolayı bunu pek başaramamış, sunumu yarım bırakmak zorunda kalmıştı.
Belli bir noktadan sona ise her şey kopmuştu. Gözlerini açtığında hastanedeydi ve başında ona şimdilik iyi olduğunu ama bir psikiyatristle görüşmesi gerektiğini söyleyen bir doktor vardı.
O da biliyordu bunu ama ailesine söyleyemezdi. Ailesi hep böyle olayları çok saçma ve anlamsız bulurdu. Onlara bunu söylese 'Niye sen deli misin? Saçmalama.' falan derlerdi.
Bunu yaşamak istemezdi. Gizlemeye, tek başına yüzleşmeye alışmıştı zaten.
Aybora'ya çok kızmıştı. Bunu neden yaptığını bilmiyordu. Binlerce sebep düşündü. Bulamadı.
Onun da onu umursamayacağını, şımarıklık yaptığını ya da sadece ilgi çekmek için böyle yaptığını düşünecekti o da büyük ihtimalle.
Ona mesaj atmasını beklemiyordu.
Mesajlarında gerçekten çok endişeli olduğunu anlamak zor değildi. Yine de çok kızgın olduğu için cevap vermek istememişti.
Günler sonra mesaj atmaya devam ettiği için dayanamamış, istediğini vermişti.
Okula gittiği gün ise dibinde bitmesi onun için tam bir facia olmuştu.
Okulun en popüler çocuğuyla çoğu kişinin adını bile bilmediği bir kızın konuşması fazlasıyla dikkatleri üzerlerine toplamıştı.
Mehir üzerindeki bakışların günden güne arttığını hissederken çareyi Aybora'yı kendinden uzaklaştırmakla bulmuştu. Aybora sürekli 'Tamam' dese de onu asla dinlememişti.
İster istemez bu kadar ısrarcı davranması, onun yanında olmaya çalışması, ona içecekler getirip durması, onu umursaması Mehir'i etkilemeye başlamıştı. İlk defa kalbi bir kriz yüzünden falan değil de başka bir sebeple hızlı çarpıyordu.
Biliyordu. Bu kadar kolay kaptırmamalıydı gönlünü ama hepsi Aybora'nın hatasıydı. O böyle yapmaya devam ederse çok daha kötü bağlanacaktı ona.
Tabii ona ait olmayacak birine bağlanmak yapacağı en büyük hata olurdu.
Telefonuna gelen bildirimle kafasını battaniyenin altından çıkarmak zorunda kaldı. Nefessiz kalmıştı. İçine bol miktarda oksijen çektikten sonra telefonuna gelen mesaja bakma cesaretini elde etmeyi başardı.