
Annemin bahsettiği karşılık buydu. Gelecekte kraliçe olmamdan bahsetmesi.
Prens Ariel babasının yanında oturan olmalıydı çünkü bana bakıyordu. Eğer başka bir prens olsa bana böyle bakmazdı. Bakamazdı. Ona bakıp gülümsedim o ise başını çevirdi.
Bu saraydan kurtulmam için bir şans olabilirdi. Annemin yanında yaşamaktansa hiç tanımadığım biriyle evlenir miydim? Evlenirdim. Bunu düşündüğüm için kendimden nefret etmem gerekirdi. Ama ben annemden nefret etmeyi seçiyordum.
Masadaki tüm gözler babamın üzerindeydi. Loluth kralının bakışlarını sevmemiştim. Babam beni kendi ülkesi için feda mı edecekti? Ederdi. Sonuçta veliahtı belliydi.
-Böyle bir evlilik olmayacak.
Diye dişlerinin arasından konuştu. Bekle ne demişti? Hadi ama ben sizden kurtulmak isterdim. Ariel olduğunu tahmin ettiğim prens tekrar bana baktı. Saçları beyazdı. Loluth erkeklerinin bazılarının saçları beyazdı. Böyle daha çekici oluyordu.
Gözlerim dolmuştu.
100 YIL ÖNCE
Tarih yeniden yazılıyor.
Hayır tarih kendini yeniliyor.
-Kızlarım, benim güzel kızlarım. Yüzleri kendi kanlarıyla yıkanmış olan kızlarım, çok güzel görünüyorsunuz. Ürkütücü ama çekici. Benim prenseslerim. Beyaz teniniz kimine göre şehvet, kimine göre kanla kaplanış. Ah izler... Ama biri eksik? David 13.kızım nerde? Onun da diğer kızlarım gibi yüzünün kanla yıkanmasını istiyorum.
-Kralım, prenses Orana. O sarayda değildi. Arkasında tek bir not bırakmış. Sizin isminiz yazıyor.
-Bunu bana ne zaman söylemeyi düşünüyordun? Konuş.
Kralın sesi ölüm istiyordu. Gözleri daha fazla kanın akmasını istiyordu. Kanın kokusunu içine çekmek istiyordu. Bu hazzı daha fazla tatmak istiyordu. On iki kızını bu hazzının yoluna kurban etmişti.
-Derhal bana o kağıdı getir. Sonra siktirip git krallığımdan.
David bu sesin karşısında boyun eğdi. Oysa istemiyordu. İtaat etmek ona göre değildi. O emir veren olmalıydı. Böyle düşünüyordu. Bir kez daha eğildi. Belki de son kez...
Masadaki herkes ,ben dahil, babama bakıyorduk. Irethana Kralı’nın şuan ağızından çıkacak tek bir söze karşılık birçok masum ölebilirdi. Ya da herkesin hayatı kurtulurdu. En çok da benim.
Orana, benden büyük olduğu için önce onun evlenmesinin doğru olduğunu düşünüyor olmalıydı. Ama bu fırsatı kaçırmamalıydı. Ülkesini sırf bir gurur meselesi yüzünden tehlikeye atamazdı.
Annemin, babama attığı bakışları sadece ben gördüm. Kral bu bakışları görseydi eminim kararından vazgeçerdi. Ama görmedi. Ve tekrar konuştu,
-İrethana Krallığı’nın veliahtı ile Loluth Krallığı’nın veliahtı evlenemez! İki krallığın -düşman olan iki krallığın- veliahtları evlenemez! Bu kurallara aykırı!
Sessizlik. Ölüm sessizliği. Günah işlemekten çekinmeyenlerin sessizliği ölüm demekti. Kim kurban oluyordu o zaman? Tabiki ben. Ama bu sefer kurban günahsız değildi. İşte tarihte ilk defa gerçekleşecek bir savaş başlıyordu. Ya da çoktan kaşığıma zehir sürülmüştü ve ben her şeyi kendim uyduruyordum.
-Veliahttınız Prenses Valerie mi? O halde sizi gelecekte yenmemiz kolay olacak! Zavalılar. Zafer bizi bekliyor. Kalkın prenslerim, bu saraya bir sonraki gelişimiz hükmetmek için olacak!
Kralın yumruğu masayla birleşince bazılarının tabakları kırıldı. Veliaht Ariel’in, Loluth Kralı’nın, Babamın ve benim. Bir yaram kanadı. Bazılarının bardağı kırıldı. Annemin, Opna Kraliçesi’nin ve benim. Bir yaram ölümcül oldu.
Bu detayı sadece ben mi fark etmiştim? Babam sustu. Annem dehşetle ağızını açtı. Ama sonra gözleriyle birlikte ağızını da kapattı. İrethana Kralı beni mi seçmişti? Bana acıdığı için miydi bu kararı? Bu aptalıktı. Orana, bunun için eğitilmişti. Çok mu düşünüyordum? Bu saçmalıktı. Belki de önce Orana’nın evlenmesi için söylüyordu bunu. Veliahtı ben gibi gösterip onları aldatmaya çalışıyordu ama işgal altında olan topraklar bizimdi. Loluth Krallığı’ndan gelenler çıktı. Evlerine dönüyorlardı.
Diğer krallıklarla iletişimimiz için Loluth Krallığı’ndan geçmemiz gerekiyordu. İsyan eden bizdik. İsyanımızı kendi lehlerine çeviren Loluth’du. Baskı altında olan bizdik. Bize merhamet edip benle evlenmeyi teklif eden onlardı.
Opna Kraliçesi gülümseyerek yüzüme baktı. Kızını öldürdüğümü bilse bakarmıydı böyle? Opna Krallığı’ndan gelenleri ise Tinessa ablam odalarına çıkarmak için eşlik ediyordu. Abilerim de çıkmıştı. Ablamla baş başa kalmıştık.
Orana bana baktı.
-Sen seçilmiştin. Biliyordum. Duymuştum. Hem de yıllar önce. Babam biriyle konuşuyordu. Senin bu görev için seçildiğini söyledi o. Kim bilmiyorum. Senin seçildiğini biliyordum ama bu duyguyu tatmak istedim.
-Ne zaman duydun bunu? Orana söyler misin? Deydi mi? Mutlu oldun mu?
-Tattığım duygu o değildi Valerie. Anlamayacak kadar duygusuzun artık. Eskiden küçüktün diye söyleyemiyordum. Artık söylesem de bir faydası olmayacak. Anneme iyi bak.
Orana masadan bıçağı aldı. Yapmaya çalıştığı şeyi anlamamla ona engel olmaya çalıştım.
-Sakın. Yaşamamın bir anlamı yok artık. İlahi bir emirdi ve yerine getirilecek. Annem zehirli dediler. O yüzden ben veliaht olamazmışım. Ona iyi bak Valerie. Çünkü o kendi gururunu hiçe sayarak seni korudu.
Bileğini kesebilirdi ama o boynunu kesmeyi tercih etti. Acı verici olmasını tercih etti. Beyaz elbisesine kanı sıçradı. Özenle yapılmış gibi muhteşem bir görüntüydü. Saçları kanla çok güzel duruyordu. Kan kokusu beni sakinleştirdi. Ona doğru gittim. Dudakları kapalıydı. Ama bu görüntüsüyle uyuşmuyordu.
Dudaklarını açtım. Saçlarından ağızına kan damladı. Kan onu korur gibi etrafını sarmıştı ama asıl onu kendinden korumalıydı. Çığlık atmamıştı. Oysa ne kadar da uyardı bu ana sağır edici bir çığlık.
Şaraplardan birisine uzandım. Bir yudum aldım. Geri kalanı duvara sıçrattım. Şimdi daha iyiydi. Kan ve şarap. Beni hayatta tutan hazzlar ne kadar da güzeler. Prensesin dudaklarına dokundum. Parmaklarıma bulaşan kanı emdim. Rahatladığımı hissettim.
-İşte böyle. Ne kadar lezzetli. Öyle değil mi Valerie? İntikamımı al. Sen benim özelliklerimi taşıyorsun. Geri dönen parçam olacaksın. Artık olacak her şeye hazırlıklıyım. Sarayda geziyorum, bekleyen ruhlar adına. Burası her zamanki gibi soğuk ve insanları da sinirli!
-Sen nerdesin? Ben ne yapıyorum? Orana?
-Zamanım var, seni beklerim. Beni bulman için. Öldürmekten çekinme. Yeterince yatak var ruhları için. Bana geri döneceksin. Sen benim bir parçamsın. Gidebileceğin tek bir yol var, hayallere dalma!
Kulaklarımı kapattım. Ama kulaklarıma fısıldamıyordu. Zihnime fısıldıyordu. Çığlık çığlığa bağıran kadın sesleri. Ellerim kanlıydı. Hissediyordum. Ağızıma garip bir tat kalmıştı. Duvara baktım. Biri duvara şarabı fırlatmıştı. Orana canına mı kıymıştı? Ben neden veliaht seçilmiştim? Ben bayılmış olabilirdim.
Topuklu ayakkabının zeminde yankılanma sesini duydum. Sahibi sinirli olmalıydı. Ona iyi bak Valerie. Çünkü o kendi gururunu hiçe sayarak seni korudu.
Son duyduğum ses buydu. Sonra bayılmıştım. Ben veliaht seçildiğim için kendi canına kıymıştı. Kraliçe benim gerçek annem değildi. Anladığım şeyler bunlardı ve ölmüş olan biriyle konuşmuştum. Topuklu ayakkabı sesi artık uzaklaşmaya başlamıştı.
Bir gecede iki prenses
Ben ne için seçilmiştim? Sarayda girmemiz yasak olan salon geldi aklıma. Oradan da aynı kadın sesleri geliyordu. Eski kraliçeyle ilgili bir yer olmalıydı. Oraya gitmeliydim. Tüm gariplikler o zamanlarda ortaya çıkmıştı. Belki daha eski zamanlara da dayanabilirdi. Annemin, Kraliçenin bile korktuğu bir salondu.
Eteklerimden tutarak ayağa kalktım. Dizlerim titriyordu. Oraya gidemeyecek, hatta yürüyemecek derecede bacaklarım ağrıyordu. Kendimi daha fazla tutamadım ve yavaşça yere oturdum.
Ne hissetmeliydim? Boşluk hissediyordum. Ama zaten ben her zaman boşluk hissederdim. Üzülmeli miydim? Kraliçe oluyordum. Hayır, olacaktım. Heyecanlanmalı ve gelecek için plan yapmalıydım. Yani Orana öyle yapardı heralde.
Kahretsin. Duygularımı kaybetmiştim. Haklıydı. Ölmeden önce söylediği her şeyde haklıydı. Ağlardı eski ben. Nerdesiniz duygularım? Beni terk etmeyen duygularım? Nefret ettiğim yanım? Hayır, ben insanlığımı kaybetmiştim...
•°•°•°•°•°•°•°•°•°•°•°•°•°•°•°•°•°•°•°•°•°•°•°•°•°•°•°•°•°•°•
-------------------------------------------------------------------------------
•°•°•°•°•°•°•°•°•°•°•°•°•°•°•°•°•°•°•°•°•°•°•°•°•°•°•°•°•°•°•
Merhabalar umarım sevmişsinizdir. Çünkü ben çok sevdim.
Hoşçakalın.
