İçeriğe geç

nomed ''mine''

Bölüm 1 · 3 dk okuma

nomed ''mine''

Bölüm 1

1' kırmızı dedenin ricası(!)

"ileride ne olmak istiyorsun?" gece saat 4'e gelirken abimle beraber tavanda uzanmış ve yıldızları izliyorduk. aramızda 5 yaş vardı o benim hem abim, hem arkadaşım hem de anne ve babamdı. bana bu soruyu sorduğunda kendisi daha 18'ine yeni girmişti. yarın şehire gidecekti. "otogar sahibi olacağım ben. bir sürü arabam ve motorum olacak. sonra belki ailenin başı olurum? kırmızı dede ölürse tabii." gülerekten yıldızları izlemeye devam etti. "kırmızı dede seni gömer kendisi ölmez abicim." bakışları hâlâ yıldızlardayken gülüşü kederlenmişti, derin bir nefes çekti içine. "hayal et abicim, ne olmak istiyorsan pes etme. canın bir şey istiyorsa söyle. senin diğerlerinden hiçbir eksiğin yok. ben her zaman senin arkandayım ve istediğin her şeyi yapmanda yardımcı olacağım." bakışlarını gökyüzünden çekip bana çevirdi. "ailenin başı olmak istesem?" tekrardan güldü, "o kadar değil kanka, başa ben geçeceğim." ben de onun gülüşüne eşlik ettim.

ailenin başı olmak gibi amaçlarım yoktu abimin aksine. benim tek isteğim ailemle beraber olup her zaman abimin yanında kalmaktı. 18. yaşının ilk günü şehire gitmişti. arabası asfaltın üzerinde kaymak gibi kayardı. gölge. siyah renkteki arabasının sesi bile çıkmazdı. arabayla bir bütündü benim abim, hatırlıyorum da gitmeden önce son bakımı ben yapmıştım. bana hediye ettiği ailet çantası ile. gitmeden önce onun arabası benim de motorumun yanında birbirimize sarmaş dolaş bir fotoğraf çekilmiştik. gözlerimizin içindeydi gülücükler. abimden bana son kalan da bu fotoğraftı.

merkeze gittiğinden beri kendisinden ne haber alabilmiştik ne de başka bir şey. sanki.. sanki yer yarılmıştı da içine girmişti. ölse bile haberini alacağımız çocuk yok olmuştu resmen. bırakmıştı beni...

şimdi ise ben 18 olmuştum. 12 yaşımdan beri benimle olan motorum ve tamirat çantası. abimin "gölge"sinin aksine benim şimşeğim ses çıkarmaktan asla çekinmezdi. bir insanın kolu ve bacağı neyse bindiğim araçlar da benim için aynıydı. hız.. en büyük tutkum bir şeyler tamir edip hız yapmaktı.

girdiğim arabanın altından yağlı elim ve yüzümle çıktım. "halloldu kanki, abarttığın kadar bir şey yokmuş. senin eller pamuk cebe gitsin dediş." yaşlı adam kırmızı sakallarını sıvayıp güldü. ailemiz 53 kişiden oluşurdu, 53ünü de tanırdım ve hepsi benim için değerliydi. sürekli hareket hâlinde olur belirli zamanlar da devasa çadırımızı kurar ve sirk yönetirdik. tabii altta kara işler dönerdi ama ben pek burnumu sokmazdım. kırmızı dede ise ailemizin lideriydi, şu an tam olarak benim laubali konuştuğum bu adam. "sağ olasın kızım. borcum ne kadarsa hallederiz." arabanın kaportasına bir iki tane geçirdi. ben de o arada ellerimi temiz bir bezle siliyordum. "asıl meseleye gelirsek..." yaptığım işe devam ederken başımı iki yana sallayarak güldüm. tabii canım, kuru kuru araba tamir etmeye gelmeyecekti ya. "merkeze gitmen gerekiyor mine, bir postayı iletmen lazım." elimdeki artık kirlenmiş olan bezi kenara fırlatıp kırmızı dedeye, William Robert Mercia kısaca kırmızı dede, döndüm. "postacılar ne güne duruyor dedecim?" başını ileri geri olumsuz şekilde salladı. "senin götürmen gerek, öyle uygun gördüm."

"parasına bakarız, uygunsa hallederim dede. zaten iki güne yaş günüm de geliyor. bir gidecektim gitmişken senin işi de halledebilirim. ne postası bu?" sırıtaraktan arabaya yaslandı. kırmızı dedenin ismine uyan kırmızı saçları, sakalları ve gözleri vardı. abimle başlattığımız bu lakap ailemizin içine yayılmıştı adeta. yaşlıydı, kırkı geçmişti belki ama benden genç gibiydi. iricene bedeni ve devasa boyu vardı. neyse ki korkusuz korkaktım canım yoksa kendisiyle bu kadar samimi olamazdım. "bir mektup mine, bir mektup götüreceksin. Nicolas Adam'a." adam mıydı harbi? kendi kendime yaptığım espiri güldürdü beni. türko olmayan bu dede anlamazdı. "nerede peki bu adam?" dediş yüzüme bakıp sırıttı, pek hayra alamet değil gibi. "corpo plaza. gerisi sana kalmış." kaşlarım otomatik bir şekilde çatıldı. "dediş sen iyice bunadın ha. benim gibi çöl faresinin oralarda işi ne." tekrar histerik bir şekilde güldü. "sen sadece git ve mektubu ulaştır. merak etme ceplerin epey dolacak kızım." şimdi küfür etsem alageyik olma ihtimalim çok yüksekti, hem parası da tatlıydı canım. olmazsa kapıdan dönerdik.

hem benim şehre gitme amaçlarımdan en sondaydı corpo morpo. abimden bir ses bulman lazımdı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.