Belluno’nun dar sokakları, kışın en soğuk gecelerinden birine teslim olmuştu. Dağlardan inen rüzgâr ince kar tanelerini savuruyor, eski taş binaların pencerelerine usulca vuruyordu. Gecenin ilerleyen saatlerinde kasaba neredeyse tamamen sessizdi. Sadece uzaktan bir köpeğin havlaması, ara sıra bir kapının gıcırdaması duyuluyordu.
Ela, eczanenin küçük arka odasındaki masa lambasının sarı ışığı altında, ellerini ısıtmaya çalışıyordu. Nöbetçi eczanenin sakinliği alışılmadıktı. Genellikle gece yarısından sonra birkaç müşteri uğrardı, ama bu gece tek tük geçen rüzgâr ve kar dışında hiçbir ses yoktu. Raflardaki kutuların düzeni, masasındaki reçeteler ve ilaçların sayısı birbiriyle uyumluydu.
Saat tam on bir buçuk olduğunda, eczanenin kapısındaki zil hafifçe çaldı. Ela gözlerini hemen açtı, şaşkınlıkla kapıya doğru yürüdü. Dışarıda, karlı yolda silueti belli belirsiz bir adam duruyordu. Üzerinde kalın bir palto, başında bere vardı, yüzü ise gölgelerin içinde saklanıyordu. Adımları tereddütlü, nefesi kesik kesikti.
Ela kapıyı açar açmaz soğuk hava içeri doldu. Adam titreyerek içeri adım attı. Yalnızca bir elini karnına bastırmıştı. Kan hafifçe parmaklarının arasından sızıyordu. Ela birkaç adım geri çekildi, kalbinin hızla çarptığını hissetti. Korku ve endişe bir aradaydı, ama yardım etme isteği daha baskındı.
Adam, neredeyse fısıldar gibi, “Lütfen... yardım edin...” dedi. Sesi kısıktı, boğuk ve kırılgandı. Ela, gözleriyle adamın yarasına odaklandı; kan koyu kırmızı, taze ve endişe vericiydi. Tereddüt etti, aklı karışıktı. Polis mi aranmalıydı? Yoksa adamın dediği gibi önce pansuman mı yapılmalıydı?
Eczanenin tezgâhının altından ilk yardım çantasını çıkaran Ela, adama nazikçe, “Buraya oturun,” dedi. “Size yardım edeceğim.” Adam yavaşça duvara yaslandı ve oturdu. Ela pamukları ve tentürdiyotlu bir şişeyi aldı, elleri hafifçe titriyordu. Gözlerini ondan kaçırmadan sordu: “Adınız ne?”
Demir, dudaklarını hafifçe ıslattı, “Demir,” diye cevap verdi. Ela, Demir’in gözlerinde hem yorgunluk hem de anlatılamayan bir acı gördü. Tam o anda, dışarıda polis arabasının farları kasabanın karla kaplı taş sokaklarını taradı. Ela’nın içi birden soğudu. Bu gece, beklediğinden çok daha uzun ve zorlu geçecekti.
Polisin yaklaştığını bilen Ela, hızlıca pansuman yaparken, Demir’in hikayesini duymaya hazırdı. Sessizlik içinde kar tanelerinin pencereye vuruşunu dinlerken, içindeki korku ile güven duygusu arasında gidip geliyordu. Bu gece, Belluno’nun karanlık sokaklarında bir sır saklanıyordu ve o sır, eczanede tutuluyordu.