"Arka bahçe çok kalabalıkmış." dedi Ateş şikayetçi bir tavırla. "Hepsi de japon ♡" dedim. "Ruslar da var. Irkçı!", "İkimizin ilgi alanları farklı." dedim ve Nisa'ya baktım. Sanki gülmemeye çalışıyormuş gibi garip gurup haraketler yapıyordu. "Nisa çarpılıyor musun bu tip ne?" dedim... Ve boom! Nisa patladı, nefes bile almadan sadece güldü. Japonlar (ve ruslar) Nisa'ya bakıp "Ne yapıyor bu?" diye konuşuyordu... Kendim duydum... "Don't worry, she's not autistic. She just laughs." kendimizi (nisayı) açıklamak için otistik olmadığı hakkında birşeyler söyledim. AMA NİSA'NIN ANIRIŞINDAN HİÇBİR ŞEY DUYULMADI! Yanına eğildim ve kulağına fısıldadım; "Kalk yoksa bu gece Atlas ile birlikte uyursun!". Nisa bir anda doğruldu ve normale döndü. Bütün herkes yavaş yavaş önüne dönmeye başladı. "Ne dedin?" diye sordu Cahit. "Boş verin bakın festival başlıyor!"
Sahneye çıktılar. Geleneksel danslar yaptılar ve daha sonra Noh tiyatrosu başladı. Rollerini çok benimsemişler... İyiki vidyoya çekiyorum, anı olarak kalır. Eve gidince bilgisayara yüklerim.
"Sonunda bitti, hiçbir şey anlamadım." dedi can. "Sen daha Türkçeyi anlamıyorsun ki Japoncayı anlayasın!" dedim. "Aynen." dedi. Tınlamıyor bile gıcık! Bir kaç dakika sonra havai fişekler başladı. Hey NANA... Uzun bir süre devam etti. Nisa ile anlamlı anlamlı havai fişekleri izlemeye devam ettik. "Sanırım sahilde patlatıyorlar..." dedim. "Ne yapacaklar burada mı patlatacaklardı?" dedi Ateş. Cevap vermedim. İq seviyesi sıfırdan düşük insanlar ile konuşmamalısın derdi Nisa... Havai fişekler sonlanınca bir çalışan "Büfede geleneksel yemekler var. İsterseniz alabilirsiniz." dedi. Bunun sesi de çok tatlış... Kendimi kötü hissediyorum. "Gelin lan yemek alalım!" dedi Nisa. Büfeye koştuk ve sıraya girdik. "Allahım çok güzeller >
Ateş rüşvet verdiği için (500 lira) onunla turna kuşu yapmaya gittim. Ramencilerde olan masalara oturdum ve yanımda Soru vardı... karısıyla birlikte... (kendimi hachi gibi hissediyorum Allah düşmanımın başına vermesin...) Ben üzgün üzgün dururken Ateş gülüyordu. Şerefsiz adi (ağıza alınmayacak sözler)! "Mal!" tam vuracakken elimi tuttu bende tekme attım. HİHAHAHA! Ateş elimi bıraktı (bİlEğİm AcIyOr YiAa(!)ve katlamaya başladı. "Sen niye yapmıyorsun?", "Karşımda bir japon olsaydı katlamak isterdim!" dedim. Vicdan azabı çeker umarım. Son heves bükücü! "Belki japon değilim ama en az onlar kadar iyi Japonca konuşuyorum." dedi. Bu neyi değiştiriyor salak? "Bu Japon olmadığın gerçeğini değiştirmez." dedim. Bir süre sessizlik oldu. Sonra Ateş bir şeyler mırıldandı: "Keşke Japon olaydım..." Ney? Ben yanlış mı duydum? "Bir şey mi dedin?", "Hayır demedim!" kıkırdayarak cevap verdim. "Sanki bir şeyler duydum ya.", "Yoo sallıyorsun.", "Duydum duydum.", "İlaçlarını aksatmamalısın Defne.", "Yalan söylememelisin Ateş.", "Ne yalanı ya bana iftira atan sensin.", "İftira senin götüne girsin!", "Sus bağırma kocaların bakıyor.", "Evet ya bağırttırma beni.", "Ne yapalım senin problemin.", "Beni kocalarımın önünde rezil ediyorsun!", "Umrumda mı?" yüzüne kuş fırlattım. Hafif süzüldü. Aslında gözüne batmasını planlamıştım! "Kuş atmak bir sevgi göstergesi değil Defne. İnsanlara olan sevgini başka yollarla ifade etmelisin!" ne diyor lan bu. Sarhoş falan mı acaba?... "Seni sevseydim kuş atmazdım salak!", "Aaa, demek beni sevmiyordun yaa." alaycı tavrını si..... senin. "Evet sevmiyorum!", "... tamam."
Sinirden sadece üç kuş yapabildim. Çünkü diğerleri yırtıldı... "Öf ben gidiyorum." masadan kalktım. "Git hadi annenin- yani Nisa'nın yanına." SALAK! İNSANI KANSER EDİYOR!
"Anneee! Ateş abi beni kovdu!" elinde dango tutan Nisa bana baktı. "Yaa bırak ateş'i falan, bunun tadı çok güzel. Sende ister misin?", "Aaa evet." Nisa bana da verdi. Güzel ama ben mochiciyim. "Ben kocamla konuşacağım.", "Mesaj at burada sesini duymaz.", "Tamam."
64. kocam (hiroshi>
-こんにちは。まだ折り紙やってるなら迎えに行くよ>
-はい。しかし、なぜ?
-しばらくぶらぶらしましょう。
-ええと、わかりました
Telefonu kapattım ve Hiro'nun yanına koştum. "私はここにいます!" Ateş bize bakıyordu fakat görmezden geldim. Çünkü kime ne? Biraz ilerledik. "それで、何をしましょうか?" ulan bu çok soğuk davranıyor... "緑茶を飲みながらおしゃべりしましょう >
İkimiz de bir fincan yeşil çay aldık ve oturduk. "えーっと。あなたはどんな女の子が好きですか?" sordum direk... konu yoktu... ANLAMA LÜTFEN! "何?" anlamadı çok şükür yarabbim! "気にしないでください、とにかくそれは重要ではありませんでした。" çayımız bitene kadar oturduk. Ve birşey konuşmadık... Neden hiçbir şey söylemiyordu acaba. "とにかく、今行きます。もう遅いです。隣の子供を怒らせる前に行きましょう..." yanımdaki çocuk? ney?? "私の隣にいる男の子は誰ですか?" yavaşça kafasını çevirdi ve bana baktı "わからない." ve gitti. "Yanındaki çocuk kızmasın" derken neyi kastediyordu. Bir dakika yoksa. ATEŞ! Hemen Ateş'i dövmek için origamilerin yapıldığı yere uçtum. Ateş'in kafasına bir tane yapıştırdım. O kadar sert vurdum ki oda inledi. "Senin yüzünden japon bir sevgilim olmayacak!", "Ben ne alaka?", "Hepsi senin yüzünden!", "BEN NE ALAKA???" bağırışlarımızı duydu ve Nisa yanımıza geldi. "Hey ne oluyor?" dedi sakin bir şekilde. Ben de cevap verdim. "BAZI MAL İNSANLAR ÖZEL HAYATIMA KARIŞIYOR!", "ORTAMA UYUM SAĞLAMAYAN SENSİN!", "ASIL SEN UYUM SAĞLAYAMIYORSUN ATEŞ! KİMİNLE FLÖRTLEŞTİĞİMDEN SANA NE???!" Nisa masum bir şekilde "Bağırmasanız daha iyi olu-" Ateş sözünü kesti "Of neden bu kadar inatçısın?", "İNATÇI OLAN BEN MİYİM GERİZEKALI???", "Evet anlamamakta ısrar ediyorsun..." dedi ve gitti. Or.... ç..... ya! "Neyi anlamamakta ısrar ediyorum lan ben? CEVAP VER NİSA!", "Onun seni sevdi- seni kıskanıyor başka bir açıklaması yok değil mi?" ney? Benim kulaklarım bozuldu sanırım. Olmayacak şeyler duyuyorum. Şizofren oldum galiba, psikolojim bozuldu... "Bence her şey gayet açık." dedi Nisa. Ne diyor bunlar ya? "Ney-?", "Adrien rolü oynama artık.", "Neyden bahsediyorsun gülüm?", "Ateş senden hoşlanıyor." Neee- Ne diyorsunuz lan? Kamera şakasııı, kanmam ben bunlara! "Ha-ha-ha-hanako-kun, güzel şakaydı artık normale dön!", "Şakanın sırası değil.", "Ateş ve ben? Güldürme beni Hayri.", "Davranışlarından anlaman gerekirdi aslında.", "Sen önce Evren'i anla. Sonra konuşuruz >
Gecenin bir yarısı Nisa'nın çığlıkları ile uyandım. "DEFNE KAPÜŞONLU BİR YARATIK CAMA YAPIŞIK BİR ŞEKİLDE BALKONUMUZDAN BİZE BAKIYOR! ANANI AVRADINI! KAYBOLDU! DEFNE YARDIM ET!" doğruldum ama uyku sersemi olduğum için beynim çalışmadı... "Ne diyon ya yat uyu.", "Ama tekrar gelebilir!", "Tamam sen bizi korursun." dedim ve geri yattım. "Defne balkonumuzda odamızı seyretmeye çalışan psikopat bir sapık var ve sen-", "Eğer sen gecenin bir yarısı ışınlanan bir şeyler görebiliyorsan. O gerçek değildir, yat uyu.", "Ama çiçekleri veren adamdı-", "UYU BE!", "Öf ya!" yorgan sesi duydum, sanırım Nisa da uyumaya karar vermişti.
Alarm çalmaya başladı. "Sabah sabah bu ses de ne ulan! Kuş seslerinin ben-!", "Kahvaltıya yetişebilelim diye alarm kurdum. Kalk hadi.", "Öf tamam geliyorum." . Nedense bu sabah pek enerjim yoktu. Nisa ile büfeye doğru yürümeye başladık. Normalde koşardım ama dediğim gibi enerjim sıfırdı. Yolda, Nisa bana büfenin yerini ezberlemem için anlatmıştı. Ezberleyebildim mi? Hayır. Büfeye geldiğimizde yiyeceklerin çok boş olduğunu fark etmiştim. "Nisa benim sevdiğim hiçbir şey yok burda... Yumurta neee?", "İnsanlar kahvaltıda bunları yediği için bunlar var ♡", " Ben meyve suyu alacağım.", "Tamam al.". İki kişilik masalardan birine oturmuştuk. Ateş, Toprak, Atlas ve Evren içeri girmişti. (Can ve Cahit'i görememiştim galiba işleri vardı.) Onları görmezden gelmiştik ama yanımıza geldiler. " Bizi neden çağırmadınız? " dedi Evren. "Uyandığınızı bilmiyorduk. " dedim. "Bahaneye bak... " diye söylendi Ateş. Gerçekten geri kafalı! "Uyandırınca da kızıyorsunuz." dedi Nisa. "Sen uyandırırsan kızmam.", Evren Nisa'ya hep böyle asılırsa iyice onları shiplerim. "Gerizekalı." dedi Nisa. "Hadi başka yere." dedim ve gitmelerini umarak onları kovdum. Gittiler. (kutlama) Sadece 2 kişilik masalar kaldığı için onlara oturdular. Onları görebiliyorduk ama konuşamıyorduk çünkü uzaktaydılar ancak karşı balkondaki komşusuna bağıran teyzeler gibi yaparsak konuşabiliriz. Evren Nisa'yı izliyor sanki. "Nisa Evren seni izliyor.", "Neey?" hemen arkasına döndü ve Evren'e baktı. Bir süre bakıştılar ve sonra "Ne bakıyon olum? dedi Nisa. "Sence duyuyor mu???", "Yoo.", "İçeceğim bitti...", "Yani?", "Gidelim...", "Yoo benimm yemeğim bitmedi.", "Bitir o zaman.", "Ben ne yapıyorum? Git ve bir tane daha içecek al!", "Tamam." dedim ve kalkıp gittim. Kovdu beniğ... İçecek almak için gittiğim yerde bir kişi daha vardı... Ateş'in konuştuğu rus karı! Ben kıza itici itici bakarken kız gülümseyerek konuşmaya başladı: "Sana da içecek koymamı ister misin?" dedi. Yok sağ ol kalsın! "Koy." dedim ve bardağımı uzattım. O içecekleri koyarken direkt konuya girdim. "Ateş ile tanışıyor musun?", "Aslında yeni tanistik, yani iyi birine bensiyor." dedi. Bir de konuşabilsen süper olcak >
"Niye içecek alman bu kadar uzun sürdü?", "Hiiç, sıra vardı.", "Tamam gülüm." ikinci içeceğim bittiğinde Nisa'nın yemeğinin de bittiğini fark ettim. "Hadi Defne kalkalım.", "Havuza gidelim mii ♡ ?", "Olur.", "Acele et o zaman." Koşarak yemek salonundan çıktık ve rus gene Ateş'le konuşuyordu. Ama görmezden geldim Nisa ile beraber havuza gitmek büyüktür Atess. Sonunda odanın yerini ezberlediğimiz için daha hızlı bir şekilde vardık. Gene aynı bikinileri giydik ve çıktık. "Nisa bekle winx'li havlumu unuttum...", "Tamam acele et."
"Havuz kocaman ve bir sürü kaydırak var! Hepsine binelim!", "Olur gülüm bineriz." koşarak şezlonga eşyalarımı attım ve güneş kremini sürdüm. SIRTIMA SÜREMİYORUM HİĞAĞAĞA! "Nisa sırtıma gü-", "Sürerim." leb demeden leblebiyi anlamak! Nisa güneş kremini sürdü bende kocaman bir şapka taktım ve kaydıraklara doğru ilerledik. Bu sever koşmadık çünkü kayıp kafamı kırmak istemiyorum... Merdivenleri çıkmaya başladık "Öf ne kadar fazla merdiven var!" dedim ama Nisa bir şey demedi. En tepeye çıktık "Öf burası çok yüksekmiş..." dedim. Yükseklik korkusu sorunları. "Nisa önce sen kay.", "Birlikte kayalım.", "Olur..." kaydık. Aslında güzeldi. Belki de etrafa bakmak yerine közümü kapattığım için güzel gelmiştir. Bilmiyorum. Öğlen olana kadar kaymaya devam ettik. Daha sonra ben çıktım. Şezlonga oturdum ve havluyla kurulanıp içecek almaya gittim. "Abi... sprite'a mavi gıda boyası katar mısın?..." dedim. "Ne-?", "İçki içemem 16 yaşındayım... Sprite'a mavi gıda boyası katsana.", "Tamam hazırlıyorum."
İçeceği aldım ve şezlonga geri döndüm. Spritemin yarısına bile gelmeden Nisa yanıma geldi. "Defne arkana bakma." Diye fısınladı. Bende arkama baktım... Ateş'in konuştuğu Rus karı ve kocam öpüşüyordu... Hiro bunu bana nasıl yaparsın?... Üzgün bir şekilde Nisa'ya baktım. Nisa gülüyordu. "Aldatılmam bu kadar komik mi cidden?", "Hiç çıkmadınız ki!" dedi ve daha fazla güldü... Biz gülüşürken Sora, Hiro'yu görmüş olacak ki onların yanına gitti. "Napıyorsun?" dediğini duyduk. "A, pardon geldiğini görmemişim...". Hiro kötü bir anda yakalanmıştı. "Sana satıyorlar mı?" dedi Nisa. Galiba o bu olayla ilgilenmiyordu. "Sprite'ı mı diyorsun?", "Ha? Bu sprite mıydı?!", "Aaa, evet.". Nisa çok daha sesli bir şekilde gülüyordu. "NEDEN MAVİ LAN O ZAMAN?!" hala gülüyordu. "Boş ver." dedim ben de istemsiz güldüm. "Sence Evrenler napıyordur?" dedi, "Seni düşünüyordur.", "Aynen(!), hadi kalk yanlarına gidelimm!", "Habersiz mi?", "Evet sürpriz yapacağız.". Havlularımıza sarınıp sallana sallana yürümeye başladık burada vakit çok iyi geçiyordu. Lobiye girdiğimizde tanıdık seslerle karşılaştık. "HELLO KİTTYLİYİ ALSANA!", "ALINMIYOR Kİ KANKA.". Atlas ve Toprak oyuncak otomatıyla oynuyordu. "Neee, hello kitty mi?!" otomata koşmaya başladım, Nisa da koltuklarda oturan Ateş ve Evren'in yanlarına gitti. "Ben de istiyorum!!!", "Hangisini?" sanki bilmiyorlar, "Hello kittliyse, Toprak kaç saattir onu almayı deniyor.", "AMA ALMAK ÜZEREYİM!". Otomatın süresinin bitmesine birkaç saniye kalmıştı ki Toprak peluşu almayı başardı. Peluşu bana uzattı, gülümsedi, aslında çok tatlı bir gülümsemesi vardı... İşimiz bittiği için Nisaların yanına gittik. "NİSA BAAAKKK!!!" dedim (azıcık bağırmış olabilirim). "Uuuu, kim aldı?" diye sordu Nisa. "Ben aldım!" diye cevap verdi Toprak. "Uy Torpak abe." diye dalga geçti Evren. "Hem de tek seferde aldı!" diye parladı Atlas. Toprak güldü (hehehe) Nisa'nın kulağına fısıldadım: "Nisa yamuldu bu-" cümlem bitmeden Nisa gülmeye başladı. "Ne oldu? Neden gülüyorsun?" dedi Cahit. Nisa durdu (opsiyonel) ve "Boş ver..." dedi. Peluşa baktım, ya düşürürsem ve pislenirse? "Peluşu odaya koyalım. Nisa, beni götür.", "Hayır üşeniyorum. Daha sonra koyarsın." dedi. OLAMAZ!! Bir şey bulmam lazım... Ne desem? "Hem duş alıp üzerimizdekileri değiştiririz. Böyle mi duracağız? Nisa hadi geel!", "Öf peki. Siz bekleyin biz geliriz." Asansör ile oturduğumuz kata çıktık. Hala hangi kat olduğunu bilmiyorum bir ara sormam lazım... Nisa kapıyı açtı ve odaya girdim. Nisa duşa girdi bende bavulumu açtım. Peluşu nereye koysam acaba? Neyse koyayım bir yere kıyafet hazırlamam lazım. Haki yeşili güzel bir etek ve siyah bir t-shirt seçtim. Ben kıyafet seçerken Nisa duştan çıkmıştı. Kıyafetlerimi aldım ve banyoya gittim. Saçımı ve vücudumu çilekli şampuan ile yıkadım. Bornozumu giydim ve saçımı tarayıp kurutmaya başladım. Dipleri kuruduğunda giyindim ve banyodan çıktım. "Hazırsan gidelim.", "Nisa saçmalama daha saçımı hazırlayacağım, ma-", "Saçını tara çıkıyoruz.", "Bari tint süreyim...", "Üf tamam acele et.", "Ederim >
Yanlarına gittik. Gittiğimiz gibi sustular. Neden susmuşlardı ki? Her neyse! "Sonunda geldiniz. Sinemaya gidelim mi?" dedi ve sessizliği böldü Can. "Burada sinema mı vardı?" dedi Nisa. Sanki birşey eksik ya. "Param yok ki..." dedim. Para yok, para bitti. Ateş konuşmaya başladı: "Para sıkıntı değil, eğer istiyorsan gidebiliri-" Nisa sözünü kesi: "YEEY! Hadi gidelim!" Evren (babam) gülümseyerek cevap verdi: "Sinemayı bu kadar sevdiğini bilseydim seni daha önce de götürürdüm." dedi. Üff bütün gece Nisa'ya bu sözü hatırlatacağım. HAHAHA! "Boş ver gidelim!", "Nisa önce yemek yiyelim belki daha sonra gideriz.", "Peki Atlas." NE? NİYE KABUL ETTİ. YOKSA NİSA ATLAS'I MI SEVİYOR?? Neyse bana ne Nisa yapıyorsa haklıdır. 2. babam >
Kız odasına girdi, bende Ateş kapıyı kapatmadan önüne geçtim. "Ateş!", "...Efendim?", "Biraz konuşabilir miyiz?", "Yoo." kapıyı kapatmaya kalktı ama ben tuttum. Dalga geçme be! "Dur be!" Ateş cevap vermedi, onun yerine "gene ne var?" bakışı attı. "Şaka yapmıyorum, ciddiyim konuşmamız lazım.", "Tamam gir içeri." Odaya girdim ve kapının önünde durdum. Banyodan su sesi geliyor sanırım Toprak duş alıyor... (şıp, şıp su sesiii.) "Ateş direkt konuya giricem; Şu karşıdaki kızı tanıyor musun?", "Maria'yı mı diyorsun, evet birkaç kez konuştuğumuz oldu.", "Ne konuştunuz?", "Sana ne ki?", "Sadece merak ettim. Galiba o kızın sevgilisi var..." Ne galibası yediler ulan birbirlerini! "Aaa öyle mi-?", "Evet hatta benim kocamı öptü..." Ateş gülmeye başladı "Demek o yüzden üzgünsün." gülmeye devam etti. Komik mi ulan??? "Aynen.", "Peki o zaman bundan sonra kıza çok yaklaşmayayım ki kocan beni dövmesin." dedi dalga geçer gibi bir ses tonuyla. Ben aldatılmışım bunlar dalga geçiyor... Ben üzgün üzgün odayı incelemeye başladım o sırada banyonun kapısı açıldı ve banyodan Toprak çıktı. Beni görünce gerilip Ateş'e; "Misafirimiz olduğunu neden söylemiyorsun?!" dedi ve gülümseyip banyoya geri girdi. "Neyse ben gidiyim artık.", "Tamam, iyi günler." cümlesini bitirince odadan çıktım. İyi günler ne ya? Bir kaç adım attım ve kapıya tıklattım. "Nisa aç-" kapı açıktı? İçeriye girdim fakat Nisa odada yoktu. Telefonumu çıkarttım ve Nisa'yı aradım, telefonu kapalıydı. Tabi ya! Kesin Evrenlerin odasındadır! Balkona çıkıp Evren'in odasının kapısını tıklattım. Evren kapıyı açtı; "Aaa merhaba, bir şey mi oldu?", "Nisa'ya ulaşamadım da o yüzden geldim. Burada mı acaba?" güldü. "Neden buraya gelsin ki, onlar şu an dışarıdalar-", "Onlar derken???", "Atlas ve Nisa birşey konuşmak için gittiler.", "Tamam sağ ol." hemen kendi odama geri döndüm. Nerede bu kız? Belki bahçededir ilk olarak bahçeye bakayım. Odadan çıktım ve asansöre bindim. 0 zemin kattır herhalde. İndim ve kapıyı aradım. En son sol tarafta bir yerdeydi. EVET GÖRDÜM! Kapıdan koşar adımlarla çıktım ve bahçede Nisa'ları aramaya başladım. Neredeydi bunlar? Biraz yürüdükten sonra çimenlerin üstünde oturan iki kişi gördüm. Bu iki kişi onlardı! Oturup konuştuklarını görmek yerine aslında başka birşey bekliyordum- Neyse. Hemen çalıların arkasına geçtim ve onları dinlemeye başladım. "...bilmiyorum ki, emin değilim." dedi Nisa, bunun üzerine Atlas "Ama bence haklısın banada öyle geliyor bazen." dedi, ne diyorsunuz ya? "Defne için kavga falan etseler ne gülerdim!" dedi ve kıkırdadı Nisa. Atlas sırıttı "Defne'yi bilmem ama benim için kavga edenler çok.", "Boş yapma-" saklandığım yerden çıktım. "Selam kızlar ♡" (Na na na na na Selena, Selena!) "Sen ne zamandır oradasın?!" dedi Atlas korku dolu bir yüzle. "Nisa'nın senin için kavga ettiğini duyduğumdan beri." Hahaha! Artık Nisa beni Ateş ile shiplediğinde bu kozu kullanabilirim! "Ney öyle bir şey konuşmadık ki-" dedi Nisa. "Utanma Nisa artık Defne de biliyor." dedi Atlas. N'oluyor lan.. "NE DİYORSUN LAN SEN???", "Nisa kızma şaka yaptım hehe." hiçbir şey anlamıyorum... "Ne konuşuyordunuz?", "Topr-" Nisa Atlas'ın sözünü kesti. "Sonra anlatırım şimdi gidelim.", "Peki tamam."
Odalara geri dönerken Evren'in bir kadın ile konuştuğunu gördüm. "... evet teyze bir sıkıntı yok.", "Oyy kuzum, bir şey istersen hemen gel.", "Tamam teyzecim çok sağ ol..." NE BU GENÇ KADIN EVREN'İN TEYZESİ Mİ OHA??? "Şu gelenler arkadaşların mı?", "Evet onla-", "Merhaba çocuklar!" "Merhaba." dedik aynı anda. "Ayy ne tatlı şeylersiniz siz, bir sorun olursa hemen bana geliyorsunuz, ofisim en üst katta sol kolidorda." dedi, Nisa da cevap verdi: "Yaa teşekkürler teyze." kısa bir sohbetten sonra odalarımıza dağıldık. Nisa televizyonu açtı ve kanallarda gezinmeye başladı. "Öhm, artık odamıza geldiğimize göre anlatabilirsin.", "Neyi- ha anladım, senin taliplerinden bahsediyorduk." ne-? Taliplerim derken? "Japonlar mı?" dedim hemen (başka yok çünkü.) "Haha, onlar da varda ama biz Toprak ve Ateş'i konuştuk." Pardon? Toprak? Ateş? "Hadi Ateş ile eskiden de shipliyordun, Ateş'i anladım ama Toprak ne alaka?" televizonun sesini kıstı. "Doğruyu söylemek gerekirse..." Nisa sanki üstünde bir ceket varmış da onu düzeltiyormuş gibi yaptı. "...Toprağın sana karşı bir şeyler hissettiğini düşünüyoruz." al işte, gene aynı tantana. Geliştirin artık kendinizi yeni konular üretin. "Ciddi misin?", "Evet, hatta bence senin için kavga falan edecekler." dedi Nisa. "Evet" dediği yerde sarhoş olduğunu anladım... Kaşlarımı çattım ve Nisa'ya baktım. "Espiri yapıyorum tabi ki de." nedenli nedensiz yalan, bolca samimiyetsizlik! "Kavga etmek yerine seni ikiye bolecekler-" gülmeye başladım. Toprağın ve Ateşin benden hoşlanıp beni yarı yarıya paylaşması fikri komik geldi... (Gacha ikiz sevgilim ZXDTCFYGVBHUINJOKMP)
Nisa biraz durduktan sonra aceleyle bavulunu kurcalamaya başladı. Ne yapıyor lan bu diye düşünürken Nisa konuşmaya başladı: "Giymek için hiçbir şeyim yok!" var aslında... "Ohhhh, mee too~" Nisa telefonunu aldı bende ne yapıyor diye bakmak için yanına gittim. Babamdan para isteyecekti sanırım...
Kütüphanedeki çocuk kişisine mesaj atın
-EVEEEN
-benim hesaba biraz para atabilir misin?
-Atarım da niye?
-kıyafet alcaz >
-10 bin yeter mi?
-ama difneye de alcaz
-10 bin dolar
Hemen Nisa'nın elinden telefonu aldım.
-BABAM YİAAA!!!
-ney?
-Sagol babuş!!!
Nisa ile hızlıca hazırlandık, aslında ben zaten hazırdım sadece balm sürdüm... Odadan çıkarken kapının önünde Evren duruyordu. "Ne oldu???" dedi Nisa, "Nereye gideceğinizi soracaktı-", "AVM!", "Caddenin karşısındaki mi?", "Evet.", "Can ve Cahit de oraya gitti." Bize ne bundan... "Tamam, hadi gidelim." dedim ve evreni itip odadan çıktım. İnsanları itmek çok eğlenceli... Hızlıca otelden çıktık ve Avm ye gittik. girişin yanındaki vintrindeki kombin şaka mıdır "Nisa buraya girelim!", "Tamam." koşarak girdim. "Uy çok güzel. Hadi alalım!", "Fiyatı ne kadar acab-" Nisa dondu... En fazla kaç lira olabilir di ki? "Çok mu pahalı??" dedim aceleyle. "3 BİN dolar mış! Tl olarak ne kadar yapıyor?!", "90 bin falan.. LAN!", "He özel tasarımmış.", "Diğer yerlere de bakalım.", "Timam." Bir sürü yer gezdik, fakat hiçbiri güzel değildi... "Son burası kaldı gel orayı da gezelim.", "Olur." Nisa hiçbir şey almadı ama ben 19 tane poşet ile çıktım. Geriye kaldı 9 bin Tl!
Nisa da kendisine bir tane elbise aldı ve elimizde poşetler ile avm den çıktık. Kapının önünde Can ve Cahit duruyordu ama görmezden geldik ve gülüp yanlarından geçip gittik. Eğer Nisa selam verseydi büyük ihtimalle yarım saat falan ayakta boş boş konuşurlardı o nedenle görmezden gelmek en iyi fikir, zaten elimizde 20 poşet var kaçardım vallahi!
Asansöre binip üst kata çıkarken saate baktım. "NİSA SAAT DOKUZ BUÇUK OLMUŞ!", "Hayııır! Yemeği kaçırdık..." asansör durdu ve yemek saatini kaçırmanın verdiği üzüntüyle odamızın önüne geldik. Nisa çantasında odanın anahtarını ararken birşey fark ettim. "Nisa...", "Efendim?", "Kapı neden açık?", "Kapatmamış mıyız?" Nisa kafasını kaldırdı. YA BİR ŞEYLER ÇALINDIYSA??? "Ben sen kapattın sanıyordum..." Nisa cevap vermedi ve kapıya yaklaşıp dinlemeye başladı. İçeriden televizyon sesleri geliyordu? "İçeride birisi var! Sen poşetlerle dur ben bir bakayım." Elindeki poşetleri yere bıraktı ve kapının aralığından içeriye bakmaya başladı. Muhtamelen sadece banyonun kapısını görebiliyordur. Nisa aralıktan bakerken bir anda dona kaldı. "E-Evren???"